Kıza bir partide rastlamıştım..
Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet ettim. Kız parti boyu dikkatini çekemeyen banim davetime şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturduk.
ben öyle heyecanlıydım ki, kalbimin çarpmasından konuşamıyordum. Benim bu hali kızın da huzurunu kaçırdı..Ben artık gideyim demeye hazırlanırken,ben birden garsonu çağırdım.. Bana biraz tuz getirir misiniz dedim.Kahveme koymak için.. Yan masalardan bile şaşkın yüzler dikkatlice bana bakıyordu..Kahveye tuz!.. kıpkırmızı oldum utançtan, ama tuzu kahveme döktü ve içmeye başladım.
Kız, merakla; Garip bir ağız tadınız var dedi.. bende anlattım: Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki. Bunları söylerken gözlerim nemlenmişti.. Kız dinlediklerindem çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu..
Buluşmaya devam ettik ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlenmedi. kısa bir süre sonra ayrıldık nedensiz yere ben ama onun dikkatini çekebilmeiçin tuzlu kahve içiyosam.. ondanda bir fedakarlık örneği isterdim.... dimi arkadaşlar siz neyapardıınız? |