Bugün bir kez daha anladım, aslında hep biliyordum ama görmüyordum, o ölümün karanlık yüzünü…
Bugün bir sevdiğim daha gitti, tıpkı dostum gibi… sen ne dersen de ne istersen iste, hayat sadece kendi istediğini koyup önüne, hep şunu diyor amansızca;
“bunlarla yaşayacaksın ve bir gün öleceksin”
bugün bir kez daha anladım, dostluğun ne demek olduğunu…
sadece sevmek yetmezmiş, dost “can”mış, “canan”mış. bildiğim gibi değilmiş yani. sadece mutlu olduğunda değil, sadece çıkarı olduğunda değil, sadece sen istediğinde değil…
hep seni düşünenmiş, her şeyde önce senin iyiliğini isteyenmiş… hep, kendi istediğinden yanında olanmış dost…
bazen bir sevgiliden, bir anadan yada bir babadan bile daha yakın olanmış. konuşacak hiçbir şeyin olmadığı anda bile, seni dinlemek için can atanmış… gözlerine baktığın o anda, içini anlayanmış dost…
bugün bir kez daha anladım, hayatın ne kadar kısa ve uzun olduğunu. insanın bir dosta ne kadar muhtaç olduğunu, hayatımdaki tek dileğimin ne olduğunu…
Hayat gelip geçiyor bizim planlarımıza rağmen, plansızca,durmaksızın hüzünle, bazen de mutlulukla, ama paylaşmadıktan sonra neye yarar mutlu veya hüzünlü olmak hayatta…
Şimdi tek bir dileğim var artık, kendime sevgili aramıyorum, arkadaş da istemiyorum hayatımda…
Sadece ama sadece senin dostluğunu, senin hüzünlerine ortak olmayı istiyorum.Çünkü biliyorum, mutluyken yalnız değilsin, çevren kalabalık ama ya hüzünlüyken?
Benden farkın yok…
güzel bir yazı tebrik ederim.sevgili anne baba gerekli olanlar ama belki de bu dünyada bizi yanlız bırakmıycak olan biri daha var ki o da dost.eğer bunlar sizin düşüncenizse size sonuna kadar katılıyorum.
1950’lerden kalmış bir oda. Duvarda eski fotoğraflar, eski mobilyalar. Uzun yıllar değiştirilmemiş, değiştirilememiş bir yaşamın dantelle kaplı tüm eşyaları ve izleri...Yaşamın gözlemlenebildiği bir perncere, pencere önünde (illa sallanan) bir koltuk, pencere pervazında eski konserve kutusundan bir saksı içinde çiçek açmış bir çiçek...Ortalıkta dolanan bir kedi...Gündelik bir kıyafetle oda içinde dolaşan bir kadın... Umarsız, umutsuz, yorgun ama vakur bir tavır ile)
Fırlatılan taşların geri dönmediği zamanlar…
Bu hapsolmuşluk duygusu,
bu 3-5 metrekare yaşam
ve bu, her ne yana gitsen eğeleyemediğin yalnızlığın.
Gecikenlerin…
Geç kalanların…
Toprakla randevuyu bekleyenlerin, dünyaya sığıntı olanların bildik kaderi…
Geçmiş zaman muhabbetlerinde tüketildi(mi) tüm kelimeler…
Artık ne sır dolu bakışlar kaldı, ne de yeniden bir araya getirilebilecek notalar.
Bakışlar eskidi, yüzler soldu, güfteler unutuldu…
Artık tanıdık olmayan ayak sesleri,
hiç çalmayan kapılar.
Şaşırmamayı ama yetinmeyi öğretti yıllar.
Yutkunmayı, hoş görmeyi, boş vermeyi ama beklemeyi…
Ama beklemeyi…
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi…
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar : Size sesleniyorum…
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten, ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini ?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını ?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz mail arkadaşlarınıza ?
Sevgiyi tuşlarla mı yaşarsınız ?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir ?
Ya da “Geri dönüşüm kutusunda” saklanabilir mi kaybolan zaman…
Doğayı ekranlarına döşeyenler;
neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını ?
Ya da “ıslak toprak kokusu” var mıdır dosyalarınız arasında ?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda ?..
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
Hayat ıskalamayı affetmez…
“Keşke”lerle, “tüh”lerle baş başa kalmadan önce…
(Yürüyerek uzaklaşır.)
(Yıldız ve Müşfik Kenter oynamış ve TRT’de yayınlanmıştır)
_________________
söylediklerimden çok
Sustuklarım
seçtiklerimden çok
Reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime.
Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.
Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu
bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.
Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl
olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..
“Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...
Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,
Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.
Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye
gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,
her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun...
Nasıl başarıyorsun bunu?
Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki
seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.
Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki
seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.
Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..
Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını
göstermek. ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.
Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?
Evet.. Kolay dedi Jerry.. hayat seçimlerden ibarettir.
Her durumda bir seçim vardır. sen her durumda nasıl
davranacağını seçersin. sen insanların senin tavrından nasıl
etkileneceklerini seçersin. sen havanın, tavrının
iyi ya da kötü olmasını seçersin...
Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..
Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar
görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek
yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.
Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun
için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler...
Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.
Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.
Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.
Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi
Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.
Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..
Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. ben yaşamayı seçtim.
Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..
Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.
Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.
Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla
sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki
ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler
bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,
biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..
Ne yaptın? diye merakla sordum..
Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak
herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..
Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler
merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi
toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..
Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..
Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.
Otopsi yapar gibi değil..
Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları
sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük
katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.
Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız
ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..
Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..
Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:
1. Unutup gitmek.
2. Kesip saklamak,
fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..
Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
Sevdikleriniz sizden kilometrelerce uzakta olsa da yalnız değilsinizdir şu hayatta. Sizi düşündüğünden emin olduğunuz bir yürek varsa asla güçsüz de düşmezsiniz uzaklarda. Hani hep derler ya gözden uzak olan gönüldende uzak olur diye. Yok öle bir şey gönüle dokunmayı bildikten sonra, ister 5 adım ötede ol ister denizler ötede ikisi de aynı. Sevgi dil, din, ırk ve mesafe ile orantılı değildir ne kadar içtenlik taşıdığı ile orantılıdır.
Farklı şehirlerde, farklı ülkelerde de olsanız farklı farklı hayatlarda yaşasanız , bazen aynı anda telefonlara sarılırsınız, bazen de eş zamanlı mesajlar çekersiniz dostunuza. Hayatı onunla beraber yüklersiniz omuzlarınıza.. Sıkıntılara çareler ararsınız, sevinçlere kutlamalar yaparsınız ayrı ayrı şehirlerde...
Hatta bazen onun canı yanmadan günler öncesinden canınız yanarda siz bile şaşırırsınız rastlantılara. Ama inanırsınız o sizin canınızdaki parçadır çünkü.
Seviyorsunuzdur, seviliyorsunuzdur... Onun ne hissettiğini biliyorsunuzdur.
Radyoda hasret dolu bir şarkı çalar siz şarkıyı değil dostunuzu dinlersiniz. Otobüste giderken gülersiniz durduk yerde çünkü dostla paylaşılan bir hatıra gelmiştir hafıza defterinizden önünüze. Keşke sende gelebilseydin ile başlayan buluşmalar anlatılır saatlerce sonra biraz hayıflanılır beraberce. Bir anda fark edersiniz ki oradadır. Zaten hep yanı başınızda. Bazen umulmadık anlarda gözleriniz dolar ağlarsınız. Sırf uzaklardaki bir dost acı çekiyor diye. Bir güvercinin kanadına yüklersiniz içinizdeki tüm sevgi tohumlarını yolarsınız acısını biraz olsun dindirsin diye. Bir buluta yüklersiniz göz yaşlarınızı, her yağmur damlasıyla ağlarsınız onunla. Onun şehrine ait kültürel faaliyetleri araştırırsınız net sayfalarında. Birlikte programlar yaparsınız gerçekleşmeyeceğini bilseniz de hayal kurmakta parayla değil ya kardeşim deyip gülüşürsünüz msn de veya telefonda...
Bazen özleminiz öle sarar ki bedeninizi ona dokunmak, yüzüne doya doya bakmak istersiniz. İlk uçakla ya da ilk otobüsle ansızın çıkmak istersiniz karşısına.. Uzun zamandır istediği bebeğine kavuşan minik kızın mutluluğunu görürsünüz haylaz bakışlarında... Kum ile suyun kucaklaşması gibidir bu... Bir merhaba ile başlar her şey paylaştıkça bir nehir olur içinden geçer dostların. Sizde kaptırırsınız kendinizi onun sevinç sarhoşluğuna.. Bazen konuşursunuz hiç nefes almadan dakikalardan ne çalarsam kâr diye. Bazen susarken anlatırsınız tüm hissettiklerinizi gözlerinizle. Görmeseniz bile...
İşte uzaklarda dostluk böyle bir şeydir. Onun kalbiyle hissetmeyi öğrenirsiniz, tekrarlarla yaşarsınız ayrı şehirlerin inadına...
Çünkü dostluğun dil, din, ırk ve kilometre tanımadığını en iyi siz bilirsiniz.
VALLA SÜPERSİN BUNLARI NERDEN BULDUN BİLMİYORUM AMA SAKLANACAK YAZILAR.HATTA ARA ARA OKUYUP KAYBETTİĞİMİZ DEĞERLERİ TEKRAR KAZANMAMIZ GEREKİYOR.SAĞOL
SENİ TANIMAK İSTERDİM.SENİN GİBİ BİR ARKADAŞIM HATTA DOSTUM OLMASINI ÇOK İSTERDİM.
Unutup gitmek istesek zaten bu tür şeylerle uğraşmayız günü birlik yaşarız o yüzden ben bu yazıyı okuduktan sonra şuan şimdi 2 .tercihi yapıp kendime yeni hayat biçimi sunmaya hazırlanacağım süpersin bebişim
Öyle sıcak ve samimi olun ki
her sıktığınız ele ruhunuzu da katın...
Düşmanlarınızı düşünüp de zaman kaybetmeyin...
Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyin....
Aklınızı hedefinizle yoğunlaştırın...
Güçlü ve faydalı olma düşüncesini
zihninizde yaşattıkça gerçekten
öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz...
Siz ısrar ettikçe fırsatlar çıkacaktır....
Fikir imanla bağlanırsa kudret haline gelir...
İmanla bağlanın.
Cesur açıkgöz ve samimi olun...
Kalbiniz neye bağlanırsa varlığınız onun mahiyetine bürünür.
Bürüneceğiniz mahiyeti doğru tespit edin...
Bir gülümsemenin insana hiç bir masrafı yoktur.
Bu kadar basit bir sermaye ile elde edeceğiniz kazançlar ise büyük olabilir...
Kısacık bir ana sığan gülümseme bir hafızada ömür boyu yaşayabilir...
Hiç kimse gülümsemenin meydana getireceği faydaları reddedecek kadar zengin değildir.
Hiç kimsede gülümsediği için fakir düşmez...
Gülümseme korkaklara güç,
kederlilere neşe, hastalara sıhhat verir.
Gülümseme yorgunları dinlendirir.
Onu satın alamazsın;onu dilenemezsin, onu çalamazsın.
Onu birisi size
ancak gönül rızasıyla verir.
İçten gelmeyen bir gülümsemenin de
Kimseye bir faydası yoktur...
Size gülümsemeyen bir insanla karşılaşırsanız
siz yinede gülümseyin..
Gülümsemeyi onlardan esirgemeyin.
Çünkü gülümsemeye en çok ihtiyacı olanlar gülümseyemeyenlerdir...
Gülümseyiniz...
Yalnız fotoğraf çektirirken değil,fotoğraf çekerken de
Gülümseyiniz...
_________________
Beklemenin Tortusuyla
Düşlerim Düşüyor,
Iskalıyorum...