bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
işte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
'eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, '
demiş la rochefoucauld
benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...
bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgarın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi terkedilmek korkusu
hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması
sen şehre sırtını dönen uykusuz dağlı
gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
nasıl taşıdın bunca yıl delirmiş saçlarında o eski şark yelini
biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi
Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları
ve
şiirleriyle görünen yazarın ilk kitabı 1980'de yayımlanan Mahmud ile Yezida.
Daha çok şiirleri,
hikâyeleri ve oyunlarıyla tanınan Murathan Mungan aynı zamanda radyo oyunu,
film senaryosu ve şarkı sözü yazdı.
Çeşitli alanlara dağılmış
yirmi yıllık çalışmalarından yaptığı özel bir seçmeyi Murathan '95'te topladı.
Şiirlerinden yapılan bir seçme
Kürtçe'ye çevrildi: Li Rojhilatê Dilê Min (Kalbimin Doğusunda).
Dünya edebiyatından öyküleri bir araya getirdiği seçkileri (Ressamın İkinci Sözleşmesi, Çocuklar ve Büyükleri, Kadınlığın 21 Hikâyesi) yayımlandı.
Çeşitli yazı ve denemelerini Meskalin 60 draje ile Soğuk Büfe'de topladı.
2000 öncesinde çıkardığı tüm şiir kitaplarını bir araya getiren 13+1 toplamından sonra 2001'de Erkekler için Divan, 2002 yılında da ilk romanı Yüksek Topuklar yayımlandı. 2003'te yayımlanan seçkisi Yazıhane'de, dünya yazarlarının "Niçin yazıyorum?" sorusu etrafındaki denemelerini bir araya getirdi. Bunu aynı yılın sonunda Timsah Sokak Şiirleri, kısa bir süre sonra da Çador adlı kısa romanı takip etti.
2004'ün son günlerinde yayımlanan Eteğimdeki Taşlar geniş bir zaman diliminden şiirlerini bir araya getiriyor. 2005 yılı için hazırlanmış özel bir basım olan Elli Parça, Mungan'ın henüz kitaplaşmamış çalışma dosyalarından farklı türlerde parçalar içeriyor. 2007 yılı içinde Kâğıt Taş Kumaş adlı bir oyun, çeşitli yerlerde yayımlanmış sinema yazılarından oluşan Kullanılmış Biletler ve Büyümenin Türkçe Tarihi adlı öykü seçkisi ve hikâye kitabı Yedi Kapılı Kırk Oda yayımlanan Mungan'ın son şiir kitabı Dağ ise Aralık 2007'de yayımlandı..
Yaralı bayramlar geçti
Mevsimler, bütün anlamlarıyla
Yüreğin koyu yerinde birikenler
Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
Gelip geçti şehirler ve ölüler
Unutmadık
Topraktan çobanyıldızına değin
Hey yer
Her şey
Mümkündü
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralıydık
Unutmadık
Orada bir coğrafya yağmalanıyor
Orada gazetelerin ofset baskısı
Orada yeniden yazıyorlar 835 satır
Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
Gökyüzünün karanlık kefeniyle örtük
Yıldızların delik deşik ettiği ölüleriz
Adsız ölüleriz
Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
Savaşlar ve pazarlar çağıydı
Aynı silahlardı kullandığımız
Aynı çarşılar aynı kandı
Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik
Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
Viran tarihten
Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
Çocuklar gibi kusup
Kırda gelincikler gibi gülümseyen
Müsademe çocuklarını gördük
Geçip gidiyorlardı
Tarihin en uzun gecesinden
Pazarlarda aynı kan
Aynı paranın değiş tokuşunda
Karanlık çarşılar
Aynı kanlı tarih her defasında
Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın
Ölüme yakın duran
Bir de on binlerin korosunda haykıran
İntifada intifada intifada
İki güzelliğimiz vardı bizim
Ufkumuzdan inen
Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize
Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
Doğunun gündüz ve gecelerinde
Otuz üç yıldız
Hala ışığını gönderiyor bize
Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
Birkaç karanfil
Yol için ipek, uyku için maya
Kalbiniz için
Kara bir yemin gibi çırılçıplak
Kelimeler getirdim
Kaybolmuş yüzyılların vatanında
Ölümün erken takibe aldığı çocuklar
Dağlarda değilim sizinle birlik
Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralı
Serap ile hakikat arası
Çağın aşamadığı uçurumlarda
Gider gelirim gider gelirim
Efsanelerin çeşitlendigi yol ağızlarindaki büyük kamaşma
Anda gizlenen zaman
Ateşin avesta dili
Bitkiler, otlar, kökler
Dağlanmış dil, narın rengi
On binlerin dönüştüğü uğuldarken
Doğunun yeni defteri
Topraktan çobanyıldızına değin
Her yer her şey karanlık bir pusuda
Yazının, tekerleğin, tarihin
İlk çocuklarından
Ey büyük mezopotamya
İki bin yıllık gece
Dön geri bak
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda..
bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
AGLAYAMADIM.
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa...
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı sadece
seninle paylasmaktı.
ANLATAMADIM...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden.
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperirdin yine,
biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini, gitmek için biriktirdişin bütün cesaretin kaybolurdu
TUTAMADIM...
Bir yıkım gibiydi gidişin.
Sen adım adım uzaklaşırken benden, çöküp kaldı bedenim olduğu yere.
Nice terk edilişlere dayanan bu yürek, bu kez yenilmişti.
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
KALKAMADIM...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum.
Hazırdım gidişine. Kaçak zamanları yaşıyorduk. Zaman bitecek ve sen gidecektin.
Bense gidişinin ertesi günü hayatima kaldığım yerden devam edecektim.
DEVAM EDEMEDIM..
Bir şey söyledin mi giderken?..
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "Seni Seviyorum" dedin mi?...
"Bekle beni, döneceğim..." diye umut verdin mi?..
Beynim öylesine uğulduyordu ki.
DUYAMADIM...
Nereye gittiğin önemli değildi.
Binlerce km. uzakta da olsan, iki metre ötemde de fark etmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım
KURTULAMADIM...
Unutulanların arasına katılmalıydım.
Anıları sandğıa koyup hayatı yeniden yakalamalıydım.
Bu aşk-ı noktalanmalıydım, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
YAPAMADIM...
BIL KI SEVMEKTEN VAZGEÇMEDIM SENI,
BIL KI SENINLE BIRLIKTE, SEVDANI DA TASIYACAGIM YÜREGIMDE,
BIL KI;
SENI ASLA UNUTMAYACAGIM
Biliyorum aslında sen hiç bir zaman gelmedin bana.
Duymuyorsun !
Gitme diyorum sana,gitme !
Çığlıklarım boğuluyor gecenin karanlığında.
Gece korkunç, gece sessiz, gece yalnız...
Sesim kısılıyor
Gidişin bitişi olacak yüreğimdeki heyecanın,
Gidişin sönüşü olacak gözlerimdeki ateşin.
Beni,yüreğimdeki sevgiyi,
Gözlerimdeki bitmek bilmeyen umudu unuttun!
Ama ne olur bunu unutma.
Gidişin dinderemez bu fırtınayı.
Bir fırtınanın ugultusuyla sesleniyorum sana;
BİR DAHA ...