III. Mustafa'nin veziri Koca Ragip Pasa'nin konaginda bir Ramazan günü oruç üzerine sohbet yapiliyordu. Ragip Pasa, orada bulunanlardan sair Hasmet'e:
- Hasmet! Senin de borcun var mi? diye sorunca, Hasmet:
- Evet efendim! diye cevap verdi. Mahalle bakkalina bin kurus, kasaba bes yüz kurus...
Ragip Pasa gülerek:
- Onu sormuyorum yahu, dedi. Oruç borcun var mi, sen onu söyle.
sair Hasmet su cevabi verdi:
- Pasam, oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracaginiz, kul borcudur.
Günlerden birgün italyan büyükelçisi Ata ile görüsmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konulari hakkinda konusulduktan sonra büyükelçi: '' Ekselans dün Roma ile yaptigim bir görüsmede hükümetimizin Hatay'i almak istedigi kararini size iletmem söylendi.'' der. Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birseyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile basbasa birakir. Döndügünde ayaginda çizmeleri, üzerinde maresal üniformasi ve belinde tabancasi vardir. Dogru masasina gider, manyetolu telefondan Maresal Fevzi Çakmak'in baglanmasini ister ve Çakmak'a:'' Pasa italyan dostlarimiz Hatay'a gelmek istiyorlar hazir miyiz?'' der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve '' Biz haziriz Pasam. '' diye yanitlar. Ata büyükelçiye döner ve: '' Biz hazirmisiz, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay'i gelip alabilirler.''
Dünya nimetlerine deger vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen,
bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır.
İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir...
Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
"Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der.
Diyojen, kenara çekilerek
gayet sakin şu karşılığı verir:
Birgün çocuğun birini yakalayıp kadı'nın önüne çıkarmış işyeri sahibi. Demiş ki;
Kadı efendi bu çocuk elindeki ekmeği benim mis gibi kokan yiyeceklerimin üzerine tuttu, parasını isterim..
KAdı efendi, süşünmüş taınmış ve cebinden bir kese altın çıkararak işyeri sahibinin kulağıa doğru keseyi sallamış.. Tamamdır demiş, senin borcun yok, seninde alacağın yok..
NE ALIRSINIZ?
Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
-Buyrun beyim ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessümle:
-Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.
İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.
Kral, bunları görünce dayanamayıp:
- Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca, İncili Çavuş:
- Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.
AKŞAM YEMEĞİ
Yahya Kemâl, dostlarından birine:
-Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca, arkadaşı:
-Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!
Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:
-İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.
Öğrenci;
-Hocam,diye sormuş.İnsan,maymunun gelişmiş şeklidir''diyorlar.Ne dersiniz? Seyid Ahmet Arvasi cevap vermiş.
-O mantığa göre çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.