Forumlar >>
Paylaşım >> ÇİÇEK MEVSİMİ ( mini hikayeler zinciri ) 
| Sayfalar: Önceki 1, 2, 3, 4 ... 20, 21, 22 Sonraki |
|
|
| Yazar |
ÇİÇEK MEVSİMİ ( mini hikayeler zinciri ) |
Yabancı..
| doğru bizi biz yapan zaten kusurlarımızdır kimse 4 4lük deil mükemmel bir hikaye pastına sağlık  | 21-02-2007 01:03 | | Şikayet Et! |
| ŞEHD-AB(E) Mesajlar: 1941
 | DERT AĞACI Eski çiftlik evini restore etmek için tuttugum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamisti. Arabasinin patlayan lastigi onun ise bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmis ve simdi de eski püskü pikabi çalismayi reddetmisti. Onu evine götürürken yanimda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulastigimizda beni, ailesiyle tanismam için davet etti. Eve dogru yürürken küçük bir agacin önünde kisa bir süre durdu, dallarin uçlarina her iki eliyle dokundu. Kapi açiıdıginda; adam sasirtici bir sekilde degisti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocugunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde ; agacin yanindan geçerken merakim daha da arttı ve ona eve giderken gördügüm olayi sordum. "O, benim dert agacim," dedi. "Elimde olmadan işimde bazi sorunlar çikiyor, ama sundan eminim ki o sorunlar, evime, esime ve çocuklarıma ait degil. Bunun için bu sorunlari her aksam eve girerken o ağaca asiyorum. Sabahlari tekrar onlari oradan aliyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? "Ertesi sabah onları almaya gittigimde, astığım kadar çok olmadiklarini görüyorum...." Öfkele geçen her dakikaniz, mutlulugunuzdan çalinmis 60 saniyedir !
| 21-02-2007 18:07 | | Şikayet Et! |
| ŞEHD-AB(E) Mesajlar: 1941
 | cehennem ısınırmı?soğurmu?
Çok yaratıcı ve ilginç bir cevaba hazır olun...
Washington Üniversitesi Kimya Fakültesi lisans öğrencilerine yazılı sınavda şu soru gerçekten soruldu:
'Cehennem ısınıyor mu, soğuyor mu? Tezinizi bir örnekle ispata çalışın.'
Öğrencilerin çoğu, teorilerini 'gazlar sıkışınca ısınır, genleşince soğur' diyen Boyle Kanunu ile desteklediler. Bir öğrenci hariç!! Öğrenci şu cevabı verdi:
'Bu soruya cevap verebilmek için ilk bilmemiz gereken, cehennem'in kütlesinin zaman içinde gösterdiği değişim. Özetle, Cehennem'e belli bir sürede ne kadar ruh giriyor, ne kadar ruh çıkıyor, bunu bilmeliyiz.
KAÇ RUH GIRIYOR ???
Hipotez olarak 'Bir ruh Cehennem'e bir kere girince bir daha çıkamaz' demek zannediyorum yanlış olmayacaktır. Demek ki, cehennem'e sürekli giriş var ama çıkış yok.
Elimizde olması gereken ikinci veri, Cehennem'e ne kadar ruhun girdiğidir. Bazı dinler 'Benim dinimden olmayanlar Cehennem'e gider' der. Buradan da herkesin (yani bütün ruhların) Cehennem'e gittiği sonucunu çıkarabiliriz.
RUH NÜFUSU ARTIYOR !!!
Şimdi, üçüncü olarak, Cehennem'in kütlesine bir göz atalım. Boyle Yasası'na göre, Cehennem'in ısısının ve basıncının aynı kalması için, hacminin yeni ruhların hacmi kadar artması gerekir. Bu durumda iki olasılıkla karşı karşıyayız:
1- Eğer Cehennem, yeni gelen ruhların hacminden daha yavaş büyüyorsa, ısısı ve basıncı, Cehennem'in sağının solunun delinmesine kadar artar.
2- Eğer Cehennem, yeni gelen ruhların hacminden daha hızla büyüyorsa, ısısı ve basıncı, Cehennem buz gibi olana kadar düşer.
Peki bu iki olasılıktan hangisini doğru kabul etmeliyiz? Elimizde delil var mı??? Var :
(a) Üniversiteye ilk girdiğim yıl Miss Therese Banyan'ın koyduğu şartı geçerli kabul edersek (Miss Banyan bana 'Cehennem'de soğuk bir gece yaşanmadan seninle yatmam' demişti)...
(b) Ben de dört yıldır bu okulda olup hala Miss Banyan'ı yatağa atamadığıma göre...
(c) Aksi ispat edilene kadar Cehennem ekzotermiktir (ısı verir).'
Yıl bitirme imtihanına girenler arasında sadece bu öğrenciye yıldızlı A notu verildi.
| 22-02-2007 12:10 | | Şikayet Et! |
| ŞEHD-AB(E) Mesajlar: 1941
 | | HEP GUZEL HIKAYELERLE YENI BASLIKLAR ACMAKDANSA HEP ILK HIKAYEYI DEGISTIRICEM ARKADASLAR BOYLE DAHA GUZEL OLACAGINI DUSUNUYORUM | 13-03-2007 15:36 | | Şikayet Et! |
| ~~YAĞMUR~~ Teröre-S... Mesajlar: 3305
 | Yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede
birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden
biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli
o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.
Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt
köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu
düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin
neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla,
sordu dedesine: Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
- "Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat."
- "Neyin simgesi" diye sordu çocuk.
- "İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik
ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe
ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.
Çocuk, sözün burasında; 'mücadele varsa, kazananı da olmalı' diye
düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
- "Peki" dedi. "Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
- "Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem!"
| 02-04-2007 19:02 | | Şikayet Et! |
| Dert Ortağı Moderatör Mesajlar: 14992
 | Adı Bayan Thompson'du.Ve 5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada ilk sırada, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı. Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, Bayan Thompson,Teddy'yi gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü. Ve,Teddy mutsuz da olabilirdi. Çalıştığı okulda Bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti. Ve Teddy'nin bilgilerini en sona bırakmıştı.
Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı. Çünkü birinci sınıf öğretmeni:
"Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu...ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu..." diye yazmıştı.
İkinci sınıf öğretmeni: "Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor.." diyordu.
Üçüncü sınıf öğretmeni: "Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek." diye yazmıştı.
Dördüncü sınıf öğretmenine gelince: "Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." demişti.
Şimdi Bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Ve öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş Noel hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy'nin armağanı kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi. Bazıları paketten çıkan bazı taşları düşmüş ve sahte taşlardan yapılmış bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.
O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek "Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz" dedi.
Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vazgeçerek onları eğitmeye başladı.
Teddy'ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek,Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu. Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy onun en sevdiği öğrenci olmuştu.
Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy'dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti.O notta liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve Bayan Thompson'un hala hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu.
Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy'den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarf etmesi gerektiğini yazıyordu. Ve Bayan Thompson hala onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi.
Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Ve çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun oluğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve hala Bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi. Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu. Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.
Bu hikaye burda bitmedi. Sonra ilkbaharda bir mektup daha aldı Bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Ve babasının birkaç yıl önce öldüğünü ve Bayan Thompson'un düşünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu, tabii ki oturabilirdi.
Ve tahmin edin ne oldu? O törene giderken birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı ve tabii ki Noel'de Teddy'nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümü de sürmeyi ihmal etmedi.
Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy onun kulağına
"Bana inandığınız için çok teşekkürler Bayan Thompson, beni önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için.." diye fısıldadı.
Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi:
"Ben sana teşekkür ederim Teddy" dedi.
"Sen yanılıyorsun. Ben sana değil, sen bana öğrettin. Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum.!" | 08-04-2007 12:45 | | Şikayet Et! |
| murat Mesajlar: 1280
 | | ŞEHD-AB(E) Mesajlar: 1941
 | Harun Resit, savasta esir aldigi dusman generale
-Hayatini bagislarim ama bir sartim var: Kadinlar hayatta en cok ne ister
budur bilmek istedigim. Bu sorunun yanitini getir; kurtar kelleni.' der.
General sorar sorusturur, bu cetin sorunun yanitini arar ve Kafdagi'ndaki bir cadinin bunu bildigini ogrenir.
Gunlerce gecelerce at kosturur, cadiyi arar bulur ve sorar - Kadinlar hayatta en cok ne ister?'
Korkunc cadinin, yanit icin oyle bir sart ileri surer ki yenilir yutulur degil.
'
-Evlen benimle, o zaman ogrenirsin istedigini.'
Bu olumcul teklifi, kabul eder General ve dogru yaniti alir almaz kosar Harun Resid'e:
'-Kadinlar, en cok kendi ozgur iradeleriyle hareket etmek ister.'
Harun Resit bizimkinin hayatini bagislar ya; cadiyla evlenmek icin de soz verilmistir. Evlenirler. O ilk gece; general bir bakar ki o korkunc cadi, dunyalar guzeli bir afete donusmus, karanlik odada.
Konusur cadi:
'-Benim kaderim boyle; gunun sadece yarisi guzel olabilirim, diger yarisi ise cirkinim. Ne dersin geceleri seninleyken mi,
yoksa gunduzleri disaridayken mi guzel olayim?
General dusunur ve
'-Sen bilirsin, kararini kendin ver' der; iste o andan itibaren korkunc cadi sonsuza dek cok guzel bir kadin olarak kalir.'
Peki bu oykuden cikarilacak uc ders nedir?
1. Kadinlar en cok kendi ozgur iradeleriyle hareket etmek ister.
2. Ozgur iradesiyle hareket eden bir kadin, her zaman guzeldir.
3. Ister guzel olsun ister cirkin, her kadin aslinda bir cadidir.
| 09-04-2007 01:23 | | Şikayet Et! |
| Dert Ortağı Moderatör Mesajlar: 14992
 | Sinif, ögrencilerin gürültü patirtisiyla sallanirken sert görünümlü hoca kapida beliriyor. Iceriye kizgin bir bakis atip kürsüye geciyor.
Tebesirle tahtaya kocaman bir (1) rakami ciziyor. “Bakin” diyor. “Bu, kisiliktir. Hayatta sahip olabileceginiz en degerli sey...”
Sonra (1)’in yanina bir (0) koyuyor: “Bu, basaridir. Basarili bir kisilik (1)’i (10) yapar”.
Bir (0) daha... “Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz”.
Sifirlar böyle uzayip gidiyor: Yetenek... disiplin... sevgi... Eklenen her yeni (0)’ın kisiligii 10 kat zenginlestirdigini anlatiyor hoca...
Sonra eline silgiyi alip en bastaki (1)’i siliyor. Geriye bir sürü sifir kaliyor.
Ve olayin yorumu: “Kisiliginiz yoksa, öbürleri hictir”. | 11-04-2007 21:14 | | Şikayet Et! |
| ŞEHD-AB(E) Mesajlar: 1941
 | Is yasaminda onemli yerlere gelmis bir grup eski mezun arkadas grubu universitedeki hocalarindan birini ziyarete gitmis. Cesitli konular konusulduktan sonra sohbet, isin yarattigi strese ve hayatin zorluklarina gelmis. Universite hocasi ziyaretcilerine kahve ikram etmek uzere mutfaga gitmis ve degisik boy, renk ve kalitede bir cok fincanin bulundugu bir tepsiyle geri donmus.
Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanlari ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarini soylemis.
Tum eski ogrenciler kahvelerini alip koltuklarina dondugunde hocalari onlara sunu soylemis:
"Farkina vardiniz mi bilmem, zarif gorunumlu, guzel, pahali fincanlarin hepsi alindi, masada yalnizca ucuz ve basit gorunumlu fincanlar kaldi.
Elbette ki kendiniz icin en guzelini istemek ve onu almak cok normal ama iste bu demin bahsettiginiz problemlerinizin ve stresin nedeni. Hepinizin istedigi fincan degil, kahve iken, bilincli olarak herbiriniz birbirinizin aldigi fincanlari gozleyerek daha iyi olan fincanlari almaya ugrastiniz.
Yasam kahveyse, is, para ve mevki fincandir. Bunlar yalnizca Yasam'i tutmaya yarayan araclardir, ama Yasam'in kalitesi bunlara gore degismez.Bazen yalnizca fincana odaklanarak, icindeki kahvenin zevkini cikarmayi unutabiliyoruz."
| 12-04-2007 00:08 | | Şikayet Et! |
| |
Konuya cevap verebilmek için üye olmanız gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin.. |
|