Sana, yine sensiz bir gecenin karanlıklarından sesleniyorum.Gece her zamankinden daha sessiz, dört duvar arasında bir sen, bir ben varız şu odanın yine uyku yok gözlerimde bir başka hüzün çöktü içime sevgili, bambaşka bir hüzün sen ağladığımı hissediyorsun diye, sen üzülüyorsun diye, günlerdir ağlayamıyorum sevgili, ağlayamıyorum...
Çok yalnızım sensizliğe dayanamıyorum.Bu gece izin ver bana sevgili,izin ver çok doluyum..
Bu gece ,hıçkırarak ağlamak istiyorum, hıçkırarak!
Bu gece yanıma gel sevgili, yanıma gel! Sana çok ihtiyacım var anlatacak o kadar çok şeyim var ki! Ama sana söz sevgili, üzmeyeceğim seni yokluğunda çektiğim acıları değil,döktüğüm gözyaşları değil,yalnızlığımı,sensizliğimi, sen yoksun diye kimsesizliğimi değil sana olan bitmez tükenmez sevdamı anlatacağım sana.
Hani ağladığımız zaman sen benim kollarımda ben senin kollarında ağlayacaktık ya! söz vermiştin ya! Gel sevgili, bu gece yanıma gel çok ihtiyacım var sana kokuna, sıcaklığına ihtiyacım var.”Ağlamaktan hiç utanmam” derdin ya!sende benim gibi çok ağlarmışsın ya!
Aşkımız için döktüğün gözyaşlarının her damlasına kurban olayım sevgili, göremediğim o kara gözlerine kurban olayım.
Bu gece bambaşkayım bambaşka, yine seninle gecen günlere daldım. Seninle ne güzel günler yaşadık sevgili..
Bambaşka bir dünyada yaşadık ne hayaller kurardık gerçekleşmesi imkansız hayallerdi, ama bizi nasılda mutlu ederdi..
Mutluluktan uçardık zaman dursun, saatler geçmesin isterdik geceleri de hayallerde birleşirdik hani anlatırdık ya birbirimize..
"Bu gece yine, sana sıkıca sarılarak kollarında uyudum,saçlarını okşadım seni mis gibi kokladım, gecem yine seninleydi bitanem” diye anlatırdık ya!Ne hayallerimiz vardı sevgili,ne kadar çok isterdik gerçekleşmesini dilimizde hep keşke….keşke kelimesi...
Şimdi sen yoksun artık sevgili,sen gittin giderken hayallerimi ,umutlarımı, sevinçlerimi de beraberinde ***ürdün.
Şimdi kim sevecek beni senin gibi,kim özleyecek kim bekleyecek özlemle yolumu sevgili,ya ben kimi bekleyeceğim kiminle hayaller kuracağım,kiminle aşkı paylaşacağım ne güzel paylaşırdık ne güzel yaşadık aşkı sevgili hem de aşkların en güzelini.
Ruhum, sevdiğim,gözbebeğim duyuyormusun beni, ben seni çok sevdim çoookkk canımdan çok hala seviyorum bi tanemm ..
SENİ SEVİYORUM, SENİ SEVİYORUM, SENİ SEVİYORUM söyledikce daha çok seviyorummm melekler haber verin sevdiğime...
ONU ÇOK SEVİYORUM bunu bilsin içi rahat olsun sevdiğimin..
Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;
Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneşgözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli
!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğusunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda yağmurda sevincine, coşkusuna;
Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; Bir
yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü
hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,
Hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi
unutmamalı! Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep
almak için... Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle
tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin
sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli
insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı..
Hiç tahmin etmezdim bu kadar acı çekeceğimi beni bırakıp gittiğini.Hep kaçmıştım çünkü, çünkü hep sensizdi gelecek planlarım.Kırılmaktan korktuğum için katmıyordum seni geleceğimin hiçbir yerine..
.
Yada...Yada sadece kendimi kandırıyordum, yada sadece yüreğimi avutuyordum.
Yada aslında tüm hayallerimde sen vardın,her gece geliyordun rüyalarıma ve en güzel anları yaşıyorduk seninle o rüyalarda...Senin haberin olmuyordu ama ben günden güne bağlanıyordum
sana...
Ama ben günden güne bağlanıyordum ruhuna...
Korkuyordum...
Korkuyordum ve rüyalarımı bir türlü gerçekleştiremiyordum.
Mesela çok istesem de sıkı sıkı sarılamıyordum sana...
Belki de bu yüzden hep Galata'da buluşmak istiyordum seninle... Hep belki tutarda atacağım dersin diyordum ve ben bu sayede sıkı sıkı sarılırım boynuna..
Belki sarılıp kokunu çekerim ruhuma...
Sen farkında değildin ama yavaş yavaş serum gibi giriyordun kanıma...Ve her damla da can veriyordun bana, her işleyişinde kanıma bir gülüş bırakıyordun suratımda...
Zamanında oluşan kırgınlıklarımı unuttum yanında,elini tuttuğumda, aslında aşk buymuş diyordum da, heyecanımı anlamandan korkuyordum sebepsiz...Hep korktum,bilmeden nedeni korktum çaresiz...
En zor anımda ,hiç tahmin etmediğim bir anda çıktığında karşıma ve o köprüden zorla geçirdiğinde beni; ilk kez korkumla karşıya karşıya gelmiş ve ilk kez cesareti bulmuştum yanı başımda... Hatta cesareti abartmış, oturup sigara yakmıştım,sen karşımda...Kendimi güvende hissetmiştim,ilk kez senin yanında bir korkumu yenmiştim...
Ve umut bağlamıştım aniden; sana ait hayallerimin, davetsiz misafirleri korkularımı da yok edeceğime dair. Sevinmiştim karabasanlarımın da karşımızda eriyip gideceğine düşündükçe sevdiğim...
Hiçbir zaman sevgimi ifade edemedim... Hiçbir zaman yazdıklarımı söyleyemedi dilim ; ama konuşamasam da hiçbir şeyi sevmemişti senin kadar kalbim...Ve hiçbir şey bu kadar ben olmamıştı senden önce sevdiğim...
Sen sevdiğimdin... Ondan da öte yüreğim...Sen yüreğimdin benim...
"İnsan yüreksiz yaşayabilir mi?" Diye sormuştum dostuma...
"Hayır" demişti de bana, ben kendimi göstererek,
"Yaşar.." Demiştim gözümde bir damla yaşla...
Evet insan yüreksiz de yaşardı sevdiğim... Tıpkı gidişinin ardından bedenimin yaşadığı gibi.. Tıpkı gidişinin ardından bedenimin nefes alması gibi...
Sigara gibiydin benim için yüreğim..Bir fark vardı aranızda ...Sen hiç zarar vermedin bana...Ve ben sigara gibi bağımlıydım sana...
Bilirsin sigarayı ne çok içerim yüreğim..Gidişinin ardından daha bir bağlandım sebepsiz ona... Senin gibi bırakıp gitmesinden korktum...İyice tek kalmaktan...Yüreğimin ardından...Bilmiyorum işte gitmesinden... Korktum....Her şeyden olduğu gibi onun da gitmesinden korktum...
Neden gittin demiyorum sana...Asla hakkım olmadığını biliyorum buna...
Ama giderken yüreğimi neden bırakmadın bana?
Yüreksiz insan yaşar mıydı?
Evet yaşardı...
Ama bu gerçekten yaşamak mıydı?
Neden benim kadar sevmedin de diyemem asla, zorla sevgi dilenecek kadar onursuzlaşmadım daha... Belki şu an bu yazı bile öyle gelebilir sen dahil bir çoklarına ama; ONURSUZLUK sevgiyi dile getirmekse eğer razıyım tüm onursuzluklara...
Neden diye sormuyorum sana biliyorum hiç hakkım olmadı buna... Asla soru sormaya hakkım olmadığı gibi...Yada asla kıskanmaya...Yada kızmaya...Özlemeye....
Bir sevmeye hakkım var sanıyordum ama ona da hakkım yokmuş anladım sonunda...
..........
...............
..................
Sen benim sigaram gibiydin hayatımda... Tek farkın vardı ondan, sen asla zarar vermedin bana...
Kötü konuşamam ardından, kötü konuşulacak biri olmadın asla... Tam tersi hayatın karşıma çıkardığı ilk iyi şeydin yaşamımda...
Bir vurgunun ardından, aslında asıl sevdiklerimizin karşımıza çıktığının en büyük kanıtıydın artık yanımda olmasan da...
Kötü konuşamam ardından asla, sen hayatımda tanıdığım en iyi adamdın... Tüm kırgınlıklara rağmen hala aynı iyi adamsın...
Hiçbir insanı öldürdün mü sen yüreğim?
Kalbinin tam orta yerine batırıp bıçağı, seyrettin mi gözlerinin önünde kaybolmasını?
Ya en sevdiğini öldürdün mü istemeden?
Sırf o istiyor diye vazgeçtin mi onu sevmekten yüreğim?
Kalbindeki sevgini boşaltıp gittin mi yaralı?
Tüm acıları bırakıp olduğu yere, bir onun acısını alıp içine ilerledin mi yağmurda bir başına? Ve o yağmurla yıkanıp silmek istedin mi her şeyi?Silmek istedin mi tüm kırgınlıkları kalbinden?
Geceleri karanlık çöktüğünde odana ve sessizliğin sesi çıldırttığında seni, kendini suçladın mı tüm olanlardan?
Dil yarasının izlerini kapatabildin mi kalbinden peki yüreğim?
Tüm yaşananlara rağmen tek kötü söz kondurmayıp sevdiğine, bütün kötü sözleri yüklendin mi üzerine?
Sen benim sigaram gibiydin hayatımda...Tek farkın vardı ondan, sen asla zarar vermedin bana.. Ve ben hiç kötü konuşmadım hakkında...
Sahi sen hiçbir insanı öldürdün mü yüreğim?
Ya yüreksiz yaşamaya çalıştın mı hiç?
Sigarayı bırakmayı denedin mi peki?
Ben hepsini yaşadım , bilemezsin acısını sevdiğim...Hiç bilmede dileğim...Ben yüreksiz yaşarım , varsın kalsın yüreğim ellerinde, yeter ki sen yüreksiz yaşama sevdiğim...
Bugunune iyi bak...Yarin ne olacagi hic belli olmaz..Hadi Gulumse
Kör cehalet çirkefleştirir insanları..
Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bir cevabım var..
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye..
HAYATA DAİR NE VARSA YAŞANACAK YAŞADIM ACISINIDA TATLISINIDA AŞKINIDA SEVGİSİNİDE KAZANMAYI VE KAYBETMEYİ ÖGRENMİN EN COK BANA KOYAMDA SEVDİKLERİMİ TAOPRA VERMEK OLDU!.....
izdigim sinirlar oyle genis ki
cizdigim ben oyle derin
hayellerim o kadar cok ki
bunlar icin cabam da yok ki
bir yanda mutlu ben
bir yanda caresiz ben
bir yanda caresiz, sevgisiz, umitsiz
bir yanda gulen ben
bir yanda boslukta, hevessiz
neresindeyim hayatin
neresindeyim kadinligin
neresindeyim bu askin
korkuyorum kendimden
sebepsizim kendimce
tepkisizim gidenlere
celiskim kendi icimde
neresindeyim ben aslimin
cizdigim yollar oyle duzensiz ki
bindigim gemi bile yelkensiz
hayellerim o kadar zor ki
bunlar icin zaman da yok
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Nereye koşuyoruz bilmiyorum, bu acele niye, nereye yetişmeye çalışıyoruz, hayatı bir ucundan yakalamak ve onun peşinden sürüklenmek, yaşanabilme - yaşayabilme ihtimaline takılı kalmak, kaçırdığımız bir şeyler olduğu fikriyle her şeyi yarım yaşamak, sonunu tahmin ettiğimiz bir filmi yarıda bırakmak, ilk sayfasından sonra her kitaptan sıkılmak, başlamadan bitirmek.
Bizi böylesine değiştiren neydi? Bu kadar enerji ve akıl veren veren, her şeyi önceden bilmemizi sağlayan, bildiğimiz sonları yaşamamızı önleyen böylece bize zaman kazandıran, sabır ve emek kelimelerini zihinlerimizden silen şey neydi?
Evrimden önce 5 duyumuz vardı belki hatırlarsınız. Annenizin mutfağına girdiğinizde hoş kokular gelirdi burnunuza , sıcaklığını hissederdiniz ocaktaki yemeğin, tencerenin kapağının tıkırdadığını duyardınız, tabaklar masaya yerleştirilirken tadına bakardınız kimse görmeden, sonunda yemek için oturulduğunda ne yediğinizi görürdünüz gizlisi saklısı yoktu. Saatler alırdı ocaktan masaya gelmesi, beklerdiniz buğulanan camlara şekiller çizerken. Hiç kimse anneniz gibi yapamazdı o yemeği, anlardınız diğerlerinden farkını, aynı tat, aynı koku olmazdı. Yemek bittiğinde tatlı bir ağırlık çökerdi üstünüze, doyduğunuzu hissederdiniz, hemen kalkılmazdı masadan doygunluğun verdiği keyifle muhabbete başlanırdı. Etrafınızı saran mutluluğu hisseder tadını çıkarırdınız. Size evinizi hatırlatan annenizin mutfağı olurdu, onun kokusu olurdu özlediğiniz.
Yemek yeme kavramının yerini atıştırma aldı, biz de hayatlarımızı buna göre düzenledik, her anına yaydık yeni alışkanlığımızı. Hayalleri olan çocuklardık, ikna gücü yüksek, prezentabl gençler olduk, rüyalarımızı unuttuk. Giderek modernleştik=evrimleştik. Kullanmadığımız duyularımız köreldi, zaten ihtiyacımız kalmadığı için fark etmedik onların yok oluşunu. Alabildiğiniz tek koku kızarmış patates, sıcaklık yanmış yağın sıcaklığı , yediğimiz şeyin ne kadar boş olduğunu fark etmememizi sağlayan tuz aldığımız tat, kulaklarımızdaki sadece bir uğultu, ne yediğimizi göremiyoruz, bir parça ekmeğin arasına saklanıyor, bizde bakmamayı öğrendik, merak etmiyoruz onu. Yanında kola içip en azından birkaç saat midemizi şiş hissediyoruz, doyduğumuzu düşünüyoruz.
Fast-food mantığıyla yeniden kurduk hayatlarımızı. Mutfağa ihtiyacı kalmadı modern insanın, zamanını mutfakta geçirmesine gerek yoktu. Zamanı çok daha güzel, daha yaşanası olanlara ayırabilirdi. Emeği, sabrı, düşünmeyi, hissetmeyi unuttuk, bizim için her şey hazır, sadece kasanın önüne gitmek yeterli, orada sunulanlardan istediğimizi seçip atıştırabiliriz, hala eski günleri özleyen birkaç kişi kalmıştır diyerek türk usulü hamburgeri icad ettik, ev yemeği kavramını yarattık özlemi yok etmek için, onu da bugüne uyarladık ondaki emeği de yok ettik.
Aynı tatları aldık aynı olduk. Fast-food gençliği aynı annenin çocukları. Özlediklerimiz, istediklerimiz, yaşadıklarımız, aşklarımız aynı.
Fast-food felsefesi: zamanımız yok, yetişmemiz gereken bir hayat var.
Aynı annenin çocukları birbirimizi anlıyoruz, bir şey beklemiyoruz ne kendimizden ne de karşımızdakinden, kabullendik gecelik aşkları, sevgileri. Barlarda satılıyor artık, yine kasanın önüne gidip alıyorsunuz istediğinizi. Kokuları, tatları aynı, ne seçtiğiniz fark etmiyor. Doymayacağınızı biliyorsunuz ve yanında bolca bira içiyorsunuz, emek harcamıyorsunuz onun için, zaman değerli, zaman yaşanacak olana . Ne kadar çabuk tüketebilirseniz diğerlerine o kadar çok vakit kalıyor. Ne kadar tüketirseniz o kadar yaşadığınızı, doyduğunuzu sanıyorsunuz.
Hayallerimizi dondurucuya kaldırdık, unuttuk isteklerimizi.hoşça vakit geçiriyoruz. Aynı tatlar sardı etrafımızı ayıramaz olduk birbirinden. Gecelerden ibaret anılarımız unutulmuş yüzlere, adlara ait. Bilmiyoruz, yaşamadık ki unutulmuşluğun acısını,unutmuş olmanın hüznünü aşk sandık, sevgi sandık, doyduk sandık, yaşamayı vakit geçirmek sandık.