İlk tanıdığımda dağ gibiydi.Düşkün bir ihtiyar şimdi
Göçemeyen kuşlara benziyor ,kanadı kırık ,zorla ikamet eden.
Bir yalnızlık gölgesi kendi sonsuzluğunun bekçisi.
Avuçlarında sakladığı umutları bilirim. Ben çocuktum o zamanlar.
Hep kendi sıcaklığında zannederdi insanları.
Gülüşler bırakırdı ,nefes aldığı her yerde.
Bin bereket getirirdi , bir buğday tanesinden.Gençliğinde bir kızın yeşil gözlerine gizlenirdi.
İzlenirdi akşamları ,duvarlara yazdığı şiirler için.
Kaç kez kurşuna dizildi sevdası , kaç kez inadına sevdi.
Hiç köşe dönmedi , hep dikine giden berrak bir ırmaktı.
Yasak kitaplarını yakmadı diye onu yaktılar.
Ayakta tutamadı düşüncelerinin heykelini.Üzerine çullandılar bir gece yarısı taşlı sopalı. Hem onu , hem geleceğini yıktılar.
Adıyla anılan bir yürüyüşü vardı ,insanın içine işleyen hüzünlü bir gülüşü.
Harika şiirler bıraktı dostlarına , bana hikayesini.
Korkaklara göre sabıkalı düşünceler bıraktı oysa ne emek çaldı ,ne ekmek
Mahallenin delisi şimdi.
Çocuklar ne bilsin ondaki yüreği.
Kimse onun gibi sevmedi , kimse onun kadar direnmedi yanlışlara.
“Yapraklar eksilince ağaç ölmüyor”
derdi inadına başlardı bittiği yerden.
Sokak lambaları kar tutunca ,el feneriyle aydınlatırdı sokağımızı
Ödünç değildi cesareti ,iliklerine kadar yürekti.
Şimdi “dilsizler korosu” ,iktidara yavşaklık yaparken ,ondaki acı gülüşün esrarını biliyorum.
Paranın tanrılaştırdığı bir düzende ,kendisini paraladığı yılları hatırlayıp kahrettiğine de adım gibi eminim.
İlk tanıdığımda dağ gibiydi.
Düşkün bir ihtiyar şimdi.
Kurumuş bir ağaç hüznüyle günbegün çürüyor.
Can çekişen bir atın kurşun beklemesi gibi , gözlerimin içine bakıyor
Zaman zaman.
Çocuklar ne bilsin ondaki yüreği ,ne bilsin ondaki bükülmez bileği…
Kendinden uzaklaşan kalabalıkların içinde , yalnızlığına ağlıyor gizli gizli
İzledikçe kahroluyorum.
Bazen gözleri nefretle geziyor yapay insanların suratlarında.
Yaşlı yüz hatlarında kaç gemi battı o biliyor.
Onun hikayesini de sadece ben biliyorum.
HAKKI YALÇIN |