Forumlar >>
Paylaşım >> HAYATIN GERÇEKLERİ v.2

| Sayfalar: Önceki 1, 2, 3, 4, 5 ... 152, 153, 154 Sonraki |
|
|
| Yazar |
HAYATIN GERÇEKLERİ v.2 |
Yabancı..
|
2-B'ler için çözüm bulundu
Sezer veto etmişti ama vasıfsız orman arazilerinin satışı yeniden gündemde. Bakın nasıl bir çözüm bulundu?
Cumhurbaşkanı Sezer’in vetosuyla gündemden düşen 2-B arazilerinin, bu defa kanun değişikliği ile satılması planlanıyor. İstanbul’da Sultanbeyli ve Ümraniye gibi semtlerin neredeyse tamamı 2-B arazilerinin üzerinde kurulu.
SULTANBEYLİ VE ÜMRANİYE 2-B’LER ÜZERİNE KURULU
Devletin resmi verilerine göre, ülkede orman vasfını kaybetmiş Hazine arazilerinin toplam büyüklüğü 473 bin hektar olarak ölçülüyor. Bir başka ifadeyle, bu araziler 4 milyar 730 bin metrekarelik veya 5 milyon 98 bin 467 dönümlük bir alanı kaplıyor.
2-B’ler, özellikle İstanbul, Antalya, Balıkesir, Mersin, Muğla, Bolu, İzmir, Bursa gibi illerimizde yer alıyor. İstanbul’da Sultanbeyli ve Ümraniye gibi ilçelerin neredeyse tamamı bu tür yerlerin üzerinde kurulu bulunurken, Sarıyer ve Beykoz’un bir bölümünü de yine orman niteliğini kaybetmiş Hazine arazileri oluşturuyor.
Ekonomi yönetimi, 2-B’lerin buralarda evi, işyeri olanlara öncelik verilerek satılması halinde, en az 10 milyar YTL’lik bir gelir elde edileceğini hesaplıyor.
Hükümet, 2-B olarak adlandırılan orman vasfını kaybetmiş Hazine arazilerinin satışı için yeniden harekete geçiyor. Daha önce Anayasa değişikliği ile gerçekleştirilmeye çalışılan, ancak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto etmesi nedeniyle gündemden düşen 2-B’lerin,bu defa kanun değişikliği ile satılması planlanıyor. Çevre ve Orman Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı bürokratlarının bir süredir devam eden çalışmaları sonucunda, 2-B’lerin satışına dönük bir kanun taslağı hazırlandı.
“2924 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanunda Bazı Değişiklikler Yapılması ile 13 ve 18. Maddelerinin Yeniden Düzenlenmesine ve Orman Kanunu’nun 2. Maddesinde Değişiklik Yapımasına Dair Kanun Taslağı” 15 maddeden oluşuyor.
ÖNCE HAZİNE ADINA TESCİL YAPILACAK
Söz konusu taslak, ilgili kuruluşlarla yapılacak değerlendirmelerin ardından son şeklini alacak, daha sonra da Başbakanlığa sevk edilecek. Özellikle İstanbul ve Antalya gibi büyük merkezlerde üzerlerinde semt, mahalle, hatta ilçeler bulunan 2-B’lerin satışına olanak sağlayacak olan taslakta yer alan temel hükümler şöyle:
Orman kadastro komisyonlarınca orman sınırları dışına çıkarılan yerler, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın talebi üzerine Hazine adına tescil edilecek. Bu yerler, tescille birlikte, Maliye Bakanlığı emrine geçecek.
Orman içi köylülerinin yerleştirilmesi amacıyla orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adına tescil edilen yerlerden Çevre ve Orman Bakanlığı’nca uygun görülenler, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na tahsis edilecek.
Belediye ve mücavir alan sınırları içindeki taşınmazlardan, tekrar orman olarak değerlendirilmesi mümkün olanlar, Maliye Bakanlığı’nca Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilecek. Satışı mümkün olmayan taşınmazlar, genel hükümlere göre değerlendirilecek.
SATIŞ GELİRİ ORMAN KÖYLÜSÜNE GİDECEK
Satıştan elde edilen gelirler, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi için kullanılmak üzere Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesine özel ödenek kaydedilecek.
2-B’lerin satışında, rayiç bedel tespiti özel komisyonlarca gerçekleştirilecek.
Yeni düzenlemeye ilişkin Yönetmelikler, Kanunun yayımı tarihinden itibaren 6 ay içinde hazırlanacak.
İŞGALCİLER TAHLİYE EDİLEMİYOR
Taslağın gerekçesinde, orman vasfını kaybetmiş arazilerden kira veya ecrimisil alınamadığı gibi hak sahipliği belirlenmediği için işgalcilerin de tahliye edilemediği vurgulandı. Sorunun çözümlenmemesinin sadece işgalcilere yaradığı kaydedilen gerekçede, söz konusu alanlar için öngörülen değerlendirme yöntemleri şöyle sıralandı:
Orman köylülerinin nakil ve yerleştirilmeleri: İstanbul’da işgaller sonucu oluşan yerler dikkate alınmazsa, bu yerler, genellikle yerleşime uygun değil. Aradan geçen 22 yıla rağmen, bu konuda bir işlem de yapılmadı.
Tarım arazisinin değerlendirilmesi: Bu konuda ilk 12 yıl bir işlem yapılamadı, takip edilen yıllarda da önemli bir mesafe kaydedilemedi.
Köy yapılarının değerlendirilmesi: Tarım arazisi için belirtilen hususlar, bu yerler için de geçerli. Belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerler konusunda da 22 yıldır hiçbir işlem yapılmadı.
| 19-11-2008 21:43 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
DP'de erkek Çiller dönemi mi?
Cumartesi günü Demokrat Parti"nin (DP) 9. Olağan Kongresi"ni izlemek için Ankara"daydım.
Önce kongreye ilişkin birkaç gözlemimi aktarayım…
Kongrenin yapıldığı Atatürk Kapalı Spor Salonu hınca hınç doluydu.
Dışarıda da kayda değer bir topluluk vardı…
Kitle coşkuluydu…
Bence bu husus, altı çizilmesi gereken bir husus…
Çünkü DP"nin artık ömrünü tamamladığı söyleniyordu.
Görünen o ki, 39 yaşındaki genç Genel Başkan Süleyman Soylu DP"yi yeniden ayağa kaldırmayı başarmış…
SOYLU"NUN İKİ ÖZELLİĞİ…
Soylu"nun iki özelliği bunda rol oynamış görünüyor:
Birincisi, eski ve köklü bir DP"li aileden geliyor olması…
İkincisi, teşkilatın mutfağından yetişmiş olması…
Genel Başkan seçildikten sonra gece gündüz demeden parti teşkilatlarını dolaşmış olması ve umudunu yitirmiş o kitleye yeniden umut aşılaması, belli ki karşılığını bulmuş…
ÇİLLER"İN GÜCÜ, AĞAR"IN KONUMU
Kongrede parti tarihini anlatan sinevizyonu izlerken bir şey dikkatimi çekti.
Çiller"in fotoğrafı ekrana yansıyınca olağanüstü bir alkış tufanı koptu!
Rahmetli Adnan Menderes ve Demirel"e gösterilen ilgi de had safhadaydı…
Salonda bulunan Aydın Menderes"in ismi anons edildiğinde ise yer yerinden oynadı sanki…
Kongredeki diğer DP"li ağır toplara gösterilen ilgi fazla değildi…
Görebildiğim bir diğer husus da şu oldu:
Önceki genel başkan Mehmet Ağar neredeyse nisyana terk edilmiş!
Ne Soylu konuşmasında ismini andı, ne de sinevizyonda fotoğrafı göründüğünde salondakilerden bir tek alkış yükseldi…
Asıl vurgulamak istediğim husus şu:
DP, hala Çiller"in partisi gibi!...
SOYLU, “ERKEK ÇİLLER” GİBİYDİ…
O yüzden midir bilmem, Soylu, fırsat buldukça Çiller"e selam gönderdi, Çiller"den, “O yiğit kadın” diye söz etti.
Soylu"nun parti üzerindeki liderliğini pekiştirmek için bunu taktiksel olarak mı yaptığı veya gerçekten Çiller gibi düşündüğü için mi bu yola başvurduğu süreç içinde görülecek elbette…
Ama mevcut haliyle Soylu tam bir “erkek Çiller” gibi duruyordu…
Soylu"nun uzun konuşmasında altını çizdiği temel anlayış, Çiller"in anlayışıyla birebir örtüşüyordu…
Üslup ve söylem beraberliği ziyadesiyle dikkat çekiciydi…
Sözgelimi, milliyetçi hamaset konusunda…
Soylu bu hamasetin dilini fazlasıyla kullandı…
Değerler üzerinden siyaset yapmayan tek partinin DP olduğunu söylemesine rağmen tarihsel, dinsel ve milliyetçi değerleri eksene alan vurguları gözden kaçmadı…
PKK terörü ve Barzani-Talabani konusunda yaptığı açıklamalar, sert ve çözümsüz milliyetçiliğe yaslanan söylemsel itirazlardan öte geçmedi…
Salondaki DP"lilerin duyduğunda heyecanlanacağı ve coşacağı bir milliyetçi retorikten öte bir anlam taşımayan sözleri, DP"nin Doğu ve Güneydoğu"da hiçbir şekilde iddiası olmayan bir parti olacağını gösteriyor…
Başka bir deyişle, DP"nin bu söylemiyle ve duruşuyla Doğu ve Güneydoğu"da bırakınız tutunabilmesi, barınabilmesi bile mümkün değil…
SOYLU"NUN ARTILARI…
Süleyman Soylu"ya dair gözlemim şu:
Başarılı bir teşkilatçı…
İyi bir hatip…
DP kitlesine kendisini sadece bir genel başkan olarak değil, aynı zamanda bir lider olarak da sevdirecek özelliklere sahip…
Salona girdiğinde bir “lider” gibi karşılandı…
Heyecanı yüzünden okunuyordu…
“Öldü!” denilen DP"nin ölmediğini, kıratın kendi genel başkanlığında yeniden dirildiğini, hem de coşkuyla koşmaya hazır olduğunu herkese gösterdiği için haklı olarak gururluydu…
SOYLU"YA UYARIM: “GELENEK ADINA GELECEĞİ HEBA ETME!”
Demokrat bir genel başkan olarak eleştirilerimi anlayışla karşılayacağından eminim…
Teşkilatı ayağa kaldırmak için Çiller gibi konuşması veya düşünmesi gerektiğine inandığı için böyle bir duruş sergiliyorsa, buna bir sözüm yok…
Ama sahiden Çiller gibi düşünüyor ve Çiller gibi hareket edecekse, böyle bir DP"nin de geleceği yok…
Geleceği olsaydı Çiller gitmezdi…
Geleceği olsaydı Çiller döneminde, hem de o en ağır topların bulunduğu parti siyaseten silinip gitmezdi…
Kendisini seven ve kendisine değer veren biri olarak kendisine bir uyarım olacak:
Gelenek adına geleceği heba etme!
Üstelik Çiller"in o çözümsüzlüğü derinleştiren şahin anlayış ve politikaları, bilebildiğim kadarıyla DP"nin geleneğiyle de örtüşmüyor…
Celal Bayar"ın “Şark Raporu”nda ortaya koyduğu anlayış, DP"nin geleneğine örnek olarak gösterilebilir…
Sadece DP"nin geleceğini değil, Türkiye"nin demokratik geleceğini de karartacak bu şahin anlayış ve politikayı izleyeceksen şayet, şimdiden geçmiş olsun diyorum!
DP"NİN ÇÖZÜM PROJESİ VAR MI?
Kendisinden Türkiye"nin sorunlarına nasıl bir çözüm önerdiğini duymak isterdim…
Türkiye için nasıl bir demokratik değişim projesi önerdiğini bilmek isterdim…
Sözgelimi, Kürt sorununu nasıl çözmek istediğini, PKK terörünün üstesinden gelmek için neler yapmayı düşündüğünü açıklamasını beklerdim…
Nasıl bir demokratik-özgürlükçü Türkiye arzuladığını ortaya koymasını beklerdim…
Yapmadı…
Sadece Ak Parti"ye ve Başbakan Erdoğan"a yüklendi…
Tamamen popülist ve hamaset yüklü bir üslupla neye karşı olduğunu açıkladı, ama ne önerdiğini söylemedi…
“Ötekisi olmayan bir Türkiye” arzuladığını söyledi konuşmasında… Harikaydı…
Ama bunu nasıl gerçekleştireceğini, hangi anlayış temelinde gerçekleştireceğini anlatmaması büyük bir eksiklikti…
Tabii Çillerci bir anlayışla bunu nasıl gerçekleştirebileceği de bir soru işareti…
SOYLU MU ÇİLLER Mİ?
Soylu, Çiller"in ağzıyla ve anlayışıyla seslendi Türkiye"ye…
Kuzey Irak"tan gelip Aktütün karakoluna saldıran teröristleri haklı olarak eleştirirken öyle bir söz söyledi ki dudağım uçukladı:
“Biz iktidarda olsaydık, ertesi gün Barzani olmazdı.”
Şahinleştikçe alkış topladığını fark eden Soylu, hızını alamayıp başka şeyler de söyledi…
Doğrusu, korktum…
Karşımda Soylu değil de Çiller durduğu için korktum…
Aklıma Çiller dönemindeki o faili meçhul cinayetler geldiği için korktum…
“Ya bitecek, ya bitecek!” söyleminin DYP"yi nasıl bitirdiğini ve Türkiye"yi nasıl kanlı ve acılı bir sürece, Susurluk benzeri süreçlerin tam orta yerine sürüklediğini gördüğüm için korktum…
Ne yalan söyleyeyim, konuşmasının o bölümünü dinlediğimde sükut-u hayale uğradım…
Partisine umut aşılamasına sözüm yok…
Ama Türkiye"nin umudunu kıracak o şahin politikalara, o kandan beslenen çözümsüz politikalara yeniden dönüşün sinyallerini veren konuşmasının o bölümlerini dinlediğimde içimdeki tüm umut kırıntılarının tükendiğini fark ettim…
Ağar"ın o kanlı ve derin tecrübeden süzülüp gelen “düz ova” ve “benelüks modeli” yaklaşımı üzerinden içi iyi doldurulmuş yeni demokratik bir çözüm paketi çıkarmasını dilerdim sevgili Soylu"dan…
Tercihini her anlamda Çiller"den yana yapmışsa, kendisi adına üzülürüm…
Umarım yeni dönemde Türkiye"nin sorunlarına çözüm öneren demokratik bir değişim projesini tez elden hazırlayıp sunar da, biz de neyi nasıl yapacağını öğrenmiş oluruz…
“ERKEK ÇİLLER” DÖNEMİ Mİ?
Soylu"nun kongredeki konuşmasının o bölümlerini dinlerken, yanıbaşımdaki sevgili dostum Mahmut Övür"ün kulağına, “DP"de Erkek Çiller dönemi başlıyor” diye fısıldadım...
Dilerim yanılırım…
Soylu"nun yüzünü demokrat başkan Obama"ya çevirmesini isterdim…
Bir demokrat başkan olarak Obama"nın anlayışından ve seçim zaferinden ders çıkarmasını isterdim…
Salondan ayrılırken bir DP"li gencin, belli ki bir parça muhalif olan DP"li gencin şu sözleri çalındı kulağıma:
“Bu adam kendini Obama sanıyor!”
Sanmakla olmak ayrı şey…
Görüntüyle gerçek çabucak fark edilir…
Çiller"in anlayışından katiyen Obama çıkmaz sevgili Soylu Başkan, bilesin!
Sahiden lider olmak istiyorsan Obama gibi kendi mührünü bas, emanetçi gibi durma!
| 19-11-2008 21:45 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Doğu'dan Batı'ya bir başarı öyküsü...
TRT 2"de bir belgesel keşfettim Cumartesi akşam üzeri. “Güneşin İzinde...” Programı ülkemizde çok önemli bir resim sanatçısı olan Ahmet Güneştekin sunuyor. Ahmet Güneştekin ve ekibi geçen Cumartesi gösterilen bölümde Kütahyadaydılar... Evliya Çelebini"nin hikayesi ile başlayan belgesel Ahmet Güneştekin"in fırça darbeleriyle devam etti... Bu arada devam ettiler Kütahya"yı anlatmaya... Çağdaş resim sanatının ustalarından Şenol Yorozlu ile Ahmet Güneştekin ortak bir sergi açıyorlar Kütahya"nın tarihi mekanlarından birinde. Programın değişmeyen bir olmazsa olmazı; tarihi bir mekanda her hafta bir başka ressamla ortak bir sergi açılıyor olması. İnsanları resimle buluşturuyorlar. Bu arada Evliya Çelebi"nin öyküsü program boyunca devam ediyor. Ahmet Güneştekin de, programın başında başladığı resme program boyunca devam ediyor. Herşey iç içe geçmiş sanki, derken bir bakıyorsunuz Güneştekin çocukları toplamış etrafına, her programında olduğu gibi. İki ressam çocuklara beyaz kağıtlar ve boyalar dağıtıyorlar ve onları hayal güçleri ile başbaşa bırakıyorlar. Ahmet Güneştekin çocuklara resim sanatının inceliklerinden bahsediyor aynı zamanda. Çocuklar heyecanla resim yapıyorlar... “Kendi doğanı yarat” diyor Ahmet Güneştekin doğa resmi yapan bir çocuğa... “Tamamen özgürsünüz” diyor sonra, “çünkü sanat özgürlüktür!” Ekranda çocukların yaptıkları resimler akıyor sonra... Ve ressamın Kütahya"nın ona hissettirdiği bütün duyguları işlediği resmin bitmiş halini görüyoruz programın sonunda. Seyrettiğim en anlamlı programlardan biri diyebilirim. Sanatı her yere, her yeri de evimize taşırken aslında kendisine ne kadar önemli bir misyon yüklemiş olduğunu fark ettim Güneştekin"in. Program bittikten sonra program hakkında ne kadar bilgi varsa hepsini öğrenmiştim internet sitelerinden. Araştırdıkça daha çok şaşırdım. Her hafta bir ilin tarihini, coğrafyasını, kültürünü ve o ile, o bölgeye ait efsaneyi tanıtıyorlar. Bir başka ilginç ve sıradışı olan şey ise Ahmet Güneştekin"in program süresince o haftaki efsaneyi resmediyor olması. Resmi program bitiminde bitirmiş oluyor ve siz programın sonunda enerjisi yüksek bir sanateserine hayranlıkla bakakalıyorsunuz.
Bu program bana hep eleştirip durduğum televizyon programları hatırlattı yeniden. Artık çocuklarımız ve yetişen nesil için böyle programlara ihtiyacımız var. Keşke popüler kanallardan birinde izleyebilseydim de “benimle birlikte bir çok insanda izleyebilseydi,” dedim. Ben şans eseri keşfettim ama yaptığım araştırmanın sonucunda öğrendim ki Ahmet Güneştekin ve ekibine özellikle üniversitelerden ilgi büyük. Sık sık çeşitli üniversitelerde söyleşilere katılıyorlar.
Doğu"da doğmuş Ahmet Güneştekin ve bugün Batı"da kendi imkanlarıyla ülkemizi ve tarihimizi bize hatırlatıyor! Çocukların eline boyaları veriyor resimle tanıştırıyor ve hiç reklamsız, tantanasız, belki de asıl yapılması gerekeni yapıyor. Bu arada öğrendim ki Ahmet Güneştekin yurtdışına yani batı'ya en çok resim satan Türk ressamların arasında ve resimleri dünyada bir çok önemli koleksiyonda yer almış, ayrıca yaptığı tasarımlar dünyanın en önemli tasarım fuarlarında Türkiye"yi kendi adıyla temsil etmiş ve etmekte. Ve bir bilgi daha; 2009 Ekim ayında Ahmet Güneştekin"in yapıtlarından biri Almanya"nın en önemli müzelerinden birinde “baş yapıt” olarak sergilenecek! Dolayısıyla o yapıt dünyanın bir çok müzesini dolaşacak... Biz bir çok sanatçımızı ve bilim adamımızı küstürdük! "Beyin göçü" denilen şey budur işte! Umarım Ahmet Güneştekin'de küstürdüklerimizden biri olmaz, çünkü ülkemiz adına yapacağı daha çok iş var!
Belgeselin önemli işlevlerinden biri de Anadolu"yu gezip, bitmek üzere olan geleneksel el sanatlarını belgelemek... Onları kayıt altına almak, son zanaatkarlarla konuşturup, onları bize ulaştırmak... Bu bile başlı başına çok önemli bir bölüm aslında... Ama belgesel ekibi bununla da yetinmiyor, madem Anadolu"dan geleneksel olanı alıyoruz, o zaman biz de çağdaş Türk sanatını, yani Anadolu"nun uzanamadığı, sadece büyükşehirlere, müzelere, sergi salonlarına hapsolmuş, çağdaş Türk sanatını, resmini, heykelini Anadolu"ya taşıyalım diyorlar. İşte bu yüzden “81 il, 81 sanatçı, 81 sergi” başlıklı bir bölüm eklenmiş. Yukarıda da değindiğim gibi, her bölümde her hafta bir sanatçı, eserleriyle birlikte çekim için gidilen bölgeye taşınıyor. Anadolu"nun ücra bir köşesinde, bazen bir manastırda, bazen bir handa, bazen bir hamamda, bazen de tarihi bir külliyede sergiler açılıyor. Usta ressamlar, heykeltraşlar ve fotoğraf sanatçılarının eserleri ilk defa İstanbul dışında sergilenmiş oluyor. Aslında Kültür Bakanlığı"nın yapması gereken bir iş yapılıyor ve çağdaş sanat Türkiye"nin her yerine taşınıyor. Türkiye"nin motifleri de yurtdışına!
TRT 2"de tesadüfen karşılaştım ben bu belgeselle... TRT acaba bu kadar önemli bir iş yaptığının, büyük bir hizmette bulunduğunun farkında mı, sanmıyorum! Çünkü herhangi bir tanıtımına, ne TRT ekranlarında ne de başka bir yerde rastlamadım. TRT bu yıl büyük bütçelerle, bütün bilbodları donatırken neden bu programı göremedim? Herşeyden önce neden TRT 2 de yayınlandığını sormak isterim böylesi çağdaş bir programın? Ekranlar büyük bir gürültü kirliliğiyle dolup taşarken, sadece bilgi vermek, kültürel dünyaya hizmet etmek için yola çıkmış bir ekibin hazırladığı böyle işler daha ön plana çıkarılmalı en önemlisi bizler bu tür projelere destek vermeli ve sahip çıkmalıyız.
Herkesi Cumartesi günü saat 17:10 da TRT 2 ekranlarında “Güneşin İzinde” belgeselini seyretmeye davet ediyorum. Ve “biri bizi bi şey yapsın da ne yaparsa yapsın, yeter ki izlenelim” zihniyetine karşı bu programa tam destek veriyorum. Programla ilgili bütün bilgiye ulaşacağınız internet sitesinin adresini veriyorum; www.gunesinizinde.com
Son olarak eklemeden geçemeyeceğim; mesela neden Ayşe Arman Ahmet Güneştekin"le röportaj yapmaz? Çünkü Can Dündar daha mı çok reyting getirir kendisine? Ama sormak istiyorum, acaba Can Dündar"mı daha çok hizmet etmiştir ya da etmektedir Türkiye"ye yoksa Ahmet Güneştekin"mi bu durumda? Ve neden televizyon kritiği yapan köşe yazarları bu programdan hiç bahsetmez köşe yazılarında? Çünkü, sperm bankasına “penis bankası” diyen kardeşler daha mı önemlidir televizyon tarihi için? Ya da haber saatinde Bülent Ersoy"un evli sevgilisiyle olan ilişkisi neden daha çok enterese eder hepimizi? Bi acayipsiniz, ne diyeyim?
Ben kendi adıma, bu ve benzeri gizli kahramanları keşfedip, bu köşede yazmaya devam edeceğim.
Güneşiniz bol olsun...
| 19-11-2008 21:47 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|

Öcalan'dan ahlaksız tezgah
Öcalan yeni bir yalana hazırlanıyordu. Ama bu yalan öyle herkesin söyleyebileceği cinsten değin. Bakın ne?
Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan PKK’nın eski iki numarası Şemdin Sakık, İmralı’ya mektup yazarak, Abdullah Öcalan’ın önümüzdeki günlerde sahneye koymaya hazırlandığı oyunu gözler önüne serdi. Bana kötü muamele ediyorlar diyen Öcalan önümüzdeki günlerde "bana cinsel tacizde bulundular" diyecekti.
Akan kanın durması için Abdullah Öcalan’dan yalanlarına son vermesini isteyen Sakık, ‘Saçımı zorla tıraş ettiler’, ‘Beni gizlice zehirliyorlar’, ‘Kötü muamele görüyorum’ şeklinde yalanlarına bir yenisini daha eklemeye hazırlandığını ve bunu da kendisinin şimdiden deşifre ettiğini söyledi.
BANA CİNSEL TACİZDE BULUNDULAR DİYECEKTİ
Sakık, Öcalan’a ‘DTP’lileri sokaklara dökmek, dağdakileri hareketlendirmek için bütün yolları denediniz. Yeni bir tahrik yalanı hazırladığınızı da çok iyi biliyorum. Seçimlere az bir süre kala Güneydoğu’yu yangın yerine çevirip DTP’li belediyeleri AKP’ye kaptırmamak için ‘Bana cinsel tacizde bulundular’ yalanını söylemeye hazırlandığınızı biliyorum. Sakın böyle bir şey yapmayın. Şimdiden tezgahınızı açıklıyorum, gerisi size kalmış’ diye seslendi.
| 19-11-2008 21:53 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Çarşaflılar neden CHP’de?
Olamaz gibi duruyor değil mi?
Nasıl AKP"de başı açık kadınlar normal karşılanıyorsa, çarşaflı ya da türbanlı kadınların CHP"de olması normal…
Olabilir(di)…
Eğer tüm bu “yaşanmışlar” olmasaydı…
Birkaç gündür bunu düşünüyorum…
Çarşaflı bir kadın neden CHP"ye üye olur?
-Bence olabilir… Mini etekli biri nasıl AKP"ye ilgi duyuyorsa çarşaflı bir kadın da CHP"ye ilgi duyabilir.-
Ama yine de bu soru beynimi kurcalıyor…
Kendi kendime verdiğim cevaplarım var ve bunları sizinle paylaşmak istiyorum…
Diyorum ki…
Türbanlı veya çarşaflı kadınların büyük çoğunluğu baba, ağabey ve koca baskısıyla saçlarını kapatıyorlar ya da çarşafa giriyorlar, elbette inancı gereği takanlar vardır ama çok fazla olduğunu düşünmüyorum.
Bazı kadınların türbana “özgürlük” deme nedeni bana göre, başını kapatabildiği için sokağa rahat çıkabilmesi… Bunu etrafımda da gözlemleyebiliyorum.
Bu baskıdan kurtulmak istiyor olabilirler…
Büyük ihtimalle bu kadınlar da türban sorununu CHP"nin çözeceğine inanıyor… Yani ancak bu durumda türbanın laik cumhuriyete zarar vermeyeceğini düşünüyor…
-Sadece yazarak düşünüyorum hemen kızmayın…
Acaba? Diyorum…
Belki de ve büyük ihtimalle dinin siyasete bu kadar alet edildiği zamanda CHP"nin dini kullanmamasından dolayıdır…
Tabii…
Her Müslüman"ın rahatsız olması gereken bir durum dininin çıkarlara alet edilmesi…
Ve son bir tahmin…
Belki de bu ülkenin kurtarıcısının, bu ülkenin kurucusunun kadınlar için yaptıklarından etkilenmiş ve onun partisinde yer almayı uygun bulmuşlardır…
Bilemiyorum…
Görüntüler beni “şoke etti” diyemem ama…
Durup durup, “bu büyük ilginin nedeni ne olabilir acaba” diye düşünüyorum…
Neden olabilir?
| 19-11-2008 21:55 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|

Ağrı'da binbaşı şehit düştü
Asker Ağrı kırsalında PKK ile çatıştı. Gelen ilk haber ise yürekleri dağladı. 3 askerin yaralandığı çatışmada bir binbaşı şehit.
Ağrı'da güvenlik güçleri ile teröristler arasında çıkan çatışmada 3 asker yaralandı. Çatışmada binbaşı Süleyman Can'ın ise şehit olduğu açıklandı.
Ağrı Sinekyaylası Çömçe mevkisinde güvenlik güçleri ile teröristler arasında çatışma çıktı. İlk belirlemelere göre çatışmada 3 asker yaralandı. Yaralı askerler Ağrı Asker Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
Bu arada Ankara'da katılacağı toplantı için karayolu ile Van'a geçen Ağrı Valisi Mehmet Çetin, çatışma haberi üzerine tekrar Ağrı'ya döndü.
YARALI ASKERE KAN VERMEK İSTEYENLER KUYRUK OLUŞTURDU
Ağrı'da PKK'lı teröristlerle çıkan çatışmada yaralanan askerlere kan vermek isteyenler hastane önünde uzun kuyruk oluşturdu.
Ağrı Valisi Mehmet Çetin, Çemçe yaylası bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada yaralanan 3 askeri, hastanede ziyaret etti.
Hastane girişinde gazetecilerin sorularını yanıtlamayan Vali Çetin'in çıkışta gazetecilere bilgi vermesi bekleniyor.
Bu arada, yaralı askerlere kan vermek üzere Ağrı Asker Hastanesi'ne gelen çok sayıda asker ve polis, hastane önünde uzun kuyruk oluşturdu.
| 19-11-2008 21:59 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Arabası olan çok fena yandı
Vergi, harç ve cezalara zam geldi. Arabası olanlar yandı ki ne yandı. Bakın en düşük Motorlu Taşıt Vergisi ne kadar oldu?
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) üretici fiyat endeksi, Ekim ayı sonunda, 12 aylık ortalamalara göre yüzde 12.03 oranında artış gösterdi. Hal böyle olunca vergi, harç ve cezalara da yüzde 12 zam geldi.
2009'DA DA GEÇERLİ OLACAK
Yüzde 12'lik yeniden değerleme oranı, 2008 yılına ait son geçici vergi dönemi için de uygulanacak.
Vergi Kanunları çerçevesinde 1 Ocak 2009'dan geçerli olmak üzere motorlu taşıtlar vergisi, damga vergisi, harçlar ve vergi cezaları yeniden değerleme oranına bağlı olarak yüzde 12 oranında artırılacak.
EN DÜŞÜK TAŞIT VERGİSİ 393 TL’YE ÇIKACAK
2008 başında yine yeniden değerleme oranı çerçevesinde yüzde 7,2 oranında artan motorlu taşıtlar vergisi, damga vergisi, çevre temizlik vergisi, harçlar ve vergi cezaları 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren yüzde 12 oranında artacak. Emlak vergisine tabi değerler de, bu oranın yarısı kadar artış görecek.
Bu durumda 1-3 yaş grubundaki motor silindir hacmi 1300 cm3’e kadar olan otomobillerin halen 351 TL olan motorlu taşıtlar vergisi, yılbaşında 393 TL’ye çıkacak. Motor silindir hacmi 1301 cm3 ile 1600 cm3 arasındaki otomobillerin vergisi de 561 TL’den 628 TL’ye yükselecek.
Motor silindir hacmi 4001 cm3 ve üstünde otomobili bulunanlar ise yeni yılda 12 bin 697 TL yerine 14 bin 220 TL vergi ödeyecek.
Koltuk sayısı en az 46 olan otobüslerin 1.691 TL olan yıllık vergisi 1.894 TL’ye yükselirken, 10 bin 1 ile 20 bin kg arasında ağırlığa sahip kamyon sahipleri de 1.521 TL yerine 1.704 TL motorlu taşıtlar vergisi verecek. Böylece, 1-3 yaş grubunda otomobili olanlar yeni yılda 42 TL ile 1.523 TL arasında daha fazla MTV ödeyecek.
DİĞER VERGİ VE HARÇLARDA DURUM
Damga vergisindeki maktu tutarların yeniden değerleme oranı kadar arttırılması durumunda da, yıllık gelir vergisi beyannamelerinde 22,7 TL’lik vergi, 25,42 TL olacak. Bu miktar, makbuz senetlerinde 9,07 TL, bilançolarda da 19,6 TL şeklinde uygulanacak.
Harçların da aynı oranda zam görmesi ile birlikte 1 yıllık pasaport harcı yeni yılda 146,3 TL’den 163,8 TL’ye çıkacak. Silah taşıma vesikası bulunanlar her yıl için 352,6 TL yerine 394,9 TL harç ödeyecek, silah bulundurma vesika harcı da 564,1 TL’den 631,7 TL’ye yükselecek.
VERGİ CEZALARI NE OLACAK?
Vergi cezaları da yeniden değerleme oranı çerçevesinde yılbaşında artacak. Fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu vermeme ve almamanın cezası 17,9 TL artacak ve 166,9 TL’ye çıkacak. Damga vergisindeki en az ceza haddi 7,6 TL, diğer vergilerdeki en az ceza haddi de 16,7 TL olarak uygulanmaya başlanacak.
| 19-11-2008 22:00 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|

Patron kim? Şaşıracaksınız!
Dinci gazetenin solcu patronu. Akit Gazetesinin sahibini duyunca çok şaşıracaksınız… Kim dersiniz?
ZÜBEYİR KINDIRA
İNTERNETHABER
ANKARA- İslami kesimin sözcüsü Akit gazetesinin isim hakkı kimin elinde biliyor musunuz? Bu ünlü CHP’li ve sol görüşlü isim Kemal Kılıçdaroğlu. Evet yanlış okumadınız. Akit Gazetesi’nin isim hakkı CHP Grup Başkanvekili, şu ünlü düellocu kemal Kılıçdaroğlu’na ait.
Peki nasıl oldu bu? Akit Gazetesi arka arkaya Kılıçdaroğlu haberleri yazdı. Bu haberlerde kendisine hakaret edildiğini ve yalan haber yazıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu da arka arkaya dava açtı. Davaları kazandı.
BİR ADI VARDI ONU ALDI
Tazminat davalarının sonucunda ortaya yüklü bir ödeme çıktı. Akit gazetesinin bu tazminatları ödemesi gerekiyordu. Ödemedi. Kılıçdaroğlu haciz çıkarttı. Ancak Akit Gazetesi’nin mal varlığı görülmüyordu. Kağıt üzerindeki bu şirketin mal varlığı bulunmadığı için Kılıçdaroğlu da gazetenin isim hakkına haciz koydurdu. Ve böylece isim hakkı Kılıçdaroğlu’nun oldu.
Bu tür tazminat davalarından kaçmak ve mal varlığını gizlemek için Akit Gazetesi’nin mal varlığı olmayan bir şirket üzerinden yayın hayatını sürdürdüğü ve bu nedenle haciz işlemi yapılabilecek bir tek isim hakkı bulunduğu belirtildi.
SIRADA VAKİT VAR
Kılıçdaroğlu’nun Akit Gazetesi’nden sonra şimdi de Vakit Gazetesi’ne arka arkaya dava açtığı öğrenildi. Vakit Gazetesi’nin de isim hakkının aynı yöntemle Kılıçdaroğlu’na geçmesi an meselesi olduğu da öğrenildi.
hakikatten tam bir ampulun elindeymiş :lol: | 19-11-2008 22:04 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|

Tecavüze uğrayan dizi oyuncusu 'etik' dersi verdi
Dizi oyuncusu kızın başına geleni duymayan kalmadı. O kız canlı yayında öyle bir konuştu ki Dündar'ın nutku tutuldu.
Gazeteciler.com/ Büyükadada tecavüze uğrayan dizi oyuncusu kızla ile ilgili haberleri biliyorsunuz. O kız Star habere bağlandı. Uğur Dündar, biraz şaşkın yayına aldı onu... Belli ki önceden planlanmamış bağlantı. Zaten kız da sözleri ile bunu doğruladı. Star'daki buzlu görüntülerini görünce panik olmuş ve yayını aramış. Söyledikleri ile hem Uğur Dündar'a hem de tüm medyaya "etik" dersi verdi.
O anları aktarmadan önce bir notu iletelim...
Uğur Dündar, ana haberde genç kızla ilgili haberi sunarken,
-"Star haberin ortaya çıkardığı olay tüm medyada yer aldı" gibisinden bir cümle kullandı. Yani haberi biz patlattık edasında...
Aradan iki haber geçtikten sonra dizi oyuncusu kız yayına bağlandı...
Sözleri ile Uğur Dündar'ı 'sus-pus' etti, herkese güzel bir 'etik' dersi verdi.
A.A.-"Bu ana haber bültenin bile olmaması gerken bir haber... Cinsel saldırı yerine "tecavüz" kelimesini kullanmanız bile acıtıyor. Böyle bir şey yaşayan insanların tanımlanmasın da daha dikkatli olmalı..." diyerek ilk darbeyi vurdu.
Daha sonra da görüntülerinin ekrandan verilmesine getirdi sözü...
Diziden alınan karelerin Star'da yayınlanması onu dehşete düşürmüştü.
A.A; "Sizin VTR'nizi gördükten sonra dehşete kapıldım. O kadar ödüm koptu ki bunun nereye gideceğinden endişe edip aradım. Bundan sonra daha fazla bir şey söylemek istemiyorum."
DÜNDAR'IN UTANDIĞI ANLAR
Genç kız tam dozunda eleştirisi ve haber değerinden önce insan değerini hatırlatan sözleri ile Uğur Dündar'ı mahçup etti... Canlı yayında şu diyalog yaşandı;
DÜNDAR: Ben de burdan bir çağrıda bulunuyorum. Bu hanımefendi zaten bir talihsizlik yaşamış, tekrar tekrar mağdur duruma düşürmeyelim. Onu kaçar duruma sokmayalım.
A.A : Ben İstanbul'da özgür olarak devam etmek istiyorum. Şu anda bir kabusa dönüştü. Lütfen bu kabusu sürdürmeyin.
DÜNDAR: Biz size elimizden geleni yapmaya hazırız...
A.A : Ben şu anda haber değeri olan biriyim. Ama ben insan olarak değerli olmak istiyorum... Sizin VTR'nizi gördükten sonra dehşete kapıldım.
O kadar ödüm koptu ki bunun nereye gideceğinden endişe edip aradım.
DÜNDAR: Beni bir televizyoncu gazeteci olarak görmeyin...
A.A: Zaten öyle görüyorum sizi. 3 yaşından beri tanıyorum
DÜNDAR: Sürçü lisan ettimse bağışlayın...
A.A : Estağfurullah... Haber değeri ile insan değeri arasında seçim yapmak lazım.
DÜNDAR : Yüreğim sızlayarak sizlere geçmiş olsun diyorum.
ASIL TECAVÜZ ŞİMDİ OLAN
Dizi oyuncusu AA'nın mahkemeye verdiği ifade ise medya tarafından ele geçirilmiş. "Bu ifade nasıl sızdırılır" diyerek isyan ediyor. Bütün gazetelerin yarınki baskısında çıkacak olmasının kabusunu şimdiden yaşıyor...
Medyaya şu mesajı veriyor;
"Yarın ben gazetelerde bu olayın ayrıntılarını görmek zorunda mıyım. Cinsel saldırının değişik bir türünü yaşamak zorunda mıyım... Bu olay aylar önce yaşandı, ben terapi gördüm iyileştim. Ama konu şimdi yeniden açıldı ve asıl saldırı şimdi başladı. Şimdi herkes öğrendi... Binler onbinler, milyonlar biliyor... Ben bunların karşısında nasıl duracağım..."
KOLUMA DAMGA BASTILAR
Olayın izlerini hala zihninde taşıyan A.A, Kartal adliyesine sevk edilirken adada koluna damga basıldığını söylüyor. "Bundan fena halde rencide oldum" diyen A.A'nın polislerle yaşadığı diyalog ise inanılmaz...
Saldırıya uğradıktan hemen sonra karakolda ifade veren AA'ya polisler, "
"Aaa siz şu dizide oynayan kişisiniz değil mi" diye sorular sormuşlar...
| 19-11-2008 22:06 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|

Yeşil gözleri oyularak öldürüldü
El ve ayak derileri yüzülmüş, gözleri oyulmuş halde bulundu... Peki onun Yeşil olduğu nereden biliniyor. İşte o belge;
İlgili Haberler
Yeşil için kanlı infaz emri
Savcılık yaptığı dönemde İzmir'in Ödemiş İlçesi yakınlarında bulduğu kimliği belli olmasın diye el ve ayak derileri yüzülmüş, gözleri oyulmuş bir kişinin ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım olduğunu iddia eden Sacit Kayasu’nun bu konudaki ‘En önemli delili’ olan telefon görüşmesi ses kaydı açıklandı.
İŞTE İHBARCI’NIN ŞOK SÖZLERİ
Mehmet - Size güveniyorum. Savcı olduğun için ben sana güveniyorum. Ve bak. Benim gerçek adım Mehmet. Mehmet Dal. Ben Mardinliyim. Tamam mı? Ben Mardinliyim. Yeşil ile bir hayli arkadaşlığımız oldu. Mersin’de, Mardin’de Silopi’de, Kuzey Irak’ta. Tamam mı? Ve Yeşil öldü. Yani ben sana Yeşil’in telefonu da vereyim. Cep telefonu şu an kullanılmamakta. Yeşil cep telefonunda Sedat Peker’in bir adamı adına.... tarafından yani bu onun adına çıkarılmıştır. Bu telefonu da ben sana vereyim. 0532... Şu an daha evvel yani irtibatta olduğum insanlar vardı. O telefonu da ben size vereyim. 250 .....Yani şu anda bu kadarını size verebilirim.”
Savcı - Tabii tabii. Şimdi sen yalnız o göndereceğin belgeleri niye bayramdan sonra gönderiyorsun?
Mehmet - Savcı bey benim bazı bildiğim bazı şeyler var. Hani biliyorum da şu an dinliyorlar.
Savcı - Muhakkak muhakkak.
Mehmet - Biliyorum dinliyorlar, ama eğer yani bazı şeyleri çıkaracaksak kellemize de razıyım. Olayların gerçeğini ortaya çıkaracaksak ben kelleme razıyım, herşeye varım.
CESET YEŞİL'E AİT
Milliyet'e göre; Emekli savcı Sacit Kayasu'nun iddiasına göre kendisiyle adının Mehmet olduğunu söyleyen ihbarcı arasındaki bu konuşmalar cesedin bulunmasından yaklaşık 4 ay sonra Ocak 1999 yılında başladı, aynı yılın nisan ayına kadar devam etti. Bu konuşmalardan bazılarını kayda alan savcı Kayasu’ya göre Ödemiş yakınlarında kendisinin incelediği erkek cesedinin Yeşil’e ait olduğunu işte bu ihbarcının söyledikleri de doğruluyor.
İŞTE O SES KAYITLARI
Mehmet - Konuşma anlaşılmıyor....
Savcı - İyi akşamlar. Rica ederim. Buyrun.
Mehmet - İşlerim var sağda solda. Ödemiş’e geldim.
- Konuşmalar anlaşılmıyor -
Savcı - Ödemiş’e gelmişken görüşseydik.
Mehmet - Yarın geleceğim.
Savcı - Yarın tamam. Evet. Tamam... Kaseti gelirken bir zahmet getir de. Kaseti de getir gelirken.
Mehmet - Ben oraya getiririm.
Savcı - Tamam oldu. Yarın sen beni arar bulursun. Ben seni bulamam.
- Konuşmalar anlaşılmıyor -
Savcı - Tamam oldu. Oldu. Yarın görüşürüz. İyiakşamlar. Sağol.
‘ORADA SORGULANDI ORADA ÖLDÜRÜLDÜ KEMALPAŞA’DA’
Mehmet kod adlı esrarengiz kişi o zamanlar görevine devam eden Savcı Sacit Kayasu’yu sık sık arıyor. Telefon görüşmelerinde Mehmet adlı kişinin rahat konuşamadığı seziliyor. Yerinin tespit edilmesinden endişe duyan Mehmet sık sık güvenli bir yerde buluşmaktan da bahsediyor.
Mehmet - ....Daha iyi olmaz mı?
Savcı - Nereye göndericen ?
- Mehmetin konuşmaları anlaşılmıyor.
Savcı - Evet. Evet.
Mehmet - Cavit Çağlar’dan tutun da. Hepsi olayların içinde yani.
Savcı - Mutlaka mutlaka.
- Konuşmalar anlaşılmıyor -
Savcı - Vallahi ben seni o şekilde tehlikeye atmam. Arena’ya çıkmana da gerek yok.
- Konuşmalar anlaşılmıyor -
Mehmet - Orada sorgulandı. Orada öldürüldü Kemalpaşa’da. Her şeyi biliyor. Elimizden gelen şu var. Nasıl istiyorsan öyle yapayım.
Savcı - Tabii tabii dinleniyor.
- Konuşmalar anlaşılmıyor -
Savcı - Şimdi Ödemiş’in içerisinde olsun daha güvenli olur. Arkadaşlar için de. Ben değil bir başka arkadaşı gönderirim ben. Böylelikle. Tamam. Onları da tehlikeye atmamış oluruz böylelikle. Tamam ne şekilde nerede buluşacağız?
- Konuşmalar anlaşılmıyor -
Savcı - Sen beni cepten aradın ama bak!
Mehmet - Cepten aradım ama yer tespit ediliyor.
Savcı - Evet o da doğru. Şu da var. Sen beni telefon kulübesinden ararsan yerin tespit edilemez. Onu şey yapma.
Mehmet - Öyle mi?
Savcı - Tabii tabii. Telefon dinlendiği için buluşacağımız yeri burada söyleme.
Mehmet - Onu söylemeyeceğim. Yalnız ben o zaman şeyden arayacağım.
Savcı - Makamım da olurum da. Cepten ara yine. Cepten ara dediğim gibi telefon kulübesinden ara. Saat kaçta nerede buluşulacaksa ona göre ayarlayalım. Onu o şekilde halledelim. Tamam oldu iyi akşamlar. Estağfurullah iyiakşamlar.
‘YEŞİL ÖLDÜ’
Savcı Sacit Kayasu ile Mehmet adlı kişi arasındaki bir başka telefon konuşmasında ise, Mehmet kendini tanıtıyor. Konuşmalarda Mehmet nereli olduğundan bahsediyor. Yeşil’in cep telefonundan da bahsedilen konuşamalarda Mehmet adlı kişi, Yeşil’in telefonu olduğunu iddia ettiği bir telefon numarası veriyor. Bu telefon numarasının da Sedat Peker’in adamı olan Mehmet Çepni adına alındığını belirtiyor. Yeşil ile Mersin’de Silopi’de, Kuzey Irak’ta birlikte olduğunu söyleyen Mehmet adlı kişi Yeşil’in öldüğünü de söylüyor. Bu telefon konuşmasında, Mehmet, Savcı Kayasu ile diğer telefon konuşmalarında da bahsedilen kasetten söz ediyor ve bu kasedi bayramdan sonra verebileceğini belirtiyor.
| 19-11-2008 22:08 | | Şikayet Et! |
|
Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..
|