[img]http://img526.imageshack.us/img526/967/bushpk2.jpg[/img] Bush: Kapanıyor bu redneck azmanının dönemi. Canına okudu dünyanın. Gaflar, pişkinlikler, komiklikler de üstüne. Yerleştikleri kıtada yerli kesmekle işe başlayıp tarihi boyunca da kesmeyi sürdüren, sonra “artık bu ilişkinin bi adını koyalım” diyerek meselenin demokrasi ihracatı olduğu konusunda tüm dünyayı malumat sahibi yapan, buna da kıçlarından uydurdukları uluslararası yüksek barış ve medeniyet tesis etme kurumlarını dayanak gösteren yayılımcı/soykırımcı/katil bir zihniyetin bütün günahları şu maymuna mal edildi ya; dört dörtlük bir Hollywood komplosu. Fotoğrafta Bush’u “başkanlık sonrası geleneksel ruh ikizini yeme” kokteylinde görüyoruz.
[img]http://img368.imageshack.us/img368/4538/obamaop2.jpg[/img] Obama: Hayatının bir evresinde Frantz Fanon’a uğramış, okumuş, sempati duymuş insandan zarar gelmez, o insan canlardan daha candır şiarıyla kucak açtım ben bu adama. “Amerika artık daha sevilesi bir yer” illüzyonu malum; hiçbir şey değişmeyecek gibi kökten bir umutsuzluğum yok ama bazı köşelerin sivriliğini yitirecek olmasından öte fazla da bir şey beklememek lazım. Köşeleri sivri yahut yuvarlak; eldeki malzemeyi tümden yakıp yok etmek gibi bir davanız varsa gelsin Obama yatsın burama. Fotoğrafta yeni başkanı Laleli’de bir gazinodan çıkarken görüyoruz.
[img]http://img265.imageshack.us/img265/276/tayyipfz2.jpg[/img] Tayyip: S..tir çekti ya bu bize. Ayarını iyice yitirdi artık. Obama gibi geldi Bush’a benzedi falan yalandır, ‘biz’ geldi ‘biz’ gidecek kendisinin de pek sarkastik ifade ettiği gibi. ‘Biz’, kaçınılmaz tecavüzlerden zevk almayı düstur edinen pragmatist insanlar kümesidir; sevmek yahut terk etmek de böyle bir şeydir, “uğradığın tecavüzden zevk alamıyorsan git”tir. Lakin bir tecavüzün kaçınılmazlık çıtasını alçak tutup alabildiğine zevke doyan hedonist mantık, aynı gönlü bolluğu ‘ya sev ya terk et’teki sevgi ölçütünde gösteremiyor. Çünkü buralarda kalabilmek için aklı izanı yitirecek kadar çok sevmek gerekiyor. Fotoğrafta baş nazırı, sevmek için çabalarken görüyoruz.
[img]http://img526.imageshack.us/img526/2001/denizbaykaluy1.jpg[/img] Baykal: Dünyanın yaşayan en antik muhalefetto lideri Deniz Maykıl. Postmodern rozet takacağı. “Şeyhülislam gelse takarım” diyen, dedirten. İlk değil son değil, hep böyle bu. Daha iki üç ay evvel Doğuda çocuk kolu kırmak gibi orantılı güç kullanmak zorunda bırakılmış robocoplar için “içi yanan” adam, bugün “kimi nerden kovuyorsun sen” diye Tayyip’e çıkışıyor. Hayır, başbakana da acıyorum, ne söylese tersini iddia ediyor bizim lord of the hizips. İki artı iki dört desen, “anayasada yok ööle bişi” diye yapıştıracak. En büyük hasmıyla cumhurbaşkanlığı pazarlığına oturduğu yedi düvel tarafından bilindiği halde demagoji sanatına tavan yaptırıp memleketi ambale etmek suretiyle böyle bir felaketten sıyırabilen başka bir adem oğlu daha gelmez bu dünyaya. Fotoğrafta Deniz Bey’i telekulak skandalına gönderme yaparken görüyoruz.
[img]http://img265.imageshack.us/img265/6004/gkekxk5.jpg[/img] Gökçek: Ankaralıya Stockholm sendromu yaşatıyor bu bey. Yıllardır rehiniyiz; dönen şikayetlere bakmayın, sado-mazo takılıyoruz koca şehir. Bu sanata tüküren bey şehir sembolü olarak Hitit güneşi yerine Kocatepe-Atakule-Yıldızlar triosundaki ısrarıyla meşhurdur. Bu bey zamanında, Kızılay metrosunda “Evrim aldatmacası” konulu bir sergi açılmış, günlerce birtakım fosiller/fotoğraflar sergilenmiş, neden maymundan gelmediğimizin izahları sunulmuştur; bakınız. Sonra bu bey birtakım belediyelerin, zabıtaları “A Takımı” adıyla kadrolaştırıp sokakta travesti dövüp bıçaklamak, el ele gezen çiftleri ayırıp hırpalamak, alkol satan büfeleri yağmalamak şeklindeki icraatlarından (en azından bahsini etmeyerek razı olmak suretiyle) sorumludur. Ama Gökçek fetişi Ankara halkı olarak yine bunu seçeceğiz, yine bunu seçeceğiz. Fotoğrafta beyimiz, “Mis gibi suymuş lan işte, Kızılırmak’ı tek geçerim, tazele yavrum” derken görülüyor.
[img]http://img265.imageshack.us/img265/2442/devletbaheligv7.jpg[/img] Bahçeli: Suskunluk bozucu ‘ekenomik’ ülkücü. Az konuşur, boş konuşur. Şimdi Akepö, beraberinde getirdiği büyük sorularla toplumun feci ezbere ayarlı dengelerini kurcalayınca, kim nerede ne şekilde safını belirleyeceğini bilemeyince, bu bey de özellikle türban hususunda kendi tabanıyla enteresan ilişkilere girdi. Ne yapsa sinmiyor içine, yediremiyor da millete. Ama iyi urgan sallar, kement atar, posta koyar, voltasını alır, oltasını bırakır. Varla yok arası yani, aslında kapıdan çıkmış da kuyruğu içeride kalmış gibi; ama nedense hakemlik vasfı var, susar susar bir konuşur, lafı belirleyici olur. Fotoğrafta suskunluğunu sulu bir şekilde bozarken görülüyor.
[img]http://img265.imageshack.us/img265/9553/zlemtrknedn9.jpg[/img] Özlem Piltanoğlu Türköne: Şimdi kendisinin isim konusuna gösterdiği hassasiyet malum olduğu için tek sözcükle bırakamadım. Muhteşemdir. Dünyanın en güzel kaymakamı, keşke hepsi Özlem Hanım gibi olsalar. Ya da Özlem Hanım her yerin kaymakamı olsa; öyle iri bıyıklı, büyük kafalı, höt zöt ağa modeli kaymakamlar yerine böyle narin, naif, çıt kırıldım ama her an saldırabilirim de hadi neyse, yine içime atıyorum tipinde, Turkcell genç özgür kız modeli bir idareci iyi olmaz mıydı? Sabah akşam oturur, “şekerim şimdi sen geç de siyaseti falan bak ben sana bir isim buldum, hadi sen de bana uydur, ama hep ezberlicez her seferinde unutmıcaz böyle bi oyun falan gibi yane tamam mı, hihi, zuzum” diye eyleşiriz. Fotoğrafta Okan Bayülgen’e, “Sen bu satırları okurken ben çoktan meclise girmiş, üstelik iyice de yaymış olacağım” girizgâhlı bir mektup yazarken görülüyor.
[img]http://img211.imageshack.us/img211/6163/ahmedinejatsb7.jpg[/img] Ahmedinejat: Bu adamın fikri zikri ettiği eylediği her şey problem olabilir, doğrudur; yumurtladığı tuhaf yasaklar ve sonucu olan cezalar, idamlar vs. çok konuşuluyor. Ama allah aşkına bakın şu adamın fotoğrafına; o bir Osman abi, bir Veysel abi, bir Hilmi abi değildir de nedir? Mahallede sizi yakaladığında “kamışa su yürüdü mü len, şşt bak hele, keraneci, tıklatıyon mu çok, olum sizde cıbır çoktur lan bi tane de abine yap” diyen Makara Veysel’dir o. Cüzdanını kaybeden, neşesini kaybetmeyen insanlardandır. Ama öyle ölçüsüz de gevşemez, “normalde şakacı ama çok da ciddi ve gizli işleri olan mahalle abisi”dir. Örneğin bir gün yine size takılırken yanına hiç görmediğiniz, tanımadığınız esrarengiz bir abi gelir ve “Veyso aşağı mahallede piç Ekrem’e takmışlar, kahveden Nuri tezgahı bıraktı koşuyo valla, bu Moldovalıyla dost hayatı vardı ya, komiser Seyfi’ye çıtlatmışlar, çok hır çıktı” falan gibi böyle ağır acayip şeyler söyler. Bizim Ahmedinejat da “kaçtım ben delikanlı, az tıklat boyun kısa kalır” diye son bir şaka yapıp “mına koyim Ekrem’in yapacağı işin” diye ışık hızıyla ciddileşip basar gider. Öyle bakarsınız arkasından. Ahmedinejat tam tamına olmasa da yaklaşık olarak budur. Fotoğrafta kendisini, sarışın bir kadınla el ele bastığı fotoğrafçıya “len yine bulmuşun cıbırı, allahçı seni” derken görüyoruz.
[img]http://img399.imageshack.us/img399/296/sarkozywp6.jpg[/img] Sarkozy: İşte bu bey bir korku öğesidir. Ben bu beyden korkarım. Yukarıdakinin aksine, mahallenin en züppe, en zıpır, en dalavereci, en sinsi çocuğudur Nicolas; o bir Denizcan, bir Atacan’dır adeta. Seviştiği kadının seslerini kasete kaydedip de walkman’de herkese dinleten, sonra “işi bilceniz olum” diyip herkese ayarı verdikten sonra cillop kotuyla yaya yaya yokuşu tırmanan insandır o. Rivayet odur ki mahallede ondan başka kimse bir kıza “hayır” diyememiştir. Ve işinde ustadır. Öyle Ahmet Altan gibi meme ucuna dünyaları sermez; zaafları yoktur, oltaya gelmez, yatakta hiç naz çekemez, siz lisede sigaraya başlarken o ortaokulda gitmediği pavyon bırakmamıştır. Şu gözlere bak, şam şeytanı. Fotoğrafta “Dış siyaset ve kalçalar” başlıklı panelde beden dilini kullanırken görülüyor.
ŞEY DİYORUZ..
HANİ BAŞBAKAN ATTAN DÜŞTÜ YA..
ATTAN DÜŞMESEYDİ DE MORALİ BOZULMAYIP O, 1-2 GÜN İÇİNDE MEMLEKETİ BİRAZ DAHA SATSAYDI ELİN AMERİKALILARINA ARAPLARINA