Forumlar >>
Sanat >> ACININ ALKIŞLARI

| Sayfalar: Önceki 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Sonraki |
|
|
| Yazar |
ACININ ALKIŞLARI |
Yabancı..
|
KEREM GİBİ
Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum...
O diyor ki bana :
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem
gibi
yana
yana...
"Deeeert
çok,
hemdert
yok"
Yürek-
-lerin
kulak-
-ları
sağır...
Hava kurşun gibi ağır...
Ben diyorum ki ona :
- Kül olayım
Kerem
gibi
yana
yana.
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl
çıkar
karan-
-lıklar
aydın-
-lığa...
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır
bağır
bağır
bağırıyorum.
Koşun
kurşun
erit-
-meğe
çağırıyorum..... | 11-02-2008 11:37 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
YÜRÜMEK
Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..
Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek!..
Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek... | 11-02-2008 11:41 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
YASAMAYA DAIR
(1)
YASAMAK SAKAYA GELMEZ,
BUYUK BIR CIDDIYETLE YASAYACAKSIN
BIR SINCAP GIBI MESELA,
YANI, YASAMIN DISINDA VE OTESINDE HICBIR SEY BEKLEMEDEN
YANI, BUTUN ISIN GUCUN YASAMAK OLACAK.
YASAMAYI CIDDIYE ALACAKSIN,
YANI, O DERECEDE, OYLESINE KI,
MESELA, KOLLARIN BAGLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA,
YAHUT, KOCAMAN GOZLUKLERIN,
BEYAZ GOMLEGINLE BIR LABORATUVARDA
INSANLAR ICIN OLEBILECEKSIN,
HEM DE YUZUNU BILE GORMEDIGIN INSANLAR ICIN,
HEM DE HIC KIMSE SENI BUNA ZORLAMAMISKEN,
HEM DE EN GUZEL,
EN GERCEK SEYIN YASAMAK OLDUGUNU BILDIGIN HALDE.
YANI, OYLESINE CIDDIYE ALACAKSIN KI YASAMAYI,
YETMISINDE BILE, MESELA, ZEYTIN DIKECEKSIN,
HEM DE OYLE COCUKLARA FALAN KALIR DIYE DEGIL,
OLMEKTEN KORKTUGUN HALDE OLUME INANMADIGIN ICIN,
YASAMAK, YANI AGIR BASTIGINDAN.
1947
(2)
DIYELIM KI, AGIR AMELIYATLIK HASTAYIZ,
YANI, BEYAZ MASADAN
BIR DAHA KALKMAMAK IHTIMALI DE VAR
DUYMAMAK MUMKUN DEGILSE DE BIRAZ ERKEN GITMENIN KEDERINI
BIZ YINE DE GULECEGIZ ANLATLAN BEKTASI FIKRASINA,
HAVA YAGMURLU MU, DIYE BAKACAGIZ PENCEREDEN,
YAHUT DA YINE SABIRSIZLIKLA BEKLEYECEGIZ
EN SON AJANS HABERLERINI.
DIYELIM KI, DOVUSULMEYE DEGER BIR SEYLER ICIN,
DIYELIM KI, CEPHEDEYIZ.
DAHA ORDA ILK HUCUMDA, DAHA O GUN
YUZUKOTUN KAPAKLANIP OLMEK DE MUMKUN.
TUHAF BIR HINCLA BILECEGIZ BUNU,
FAKAT YINE DE CILDIRASIYA MERAK EDECEGIZ
BELKI YILLARCA SURECEK OLANSAVASIN SONUNU
DIYELIM KI, HAPISTEYIZ,
YASIMIZ DA ELLIYE YAKIN,
DAHA DA ON SEKIZ SENE OLSUN ACILMASINA DEMIR KAPININ.
YINE DEDISARIYLA BERABER YASAYACAGIZ,
INSANLARI, HAYVANLARI, KAVGASI VE RUZGARIYLA
YANI, DUVARIN ARKASINDAKI DISARIYLA.
YANI, NASIL VE NERDE OLURSAK OLALIM
HIC OLUNMEYECEKMIS GIBI YASANACAK...
1948
(3)
BU DUNYA SOGUYACAK,
YILDIZLARIN ARASINDA BIR YILDIZ,
HEM DE EN UFACIKLARINDAN,
MAVI KADIFEDE BIR YILDIZ ZERRESI YANI,
YANI, BU KOSKOCAMAN DUNYAMIZ.
BU DUNYA SOGUYACAK GUNUN BIRINDE,
HATTA BIR BUZ YIGINI
YAHUT OLU BIR BULUT GIBI DE DEGIL,
BOS BIR CEVIZ GIBI YUVARLANACAK
ZIFIRI KARANLIKTA UCSUZ BUCAKSIZ.
SIMDIDEN CEKILECEK ACISI BUNUN,
DUYULACAK MAHZUNLUGU SIMDIDEN.
BOYLESINE SEVILECEK BU DUNYA
"YASADIM" DIYEBILMEN ICIN...
SUBAT 1948
| 11-02-2008 11:43 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Ben İçeri Düştüğümden Beri
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...’
Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün...’
Bir kurşun kallemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat...’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta...’
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri
Yedibuçuğu doldurup çıktı.
Dolaştı dışarda bi vakit,
Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda...
Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri...
Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya
Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’
Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf’ı güzaf...
| 11-02-2008 11:48 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Bence Simdi Sen de Herkes Gibisin
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
| 11-02-2008 11:49 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Bu Vatana Nasıl Kıydılar...
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire: «Buyur...» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur:
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
1959
| 11-02-2008 11:50 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Kadınlarımız
Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
| 11-02-2008 11:51 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Memleketimden İnsan Manzaraları
Vagonlar geliyorlar sallanarak.
'-Usta! ..'
Alaeddin döndü kömürcü İsmail’e
'-Ne var İsmail? '
'-Usta ne olacak bu harbin sonu? '
'-İyi olacak.'
'-Nasıl yani? '
'-Yemekli vagonda rakı içeceğiz.'
'-Biz mi? '
'-Biz.'
'-Kömürü kim atacak?
Kim sürecek makineyi? '
'-Onu da biz.'
'-Alayı bırak usta,
Kim Kazanacak? '
'-Biz.'
İsmail hiçbir şey anlamadıysa da
üstelemedi.
Çok siyah ve çok kalın kaşlarıyla oynadı biraz
sonra: '-Ustam' dedi,
'Bir sualim daha var.
Şu gördüğün raylar
dolanır mı bütün dünya yüzünü? '
'-Dolanır.'
'-Demek ki harp olmasa,
ama yalnız harp değil,
hudutlarda sorgu sual sorulmasa,
rayların üzerine saldık mi makineyi
dünyanın bir ucundan öbür ucuna varır.'
'-Deniz dedi mi durur.'
'-Gemilere binersin.'
'-Tayyare daha iyi.'
İsmail güldü.
Kırıktı ön dişlerinden biri.
'-Ben tayyareye binemem usta,
anamın vasiyeti var.'
'-Tayyareye binme, diye mi? '
'-Hayır
karıncayı bile incitme, diye.'
Alaeddin kocaman elini vurdu
çıplak uzun ensesine İsmail’in:
'-Sen ne hafız oğlusun!
Zararı yok ulan,
yine de bineriz tayyareye,
adam öldürmek için değil
gökyüzünde püfür püfür
safa sürmek için...
Simdi sen hele
ateşi bir süngüle.'
Vagonlar geliyorlar sallanarak.
........
| 11-02-2008 11:52 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Ölüme Dair
Buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun, oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...
Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...
Yayalar-köylü Yakup,
iki gözüm, merhaba.
Siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
Demek ölmemişsiniz?
Ya siz?
Muharrir Ahmet Cemil?
Gözümle gördüm
tabutunuzun toprağa indiğini.
Hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
Onu bırakın Ahmet Cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
Günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
Başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...
Bir eski Acem şairi:
«Ölüm âdildir» — diyor, —
«aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»
Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü? ...
Bir eski Acem şairi:
«Ölüm âdildir» — diyor.
Yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
Bir eski Acem şairi:
«Ölüm âdil...»
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...
Bir eski Acem şairi...
Dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?
| 11-02-2008 11:53 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
O, yalnız ağaran tanyerini görüyor
ben, geceyi de
Sen, yalnız geceyi görüyorsun,
ben ağaran tanyerinide
Tebrik ediyorum seni Defne
yüreğimizi aydınlatın | 11-02-2008 11:54 | | Şikayet Et! |
|
Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..
|