Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 42
Ana Sayfa >> Nostalji >> Paylaşım >> RTE nin ve A.GÜL ün İc Yüzü :)
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar RTE nin ve A.GÜL ün İc Yüzü :)
Yabancı..

Said Nursi üstada yapmayın bari yazık ...

01-05-2007 17:54
Yabancı..

PaiR demiş ki;

Bedüüzzaman hazretlerinin kim oldugunu bilmeyen sen!..
Sözlerine dikkat et!..
Hiç birşekilde Saygını kaybetme...
Onun kim oldugunu bilmediğin apaçık!..
Yazık!..



(!!!)



bana ne kadar mübarek bir insan olduğunu anlat o zaman onun...

01-05-2007 18:03
Yabancı..

fearless_and_free demiş ki;


bana ne kadar mübarek bir insan olduğunu anlat o zaman onun...


bunu öğrenmen o kadar zor değil arkadaşım bi tuşla istediğin bilgiye ulaşabilrsin dur ben sana kolaylık yapayım sitenin adresinide vereyim...... burdan her türlü bilgisine ulaşabilirsin .....

http://www.bediuzzamansaidnursi.net/

01-05-2007 18:09
Yabancı..

ÖzLem (Tükeneceğiz) demiş ki;

bunu öğrenmen o kadar zor değil arkadaşım bi tuşla istediğin bilgiye ulaşabilrsin dur ben sana kolaylık yapayım sitenin adresinide vereyim...... burdan her türlü bilgisine ulaşabilirsin .....

http://www.bediuzzamansaidnursi.net/


o zaman sende biraz sonra yayınlayacaklarımı iyi oku....hemde çok çok iyi....

01-05-2007 18:12
Yabancı..

Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu gelistirip büyütün."

1876 yilýnda Bitlis'in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi baimmsiz Kürdistan çalismalarina II. Abdülhamit zamanýnda baslar. Bu zamanlar, Türk topraklarinin birer birer elden çiktig zamanlardir. Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit'e bir dilekçe ile basvurur. Dilekçede Kürdistanýn gelecegi (!) için Kürdistan olarak adlandirdigi bölgede 3 tane medrese açilmasini ve bu burada Kürt gençlerinin egitim görmesini ister. II. Abdülhamit bunun altindaki sinsi plani hemen fark eder. Her ne kadar Türklük akimlarini engellemekteyse de, Türk topragini kendi eliyle teslim edecek kadar Vahdettinlesmistir. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi'yi önce sürgüne göndermeyi düsünür fakat akli dengesinin yerinde olmadigini anladigindan timarhaneye kapatilmasi kararlastirilir.
Said, "Zalimler için yasasin cehennem!" sözünü Abdülhamit için söyler.
Soydaþlarýma (Ebnâ-i cinsime) burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik (nâtamam) kalir. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamaninda, onlarin öncüleri (pisdar) ve kahraman askerleri olan Arslan Kürtler! Besyüz yildir yattiniz, yeter artik, uyaniniz, sabahtir. Yoksa vahset ve gaflet sizi vahset sahrasinda yagma edecektir."
Ayrýca Saîdi Nûrsî Kürdî söyle söylemektedir:
"Süphân ve Agri daðgari gibi gelecegin yüksek daglarinin dorugunda ayaga kalkmis, nefse esir olmayi yasak etmis ve baskasina tecâvüzü câiz görmeyerek seriâte dayanmýs olan, hürriyet sultâni, yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gâfil ve daginik bir kavme, cehâlet ve yoksulluga hücûm için, fen, sanat ve silâh basina, ileri ars."Saîdi Nûrsî Kürdî; "Kürt milliyetçiligi" çatisi altýnda Kürtleri birlestirmek gâyesi gütmekte, 1909 tarihli eserinde Kürtçülük propagandasi yapmakta, yüzyillar boyunca bir arada yasamis olan Türkleri ve Kürtleri -Kürtçülük söylemleri ile- kiskirtmaya çalismaktadir
Kürt Teali Cemiyeti
Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine Ingilizlerin isgal planina uygun olarak Dogu'da ve güneydoguda Ingiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulmasi amaciyla "Kürt Teali Cemiyeti" kuruculari arasýnda yerini aldi.(kaynak: Marmara brifingi, 1971)
Bir yandan isgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da Ingiliz destekli gerici isyanlari bastirmakta basarili olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüsmek için Ankara'ya gitti. Amacin seriat devleti kurmak olmadigini, ulusal temele dayanan devlet kurmak oldugunu anlayýnca bundan vazgeçti.
Bugün dahi Nurculukta cuma namazi kilinmasi farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayisina göre ülke hala "müslüman"degildir. "Dar-ül harp"tir. Yani seriati getirmek için savasilmasi gereken topraklardir.
Bu anlayýisa uygun olarak çikan ve arkasinda Ingiliz destegi oldugu resmi belgelerlerin Mahkemesince yargilandi ve birçok ilde sürgün yasadi. Ingiliz destekli baimmsiz Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok sehrin yikimina ve misak-i Milli sinirlarimiz içinde olan Musul ve Kerkük'ün Ýngilizlere kalmasi ile sonuçlandi.
Nur cemaati'nde Atatürk'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal", "Deccal" gibi isimlerle anilmasinin arkasýnda bu seriatçi ayaklanmalarin ugradigi hezimetler yatmaktadir.
SÖYLE DiYOR SAÎDÎ NURSÎ



"Birinci Dünya Savasi'nda bizimle savasmis da olsa, bir Hristiyan ölmüsse sehit sayilir, ahirette mükafati vardir." (Kastamonu Lahikasi,s.45).
Mehmet Akif, Çanakkale'de üzerimize gelen ordulari, "Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" diyerek lanetler. Havada uçan kol, bacak ve gövdelerin meydana çikardigi dehset verici tabloyu gözyaslari içinde anlatir Siirlerinde.
Said–i Nursi ise bu canavarliklari yapan Hristiyanlarin "Rahmeti Ilahiye'nin hazinesinden ne kadar büyük mükafatlar alacaklarina"dair risaleler yayinlamakla mesküldür.
Îslam ile çeliskileri
Said-i Nursi'nin düsünce yapisi da Islam inanisi ile çogu yerde çeliski gösterir. Ve bu çeliskiler Islam alimi olmayanlar tarafindan bile hemen anlasilacak sekilde çok açiktir. Hiç evlenmemesi, Cuma namazina gitmemesi, kendisine Kuran ögreten hocalarýna karþý gösterdiði saygýsýzlýk gibi. Ne Yunus Emre ne de diger Islam büyükleri kendilerini yetistiren hocalarina karsi "Sen bir sey bilmiyorsun." lafini kullanmamistir. Belki de bundan dolayý Said-i Nursi ders almak üzere gittigi tüm medreselerden kovulmustur. Cuma namazi kalabalýk olarak kilindigindan ve kendisinin kalabalik yerlerde namaz kilmaktan huzur bulmadigini söyleyen Said'in durumu son derece ilginçtir. Çünkü Cuma namazi inananlar için müminlerin bir araya toplandigi bir andir ve cemaat ile kilinmasi zorunludur. Üst üste üç Cuma namazi kilmayan bir Müslümanin cenaze namazi bile kilinmaz.Risaleleri ile ilgili söyledigi sözler bile Islamý nasil yorumladigini bizlere gösterir. "Risale-i Nur okumak ona hizmet etmek bir ibadettir. Ona hizmet üç aylarda yapilan zikirlere bile tercih edilmelidir." Kisacasi Said-i Nursi kendi yazdigi kitaplari okumanin Allah'a karsi yapilan ibadetten daha hayirli oldugunu söyler ve Islam'a yeni bir yorum getirir.
Günümüz Türkiyesi nurculuk cemaati
Türkiye'deki Nurculugun kurucusu Said Nursi, kendisini Mehdi'nin öncüsü bir Mehdi olarak göstermektedir. Eserlerinde kendine ve yazdigi kitaplara Mehdiyet vazifesinin en önemli safhasini yükleyen Said Nursi, Deccal olaraksa Atatürk'ü gösterir. Kitabinda uydurmalarla dolu hadisleri nasil Atatürk'e uygun bir sekilde yorumladigina sahitlik edebilirsiniz. Hadiste "Deccal'in alnin-da kafir yazar." denir. Said Nursi bununla sapka giyilmesini anlar. Hadiste uzun bir esekten bahsedilir, Nursi bununla treni anlar. Deccal'in Cennet ve Cehenneminden ise Cumhuriyet döneminde tertiplenen eglenceler ile cennet, muhalefetin hapse atilmasiyla, vb. Cehennem anlasilir. (Said Nursi, Risale-i Nur Külliyati, sualar, 5.sua) Türkiye'deki en büyük Ehli Sünnet cemaatin lideri böylece Deccal'i bularak kendi Mehdi'ligini iyice tasdik eder. Said Nursi ölünce bölünen Nurcu cemaatlerin basina gelenlerin en önemlileri de bu cemaatlerdeki kimi sahislarca Mehdi sanilmaktadirlar. Türkiye'nin ikinci büyük cemaati Süleymancilik da kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan'ý Mehdi kabul eder. Deccal hakkindaki görüsleri ise Nurcular ile aynidir.
Süleyman Hilmi Tunahan'in mirasçisi da ayrica Mehdi sanilirr. Türkiye'deki en büyük tarikatlarin kuruculari ve sonraki birçok vekil için de manzara pek farkli degildir. Bu cemaatler degigisik Mehdi alternatiflerine karsi Atatürk'ün Deccalli-ginde neredeyse söz birligi yaparlar. Bunun en önemli sebebi Sun-niligin en kutsal kurumu olduguna inandiklari inaclari Oysa Kuran'da ne halifelik diye bir müessese anlatililir (30. Bölüm'ü okuyunuz), ne sapka giyenin kafir oldugu söylenir... Tüm bu Mehdi, Deccal çikarilmlari ve bununla ilintili yorumlarýn Kuran ile alakasi yoktur.Yazdigi kitaplarda sunu deme cesaretini göstermis zavalligidir saidi kürdi.
Büyük Önderimiz ve Kurtarýcýmýz Atatürk için su cümleler kullanilmisti: "Atatürk parlak sözler söyleyerek halki kandiran, komünizm rejiminin memlekete girmesi için zemin hazýrlayan bir kimsedir." demistir.
27 mayýsta askeri yönetim mezarini Urfa vilayetinden alarak bilinmeyen bir yere gömmüstür.




çııÖÖçş

Risaleleri ve fikirleri
Said-i Nursi'nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne "Risale-i Nur Külliyatı" denir.
Türkçe konuşan insanların %90'ının anlayamayacağı bir dil kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir'in İslam dışı olduğunu söylediği halde("cifir..., gaybı Allah'tan başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır")(bkz. Lem'alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar yüce olduğunu anlatır. Buna örnek vermek gerekirse:
"-... İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır- anlamındaki ayetin cifir yyönünden sayı değeri 1303 eder. Hud Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır. -Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih(1303)de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl 1958)
Said–i Nursi’ye göre Atatürk Deccal’di
Said–i Nursi bir çok lahikasında Atatürk’e “Deccal” diye hakaret ediyordu.
Deccal, İslami literatürde en ağır hakaret sayılan ifadelerden biridir. Deccal; yalan söyleyen, aldatan, karıştıran kişi anlamına gelir. Deccalin ortaya çıkması kıyamet alametlerinden biri olarak da görülmüştür.
Deccal konusunda tarih boyunca ortaya atılan iddiaları gündeme getirecek değiliz. Ancak Said–i Nursi’nin şu satırlarını okuduğunuzda Deccal denilince kimin kastedildiğini çok iyi anlamış olacağız.
“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)
Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:
“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)
Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar:
“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)
Saidi Nursi Atatürk’e açıkça Deccal diyor, Millet–i İslam’ı Protestan yapmak istediğinden bahsediyordu.
Oysa, Saidi Nursi’nin Deccal dediği Atatürk, İzmir Amerikan Koleji’nde misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti.
Said-i Nursi ve şehitlik
Şöyle diyor Said– Nursi:
“Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükafatı vardır.” (Kastamonu Lahikası,s.45)
“Ne dinden olursa olsun bir nevi şehit hükmündedir. Mükafatı büyüktür, belki onu cehennemden kurtarır. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa’ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denebilir.” (Kastamonu Lahikası,s.75)
“Hatta o mazlumlar kafir de olsa, ahirette kendilerine göre o dünyevi afattan çektikleri belalara mukabil rahmet–i ilahiyenin hazinesinden öyle mükafatları var ki, eğer perde–i gayb açılsa o mazlumlar haklarında büyük bir tezahürü rahmet görünüp, “Ya Rabbi şükür elhamdü lillah diyeceklerini bildim ve kati surette kanaat getirdim.” (Kastamonu Lahikası,s.45)
İslam tarihi boyunca kendini Müslüman olarak addeden hiçbir din adamı, Müslümanları ve İslamdaki şehitlik kavramını böylesine aşağılayan ifadeler kullanmadı. Bu cinayete ilk kez Said–i Nursi’de rastlıyoruz.
Şehitlik, Allah yolunda savaşan, vatanını savunan ve bu uğurda ölenlere verilen bir mükafattır. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı savaşan “yedi düvel”, Haçlı dünyasının karşımıza çıkardığı küfür ordusuydu. Bu savaşta Ortadoğu’dan, Çanakkale’ye kadar bir çok cephede milyonlarca “Mehmedimiz” din uğruna, İlay–ı Kelimetullah uğruna, vatan uğruna, bu vatan üzerinde Ezan–ı Muhammedi ilelebet çınlasın diye şehit oldu.
Ama bir din adamı bozuntusu ortaya çıktı ve “ne dinden olursa olsun, Müslümanlara karşı savaşıp ölen kafirlerin de şehit olduğunu” ilan etti. Ve hatta hiç utanmadan yüzü kızarmadan Memedimizi katleden o kafirlere bir de “mazlum” dedi.
Dinlerarası Diyalog ve Said-i Nursi
Bu olayın ve “Vatikan’ın misyonunun bir parçası olmayı” kabullenmenin tarihsel bir altyapısı var mı sorusu kuşkusuz sizin de aklınıza geliyordur. Öyle ya bir insan durup dururken neden dünyadaki misyoner faaliyetlerin merkezi olan bir kurumun misyonun bir parçası olmayı kabul eder?
Bu sorunun cevabını bugünkü Nur cemaatinin faaliyetlerinde değil, Said–i Nursi’nin yazdığı risalelerde gösterdiği hedeflerde aramak lazım.
Saidi Nursi risalelerinde pek çok yerde Hristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı şu şok edici sözlerle “emreder”: “Müslümanlık – Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır.” (Emirdağ Lahikası I, s. 1712, Tarihçe–i Hayat, s.434’den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen, Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)
“Misyonerler ve Hristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” (Lem’alar,111,141)
Saidi Nursi Müslüman ve Hristiyanlar arsındaki ittifakın bozulmaması için nurcu kardeşlerine çağrı yaparak misyonerlerle sürekli bir ve beraber, ittifak halinde olmalarını istiyor. Bu ifadelerde sadece Hristiyanlarla değil Hristiyanlığı yaymak için büyük paralarla Osmanlı topraklarında Hristiyanlaştırma faaliyetlerinde bulunan “Hristiyan misyonerlerin o dönemdeki uzantılarıyla de ittifak halinde olunmasını “emretmesi” insanı şaşırtıyor.
İyi de Saidi Nursi misyonerlerle neden böylesine sarmaş dolaş olunmasını istiyor? Nurculara neden “misyonerlerle ittifak halinde olun” diyor. Osmanlıyı o misyonerler ve onların işbirlikçileri parçalamadı mı? Saidi Nursi’nin bu misyoner aşkı neden?
çııÖÖçşAdnan Menderes ve Said-i Nursi
"Ben kütüğü aday göstersem milletvekili seçtiririm.", "İstersem
hilafeti geri getiririm" söylemlerinde bulunan ve Anaaysayı ihal
ederek diktatörlük yolunda giden Adnan Menderes Doğu'daki ve
Güneydoğu'daki şeyh, ağalık oluşumu düzeltmek için Atatürk
döneminde başlatılan toprak reformunu sürdürmek bir yana oranın
sömürücüleri olan ağalarla ve şeyhlerle işbirliğine girmiştir.
Said-i Nursi'nin de elini öpmek seviyesine kadar düşerek cemaate
hoş görünmeye çalışmış ve başarılı da olmuştur.

Yetiştirilmiş beyinleri ülkeye kazandırmak için Atatürk
tarafından kurulmuş olan köy enstitülerini kapatan ve yerine imam
hatip okuları açan, demiryollarını "komünist işi!" diye bırakan
ve ulaşımda, sanayide, ticarette ülkenin geri kalmasına yol açan
Adnan Menderes ülkeyi Amerikan benzinine bağımlı kılmayı tercih
etmiş, ABD'nin isteği üzerine uçak fabrikasını kapatmıştır.

Demiryollarına halen bir çivi bile çakılmamış olması ülkemizin
Mobil, BP gibi AB güdümlü sermayenin bir nuamralı sömürgesi
yapmakta, Avrupa2nın toplamında daha çok kamyona sahip olmamıza
neden olmakta ve trafik kazalarını bir katliam boyutuna
çevirmektedir. Bütün bunların sorumlusu halka gerçekleri anlatmak
yerine cemaat bilinci aşılayıp uyutanlardır.

Nurculuk Cereyani (*)

Dinci, gelenekçi çevrenin bir temsilcisi olduğu "$akirtleri"
tarafindan belirtilmi$ olan Said-i Nursi (31 Mart Olaylarindan Said-i
Kurdi) ye baglanan cereyan Nurculuk adini almi$tir. Said-i Nursi
taraftarlari, Nursi'yi "misilsiz, muellif, hakikat kahramani, Butun
islam aleminin muhtac oldugu bir filozof" olarak tanimlami$lardir. Ilmi
degeri bakimindan "Aristo'yu, Ibni Sina'yi, Ibnirrust'u, Farabi'yi"
geride biraktigi da muritlerince iddia edilmi$tir. Manevi sahada
Turkiye'nin Gandisi oldugu belirtilmi$tir. Eseri "Risale-i Nur" Kuran-i
kerim'in yirminci asirdaki tefsiri sayilmi$tir.(115) Bu hukmu, eseri
hakkinda bizzat Said-i Nursi de tekrarlami$tir. Risale-i Nur'a kimsenin
mani olamayacagini, onun manevi bir polis oldugunu, dunya bari$ini
saglayacak kudretini kendisi de belirtmi$tir. Bu bakimdan iktidar
partisi (DP) ve eski iktidar partisi (CHP), Risale-i Nur'a minnettar
olmalidir, cunku o belalari defeder. O'na hucum edilirse mutlaka bir
bela ile kar$ila$ilir. Nitekim bir eseri ile ilgili yapilan bir arama
sirasinda sifirin altinda 18 derece soguk olmu$tur. (116)

Said-i Nursi'nin Kuran'i yorumlayan yazilari yaninda siyasi ve sosyal
fikirlerini içerenler incelendiginde bu alandaki fikirlerinin ilmi
açidan zayif olduklari gorulmektedir. Genel olarak Said-i Nursi'nin
fikirleriyle dinci çevrenin savundugu fikirler arasinda birlik vardir.

Said-i Nursi ve talebeleri, Cumhuriyet'in 1950 senesine kadar olan
devresini mutlak bir istibdat (dikta) saymi$lardir. Bu zaman içinde
pek çok tekliflerinin sonuçsuz kaldigini da uzuntuyle
kaydetmi$lerdir. Said-i Nursi 1950 genel seçimlerinden sonra ba$layan
devreyi fikirleri için bir kabul ve gerçekle$me devri saymi$tir.

Said-i Nursi genel olarak teokratik bir devlet $eklinin taraftarligini
yapmi$tir. Bu fikrini El Hutbei $amiye ba$likli 31 Mart olayini konu
edinmi$ bir risalesinde ileri surmu$tur. (117) Bu suretle laiklik
prensibini de tamamen reddetmi$ olmaktadir.Mesela $apka giyimi ona gore
islam'in geleneksel kanunlarina muhaliftir, çar$afa gelince, kadinlar
için bir " kale ve siper" anlamindadir. (118) Açik bacak ve yarim
çiplak kadinlar iman ehline saldirmaktadirlar. Çiplak bacaklar,
"cehennem odunlari" dir. Cehennemde yilan suretinde gorunurler.
Tesetture uymayan kadinlar cehennemde azap çekeceklerdir.(119)

Çok kadinla evlenmeye gelince, bir erkek birden çok nikah altina
alinamayacagi gibi, ba$ka kadinlari da nikah edebilir. (120) Kadinlarin
bo$anmak için mahkemeye ba$vurmalari "islam onuruna ve milli $erefe"
yaki$mamaktadir. (121)

Ogretim alaninda da Said-i Nursi'nin bazi fikirleri ve teklifleri
vardir. Bir anne çocugunu hafiz mektebinden alip Avrupa'ya gondermekle
çocugunun ebedi hayatini tehlikeye koydugunu du$unmemektedir. (122)
Yuksek ogretim alaninda Said-i Nursi'nin dikkat çeken teklifi "dogu
universitesinin" kuruşu$udur. Bu universite Kahire'deki "camiulezher"
in kizkarde$i olacaktir. Ogretim dili bakimindan "Arap vacip, Kurt
caiz, Turk lazim" (123) $ark universitesi geleneklere dayanmalidir.
"Batilila$maya ve medeniyete muhtaciz" tezi bu universiteye
uygulanamaz. (124) Istanbul Universitesinde ileride bir "Nur medresesi"
açilmalidir. (125)

Said-i Nursi "Ba$bakan ve dindar milletvekillerine" hitaben yazdigi bir
mektupta laiklik prensibinin uygulanma $ekli hakkindaki fikirlerini
açiklami$tir. Siyaset gizli dinsizlige degil, dine alet edilmelidir.
Bu goru$ bizi Said-i Nursi'nin natilila$ma meselesi uzerindeki
du$unceleriyle kar$ila$tirmaktadir. Islamiyet milliyetinden
faydalanacak yerde , batilila$mak dalalete, sefahate, yabanci
politikaya dayali bir ya$ayi$ $ekli sayilmi$tir. Gizli munafik ve
zindiklar, batilila$mak bahanesiyle, dini siyasete alet etmi$lerdir.
Avrupa, kulturuyle maddeten islam alemini yenmi$ olabilir. Fakat dinen
yenememi$tir.Islam dunyasinda Avrupa kulturuyle iyile$tirme (islahat)
yapilamaz.(126) Avrupa medeniyeti artik "kurtlanmi$ bir agaç"
halindedir ve Asya medeniyetine yenilecektir. Cumhuriyet rejimini
kurmak için "Avrupa'ya dilencilik etmek, islama buyuk cinayettir" Zira
islam bu rejimi 13 asir once getirmi$tir.(127)

Nurculuk hareketi bir aksiyon cephesine de sahip olmu$tur. Said-i Nursi
propaganda gezilerine çikmi$, genel ortami oldukça me$gul etmi$tir.
Zamanin iktidari bu hareketi desteklemi$tir.



Said-i Nursi'nin olumunden sonra Nuculugun durakladigi ve "ittihadi
muhammedi firkasi" hakkinda soyledigi gibi bir tunele girdigi
soylenebilir. Bu hareketin Turk devrim prensiplerine muhalefetleri
kayda deger ozelliktedir.



01-05-2007 18:13
Yabancı..

Saidi Kürdi Mehdimi ? değil tabi kim?
Saidi Kürdi Mehdimi ?




Nurculuğun kurucusu Said Nursi, kendisini Mehdi’nin öncüsü bir Mehdi olarak göstermektedir. Eserlerinde kendine ve yazdığı kitaplara Mehdiyet vazifesinin en önemli safhasını yükleyen Said Nursi, Deccal olaraksa Atatürk’ü gösterir. Kitabında uydurmalarla dolu hadisleri nasıl Atatürk’e uygun bir şekilde yorumladığına şahitlik edebilirsiniz. Hadiste “Deccal’in alnın-da kafir yazar.” denir. Said Nursi bununla şapka giyilmesini anlar. Hadiste uzun bir eşekten bahsedilir, Nursi bununla treni anlar. Deccal’in Cennet ve Cehenneminden ise Cumhuriyet döneminde tertiplenen eğlenceler ile cennet, muhalefetin hapse atılmasıyla, vb. Cehennem anlaşılır. (Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar, 5. Şua)






Saidi Kürdi Nur Suresinin Kendisi icin indigi Iddiasi ?



Kendisini asrın harikası “Bedîüzzaman” olarak tanımlayacak kadar kibirli bir şahsiyet olan Saidi Nursi, Asayı Musa ve Zülfikar adlı risalelerinde Nur suresinin bu asra göre kendisi için indiğini iddia etmektedir.



Bir çok kişinin sandığı gibi “Bedîüzzaman” rütbesini Sait’e ona hayran olan müritleri değil bizzat kendisi vermiştir. Bir çok yazsını da “Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî “ yani “Asrın harikası Kürt Sait” olarak imzalamıştır.



Atatürk’ün ifadesi ile “(Tanrı) Peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Peygamber, Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.I., s. 269 )





Örümceklenmemiş tertemiz bir İslami bakış açısı ile hal böyle iken Kuran’daki bazı ayetlerin kendisi için indiğini iddia eden ve kendisini asrın harikası zanneden bir delinin peşinden gitmek İslamiyete uyarmı ?





Saidi Kürdi Layuhutidir ?




Osmanlı Şeyhulislamlardan Mustafa Sabri’nin (*) “Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı” adlı kitabında, çağdaşı ve bir süre birlikte çalıştığı Said-i Nursi hakkında pek çok şeyler söyler.

Bu kitapta geçen bazı ilginç bölümlerini hiçbir yoruma tabi tutmadan aynen aktarıyoruz.



“Bismillah, Hamdele, Salvele.. Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i’zam edeceğiz diye küfre kadar varan sözleridir. İkincisi ise; SAİD’in izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu’mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, ilhamatı hakikiye zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır.

Müritlerinin sözleri mücmelen şunlardır : Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekremden sonra Alemi İslamda böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’andır.. Beşeriyeti, Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır.. Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır.. Sait’in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez.. vesaire..




01-05-2007 18:15
Yabancı..

Saidi Kürdi Kürtler Seslenmektedir
Saidi Kürdi Kürtler Seslenmektedir







"Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriate dayanmış olan, hürriyet sultanı, yüksek sesle sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için, fen, sanat ve silah başına, ileri arş."

Saidi Nursi Kürdi; "Kürt milliyetçiliği” çatısı altında Kürtleri birleştirmek gayesi gütmekte, 1909 tarihli eserinde Kürtçülük propagandası yapmakta, yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış olan Türkleri ve Kürtleri -Kürtçülük söylemleri ile- kışkırtmaya çalışmaktadır.

Kısacası Saidi Nursi Kürdi’nin gerçek niyeti, Türklerin bölgede egemen olmalarını istemeyen İngilizlerin istekleriyle birebir örtüşmektedir.

Gerçek gayesi, geri kalmış Kürtleri kalındırmak/bilinçlendirmek olsa idi, “fen ve sanat başına” demekle yetinirdi. Ancak "SİLAH BAŞINA" diyebilecek kadar pervasızdır.


Evet, Saidi Kürdi Kürtçüdür, ne var ki kendisini gizlemek için müslümanlık/ümmetçilik örtüsüne bürünmektedir.

Saidi Nursi Kürdi, Türk müridlerinden evlenip "dinsiz evlatlar yetiştirmemeleri"ni isterken, habire çoğalan ve nüfusu gün geçtikçe -hızla- artan Kürtleri engellemek gereği dahi duymamaktadır.

Evet, Saidi Nursi Kürdi bölücüdür; onun müridleri de, gerçekleri görmekten aciz vatan hainleridir. Bunlar, Siyonizm'in istekleri doğrultusunda ayaklanan Şeyh Said’den hiçbir farkı olmayan Saidi Nursi Kürdi’nin ardına takılmış, Cumhuriyet ve Laiklik karşıtı ikiyüzlü Müslüman görünen ama Müslümanlıkla alakası olmayan çıfıtlardır.!

Kendi ırkçılıklarını gerçek milliyetçilere yamamaktan ise asla geri durmazlar. Kürtçülüğe/Kürdistan'a hizmet eden bu vatan hainleri, bizleri “sahte milliyetçi/ırkçı” olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar.



20:00 - 12/4/2007


01-05-2007 18:15
Yabancı..

Müritleri Saidi Kürdinin saçını sakalınımı saklıyorlar ?Son Şeyhülislam „Saidi Kürdi Kurana Muhalefet edyior ?
Müritleri Saidi Kürdinin saçını sakalınımı saklıyorlar ?





Sait ise müritlerinin hilafına kendisi için iki şahsiyet tanır. Birincisi : Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Saiti Muhti’dir. (Yani günahkar Sait’tir.) Diğeri de Lahuyti, (günahsız), ikinci veya yeni Sait’tir. Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmıyan ve bu Asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber vermişler.. Yani Said’in Cebraili ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..)

Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Saidi kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır.



Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar. Malumatı diniyyeye, esasatı şeriyyeye vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık.



Son Şeyhülislam „Saidi Kürdi Kurana Muhalefet edyior ?


Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini, bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53).

İnsanın aklına öyle geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?” diyorum.




01-05-2007 18:16
Yabancı..

Saidi Kürdi,ye göre Atatürk Deccalmi ?
Saidi Kürdi,ye göre Atatürk Deccalmi ?




Saidi Kürdinin Atatürk hakkında söylediklerine bir bakalım:

“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)

Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:

“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)

Saidi Kürdi nin Deccal dediği Atatürk bugün Kurdi nin öğrecilerinin işbirliği yaptığı Amrikanın kolejlerini misyoner faaliyetlerde bulunuyor diye kapattırmış ve Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti.







Saidi Kürdi cahilmi idi ?




Saidi Kurdiye göre o arabayala gezerken 1 yaşındaki küçük çocuklar bile elini öperlemiş! "Hanımlar Rehberi, s.105". Zülfikar adlı risalede hayvanların bile Nur risalelerine hayran kaldıklarını söyleyecek kadar ileri gitmiştir. "Dr. Armaner, Nurculuğun İçyüzü, İlahiyat Fakültesi yayınlarından, s.8".

Fennin ve medeniyetin bir icadı olan ve nasıl çalışıp işlediği artık herkesçe bilinen radyonun Saidi Nursi'ye göre mahiyeti de şöyledir: (Radyo bilbadehe kudret-i ilahiyenin bir cilvesidir ve o cilvenin kürre-i havaya umumca temsil eden bu gelen hadis-i şerifin meali gösteriyor, şöyle ki: Bir melaike var, kırkbin başı var, her başında kırkbin dili var, her dilde kırkbin tesbihat yapıyor. 64 Tirilyon tesbihat aynı anda söylüyor. Demek kürre-i hava bu melaike gibidir. Yani bu melaikenin tesbihatı adedince her kelimei tayyibe hava sayfasına yazıyor. Kürre-i hava diyor ki, bu hadis benden veya buna benzer memur meleklerden haber veriyor, külli bir şuurla yapılan bu iş yalnız tek bir zerrenin vazifesi ne bana yani kürre-i havaya ve ne de bütün eşyaya vermesi hiç bir ciheti imkanı yok, demek her yerde hazır nazır, ahadiyet cilvesiyle ve içinde ihatalı bir irade, muhit bir ilim bulunan bir kudret-i ezelliyenin cilvesidir. Buna milyonlar şahitlerden birisi radyodur (ihlas Dergisi, 1964, Nu.9, s.3..)


Saidi Kürdiye Göre Fizik Kanunlari Kurana tersmi ?

Sait Nursi'ye göre elektrik kontağı ve meteor hadiselerinin fenni ve fizik ilmine uygun açıklaması dine aykı-rıdır, dinsizliğin ifadesidir. Bu ve buna benzer olaylar ilahi kudretin varlığının delilidir ve onun nişanesidir. Bunların hepsi Kur'anda vardır ve fizik kanunlarına göre açıklama yapmak Kur'anın kudretine, hikmetine aykırı düşmektedir "Sait Nursi, Ramazan Risalesi, s.1-15..)




01-05-2007 18:16
Yabancı..

ne biçim bi saygısızlik bu böle form acmanında bi adabı var arkadaşlar kendinize gelin artık
şu açtıgınız form için kınıyorum sizi
kendinize saygınız yokksa bazı şeylere saygınız olsun

01-05-2007 18:17
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim