arkadas


 
bosluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 78
Forumlar >> Sanat >> ACININ ALKIŞLARI bosluk
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki
Kutudaki yazili sayfaya git -->
Yazar ACININ ALKIŞLARI
offline ~~YAĞMUR~~ Teröre-S...
Mesajlar: 3305

69413
Haziranda ölenlerin fikirleri kaldığı sürece dünya üzerinde, onların da ölümü kabul görmez belleklerde, bu yüzden her haziran’da geceler leylak ve tomurcuk kokar...

03-06-2007 12:29 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

YİRMİNCİ ASRA DAİR

- Uyumak şimdi,
uyanmak yüzyıl sonra, sevgilim...

- Hayır,
kendi asrım beni korkutmuyor
ben kaçak değilim.
Asrım sefil,
asrım yüz kızartıcı,
asrım cesur,
büyük
ve kahraman.
Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiçbir zaman.
Ben yirminci asırlıyım
ve bununla övünüyorum,
Bana yeter
yirminci asırda olduğum safta olmak
bizim tarafta olmak
ve dövüşmek yeni bir âlem için...

- Yüz yıl sonra, sevgilim...

- Hayır, her şeye rağmen daha evvel.
Ve ölen ve doğan
ve son gülenleri güzel gülecek olan yirminci asır
(benim şafak çığlıklarıyla sabaha eren müthiş gecem)
senin gözlerin gibi, Hatçem,
güneşli olacaktır.
12.11.1941

BÜYÜK USTANIN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLMEKTEN BAŞKA NE YAPILABİLİR Kİ....

03-06-2007 13:10 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..


03-06-2007 19:45 | cevapla | Şikayet Et!
offline CoManDaNTeChe
Mesajlar: 128

91354
gece leylak ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüregim
uy anam anam,
haziranda ölmek zor

calışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat


yorulmuşum, acıkmışım, uykusamışım

anama sövmüş patron
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı


sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler
çıkmışım bir dalgadan, vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla dallarda
insan iskeletleri

gece leylak ve tomurcuk kokuyor
'uyarına gelirse tepemde bir de çınar' demiştin yıllar önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki manda gözü
demek ki sile bezi
bir de memedin yüzü
bir de saman sarısı
bir de özlem kırmızısı

demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı

yıllar var ter içinde taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 Haziran 63'ü


3 Haziran 63'ü
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
okşar yanan alnını
Nazım Ustanın x 2
bir kırmızı gül dalı egilmiş üstüne
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta

gece leylak ve tomurcuk kokuyor

geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir kuş ötüyor.


haziranda ölmek zor....

GRUP YORUM




03-06-2007 21:55 | cevapla | Şikayet Et!
offline ~~YAĞMUR~~ Teröre-S...
Mesajlar: 3305

69413

05-06-2007 21:47 | cevapla | Şikayet Et!
offline ~~YAĞMUR~~ Teröre-S...
Mesajlar: 3305

69413
TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil...

07-06-2007 16:57 | cevapla | Şikayet Et!
offline ~~YAĞMUR~~ Teröre-S...
Mesajlar: 3305

69413
İnsanların içindeyim, seviyorum insanları

Hareketi seviyorum, düşünceyi seviyorum

Kavgamı kavgamı kavgamı seviyorum

Sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim

Seni seviyorum...



Aydınlığın içindeyim, seviyorum aydınlığı

Paylaşmayı seviyorum eşitliği seviyorum

Kavgamı kavgamı kavgamı seviyorum

Sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim

Seni seviyorum...

10-06-2007 16:00 | cevapla | Şikayet Et!
offline ~~YAĞMUR~~ Teröre-S...
Mesajlar: 3305

69413
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...



NAZIM HİKMET

01-07-2007 17:20 | cevapla | Şikayet Et!
offline oya
Mesajlar: 152

Nazım Hikmet... memleket


Sana geldim Nazım Usta...!

Seni bize getirmiyorlar ya; ben sana, şehrine geldim.

Şehrine... ölmeden birkaç ay önce "19 yaşım, 60 yaşım/öğretmenim yoldaşım" dediğin Rus başkentine...

Fikriyatının anavatanına... hasretinin son durağına...

Koca bir "devrim müzesi" gibiydi Moskova... geniş caddelerinde gezdim. Gördüm, panolarda "Orak-çekiç"lerin, "hamburger-kola"ya dönüştüğünü... Lenin'in, enternasyonalin hepten gözden düştüğünü...

Güldüm.

Sonra, Novodeviçye mezarlığında, kar beyazı bir polen yağmuru altında memleket toprağı serptim toprağına... Eskişehir'den geldi, hasretini çektiğin çınar...

Malum; "en iyisi ağaçlar/ağaçlar anılardan çok yaşar"...


* * *

Eski yoldaşların gözyaşı döktü başucunda...

Vera Tulyakova; o uğruna buralara "geldiğin, kaldığın, güldüğün, öldüğün kadın", saman sarısı saçları ve mavi kirpikleriyle en ön sıradaydı.

Şair dostun Valeri Tokarev "Koşun, kurşun eritmeye çağırıyorum" diye gürledi yorgun Slav aksanıyla...

Raisa Simonova'yı hatırlıyor musun? 9 aylık hamileydi sen öldüğünde... Son karşılaşmamızda "Güzel bir kızın olsun, adını 'Anna' koy" demiştin. Öldüğün hafta doğurdu Raisa... Anna şimdi Londra'da... 37 yaşında...

Demek 37 yıl olmuş sen öleli... hayat, şiirini kaybedeli...

Yakamda bir karanfil, boğazımda koca bir düğümle halamı aradım mezarının başından... "12 yaşımda korka korka eve getirdiğin Seçmeler kitabından, gizlice kulağıma şiirlerini fısıldadığın adam..." dedim... "o adamın şiirlerini haykırarak okuyoruz şu an..."

O şiirler ki, bana memleketi sevdirmişti, bir de adil bir dünya hasretini...

Kim bilir kaç kavgada silah diye kuşanmıştım onları... kaç sevdaya çiçek yapıp dolamıştım.

"19 yaşım, 40 yaşım/öğretmenim yoldaşım"...

* * *

"Kim bilir neler olacak 30 yıl sonra" diyordun 957'de...

Ne çok şey oldu gerçekten de...

Akıl almaz bir süratle değişiyor dünya...

Memlekete gelince...

Gezemiyorsa da henüz "elini kolunu sallayarak hürriyet", "30-40 dilde basılan yazıların" artık ülkende, Türkçe'nde de serbest...

Artık bir yılan başı gibi koparmıyorlar "Nazım" diyenin kafasını...

Ama beteri oldu; dün sana "hain" diyenler kullanmaya başladı adını...

Türkeş, "Bu memleket bizim" diyerek açtı paslı kilidi...

Demirel, "Yaşamak" dedi, "...bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine/ bu hasret bizim..."

Kutan, "Bir gün daha yaklaştık menzile..." diye selamladı seni...

Her nasılsa, "Nazımperver" kesildi, vatanın en muhafazakar siyasileri...

Ve nihayet... devlet elçisiyle, bakanlık temsilcisiyle katıldı bu yılki anma törenine...

Dahası... o "kapitalistler" var ya, şiirinde "milletten korkuyorlar" dediğin... Onlar getirdi bizi buraya... Her daim "Komünistler"e adres gösterilen Moskova'ya...

Abidin'e söyle, baksın bu fotoğrafa ve oradan yapsın "çok şükür, bugünü de gördüm, ölsem gam yemem gayrı"nın resmini...

* * *

Görünen o ki usta... 2002 yılında... Nazım asrında yani... 100 yaşında bitecek hasretin...

Bunlar... bu, sağlığında hayatı sana zindan edip, ardından şiirinin rantını yiyenler, sonunda "seve seve" verecekler vatandaşlığını...

Muhtemelen memlekette bir köy mezarlığına gömecekler seni...

Tepende ulu bir çınar, avluda güneş, semada beyaz güvercinler olacak... Belki bando değil ama, rengarenk çocuklar gelecek yanına...

"Şafak çığlıklarıyla sabaha eren müthiş gecen, bu kez güneşli doğacak."

Senin olamadı, ama belki bizim "en güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız" olacak.




>

Ê

7

5






18-07-2007 11:36 | cevapla | Şikayet Et!
offline sabrımızı taşırmayın...
Mesajlar: 2177

oya demiş ki; Nazım Hikmet... memleket


Sana geldim Nazım Usta...!

Seni bize getirmiyorlar ya; ben sana, şehrine geldim.

Şehrine... ölmeden birkaç ay önce "19 yaşım, 60 yaşım/öğretmenim yoldaşım" dediğin Rus başkentine...

Fikriyatının anavatanına... hasretinin son durağına...

Koca bir "devrim müzesi" gibiydi Moskova... geniş caddelerinde gezdim. Gördüm, panolarda "Orak-çekiç"lerin, "hamburger-kola"ya dönüştüğünü... Lenin'in, enternasyonalin hepten gözden düştüğünü...

Güldüm.

Sonra, Novodeviçye mezarlığında, kar beyazı bir polen yağmuru altında memleket toprağı serptim toprağına... Eskişehir'den geldi, hasretini çektiğin çınar...

Malum; "en iyisi ağaçlar/ağaçlar anılardan çok yaşar"...


* * *

Eski yoldaşların gözyaşı döktü başucunda...

Vera Tulyakova; o uğruna buralara "geldiğin, kaldığın, güldüğün, öldüğün kadın", saman sarısı saçları ve mavi kirpikleriyle en ön sıradaydı.

Şair dostun Valeri Tokarev "Koşun, kurşun eritmeye çağırıyorum" diye gürledi yorgun Slav aksanıyla...

Raisa Simonova'yı hatırlıyor musun? 9 aylık hamileydi sen öldüğünde... Son karşılaşmamızda "Güzel bir kızın olsun, adını 'Anna' koy" demiştin. Öldüğün hafta doğurdu Raisa... Anna şimdi Londra'da... 37 yaşında...

Demek 37 yıl olmuş sen öleli... hayat, şiirini kaybedeli...

Yakamda bir karanfil, boğazımda koca bir düğümle halamı aradım mezarının başından... "12 yaşımda korka korka eve getirdiğin Seçmeler kitabından, gizlice kulağıma şiirlerini fısıldadığın adam..." dedim... "o adamın şiirlerini haykırarak okuyoruz şu an..."

O şiirler ki, bana memleketi sevdirmişti, bir de adil bir dünya hasretini...

Kim bilir kaç kavgada silah diye kuşanmıştım onları... kaç sevdaya çiçek yapıp dolamıştım.

"19 yaşım, 40 yaşım/öğretmenim yoldaşım"...

* * *

"Kim bilir neler olacak 30 yıl sonra" diyordun 957'de...

Ne çok şey oldu gerçekten de...

Akıl almaz bir süratle değişiyor dünya...

Memlekete gelince...

Gezemiyorsa da henüz "elini kolunu sallayarak hürriyet", "30-40 dilde basılan yazıların" artık ülkende, Türkçe'nde de serbest...

Artık bir yılan başı gibi koparmıyorlar "Nazım" diyenin kafasını...

Ama beteri oldu; dün sana "hain" diyenler kullanmaya başladı adını...

Türkeş, "Bu memleket bizim" diyerek açtı paslı kilidi...

Demirel, "Yaşamak" dedi, "...bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine/ bu hasret bizim..."

Kutan, "Bir gün daha yaklaştık menzile..." diye selamladı seni...

Her nasılsa, "Nazımperver" kesildi, vatanın en muhafazakar siyasileri...

Ve nihayet... devlet elçisiyle, bakanlık temsilcisiyle katıldı bu yılki anma törenine...

Dahası... o "kapitalistler" var ya, şiirinde "milletten korkuyorlar" dediğin... Onlar getirdi bizi buraya... Her daim "Komünistler"e adres gösterilen Moskova'ya...

Abidin'e söyle, baksın bu fotoğrafa ve oradan yapsın "çok şükür, bugünü de gördüm, ölsem gam yemem gayrı"nın resmini...

* * *

Görünen o ki usta... 2002 yılında... Nazım asrında yani... 100 yaşında bitecek hasretin...

Bunlar... bu, sağlığında hayatı sana zindan edip, ardından şiirinin rantını yiyenler, sonunda "seve seve" verecekler vatandaşlığını...

Muhtemelen memlekette bir köy mezarlığına gömecekler seni...

Tepende ulu bir çınar, avluda güneş, semada beyaz güvercinler olacak... Belki bando değil ama, rengarenk çocuklar gelecek yanına...

"Şafak çığlıklarıyla sabaha eren müthiş gecen, bu kez güneşli doğacak."

Senin olamadı, ama belki bizim "en güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız" olacak.




>

Ê

7

5








18-07-2007 11:36 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki
Duslersokagi.com. iletisim: bilgi [ @ ] duslersokagi [ nokta ] com