Abdullah Gül’ün 19 Eylül tarihinde KKTC’ye Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı ilk dış gezisi Türk siyasi hayatında ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde pek çok ilki de beraberinde getirdi. Türban Türk siyasi hayatında ilk kez alenen devlet protokolüne girmiş oldu.
Gerçi hakkını yemeyelim, TBMM eski Başkanı Bülent Arınç da Kasım 2002’de Sezer’i AB toplantısına uğurlarken eşi Münevver Arınç’ı protokole kaçak sokmuştu. Bu olay birkaç gün tartışıldıktan sonra kapanmıştı. Ancak Cumhurbaşkanı’nın yokluğunda protokolde onu temsil eden TBMM Başkanı’nın bu hareketi aslında belli şeylerin ilk sinyalleriydi. O gün vekilinin protokole türban sokmasına izin verenler, bugün de aslının eşini görünce havaalanında köşe kapmaca oynuyorlar.
Bu olay Türkiye’de artık rejimin değiştiğinin çok açık göstergesi. Rejimin değişmesi için illa Anayasa’nın değişmesi şart değil. Şeriatçı iktidar partisi ve onun içinden çıkan Cumhurbaşkanı daha Anayasa değişikliği yapılmadan Türkiye’yi fiili uygulamalarıyla bir Şeriat ülkesi haline getirmeye başladılar. Türbanın protokole girmesi mevcut anayasa tartışmaları arasında biraz kaynamış gibi görünüyor.
Basında yer alan haberlerde Gül’ün gezisi ve eşinin protokole girmesi pek fazla yankı yaratmadı. Gezi ile ilgili verilen haberlerde genel olarak protokol hadisesinin törenlerdeki değişimine dikkat çekilirken, meselenin özü neredeyse hiç irdelenmedi. Türbanlı bir cumhurbaşkanı eşi, Türkiye tarihinde ilk kez resmi bir gezide Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etti ve işin bu kısmı ile ilgili medyada tek bir cümleye dahi rastlamak mümkün değil.
Köşe yazarları derseniz, Anayasa tartışmalarına bir dalmışlar ki çıkamıyorlar. Şeriatçı basın ise bayram ediyor. Ülkeye yeni gelen biri türbanın protokole girdiğini ancak Yeni Şafak, Bugün gibi gazetelerden öğrenebilir. Onlar da zaten türbanın protokole girdiğini “Bayan Gül Protokolde”, “Ve First Lady Protokolde” gibi başlıklarla insanın gözünün içine sokuyor.
Devlet geleneği değişiyor, merasimler sivilleşiyor
Türbanın 84 yıl sonra ilk kez devlet protokolünde alenen yer alması başlı başına bir ilk olmasına rağmen, diğer pek çok ilki de beraberinde getiriyor. Türk devletinin bütün gelenekleri ve teamülleri artık türbanlı First Lady’e göre yeniden düzenlenecek. Gül’ün KKTC gezisi bunun ilk örneklerini vermeye başladı zaten. Ancak Gül’ün KKTC’ye uğurlanması, KKTC’de karşılanması ve KKTC’den dönerken Ankara’da karşılanması teamüllere aykırı ve gülünç manzaralar sergilenmesine neden oldu.
Gül çifti daha uçağa binerken ayrılmak zorunda kaldı. Çünkü uğurlama esnasında yapılacak olan askeri törene kurallar gereği türbanlı eş katılamıyordu. Ve Gül’ü uğurlamakla görevli Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner, ancak Gül tek başınayken onu selamladı.
Karşılama töreni ise ayrı bir düzende gerçekleşti. Normal teamüle göre Ercan Havaalanı’nda askeri törenle karşılanması gereken Gül’e, askeri tören KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda ve yanında eşi yokken düzenlenebiliyor. Gül çifti bütün gezi boyunca ayrı ayrı takılıyorlar ve sadece akşam bir araya gelebiliyorlar. Abdullah Gül, cumhurbaşkanı sıfatıyla resmi temaslarda bulunurken, First Lady de turist gibi Kıbrıs’ta geziyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı eşini yanında gezdiremiyor anlayacağınız.
Teamüllere aykırılık ve komedi burada da bitmiyor tabi. Eşsiz yemeğe katılan komutanlar, eşli resepsiyonu terk ediyorlar. Gül, KKTC’den ayrılırken düzenlenen asker törene Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu katılamıyor.
Gül’ün Ankara’da karşılanması ise tam bir komedi. Askeri törenin başında bulunan Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner ve teamüle uygun olarak TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı’nı karşılamak üzere protokoldeki yerlerini alıyorlar. Fakat o da ne! Abdullah Gül, uçaktan eşiyle iniyor. Bunun üzerine Korgeneral Güner, Hayrünnisa Hanım’la tokalaşmamak için protokolün karşı tarafına geçiyor. Türk Ordusu’nun koskoca generali, türbanlı First Lady’den kelimenin tam anlamıyla köşe bucak kaçıyor. Böylece karşılama görevini de yerine getirmiş olamıyor. Protokolde durup da elini sıkmasaydı çok daha iyiydi.
Düşünün ki Türk Ordusu’nun üst rütbeli bir mensubu, Anayasa’ya göre Başkomutanı olan kişiyi karşılayamıyor. İşte Hayrünnisa Hanım’ın türban dayatmasının Türkiye’yi getirdiği nokta.
Bir de tabii işin diğer boyutu, bu vesileyle devlet törenlerinin askerden arındırılarak sivilleştirilmesi. Türkiye Cumhuriyeti’nde türbana göre protokol kuralları mevcut olmadığı için bu tip törenler karmaşaya neden oluyor. Doğal olarak askerler de bu durumu kabullenemedikleri için törenlere Ordu’yu temsil edebilecek en düşük rütbeli askerler katılıyor. Bu durum bir süre sonra askerlerin bu tip törenleri tamamen boykot etmelerine neden olur mu bilinmez ama böyle giderse askersiz askeri törenler de görebiliriz.
İşte o zaman Şeriatçıların özledikleri sivilleşme gerçekleşebilir. Sonuçta askerin yavaş yavaş devlet hayatından çekilmeye başladığı görülüyor. Resepsiyonlardan sonra askeri törenlerden de çekilirlerse sivilleşme tek bir kişinin türbanıyla sağlanmış olacak.
hocam güncel haberlerden cok kısa öz ve genel ATATÜRKÇÜ,milliyetçi bayrağımızın emin elelrde oldunu belirtici yazılar yazalım, sende taktir edersin ki bu tür yazıalrın okunması cok nadir,,bu benim acizane önerimdir,dilersen sen ayrı bir topicde bunları yayınlayabilirsn..
bence cok güzel türbanlı bir hanımın protokole girebilmesi!!!!
türbanlı şehit annelerinin protokole alınmadıgı günleride gördünk-şükür bazı seyler sedğişmeye basladı!!!
inş daha cok görürüz mesela okullarda vs vs
Siz beni hala anlamadınız
Ve anlamayacaksınız çaglarca da...
Hep tutturmus <<Yıl 1919,Mayıs'ın 19'u >> diyorsunuz
Ve eskimis sözlerle beni övüyor,övüyorsunuz
Mustafa Kemal'i anlamak,bu değil
Mustafa Kemal ülküsü saedece söz değil.
Bırakın o altın yapragı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda sehitler.
Siz bana neler yaptınız ondan haber verin;
Mustafa Kemal'i anlamak ,yerinde saymak değil,
Mustafa Kemal ülküsü asdece söz değil.
Bana muştular getirin bir daha
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan,
Kuru söz değil iş istiyorum sizden,anladınız mı?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı?
Mustafa Kemal'i anlamak,avunmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Hâlâ o acıklı agıtlar dudaklarınızda
Hâlâ oturmus On Kasımlarda bana aglıyorsunuz.
Uyanın artık diyorum,uyanın!
Uluslar fetihine çıkıyor uzak dünyaların.
Mustafa Kemal'i anlamak,göz boyamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Beni seviyorsanız eger ve anlıyorsanız
Laboratuvarlarda sabahlayın,kahvelerde değil.
Bilim agartsın saçlarınızı,kitaplar,
Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.
Mustafa Kemal'i anlamak, aglamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size,özgürlüğü,
Görüyorum ki hâlâ aynı yerdesiniz,hiç ilerlememiş.
Birbirinize düşmüşsünüz halka egilmek dururken,
Hani köylerde ışık,hani bolluk,hani kaygısız gülen?
Mustafa Kemal'i anlamak itişmek değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla
Bilime,sanata varılmaz rezil dalkavuklarla
Bu vatan bu canım vatan sizden çalışmak ister
Paydos övünmeye,paydos avutmaya,yeter yeter.
Mustafa Kemal'i anlamak,aldatmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
"Ilımlı" yanı ise "Jennifer Lopez, Brad Pitt ve kimi Hollywood yıldızları Erdoğan’ın iftar yemeğine katılacaklar" diyorlar, oldu mu size "ılımlı İslam"...
*
Nedense bizim Müslümanlar, her zaman Amerika’ya hayrandırlar. Bir yere gidip beklemeleri gerektiğinde orası Amerika’dır.
Bayılıyorlar oralara.
Normalde Arabistan çölündeki kutsal mekánları-şehirleri sevmeleri gerekmez mi?
Bunlar fırsat bulunca doğru Amerika’ya.
Haberlerde gördüm; seçim boyunca halkın "Bilal askere" diye bağırdığı, Türk ordusunda yazıcı dahi olmayan oğul Bilal, turp gibi orada Amerika için çalışıyor.
Torunlar Amerika’da doğdukları için, elbette onlar şimdiden Amerikan vatandaşı.
Ailenin tümünün cebinde ABD’nin "yeşil kart"ı...
Şimdi kimin "gidecek bir başka yeri olup olmadığını" daha iyi anlıyorum.
*
Ama dağlarda PKK, ABD silahları ile kasabalardan-köylerden gitmiş yoksul çocuklarımızı (Elbette ABD’ye güvenerek ve ABD silahları ile) vurmaya devam ediyor.
Türkiye, Kuzey Irak’ta kıpırdayamıyor.
Çünkü ABD’den habersiz operasyon yapmama taahhütleri var; dünkü Cumhuriyet’te altında Abdullah Gül’ün imzası olan anlaşmanın metni yayınlandı.
Ve bir bir tabutların içinde köylerine-kasabalarına dönüyorlar yaban güvercinleri.
(Dün Kara Harp Okulu’nda konuşan Kara Kuvvetleri Komutanı Başbuğ’un sözlerini öbür sayfalarda bulup okumalısınız.)
*
Ama ne gam?..
Oğul, torun, gelin, kızlar, aile Amerika’da, Jennifer Lopez iftara geliyor.
Hollywood’un ilgisi de çok fazla diyorlar.
Hollywood Hollywood olalı, içinde hem komedi, hem trajedi, hem entrika olan bundan iyi film görmüş olabilir mi?..
TÜRKSOLU GAZETESİNİN SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ VE
TÜRKLERE ÇAĞRISI
Kürt-İslamcılar değil Türkler Kazanacak!
22 Temmuz seçimlerinin sonuçları belli oldu. Seçim sonuçlarının belli olması ile birlikte Kürt-İslamcı partiler olan AKP ve PKK sevinç gösterilerine başladı.
Ancak bu partilerin sevinçleri kursaklarında kalacaktır.
Çünkü seçim sonuçları onların istediği Kürt-İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşuna değil, Kürt-İslamcı güçlere karşı bir Türk Hareketi’nin oluşmasına yol açacaktır.
Seçim sonuçları üzerinde istedikleri kadar manipülasyona gitseler de gerçekler ortadadır.
1-) Seçimlerden AKP güçlenerek çıktı yorumları gerçeği yansıtmamaktadır. Gerek alınan oylar, gerekse milletvekili sayıları açısından rakamlar 2002 seçim sonuçları ile neredeyse birebir aynıdır.
Muhalefetteki CHP+MHP+GP oyları bu seçimde %38’dir. Geçtiğimiz 2002 seçimlerinde ise bu partilerin ve DSP’nin aldığı oyların toplamı %37’ydi. Görüldüğü gibi AKP karşıtı partilerin oy oranı azalmamış, AKP karşıtı muhalefet azalmamıştır. Bu muhalefetin bileşimi ve dağılımı değişmiştir.
Kürt-İslamcı güçler olan partilerin de aldıkları toplam oyda bir artış yoktur. DP ve ANAP gibi sağ partilerin yok olduğu bir dönemde bu partilerin de oylarını alan AKP oy oranını arttırmıştır. 2002 seçimlerinde AKP+DYP+ANAP’ın oyları %59’du. Bu seçimde ise AKP+DP’nin toplam oyu %52’dir. Görüldüğü gibi bu cephede aslında oyların artışından değil düşüşünden söz etmek daha doğru olacaktır.
2-) Milletvekili sayılarına baktığımızda da durum bunu teyit etmektedir.
2002 seçimlerinde AKP 365 milletvekili elde etmiş, muhalefetteki CHP ise 177 milletvekilliğinde kalmıştı. Bağımsız milletvekili sayısı 8’di.
Bu seçimlerde AKP milletvekili sayısını 365’ten 340’a düşürmüştür. Muhalefet ise MHP ve CHP arasında paylaşılmış ve 111 CHP, 71 MHP olmak üzere 182 olmuştur. Görüldüğü gibi muhalefetin milletvekili sayısı artarken AKP’ninki düşmüştür.
3-) Bu seçimlerin en önemli noktası olan ve TÜRKSOLU’nun sürekli uyarısını yaptığı gelişme ise, PKK’lı milletvekillerinin Meclis’e girmiş olması ve grup kuracak güce erişmesidir.
Bu gelişme ile birlikte Türkiye artık gerçek gündem olan “Kürt İstilası”nı tartışmaya geçebilecektir.
Çünkü “Kürt istilası” artık TBMM’ye taşınmıştır.
4-) TÜRKSOLU’nun son bir yıldır ortaya koyduğu Kürt-İslam Faşizmi gerçeği seçimlerle birlikte bir kez daha ortaya çıkmıştır. Temel meselenin Kürt istilası olduğu ilk kez bu kadar net bir şekilde ortaya çıkmıştır.
İşte böylesi bir ortamda Kürt-İslam Faşizmine karşı parlamento içindeki muhalefetin neden yetersiz olduğu ve olacağı da seçim sonuçları ile birlikte teyit edilmiştir.
Muhalefet görevi yine TÜRKSOLU’nun omuzlarındadır.
TÜRKSOLU önümüzdeki dönemde de Kürt-İslam Faşizmine karşı Türk’ün sesi olacaktır.
Kürt-İslam Faşizmine karşı Türk Barikatı kurma yolunda devam edecektir.
Kürt-İslam Faşizmine karşı Türk örgütlenmesini gerçekleştirecektir.
5-) Seçim sonuçlarının Kürt-İslamcılar tarafından Ordumuza saldırmak üzere kullanıldığı da görülmektedir.
“Bu da halkın muhtırası” şeklindeki yorumlar, en sapkın Ordu düşmanlığının ifadesidir.
Oysa seçimlerde halkın Ordu’ya karşı bir tepki ortaya koymadığı ortadadır.
Bu tescilli Ordu düşmanları çok güveniyorlarsa koysunlar sandığı ve sorsunlar halka “bu ülkeyi AKP mi yönetsin Ordu mu” diye. O zaman halkın %80’le Ordusunu seçeceğini göreceklerdir.
6-) Seçim sonuçları bir taraftan halk dalkavukluğuna diğer taraftansa halk düşmanlığına yol açmamalıdır.
Bu seçimlerde halkın %46 ile AKP’ye oy vermesi, halkın AKP’yi seçtiği ve buna saygı duyulması gerektiği şeklinde bir halk dalkavukluğu ile iktidarın faşizmine boyun eğilmesi sonucunu çıkartamaz.
Çünkü seçimler Batıcı sistem içinde Batıcı partilerin kazanması üzerine kurulmuştur. Sandıktan sağcıların çıkmasının nedeni halkın özgür seçimi değil, aç bırakılan halkın oyunun satın alınması sürecidir. Bu seçimlerde de aynısı olmuştur. Halkın özgür iradesi sandığa yansımamıştır.
O nedenle iktidar yandaşlarının halk iradesi diye diye, iktidar faşizmine destek araması teşhir edilmelidir.
Tam tersi bir tepki olarak, “bu halk gitti yine AKP’ye oy verdi, bu halk için çalışılmaz” türünde özünde halk düşmanı bir yılgınlık psikolojisinin yayılmasına da izin verilmemelidir.
Halk verdiği oydan dolayı suçlanamaz.
Halk yanlış yere oy verdiyse doğru partiyi kuramamışsınız demektir.
Yapılacak olan halkı suçlamak değil, muhalefet güçlerini eleştirmek ve halka doğruyu gösterecek partiyi inşa etmektir.
7-) Türk milleti girilen yeni dönemin ne kadar sancılı bir dönem olduğunu bilmelidir.
Bu dönemde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Bölünmemek, parçalanmamak, iç savaşa sürüklenmemek için, başta ABD emperyalizmi olmak üzere, içerde onun işbirlikçisi AKP ve PKK’ya karşı mücadele yeni bir aşamaya ulaşmıştır.
Artık gün ağlanıp sızlanmak, yakınmak yıkılmak günü değildir.
Ülkesini korumak, milletini savunmak isteyenleri TÜRKSOLU bayrağı altında MİLLİ MÜCADELE’ye çağırıyoruz.
TÜRKSOLU bir direniş kalesi, bir mücadele cephesidir.
AKP’lilere, PKK’lılara ve ağababaları ABD’ye cevabımız nettir:
Seçimi kazanabilirsiniz ama biz var olduğumuz sürece, bu ülkeyi ve milleti kazanamayacaksınız.