Forumlar >>
Paylaşım >> ÇİÇEK MEVSİMİ ( mini hikayeler zinciri )

| Sayfalar: Önceki 1, 2, 3 ... 20, 21, 22, 23 Sonraki |
|
|
| Yazar |
ÇİÇEK MEVSİMİ ( mini hikayeler zinciri ) |
Yabancı.. Mesajlar: 4899
|
Olay İngiltere’de geçiyor:

Yaşlı bir bey sabah erken evinden çıkmış yolda ilerlerken, bir
bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama biraz beklemesini ve
röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını
inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu ,
istemediğini söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
Adamcağız karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye
giderim. Geç kalmak istemiyorum, demiş. Karınızın siz gecikince merak
edeceğini düşünüyorsunuz herhalde demiş hemşire.
Adam üzgün bir ifade ile ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim
olduğumu bilmiyor demiş. Hemşireler hayretle madem sizin kim olduğunuzu
bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz demişler.
Adam buruk bir sesle "ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş. | 16-10-2007 07:53 | | Şikayet Et! |
|
ŞEHD-AB(E) Mesajlar: 1957
|
Masal Bitti
Masallar en başta çocukları mutlu eder. Onlara umut aşılar. Nasıl olsa büyüdüklerinde, hayatın pek de mutlu olmadığını bazen acı bir şekilde de olsa anlarlar. O yüzden hiç değilse masallar mutlu eder çocukları. Ben bir çocuktum, büyüdüm, ve masal bitti!
Sana ayırmıştım en güzel hediyemi. Sesini duyduğumda, gülüşünü gördüğümde, mutlu olduğunda gözlerimde beliren ve içimdeki sıcaklığı…
Bir kez daha yenildim. Sana karşı hissettiklerimin önünde eğiliyorum. Gocunmuyorum biliyor musun; beni senin önünde eğen, yüzümü yere düşüren yeter ki sana karşı duyduğum sevgi olsun!...
Ne kadar da umut doluydum oysa, sana bırakırken o değerli tohumu. Ekecektin topraklarına, özene bezene bakacak, büyütecektin bana göre. Sen; beni yanılttın. Şimdi olduğu gibi.
Fark etmez be gülüm… Yine de akıtmayacağım gözlerimden seni. Ki, sonsuza kadar bende kal, benimle kal…
Ne kadar da hevesliydim gözlerinin önünde dolanmaya. Acıdan, mutluluktan her ağladığında, gözünden akan yaşlarla ıslanmaya. Biliyorsun, ne yağmuru severim, ne de şemsiyeyi. Olmayacaktı senin yağmurunda ıslanırken elimde ne bir şemsiye, ne de üzerimde bir çul… Sırf, akan gözyaşın tenime değsin, içime işlesin diye… Sırf, acına da mutluluğuna da ortak olayım diye…
Sana dair aklıma gelen, yalnızca mürekkep marifetiyle ortaya çıkabilen düşüncelerimin varlığı altında gömülüyorum. Sense başımda bir cellat… Artık geride kaldım. Sen hayatın başka anına, getirdiği başka bir insana doğru yelken açıyorsun. Ve elinde bir kürek…
Hadi güzelim, ay parçam, bir kürek toprağı esirgeme benden. Yokluğunla kardeş sevgim. Göm gitsin… Öldür gitsin beni… | 22-11-2007 23:50 | | Şikayet Et! |
|
ŞEHD-AB(E) Mesajlar: 1957
|
Unutulanlar unutanları asla unutmazlar
Kanepenin kenarına iyice büzüldü,kucağındaki yastığa gömdü çenesini.
Neden? ..Neden aramıyordu...
-Açmayacağım..
dedi
-Ararsa telefonu açmayacağım işte..
Oysa adam onu sevdiğini söylemiş hatta tutkulu şiirler yazmıştı.
-Gerçi seni seviyorumdeyişi bakkaldan ekmek alır gibiydi..
diye düşündü..öylesine sıradan ve öylesine soğuk..
Hala çalmıyordu şu kahrolası telefon...
-Açmayacağım ki...
dedi
-Çalsada açmayacağım...
Her akşam iş dönüşü..soluğu pc nin başında alır ve saatlerce süren konuşmaları başlardı..
Adam sürekli etrafına ördüğü duvarlardan bahseder,bana sakın bağlanma derdi..Oysa o çoktan bağlanmıştı,fakat içine gömdü duygularını..Hiç belli etmedi..
Ne zamanki adam o duvarları çatlatmaya başladı,içinde bir ümit ışığı yandı..
-Evet..
dedi..
-Tahmin etmiştim...oda bana ilgisiz değil...
Sevindi..çocuklar gibi sevindi..bebekler gibi sevindi..
Ama bir şeyler vardı..sanki görünmeyen bir el sürekli onlar ayırıyor gibiydi...
Oysa adam hep onu düşündüğünü söylemişti telefonda..daha iki gün evvel..
-Şu yüzünü çeksene gözlerimin önünden,nereye baksam yüzün karşımda..
işlerimi yapamıyorum..
demişti..
çok mutlu olmuştu..peki şimdi ne olmuştu da uzaklaşmıştı adam..
-Benim hislerimi öğrendiği için büyü bozuldu galiba
dedi.
Duygularını açtığı için pişman olmaya başlamıştı..
-Onu sevdiğimi bilmiyorken ne kadarda mutluydum...diye düşündü..
her akşam uzun uzun görüşürken şimdi benden kaçıyor..
Gözlerine hüzün bulutları inmişti..yağmur damlaları düşmek için bi işaret bekliyor gibiydi..
tuttu kendini..
-Ağlamayacağım...dedi...ağlamayacağım...
O kimbilir şimdi kimlerle gülüp konuşuyordu..
Bir önceki gece üç adet mesaj yazmış cevap alamamıştı..ve ertesi gün bu saat olmuş telefon hala çalmamıştı..
Gözlerindeki yağmurları daha fazla tutamadı...müzik setinden Kerem Cemin sesi geliyordu..
- AĞLAMAAAA....GÖZ YAŞIIINAAAA DAYANAMAM...
Şimdi yağmurlar sel olmuştu..
Yüzünü yastığa gömdü...bari hıçkırıkları duyulmasındı..
Hain telefon` hala çalmamıştı...
| 22-11-2007 23:50 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Merhabalar...
Güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim...
Mevlana ve bir öğrencisi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı.
Biraz ileride yolun kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuşlar, birlikte uyumakta olduklarını gördüler.
Öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu Mevlana ile paylaşmak istedi:
- Efendim şu manzaraya bakın, dedi. Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?
Mevlana, öğrencisinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsedi ve kişisel çıkarların nice dostlukları yakıp kül ettiğini anımsattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verdi:
- Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de, bak o zaman gör dostluklarını, dedi.
Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa, ancak o durumda bir değer ifade eder ve ancak o zaman onun adına 'gerçek dostluk' denilir.
Gerçek dostluk bir kemik için, yıkılmayacak dostluktur.
Önüne kemik atılınca havlamayan dostlar dileklerimle...
| 23-11-2007 23:42 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Taşın Hikayesi
Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.
Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu ?
”Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. “Lütfen, amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti. “abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.”
Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu : “Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.
Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.
Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi.
Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı :
Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.
Yaratıcı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.
Fısıltıyı dinle… veya taşı bekle.
Seçim senin.
| 09-12-2007 15:16 | | Şikayet Et! |
|
Yabanci. Mesajlar: 15236
|
Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.
Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu :
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?”
'50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'
..diye öğrenciler yanıtladı.
“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem,” dedi profesör, “ama, benim sorum şu ki :
Bu bardağı birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
‘Hiçbirşey' …..diye yanıtladı öğrenciler
Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?' diye sordu profesör bu kez…
Kolunuz ağrımaya başlardı efendim' diye öğrencilerden biri yanıtladı
“Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?”
“Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı & batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!”
….. tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler
“Çok iyi.
Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?”
diye sordu profesör.
‘Hayır‘…. diye yanıtladı herkes
“Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?”
Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.
“Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?”diye tekrar profesör sorar
“Bardağı bırakın düşsün!” diye öğrencilerden biri yanıtlar.
“Kesinlikle!” der profesör.
Hayatın problemleri de böyle bir şeydir.
Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür.
Uzun bir süre düşünürsün, başınız ağrımaya başlar
Daha uzun düşünün …Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.
Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,
Fakat daha önemlisi onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi).
Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!
Bu yüzden bugün ofisten ayrıldığınızda,
Sevdiklerinize şunu hatırlatın :
“Bardağı yere bırakın bugün!” | 09-12-2007 22:23 | | Şikayet Et! |
|
murat-tlv (yokluğuml... Mesajlar: 11477
 |
Hikaye o ki;
Çok eskiden adamın biri bir köye gelir, ahaliyi toplar der ki: "ben peygamberim". buna gülerler, hadi ordan derler. Adam devam eder, bana inamıyorsunuz ama ben gerçekten peygamberim. Peki derler bize bir muzice göster de inanalım senin peygamber olduğuna. Adam etrafına bakar, bir duvar vardır.Der ki ey ahali, bu duvar konuşsa dile gelse benim peygamber olduğuma inanır mısınız? İnsanlar birbilerine bakarlar, tartışırlar sonra derler ki evet derler duvarın konuşmasını sağlarsan, duvar konuşursa senin peygamber olduğuna inanırız. Çünkü duvarın konuşması mümkün değildir, aksi mucizedir.
Adam duvara döner ve bağırarak "dile gel ey duvar "der. Meraklı kalabalığın önünde duvar dile gelir. Derki: "sakın inanmayın bu adam peygamber değildir."
Kaynak: İbn'i Arabi
Şimdi peygamberliğin ispatı duvarın konuşmasıysa; duvar konuşmuştur. O halde adam peygamberdir? Ama konuşan duvar adamın peygamber olmadığını söylemektedir. Deme ki adam peygamber değildir?
Doğru her zaman için ve herkes için doğru olmayabilir.Bunun da objektif olmadığını söyleyemeyiz.
O halde önemli olan "hak"ın tespiti midir? Yanlış olan bir şey haklı olabilir yada doğru olan bir şey de haksız olabilir mi?
| 10-12-2007 02:24 | | Şikayet Et! |
|
düşümde oyun var Mesajlar: 1185
 |
Adam evden çıkarken şemsiyesine davrandı. Baktı; birkaç kirişi kırılmış. Hanımınınkine baktı onun ki de birkaç yerinden sökülmüş. Çocuklarınki zaten ikisinden beter. 'Keratalar' diye söylendi, 'kendilerininkini bozdukları yetmiyormuş gibi annelerininkiyle benimkini de halletmişler.' Herkese yeni şemsiye almaktansa hepsini topladı ve tamirciye götürdü, sonra otobüse atlayıp işine yollandı.
İneceği durağa gelince alışkanlıkla yanında oturan hanımın şemsiyesini alıp kapıya davranmıştı ki kadın bağırdı:
'beyefendi, beyefendi, benim şemsiyemi aldınız.'
Utançtan kıpkırmızı, binbir özür dileyerek şemsiyeyi hanıma iade etti ve otobüsten indi. Akşam iş dönüşü şemsiyeciye uğradı. Çok güzel! Hepsi yeni gibi, sapasağlam olmuştu. Hepsini koluna takıp neşeyle evine yürürken karşıdan gelen hanımı gözü bir yerden ısırır gibi oldu. Evet! Bu, otobüsteki hanımdı. Kadın gülümseyerek kolundaki şemsiyelere bakıyordu:
'MaşAllah! Bu gün baya iyi iş çıkarmışsınız.'
 | 08-07-2008 14:36 | | Şikayet Et! |
|
Yabanci. Mesajlar: 15236
|
Mesele Yataktan Kalkabilmek
"Yarın sabah saat yedi buçukta kalkacağım" dedi
genç kız.. Sonra ertesi günün programını yaptı.. "Duş.. Kahvaltı.. Evden
çıkış.." diye başlayarak.. Önemli bazı ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş
merkezine gidecekti. Sonra öğle yemeğinde uzun zamandır görmediği bir arkadaşı
ile buluşacaktı. Öğleden sonra bir iş randevusu vardı.. Saati sabah 7.30'da
çalarken "Duş yapmasam da olur" diye düşündü... "Yarım saat daha kestireyim.."
Bir yarım saat daha için kahvaltıdan da vazgeçti.. Alışveriş mi?.. O
kadar da önemli değildi canım.. Ertesi güne kalabilirdi. Öğleye kadar uyusa ne
kadar iyi olacaktı. O kadar sıcak ve çekici idi ki, yatak.. Öğle yemeğinde
arkadaşı ile buluşma mı?.. Bunca zamandır görüşmemişler de ne olmuştu yani..
Birkaç gün sonra yeseler yemeği ne olurdu ki?.. Bir telefon eder, yok canım, yüz
yüze konuşmak zor, bir mesaj çeker ertelerdi yemeği.. Oh be.. Artık canının
çektiği kadar uyuyabilirdi.. Uyudu.. İş randevusuna, aç biilaç, alelacele
yapılmış bir makyaj, iki fırça ile düzeltilmiş saçlar ve uykudan şişmiş gözlerle
girerken, aynaya bakmadığı için, neden başarılı olamadığını da anlayamadı.. O
gece yatarken gene plan yaptı.. 7.30 kalkış.. Duş.. Kahvaltı.. Gazetelere
bakma.. 9.00: Alışveriş merkezine gidiş. 11.30: Arkadaşla buluşma.. 14.00: İş
randevusu.. ..Ve sabah 7.30 da saati çaldığında "Canım kahvaltı çekmiyor,
duşu da daha dün gece aldım.." diye mırıldandı, yastığı kafasının üstüne koyup
öbür tarafa döndü. Kim mi anlattığım.. Siz..
İçinizden biri.. Kimbilir kaç kişisiniz orda.. Kaç yüz.. Bin..
Başarı, yataktan kalkma ile başlar..
Bu kadar basit.. Ama o kadar da
zor.. Bir araştırma yapın yakın çevrenizde.. Başarılı olanlar,
yataktan kalkmayı bilenlerdir. Nedir yataktan kalkmayı bilmek.. Karar
verdiğin saatte gözünü açtığın anda, fırlayıp yataktan çıkmak.. Bir dakika bile
gecikmeden.. Bir dakika bile yatak miskinliği yapmadan.. Uçak kaçacaksa,
yaparız bunu.. Ama hayat kaçarken yapmayız.. Kaçan uçağın yenisi vardır oysa..
Ama kaçan hayatın saniyesi geri gelmez.. Yataktan kalkmayı öğrenmek, kendini
tanımakla başlar.. Kendinizi iyi tanırsanız,
kalkacağınız saati doğru belirler, güne
doğru, yapabileceğiniz, başarabileceğiniz planla
başlarsınız.. Saat 7.30'da yataktan çıkamadığınızı bile bile her gece
"7.30 kalkış" diye yattınız mı, kendi kendinizi aldatır, daha kötüsü giderek
aşağılık kompleksine düşersiniz.. "Ben ne berbat bir insanım. Verdiğim en basit
kararları bile uygulayamıyorum" diye.. Bakın.. Hayali değil, gerçekçi planlar
yapın.. "10.00'da kalkacağım" deyin.. Ama kalkın.. Geceden verdiğiniz
kararları, ertesi gün uyguladığınız ölçüde kendinize güveniniz artmaya,
kişiliğiniz oturmaya başlar. O zaman 7.30'da da rahatça kalkabilecek güce
ulaşırsınız.. Yapamayacağınızı ezbere bildiğiniz planları her gece yatarken
yapmak, sizi yaşarken öldürür. Durmadan plan yapıp ertelemek, hiç plan
yapmamaktan çok daha hızla çürütür insanı.. Yataktan kalkacağınız zamana
doğru karar verin ve kalkın.. Hayatınızın nasıl hızla olumlu gelişmeye
başladığını göreceksiniz..
Hıncal ULUÇ
| 08-10-2008 20:23 | | Şikayet Et! |
|
Yabanci. Mesajlar: 15236
|
Mecnun çölde Leylasının hasretiyle avare avare gezerken namaz kılan bir bedevinin önünden geçer. Bedevi kıldığı namazı yarım bırakarak ayağa kalkar ve Mecnun ile aralarında şöyle bir konuşma geçer.
Bedevi:Allah kahretsin seni.Dininin sana öğrettiklerini unuttun mu? Namaz kılan bir insanın önünden geçmenin günah olduğunu bilmiyor musun?
Mecnun: Bağışlayın beni.Etrafımı göremez oldum.Görevlerimi yapamaz oldum.Aklımda sadece ve sadece aşkım var.
Bedevi: Dünyadaki aşkını unut. Allah’ı düşün.Yoksa cehennemde cayır cayır yanarsın.
Mecnun: Tapmanın aslını aşk oluşturur.Ancak aşk doruğa ulaştığında tapmaya dönüşür.Oysa sizin yaptığınız şey sadece “şekilde” kalıyor.
Bedevi: Ne dedin..! Ben namaz kılmasını bilmiyor muyum yani..!
Mecnun: Kızmayın lütfen..! Ben Leyla’nın aşkından senin namaz kıldığının farkına bile varamadım. Ama sen Allah’a dua ettiğini iddia ediyorsan önünden geçtiğimi nasıl fark ettin.
Gerçek inanç güç bir şeydir. İnsan dua ederken dünya işlerinden arınmalıdır.
Benim aşkım senin ibadetinden daha yüce! der ve çölde yürümeye devam eder.
Bedevi Mecnun’un ardından seslenir:
Bir dakika dostum. Sen çok haklısın. Allah senden razı olsun. der ve Mecnun’un elini saygı ile öper ve son sözü söyler. “Bana gerçek ibadetin nasıl olacağını öğrettin”. | 12-10-2008 23:24 | | Şikayet Et! |
|
Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..
|