Ben, sokak çocuğu…
Biliyorum, sizin çocuğunuza benzemiyorum. Çocuğunuz gibi, akşamları döndüğüm bir evim yok. Evin kapısından veya pencerelerinden bakıp yolumu bekleyen anne gözlerinden yoksunum. Oturduğum bir baba kucağı da yok. Saçlarda dolaşan baba ellerinin güvenini, yanaklara kondurulan anne öpücüğünün sevgisini derseniz, hiç bilmem.
Hem annesiz, hem babasız, hem de evsizim.
Oysa benim de bir evim vardı. O evde bir anne ve babam… Biliyorum ki her anne gibi, annemde hamile kaldığında heyecanlanmıştır. Her anne gibi o da umutlanmıştır. Doğacak ve onları sevindirecektim.
Ama öyle olmadı.
Hayatın sert rüzgârları evimizi, anne ve babamı yaralayıp geçti. Artık ne evimiz vardı, ne de anne ve babam… Evimiz ne kendini, ne de beni koruyabildi. Ev olmayınca, aile dağılmışsa, anne-baba da, anne ve baba olmaktan çıkıyorlar.
Evden koptum.
Koptum ve sokağa düştüm.
Sokak evim oldu.
Yirmi dört saat sokaktayım. Anne kucağına koşmadan, baba elini öpmeden günlerim geçiyor. Sokakta, köprü altlarında, parklarda uyuyor, buralarda uyanıyorum. Gecenin karanlığında kimsesizliğe sarılarak uyuyorum. Kaldırım taşları yastığımdır. Soğuklarla ve hastalıklarla sarmaş dolaş büyüyorum.
Ailesiz ve okulsuzum. Ne yanı başına oturduğum bir soba, ne tuttuğum bir kalem, ne de güzel rüyalar çizdiğim bir defterim var. Okşanmamış kirli saçlarım, yıkanmayı unutmuş vücudum, açlık içinde küçülmüş midem ve yüreğimle sokaktayım.
…
Sokaklar…
Ummadığınız kadar soğuk, ummadığınız kadar katı, ummadığınız kadar zordur. Sokaklarda ne evlerin sıcaklığı, ne de güveni var. Soğuk ve güvensizler. Her sokak başında bir tehlike gizlidir. Sokağa düştünüz mü, tehlike başlamış demektir.
Bizi koruyan anne ve babalardan yoksun olduğumuzdan, kendimizi tehlikelerden korumak için gruplar oluşturur, böylece kendimizi güvene alırız. Grupların da kuralları vardır. Bunları çiğnemek gruptan çıkarılmak demektir; gruptan çıkarılmaksa, hayattan düşmek gibidir.
Zayıf bedenlerimizle ve güçsüz kollarımızla sokağın zorluklarına direnmek için, uçucu maddelere sığınıyoruz. Acılara karşı hissizleşmek için... Utanma duygumuzu da yitirdiğimizden dilenciliğimiz saldırganlığa dönüşüyor. Belki de bu, duyarsızlığa olan bıçkın tepkimizdir.
Hayır, sokakta yaşamayı/sokak çocuğu olmayı biz tercih etmedik.
Sokağa gelmedik, sokağa düştük!
İlk önce evimizi yitirdik, sonra anne ve babamızı…
Anne ve babamız ya öldüler, ya ayrıldılar veya bize bakamayacak kadar yoksul düştüler.
Ne okuyabildik, ne de karnımızı doyurabildik.
Bir de baktık ki, sokağa düşmüşüz.
Kim ister sokağa düşmeyi?!
Bir çocuk, anne kucağından başka, güven veren baba gözünden gayrı ne ister?
Hayır, bir sokak çocuğu olan ben, sokak çocukları olan arkadaşlarım, bizler sokağı sevmiyoruz. Hepimiz sıcak bir ev, huzur veren/çok şey öğreten yerler ve gözler istiyoruz.
Sokakta yaşayarak, sokakta kötü bir hayatı devam ettirerek kendimizi öldürüyoruz. Ve biliyoruz ki, biz böyle ölmeye devam edersek, siz de öleceksiniz. Çünkü bizim sayemizde(!) sokaklar yaşanmaz bir hâl alacak.. ve adım atamayacaksınız oralara…
…
Biz, sokak çocukları… Huzurunuzu kaçırıyorken huzurumuz kaçıyor. Çocukça yüreğimizle biz bile bunun böyle gitmeyeceğini hissediyoruz. Sanki, kalbi güzel insanlar bir gün gelecek ve yüreklerini bize açacaklar…
Güzel bir rüya görüyoruz.
Öyle inanıyoruz ki, bir gün, birer birer alınacağız buralardan. Bizim de evlerimiz olacak. Sonra gittiğimiz okullar… Sıcak ve temiz yataklar açılacak bize. Şefkatli anne gözleri okşayacak bizleri. Sevileceğiz, doyurulacağız. Midelerimiz ve kalblerimiz bayram edecek. Zihinlerimiz iyi ve güzel bilgilerle süslenecek.
Beni, sokak çocuklarını bu güzel rüya ayakta tutuyor. Bizi yaşatan böyle bir umuttur. Üzense, bize kötü bir gözle bakılmasıdır. Bizlere iğrenç bir şeye bakar gibi bakılması, pis bir şeye dokunur gibi dokunulması, canımızı daha da acıtıyor.
Dönüp baktığımızda bir anne görmek, kendimizi bırakacağımız bir baba kucağı bulmak hayali içinde savrulmak kalıyor bize.
Bilmem, farkında mısınız?!.
ana adı :ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan,
bilyelerini rüyalarında unutan,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran,
çocuk varya o benim işte, o benim abi...
sahi bir annem olmalıydı değil mi
ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
sahi abi tadı nasıldı anne sütünün
anneler nasıl okşardı çocuklarını
anne kokusu nasıldır kim bilir
ana ha, bir anne çizebilirmisin benim için
karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
ve yanına beni eklermisin abi
tıpkı suluboya resimlerdeki gibi sımsıcak
sahi abi senin gözlerini kesmiyor değil mi
bir köprünün soğuk, gergin ve karanlık bedeni
sahi sen hiç seyrettin mi aydedeyi bir köprünün altından,
üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken,
boşver...
gel boyat istersen ayakkabılarını
ben şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum hayata
gel boyat ayakkabılarını
boyatta resmi çıksın dostun, düşmanın tüm kaldırımların
Sayfa no yok
cilt no yok
hane no yok
yokların varlığında tam göbek bağından hiç yakalandın mı hayata
bir de bir de babam olmalıydı değil mi?
beni dövecek bir babam bile yok biliyor musun?
nasırlı ellerinde şevkat arayacağım bir insan
kimbilir, bayramlarda neler alır babalar çocuklarına
unutmuşum, bayramlarınız da vardı sizin öyle değil mi, arifeleriniz
bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum güneşe ve mehtaba
yankısız, bestelenmemiş ve bestelenmeyecek serseri ıslıklar
bir babam olsaydı belki yeterdi
çocuk olurdum eskisi gibi, şımarırdım öylesine
boşver abi...
kimin neyine bayram, kimin neyine hediye
baba kimin neyine abi
sahi senin düşlerin vardır
göremediğin rüyanın düşünü kurar mısın hiç
ahmet bir düş görmüş geçenlerde
köprü altında tanıştık, soğuk ve geç gelen bir gecede
utanırken anlattı, anlatırken utandı.
bir ip bağlamış gökkuşağına,
bak ana diyormuş uçurtmamı gördün mü,
ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları.
ahmet'in düşü işte...
bana düşlerini kiralar mısın abi,
bedava boyarım ayakkabılarını,
bana düşlerini, düşlerini abi
boşver, boşver...
bak iyi parlayacak bu ayakkabılar,
en parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
sen düşünme, sokaklar düşünsün beni,
gazete manşetleri,
üçüncü sayfa haberleri düşünsün,
isimsiz bir damla gözyaşı düşünsün,
sen beni düşünme, düşünme be abi...
nasıl olsa ben,
olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara,
olmasa da anne babası sokakların
sokak çocuğuyum ben, sokak çocuğuyum...
kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde,
ben sokak çocuğuyum abi,
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan,
bilyelerini rüyalarında unutan,
oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk varya,
işte o benim, o benim abi, o benim abi
Onlar sokak çocuklarıydı..
Yalnızlığı,
Sessizliği, varlıklarını duyup,
Yokluğu, yoksulluğu görenler,
Yaşayanlardı...
Parlamazsa para yok dediğimiz,
Kırmızı bir gül,
Bir karanfile uzanan
Ellerine,
Yüreklerine,
Umutlarına,
Yarınlarına hastır
Çektiklerimizdi..
Gündüzleri ağaçların gölgesinde,
Gece;
Şehrin gölgesinde yaşayan,
Koca koca adamların yaptıkları..
Koca koca evlerin arasında dolaşan,
Koca koca vitrin cmlarındaki
Umutsuz,
Sevgisiz,
Yarınsız,
YANSIMALARDI...
Onlar;
Sokak köpeklerinin dostları,
Üşüyen kentin sokaklarında,
Yalnızlığın türküsü,
Sevdanın
Yıldızlarıydı..
Onlar;
Kendimiz için istemediğimiz kader,
Görünce Katlanamadıklarımızdı....
İstanbul sokaklarını, üç ay süreyle, sıradışı inek heykelleri süsleyecek.
'İnek festivali', Paris, New York Moskova, Londra ve Tokyo'dan sonra, 1 Ağustos'ta, İstanbul'da başlayacak.
Birbirinden renkli inekler, sanat ve yaratıcılığı İstanbul sokaklarına taşıyacak.
1 Ağustos'tan itibaren üç ay süreyle sergilenecek heykeller, Kasım ayında düzenlenecek bir müzayede ile satışa çıkarılacak.
Elde edilecek gelir, Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği, AÇEV ve TEMA yararına oluşturulacak fona bağışlanacak.
150 ünlü isim ve sanatçı
Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen gala gecesinde tanıtılan 190 inek heykelini, 150 ünlü isim ve sanatçı tasarladı.
Modacı Cengiz Abazoğlu, "Anadolu'da biliyosunuz inek bereketi temsil eder. Bütün köylerimizde bir sarıkız vardır. Bu da benim sarıkızım" dedi.
Cemil İpekçi ise "Adı Cemil, ineğimin. Yaşadığım aşkları anlatıyor" dedi.
Şişli Belediyesi'nin düzenlediği festival sırasında, özel tasarımlı hediyelik eşyalar da satışa sunulacak.
Cowparade çerçevesinde, aralarında modacı Cemil İpekçi, sanatçı Sezen Aksu ve Nil Karaibrahimgil'in de bulunduğu ünlü isimler ve sanatçıların tasarladığı inek heykelleri Atatürk Havalimanı, Ortaköy, Bebek, Sultanahmet gibi çeşitli yerlerde
sergilenecek.
Oktay Candemir
Köy boşaltmalarla birlikte en çok göç alan yerlerden biri olan Doğubayazıt’ta 500’den fazla çocuğun sokakta çalıştığı belirtildi
Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde, sayıları giderek artan sokak çocukları arasında, uyuşturucu madde bağımlılığı da artıyor. Kuruluş çalışmaları süren Umut Çocukları Derneği Başkanı Abdulhekim Şahin, sorunun çözümü için kurumlar arası bir koordinasyonun kurulması gerektiğini söyledi.
Bölgede, 1990’lı yıllarda meydana gelen köy boşaltmalarının ardından en çok göç alan ilçelerden biri olan Doğubayazıt’ta kadın dilencilerin yanı sıra sokakta dilenen ve çalışan çocukların sayısında da büyük bir artış yaşandı. Çocuklar, ilçedeki tüm caddelerde dilenciliğin yanı sıra, tartıcılık, boyacılık ve kağıt mendil gibi küçük eşya satıcılığı yaparak, aile bütçesine ‘katkıda’ bulunmaya çalışıyor. 500’ün üzerinde sokak çocuğunun bulunduğu belirtilen ilçede, çocuklar arasında uyuşturucu madde bağımlılığının da arttığı belirtiliyor.
22 okula 5 rehber öğretmen
Eğitim Sen Doğubayazıt Temsilcisi Metin Demir, köy boşaltmaların ardından meydana gelen durumun bir sosyal travma olduğunu söyledi. Yaşanan ağır ekonomik sıkıntıların ardından çocukların kendi okul harçlıklarını çıkarmak için sokaklarda çalışmaya ve yaşamaya başladığını belirten Demir, okullarda uyuşturucu madde bağımlılığının da arttığına dikkat çekti. Çocuklar için gereken önlemin alınması gerektiğini belirten Demir, ilçedeki 22 okulda sayısı sadece 5 olan rehber öğretmenlerin sayısının artırılması gerektiğini ifade etti. Sorunun çözümü için kaymakamlık, belediye ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bir araya gelmesi gerektiğine dikkat çeken Demir, “Okullarda uyuşturucu madde bağımlılığı artıyor. Özellikle son 3 yıldır okullarda uyuşturucu madde bağımlılığında gözle görülen bir artış var. Bu konuda duyarlı olan herkesi göreve çağırıyorum” dedi.
Doğubeyazıt Belediyesi Kent Konseyi Başkanı Nusret Tokdemir, bölgede meydana gelen köy boşaltmalarının ardından yüzlerce çocuğun sokakta çalışmaya başladığını kaydetti. Ailelerin, çocuklarını geçim kaynağı gibi gördüklerini belirten Tokdemir, “Öğrenci velilerini, okul aile birliği başkanlarını bir seminer düzenlemeye davet ediyorum. Yetkili kurumlar da gereğini yapmalıdır. Toplumun geleceğini oluşturan çocukların, sokaklardan uzaklaştırılmaları gerekir” dedi.
‘Kamu, çocukları görmüyor’
İlçede kuruluş çalışmaları süren Umut Çocukları Derneği (UMUT-DER) Başkanı Abdülhekim Şahin ise, sokak çocuklarını okullara taşımak istediklerini söyledi. Bu konuda özellikle ailelerle işbirliği içinde olmanın önemine vurgu yapan Şahin, “Köylerin boşaltılmasının ardından meydana gelen yoğun göçle birlikte işsizlik de arttı. Devletin tüm bu sorunlarla birlikte bir de Gürbulak Sınır Kapısı’nı kapatması aileleri açlık ve sefalete itti. Bu yüzden aileler çocuklarını çalıştırmak zorunda kalıyor. Doğubayazıt’ta kamu kuruluşlarının sokak çocuklarıyla ilgili bir tek çalışması yok. Hatta bu sorunu görmezden geliyorlar. Sokak çocukları için kurumlar arası bir koordinasyona ihtiyaç var” diye konuştu.
‘3 milyona çalışıyorum’
Sokaklarda boyacılık yaparak ailesinin geçimin sağlamaya çalışan 10 yaşındaki Adem Sarım, 7 yaşından bu yana sokaklarda çeşitli işlerde çalıştığını belirtti. Sarım, “Sokaklarda benim gibi yüzlerce çocuk var. Hem okula gidiyorum, hem de çalışıyorum. Ailemde başka çalışan da yok. Babam gündelik işler yapıyor, ama evin geçimini tek başına sağlayamıyor. Ben de günde 3 milyon kazanarak babama yardımcı oluyorum” dedi. (Ağrı/DİHA) http://www.evrensel.net/