Forumlar >>
Off Topic >> sıradanlık

| Sayfalar: Önceki 1, 2, 3 Sonraki |
|
|
| Yazar |
sıradanlık |
Yabancı..
|
'Biz özel değiliz.
Pislik veya çöp de değiliz.
Biz sadece varız.
Varız ve olacak olan olur..'
umarım sıradanlıkla yaşamda amaçsız olmayı karıştırmadınız...herkes farklıdır,ruhları bambaşka ama sıradan..yine maaş için greve gideceğiz.filmler izleyip kitapları araştıracagız..dolaşacagız sürekli yeni durumlar hayal edeceğiz...kanırtacagız ruhumuzu..sıradanız ve hiçbir şey pek değişmeyecek... | 20-01-2008 15:31 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
sıradan yaşama dair bir hikaye..
Çektiler oramı, buramı, ötemi, berimi, büzüştürdüler, sıkıştırdılar, buruşturdular, deldiler, deldiler en dibe kadar deldiler.
Çektik orasını, burasını, ötesini, berisini, büzüştürdük, sıkıştırdık, buruşturduk, deldik, deldik en dibine kadar deldik.
Tek farkım aldığım nefesti.
Evet tek farkı aldığı nefesti.
Evet doğru.
Evet.
Kabul etmediler beni.
Kabul etmedik onu.
Evet kabul etmedik.
Evet.
Aslında herkes kadar sıradan biriydim. Ellerim, ayaklarım, yüzüm, gözüm, boynum, her şeyim vardı. İnsan saydım kendimi/ insan sayılmalıydım/ insandım. Yedim, içtim, büyüdüm, serpildim. Aşklarım oldu, seviştim. Ayrılıklarım oldu, ağladım. Küstüm, barıştım diğer insanlarla, diğer insanların yaşamlarıyla, yaşamla, kendimle, kendi yaşamımla. Uçtum, kaçtım, göçtüm. Gitmelerim de oldu, geri de döndüm. Tökezledim, kalktım.
- Anne, dikenli teller elime battı. Oysa ben dışarı çıkıp ağaç kovuğunda yaşamak istiyordum.
- Cezalısın. Ellerini ve ayaklarını ve yüzünü yıkayacaksın.
Aslında çocukluğunda da böyleymiş. Tuhaf. Gelir, gidermiş. Yalpalayarak yürür, ağaçlarla konuşurmuş. Odasından çıkmaz, çıktığında da geri dönmezmiş. On iki yaşında kollarına sarmaşıklar sarıp gitmiş okula. Öğretmeni “Bu ne hal?” diye sorduğunda, ona yanıt vermek için açtığı ağzından okul bahçesinden topladığı sonbahar yaprakları dökülmüş. Babasını çağırmışlar. “Alın bunu götürün buradan” demişler.
Babamı çağırdılar. Nereden bilebilirdim, topladığım yaprakların üstünde küçük kurtlar olduğunu. Nerden bilebilirdim ki, onların dut ağacından düşen yapraklar olduğunu. Korkmuş öğretmen.
Tuhaftı. Duvarları yeşil, eşyaları yeşil, perdeleri yeşil, yemyeşil bir evde otururdu. Yeşilin her tonunu giyinirdi üstüne. Hep gitmek isterdi buralardan. Gidip ormanda yaşamaktan, ağaç tepelerinde dolaşmaktan bahsederdi. Hiç sokaklarda buluşmazdık. Ya evinin arkasındaki korulukta ya da yeşil yatak odasında sevişirdik.Pürüzsüz, porselen bebekler gibi bembeyaz bir teni vardı. Memeleri diri, kalçaları dolgun, bacakları yay gibiydi. Her ay, küçük yeşil bir yaprak dövmesi yaptırırdı beyaz bedenine. Çok umursamazdım. Aramızda kalsın iyi düzüşürdü.; tüm vahşi hayvanlardan birer parçaya dönüşürdü yatakta. Sırtlan, atmaca, kaplan... Bir sene sonra terk ettim onu. Bir gece, üstümü toprakla örtmeye kalktı. Tuhaf biriydi.
Anlayamadı beni.
Onu çok sevmiştim.
Çok sevdiğim için gömmek istedim; yeşersin, çoğalsın, filizlensin diye.
Anlayamadım onu.
Çok sevmemiştim aslında.
Sadece iyi düzüşüyordu.
Her gece, yeşil bir pelerin giyip dışarı çıkıyordu. Nereye gittiğini çok merak ettim. Takıldım peşine. Evinin arkasındaki koruluklara kadar takip ettim. Tek tek ağaçların yanına yaklaşıp hallerini hatırlarını soruyor, o gün başından geçenleri anlatıyor, artık taş kentte nefes alamadığından şikayet ediyordu. Gece boyunca onlarla uyuyor, sabahın ilk ışıklarında evine dönüyordu. Yanılmıyorsam bir işi vardı. Bir gün şehre indiğimde tesadüfen onu bir çiçekçi dükkanında görmüştüm. Galiba orada çalışıyordu.
Demiştim size; sıradan biriyim ben.
Herkes gibi çalışan, herkes gibi coşan, herkes gibi avunan.
Yine de kabul etmediler beni.
Dedi bize; sıradan biriyim diye
Herkes gibi çalışıp, herkes gibi coşup, herkes gibi avunan.
Yine de kabul etmedik onu.
Evet kabul etmedik.
Evet.
Bir gece yanıma uğradı iş çıkışı. Beni severdi. Çok sık görüşmezdik, ama bilirdim beni severdi. “Tek dostum sensin” derdi. Tuhaftı ama iyi biriydi. Acırdım ona. Annesi, babası öldükten sonra çok yalnız kalmıştı. “Sana bir sır vereceğim” dedi. “Nedir?” dedim. “Çok yakında ayrılacağım buralardan. Belki bir daha görüşmeyiz. Bilmeni istediğim bir şey var.” Duraksadı biraz. Nefes almakta zorlanıyordu sanki. Odanın köşesinde duran saksının yanına gitti. Öne doğru eğildi. Bir süre bekledi sessizce. Sonra kafasını kaldırıp gözlerime bakarak yavaşça fısıldadı, sanki odada başka birileri varmış gibi, söylediklerinin duyulmasından çekiniyormuş gibi. “Ben onlar gibi soluyorum” dedi, parmağıyla bitkiyi göstererek. Ne diyeceğimi bilemedim. Gülümsedim. Geldi, boynuma sarılıp yanaklarımdan öptü beni. “Tek dostum sensin” dedi ve çıktı gitti. Bir daha onu görmedim.
Aldattı beni.
Ona güvenmiştim. Tek dostumsun demiştim.
Sırrıma tecavüz etti.
Aldattım onu.
Bana güvenirdi. Tek dostum sensin derdi.
Sırrını verdim. Ona acımıştım.
Yağmurlu bir günde dükkana girdi. Neşeli bir hali vardı. Tepeden tırnağa sırılsıklamdı. “Hiç şemsiye kullanmam. Yağmur tazeliyor beni” dedi. İş istedi benden. “Karın tokluğuna çalışırım.” Güzelce, eli yüzü düzgün bir kızdı. Tamam dedim işe aldım onu. Sonraki birkaç gün çalışmasını gözledim. Başarılıydı. Çiçeklere çocukları gibi bakardı. Onlara dokunur, hangisinin neye ihtiyacı olduğunu bilirdi. Bazen kulağını uzatmış onları dinlerken bulurdum. Güler geçerdim. Tuhaf biriydi. Ama işini iyi yapardı.
Hiç yormadılar beni.
Sadece, bazen üzülürdüm onlar için.
Bana şikayet ederlerdi, çiçekçiyi ve onun hain oğlunu.
Hiç yormadık onu.
Sadece bazen üzülürdü bizim için.
Ona şikayet ederdik, çiçekçiyi ve onun hain oğlunu.
Bizim öldüğümüzü söylüyormuş. Yirmi yaşında ayrıldı evden. Kaçtı demek daha doğru. Giderken bir not bırakmış. “Beni büyüttüğünüz için teşekkürler. Gerçek anne babamın öldüğünü yeni öğrendim. Beni size bırakmış olmalılar. Artık kendi dünyama dönmem gerek. Hoşça kalın.” Bulamadık izini. Aslında çok da aramadık. Baş belasının tekiydi. Hep sorun çıkartırdı bize. Onu küçükken, yatak odamızın kapısında bekler bulurduk geceleri. Ne ağlardı, ne bağırırdı. Hiç kıpırdamadan öylece beklerdi. Biz kapıyı açar açmaz, doğrudan odaya girer, pencerenin önüne yürür, dışarı bakardı. Bahçenin göründüğü tek oda bizimkisiydi.
Annemi, babamı büyüdüğüm evin arka bahçesinde kesmişler. Yirmi yaşında öğrendim. Hiç tanımadım onları. Nerden bilirdim öksüz kalmanın bu kadar zor olduğunu.
Annesini, babasını büyüdüğü evin arka bahçesinde kesmişler. Yirmi yaşında öğrenmiş. Hiç tanımamış onları. Öksüz kalmak zormuş.
Sakin bir yer arıyorduk. Yeşil bir evin arkasındaki koruluğu gördük. Hemen daldık içine. Dört kişiydik. Mangalı kurduk. Rakıları açtık. Teybe de bir müzik koyduk, en içlisinden. Başladık demlenmeye. Otların alev aldığını fark etmedik bile. İyice kafayı bulmuştuk. Dördüncümüz üçüncümüze, üçüncümüz ikincimize, ikincimiz bana döndü.
Koru yanıyor kaçalım,
koru yanıyor kaçalım,
koru yanıyor kaçalım.
Kaçtık. Korunun dışından alevleri seyrettik. Ortalık sıcacıktı. Tam o sırada yeşil evden bir kadın çıktı, bize doğru yavaşça yürüdü. Aldırış etmedik. Bir anda ortalık kan gölüne döndü. Kanlar bizimdi. Ölmüştük. Öldürmüştü bizi.
Ailem saymıştım onları. Onlar ailemi yok etti, ben de onları.
Ailesi sayarmış onları. Nerden bilebilirdik. Biz onları yok ettik, o da bizi.
Kapımı çaldılar. Alıp götürdüler beni beyaz bir kliniğe. Etrafta hiç yeşil yoktu. Nefes alamıyorum dedim. Yüzüme güldüler. “Doğru sen bizim gibi solumuyorsun” dediler. Sırrımı öğrenmişler. “Evet” dedim. “Sizin gibi nefes alamıyorum, ama sizden biriyim, bırakın gideyim.” Bırakmadılar. Cihazlara bağladılar beni. Testler uyguladılar, şok verdiler, ilaç yutturdular. Ben sıradan biriyim diye bağırdım. Sizin gibi sıradan biri. Salmadılar, dışarı koymadılar. Sakıncalı damgası vurdular alnıma. Kocaman cam bir fanusun içine yerleştirdiler beni. Özel aletlerle, ışıklarla donattılar. Haftanın üç günü, 13.00 –15.00 arası ziyarete açtılar.
İnanmadılar bana.
Tek farkım aldığım nefesti.
Onlar aklımı aradılar, ben ölümümün kalan yarısını.
İnanmadık ona.
Evet tek farkı aldığı nefesti.
Evet doğru.
Evet.
Biz aklını aradık, o ölümünün kalan yarısını.
| 20-01-2008 15:37 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Ne olur bir sabah da süngüsüz, siLahsız uyansak
GözLerimizde tebessüm hayata baksak.
TakıLmasa peşimize adımLar,
"Sıradan" insanLar olsak.
Ne oLur bir sabah da yıLdızLarın aLtında
Yataksız, yorgansız uyansak.
IsLatsak yağmurLarı, baharLarı; uzansak,
Az da oLsa dünyadan zevk aLsak.
GöLge gibi yapışmasa yakamıza öLüm
Ne olur bir sabah da süngüsüz, siLahsız uyansak
GüLüm...
| 20-01-2008 15:44 | | Şikayet Et! |
|
~~BünyaS~~ Mesajlar: 3330
 |
sıradanlık...
Cok gercek bir kavram.
O kadar cok sey artık sıradan hale gelmiş ki sıradan oldugu icin farklı gelmiyor ve onun gercek anlamına vakıf olamıyoruz.Bunu sadece insana veremeyiz.tabiatta bu böyle.
tuhaf bir örnek ama sıradanlasmayı gözler önüne seriyor.hayat yavas yavas sıradanlasıyor.artık hicbirsey farklı gelmiyor.
Mesela bir agacın meyve vermesi.O kuru odunun o güzellikte meyveleri vermesi sıradan mı sizce.Neden bize bu sıradan bisiymiş gibi geliyor.
Birgün uyandıgımızda agacın dalında portakal yerine bir yumurta yada ayaklarından asılmış bir tavuk görsek bu bizim icin sıradan mı olucak.
yada belli bir süre sonra bu da mı sıradanlasıcak?
Biraz zor olucak ama hayal etsenize bir sabah uyandıgımızda agacın dalında kızarılmamıs tavuk.
Bence verilen onca nimet beynimizde sıradanlastıgı icin artık bizi sasırtmıyor.Sevindirmiyor. | 20-01-2008 15:59 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
hııım sıradan olmak galiba kendine benzemek olsa gerek
çok mu marjinal oldu
yada toplum dilinde herkese benzememek
kişi kendi bendini kırdığında sıradan olmaktan uzaklaşır
ama bi de ne kadar kırdığı sorulur adama
herkes gibi hiç kimse gibi mi??? | 20-01-2008 20:10 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
yaşamak ıcın bazı seyleri sıra-ya sokman gerekıyor.. sonra o sıra-yı takıp etmen gerekıyor.. bunlar bole gıttıkce sıradanlaşman kacınılmaz hale gelıyor  | 20-01-2008 20:18 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
vee bi görüş daha belirtmek isterim
sıradanlığı insanalr ne kadar da herkese benzemek olarak algılasa ve bunun pek de olumsuz olduğunu düşünse de sıradanlık insan hayatının erdemlik taşıdır çünkü sıradan olmak yalınlığı gerektirir
sıradanlık da yalınlığın ilk basamağıdır
yalın olmak ve esnek olmak sıradan olmanın varsayımalrıdır
sıradanlığın kıymetini bilmek lazım
popüler toplum da herkes ötekileşirken
sıradan insan kendi dinamiklerini güçlendirmek için uğraşır
| 20-01-2008 20:35 | | Şikayet Et! |
|
BARIŞ_06 Mesajlar: 274
 |
sıradanım
herkes gibi vücudum var
herkes gibi görüyorum
herkesten farkım yok
tek fark sanki dünta benim etrafımda dönüyor ama herkes kendince öyle sanıyor | 20-01-2008 21:52 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
sıradan.neyin nasıl sırası ve bu sıranın kuralları kim tarafından neye göre belirleniyor ki,sıradan yada sıramayandan oluyoruz.sıranın sırrı nedir ki
| 21-01-2008 18:51 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
sırrı yok..sürekli sıradakiyiz...
sıradaki..sıradaki..
sıradaki her şey.. | 21-01-2008 18:59 | | Şikayet Et! |
|
Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..
|