arkadas


 
bosluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 37
Forumlar >> Paylaşım >> >> ESKİDEN << bosluk
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
Kutudaki yazili sayfaya git -->
Yazar >> ESKİDEN <<
offline huzur ver..
Mesajlar: 1209

125788
Çok şükür bahçeli bir evde büyüdüm,
ağaçlara tırmandım,
meyveleri dalından yedim,
çamaşır ipinden salıncak yaptım,
toprağı kazdım, çiçek ektim...

Bir gün çocuğum olursa inşallah o da benim büyüdüğüm bahçede büyüyecek..

Ama bilgisayar başından kalkıp ağaçlara tırmanmak ister mi bilmem, orası ona kalmış..

Paylaşım için teşekkürler St@rZ

23-03-2008 19:55 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

engin demiş ki; Çok şükür bahçeli bir evde büyüdüm,
ağaçlara tırmandım,
meyveleri dalından yedim,
çamaşır ipinden salıncak yaptım,
toprağı kazdım, çiçek ektim...

Bir gün çocuğum olursa inşallah o da benim büyüdüğüm bahçede büyüyecek..

Ama bilgisayar başından kalkıp ağaçlara tırmanmak ister mi bilmem, orası ona kalmış..

Paylaşım için teşekkürler St@rZ



aynisiydi benim cocuklugumda..

insallah cocugumda aynisi olur.. pcsiz bir dÜnya

23-03-2008 19:59 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

engin demiş ki; Çok şükür bahçeli bir evde büyüdüm,
ağaçlara tırmandım,
meyveleri dalından yedim,
çamaşır ipinden salıncak yaptım,
toprağı kazdım, çiçek ektim...

Bir gün çocuğum olursa inşallah o da benim büyüdüğüm bahçede büyüyecek..

Ama bilgisayar başından kalkıp ağaçlara tırmanmak ister mi bilmem, orası ona kalmış..

Paylaşım için teşekkürler St@rZ



Rica ettim eywallaH..

23-03-2008 19:59 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

KUŞ HATIRALARI

Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

Kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

Yerli malı kullanan
yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
kuruüzüm incir fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm ve inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...

Özlerdik.
Memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nureddin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü koz helvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...

Top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalarımızın elinden
yazlık sinemalara gider
Sadri Alışık Vahi Öz
Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozları içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık.

Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gökırpan ve isimleri takılan yıldızları
vardı.

Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.

Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı
Bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
Ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan Harmanı
belki bunun için çok sevdim.

Yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlam idi.

Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önünde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.

Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
Şişhanede mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

Muammer Karacan’nın adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
Çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimiz paylaştığımız komşularımız
vardı.

Geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceplerimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
biraraya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotoğrafımız vardı.

Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı
gazeteler.
Süheyla hanımın Raci beyin
Melahat mehveş ablanın
Niko’nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense.
Ama yok ama yoklar.

Ne Harman sigarası kaldı geriye
ne Olimpus gazozu
ne Sadri Alışık.

Kalan bir tortuydu belki.

Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
hep arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişdi belki de .
belki de biz bir rüya mı görmüştük?

Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri
ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?


İbrahim SADRİ


23-03-2008 21:42 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

Eskiden sana yazardım..
Bilmezdin sen, ve hatta ben bile bilmezdim; kime yazdığımı veya yazdığımın "kim" olduğunu...
"Sana" yazarken eskiden, uzaklardaki "duruşun" başkalaşıverdi birden; sanki büyüdün... Ya da, sanki "beni" büyüttün gözünde... Veya benim gözümde "seni" küçültmeye çalıştın!..
Eskiden, sana yazardım;
Sana yazmaya korkmadığım zamanlarda!..
Eskiden sana yazardım;
Seni, sevdiğim sanıp!..
Eskiden sana yazardım...
Kayaları kazıyıp!
Ne yaptın, ne yazdın, veya ne dedin bilmiyorum... Ne yaptım, ne yazdım, veya ne dedim onu da bilmiyorum...
Ama, karşımda duruşun değişti sanki...
Ve sanki, kalbime vuruşun değişti; anlamadan...
Ve, anlatılamadan.
İsterdim ki;
Dokunabileyim hâlâ en ince teline saçlarının...
Ve sen, mızrap değmiş gibi titre yine!..
Eskiden, sana yazardım; seni, sevdiğim sanıp!..
Eskiden, sana yazardım; beni sevdiğini sanıp...
Eskiden sana yazardım;
Sana yazmaya korkmadığım zamanlarda!..

23-03-2008 23:08 | cevapla | Şikayet Et!
offline KARİZMA
Mesajlar: 682

63298
Yaşamak bir orman gibi kardeşcesineydi...

24-03-2008 02:23 | cevapla | Şikayet Et!
offline memili
Mesajlar: 85

130466
Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

24-03-2008 08:59 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

hayalet demiş ki;

















sen bilirmiydinnn böle şeyleriii yaw






Niye ben ot muyum ?

24-03-2008 10:18 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

hayalet demiş ki;



bilmemmm



























Ne biLirsin ki ? : )


24-03-2008 11:11 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

hayalet demiş ki;






ösledimmm malla


nerelerdesinn sen yawww






Önceden de söyLedim ya ..



Az bucuk işLerim vardı..



Ben de UzLedim be ya ..



Uzat da yanakLarını cımcırıyım : P




24-03-2008 11:39 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
Duslersokagi.com. iletisim: bilgi [ @ ] duslersokagi [ nokta ] com