Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 93
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> fransa yı boykota hazırmıyız(ermeni soykırımı iddaası yüzünden)
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10  Sonraki
Yazar fransa yı boykota hazırmıyız(ermeni soykırımı iddaası yüzünden)
Yabancı..


yök başkanı prof.dr Erdoğan TEZİÇ fransanın en büyük nişanını fransaya iade etti...
bu nişan dünyada çok az kişiye verilmiştir ve fransanın en önemli en büyük nişanıdır...



kutluyorum kendisini


17-10-2006 18:12
E.L.R.O.H.I.R
Mesajlar: 2709

RoCkStAr demiş ki; evet arkadaşa katılıyorum bende sn.TEZİÇi bu konu da kutluyorum zaten kendisi yapılabilecek en büük boykotu yapmıştır.herkes herşeyin farkında burayı kimse yıkamaz.biz çanakkalede,sarı kamışta binlerce şehit vermişiz de bu ülkeyi vermemişiz.böle adi oyunlara hiç vermeyiz.savaşarak alamayacaklarını biliolar bu toprakları.burası ne ırak,ne afganistan,burası türkiye,bu toprağa destursuz girene burası cehennem olur.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!...


cenk edesim geldi bu laflardan sonra

18-10-2006 00:45
Sındrella(sadece Aşk
Mesajlar: 861

ilk başta yazıyı okumanızı rica ediyorum
zamanı olmayanlar olabilir eyvallah
ecdadımıza yapılanları hiçe sayanları kınıyoruz

Yıl 1914. Avrupa'da savaş patlamak üzereydi. İttihat Terakki Cemiyeti'nin önderleri acele müttefik arıyorlardı. Hem dışarıda, hem içeride. İngiliz taraftarı Maliye Nazırı (bakanı) Cavit, İngiltere ile ittifak kurabilmek için uğraşmış ama reddedilmişti. Fransız yanlısı Bahriye Nazırı Cemal'in Fransa'ya, Dahiliye Nazırı Talat'ın Rusya'ya, Alman taraftarı Harbiye Nazırı Enver'in Almanya'ya gizlice götürdükleri ittifak önerileri de her üç ülke tarafından geri çevrilmişti. İttihatçıların yanaşmaya çalıştıkları büyük güçler arasında zımni bir anlaşma vardı ve eğer bir savaş kopacaksa bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşımı üzerine bir savaş olacaktı. Kimse, ileride pay almak istediği bir ülkeyle ittifaka girip elini kolunu bağlamak istemiyordu.
İçeride de durum farklı değildi. Halen Osmanlı yurttaşları olan Araplar, Ermeniler ve Rumlar da derin bir huzursuzluk içindeydi. Öteden beri bağımsızlık ideali etrafında gelişen milliyetçi kıpırdanmalar ülkenin her yanına yayılmıştı, sürekli kışkırtılıyordu ve istim üstündeydi. Yakında patlaması mukadder savaşta, bu halkların nasıl bir tavır takınacağı, Osmanlı'yı 'arkadan vurup vurmayacakları', o karanlık günlerde devletin yöneticilerini en fazla meşgul eden konuların başında geliyordu

18-10-2006 11:11
Sındrella(sadece Aşk
Mesajlar: 861

Ne var ki, dengeler de hızla değişiyordu. Avusturya'nın Sırbistan'a 23 Temmuz 1914'te verdiği ültimatomla Avrupa'da savaş başlayıverdi. O ana dek Osmanlı'nın ittifak girişimlerini sürekli geri çeviren Almanya, çark etti. Kayzer, İstanbul'daki elçisine `Alman davasına önemli katkıları' olacaksa Türklerle ittifaka hazır olduğunu bildirdi. Görüşmeler ertesi gün başladı.
Tam da o günlerde, Temmuz ayının sonunda Erzurum, Taşnak Partisi'nin delegelerini ağırlıyordu. Ermeni milliyetçi hareketinin bu en önde gelen ve en disiplinli örgütü, sekizinci kongresini düzenlemişti. Ermeni araştırmacılar Hovannisyan ve Pastırmacıyan'dan aktaran Stefanos Yerasimos'a göre, kongrenin konukları arasında `Jön Türklerin önde gelenlerinden oluşan bir heyet' de vardı. Enver Paşa'nın bizzat görevlendirdiği heyet, padişahın Ermeni tebaasının desteğini sağlamak için buradaydı. Ermeni temsilcilerine, Rusya'ya karşı savaşta Osmanlı saflarında yer almaları teklif edildi; karşılığında `Kafkasya'da Ermenilerin yaşadıkları yerler ile Erzurum, Van ve Bitlis gibi vilayetlerin bazı bölgelerinde Ermenilere özerklik tanınacağı' iletildi. Bu, Ermenilerin öteden beri arzu ettikleri, bu uğurda can verip can aldıkları bir gelişmeydi. Avrupalı büyük güçlerin desteğine karşın bugüne dek ulaşamadıkları o büyük özerklik hayali, şimdi onlara Osmanlı yönetimi tarafından altın tepsi içinde sunuluyordu.
Teklif ilk bakışta son derece tuhaf görünüyordu. Ermenilerin, olası bir savaşta, yurttaşı oldukları devletin yanında yer almalarından daha doğal bir şey olabilir miydi? Ama Ermeni önderlerin öyle bir niyeti yoktu. Osmanlı heyetine, `Taşnak Partisi'nin savaşta tarafsız kalmayı seçtiğini' bildirdiler. İttihatçılar, muhtemelen böyle bir şeyi bekliyorlardı ama bilmedikleri bir şey vardı: Rusya, Ermeni önderlere yalnız Kafkas Ermenistan'ını değil, Doğu Anadolu'daki Osmanlı topraklarını da kapsayan bağımsız bir devlet vaat etmişti. (G. Pastırmacıyan, Why Armenia Shold Be Free?, aktaran S. Yerasimos, Milliyetler ve Sınırlar)
Bu görüşme başarısızlıkla sonuçlandığı gün, Ermenilerin dini lideri Eçmiadzin Katalikosu, Rusya'nın Kafkasya Valisi Vorontzov-Daşkov'a başvurarak `Rusya'nın Ermenileri koruma altına alması ve Ermeniler için kabul edilmiş olan özerklik statüsünü değiştirerek birleşik altı vilayetin başına Rusya tarafından seçilen bir Hıristiyan vali atanması' çağrısında bulundu. 'Türklerin altı doğu vilayetinin ele geçirilmesine Ermenilerin yardım etmesi' koşuluyla çağrı aynı gün kabul edildi. Bu arada Çar II. Nikola, Kafkasya'ya gelerek Ermenilere güvence verdi. Tiflis'teki Ermeni Ulusal Konseyi, şu bildiriyi yayınladı:
`Dünyanın dört yanından akın eden Ermeniler, Rus ordusunun şanlı saflarına katılmaya ve kanlarını Rus zaferi için akıtmaya hazırdırlar... Rus bayrağı İstanbul ve Çanakkale boğazlarında özgürce dalgalansın, Sayın Majesteleri, sizin iradenizle Türk boyunduruğunda kalan halklar özgürlüklerine kavuşsunlar. Hıristiyan inançlarından dolayı acı çekmiş olan Türkiye'nin Ermeni halkı, Rus koruması altında yeni ve özgür bir yaşama kavuşsunlar.' (R. Hovannisyan, Armenian On The Road To İndependence, aktaran S. Shaw

18-10-2006 11:12
Sındrella(sadece Aşk
Mesajlar: 861

Adana olayları 1909 yılında, İstanbul'daki gerici 31 Mart Ayaklanması'nın hemen ardından başladı ve kışkırtmalar sonucu Ermenilere yönelik bir saldırıya dönüştü. Ardından da yeni bir Ermeni-Türk çatışması halini aldı. İsyanı bastıran hükümet, zarar gören Ermenilere para yardımı yaptı, dul ve öksüzleri koruma altına aldı.
Ok yaydan fırlamıştı artık. Tiflis'ten tüm Ermeni cemaatine seferber olmaları için telgraflar çekildi; Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Türkiye'deki Ermeni önderleri gönüllü birlikler oluşturup Ruslara katılmak üzere Kafkasya'ya kaçtı. Kısa sürede binlerce Ermeni, Rus ordusunda silah altına alındı, her biri biner kişilik dört Ermeni gönüllü birliği kuruldu. İkinci Ermeni gönüllü birliğinin komutanı Osmanlı parlamentosunun eski Erzurum milletvekiliydi. Bunlar ve daha sonra silah altına alınacak Ermeniler, savaşta öncü birlikler olarak kullanılacak, kritik çatışmalarda önemli roller oynayacaklardı.
Bu gelişmeler, İttihatçıların Ermenilere bakışında büyük bir kırılmaya yol açtı. Kafkasya'ya geçen Ermenilerin Osmanlı'ya karşı savaşmaları bir yana, geride kalanların da Osmanlı askeri harekâtını başarısızlığa uğratmak için ellerinden geleni yapacaklarına kuşkuları kalmadı. Ama Enver Paşa, ordusuna güveniyordu ve Ermenilerin askeri harekâtı zaafa uğratabilecekleri yönündeki yaklaşımları çok da ciddiye almıyordu. O günlerde, Ermenilere karşı herhangi bir önlem düşünülmemesi bunun kanıtıydı.
İttihat Terakki Ermenilere düşman mıydı?
Aslında İttihatçılar başlangıçta, Ermenilerden, özellikle de Taşnak Partisi'nden böyle bir savrulma beklemiyorlardı. Zıt kutuplarda olsalar da aralarındaki dostluk ilişkisi epey eskilere dayanıyordu. İttihatçılar için aslolan, ülkedeki tüm dini ve etnik cemaatleri bir Osmanlı birliği altında toplamaktı. Abdülhamid'in istibdat rejimine karşı mücadele verirken, bir yandan da, başta Ermeni örgütleri olmak üzere çeşitli etnik siyasi grupları Osmanlı birliği fikri etrafında tek bir çatı altında birleştirmeye çalışıyorlardı. Cemal Paşa'ya göre bu çatının bir adı bile vardı: Osmanlı Birliği Komitesi. Cemal Paşa, 1907 yılında Ermeni önderleriyle Van'da yapılan görüşmelere atıfla, `Hınçak bizimle görüşmeyi reddediyor' diye yazmıştı. Taşnak ise İttihat Terakki ile birleşmeye yanaşmamış, ancak meşrutiyeti desteklemeye söz vermişti

18-10-2006 11:15
Sındrella(sadece Aşk
Mesajlar: 861


İki partinin o yıllarda böyle bir ilişkiye girmesi ve İttihatçıların gösterdiği birleşme arzusu, geçmişte yaşanan olaylar düşünüldüğünde, şaşırtıcı gelebilir. Taşnak Partisi'nin 1890'lardan itibaren Anadolu'da yönlendirdiği ayaklanmalar ve imparatorluğun başkentinde gerçekleştirdiği büyük terör eylemleri unutulacak gibi değildi. Anadolu'nun pek çok vilayetinde oluk gibi kan akmış, her iki taraftan binlerce insan hayatını kaybetmişti. Bu koşullarda bile İttihatçıların, Taşnak Partisi'ne yaklaşımı, bugünün bakış açısından kavranamayacak kadar farklıydı. Meşrutiyetin bu ilk yıllarında da, ittifak teklifinin götürüldüğü savaş arifesinde de İttihatçıların, Anadolu'daki Ermeni unsuru ortadan kaldırmayı düşündüklerine dair hiçbir emare yoktu.
Öte yandan, birbirlerine karşı kin ve nefret duyguları giderek pekişse de, Türklerle Ermeniler arasındaki bağlar da, henüz bir arada yaşamalarını sağlayacak kadar güçlüydü. Temmuz 1908'de meşrutiyetin ilan edilmesiyle tüm ülkeye yayılan coşkulu birlik duygusu bunun kanıtıydı. Üsküp'ten Selanik'e, Kudüs'ten Erzurum'a bütün kentlerde `Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler; Türkler ve Ermeniler kardeşçe bir araya gelerek' bayram yapmışlardı. İstanbul'da Türk, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan yüz bin kişilik bir topluluk Beyazıt Meydanı'nda yeni anayasal yönetime bağlılık yemini edip Yıldız Sarayı'na kadar coşkuyla yürümüştü. Ermeni Devrimci Federasyonu ile Türk devrimciler ortak gösteriler yapmışlardı. Ermeni kiliseleri `hürriyet ve adalet uğruna canlarını vermiş Müslümanlar anısına' ayin düzenlemişti. Erzurum'da aralarında Ermenilerin de bulunduğu tutuklular salıverilmiş, meşrutiyeti kutlamak üzere yürüyüşe geçen kalabalık ilk olarak Ermeni Metropolitliği'nin önünde toplanmıştı. Ermeni Metropoliti ve İttihatçı bir subayın konuşmaları büyük alkış toplamıştı. Van'da Ermeni siyasi tutukluları serbest bırakmak istemeyen vali görevden alınmıştı.
Bu coşku ortamının Ermeniler açısından iki nedeni vardı: Birincisi, meşrutiyeti ilan eden İttihatçıların, Ermeni örgütleriyle geçmişten gelen dayanışması; ikincisi de, Avrupa müdahalesinden umutların kesildiği bir zamanda, hürriyet rejiminin onlara yeni kapılar açacağına dönük inançtı. Abraam Benaroya'nın Anıları'na göre o günlerin sloganı şuydu: `Türklere ve Hıristiyanlara, herkese hürriyet!' Ne var ki, özerklik, hatta tam bağımsızlık özleminden vazgeçmiş değillerdi.

18-10-2006 11:16
Sındrella(sadece Aşk
Mesajlar: 861

Bu coşku hali uzun sürmedi. İttihat Terakki Cemiyeti, henüz iktidarı fiilen ele almamışsa da, bütün ipler onun elindeydi. Ve yeni iktidar, Rumlar ve Ermenilerin beklediği ayrıcalıkları kurumlaştırmak ve bu yolda ıslahatlar yapmak yerine, farklı bir yol izlemeye başladı. Çünkü İttihatçılar, her türlü ayrıcalığı ortadan kaldırmaya niyetliydiler. Bunu da etnik ya da dinsel temellere dayandırmıyorlardı. Onların asıl amacı Osmanlı Devleti'nin yeniden tam egemenliğini kazanmasıydı. Oysa gayrimüslim cemaatler, Osmanlı millet sistemi içinde kendi dini önderlerine karşı sorumluydu ve uluslararası antlaşmalarla her biri bir Avrupa devletinin koruması altındaydı. Ermeni Patriği İzmirliyan, İttihatçıların eşitlik politikasına karşı çıkıyor ve `şu anda Ermeni cemaatlerin yararlandığı ayrıcalıkların devamını ve yönetimde tam bir ademi merkeziyet istiyoruz' diyordu. Ermenilerin en büyük destekçilerinden İngiltere'nin İstanbul elçisinin söylediğine göre, `bütün Osmanlı tebaası için eşit haklar fikri, örtük olarak kendi yerleşik ayrıcalıklarını tehdit ettiği için, imparatorluktaki diğer milliyetleri rahatsız etmişti'. Bu dönemde Taşnak liderleri de İttihatçılara kuşkuyla yaklaşıyor ama olumlu ilişkiyi sürdürüyorlardı. Nitekim iki parti seçimlere (1908) anlaşarak girdi; Taşnak, İttihatçıların listesinden meclise 14 milletvekili soktu.
İttihatçılar, bir iyi niyet gösterisi olarak Türkler, Ermeniler ve Kürtler arasındaki toprak sorunlarını adil bir şekilde çözmek için girişimde bulunurken önce 31 Mart gerici ayaklanması ardından da bunun bir uzantısı olan ve çok sayıda Ermeni ve Müslümanın ölümüyle sonuçlanan Adana olayları patladı. Tarihçi Feroz Ahmad'a göre, İstanbul'daki 31 Mart Vakası ile Adana olayları ilişkiliydi: `İstanbul'daki gericiler İslamiyetin tehlikede olduğu yaygarasını koparıyorlardı, Adana'da da Ermenilerin ayaklanıp Müslümanları katledecekleri iddia ediliyordu. Adana cemaatinin önderi Başpiskopos Muşeg'in Müslüman halka karşı şoven ve kışkırtıcı bir politika güderek, gericilerin ekmeğine yağ sürdüğü anlaşılmaktadır.' Feroz Ahmad'a göre, gericilerin hedefi meşrutiyeti devirmek, Ermenilerinki ise yabancı müdahalesini kışkırtmaktı. Adana olayları, 13 Nisan 1909'da, İstanbul'daki isyan (31 Mart Vakası) haberi geldiğinde başladı, 16 Nisan'da duruldu. Hareket Ordusu, İstanbul'daki gerici isyanı bastırmak üzere başkente girdiği 25 Nisan'da, Adana'da çatışmalar yeniden başladı ve 27 Nisan'a dek sürdü

18-10-2006 11:18
Sındrella(sadece Aşk
Mesajlar: 861

Tam bu sırada Enver Paşa'nın büyük seferi başladı. Sarıkamış Harekâtı diye de bilinen bu Türk taarruzunda, 120 bin kişilik ordu ağır kış koşulları altında dağlara sürüldü. Çoğu donarak 70 bin asker hayatını kaybetti. Bu ordu için çok büyük bir felaketti. Tümüyle dağılmış, muharebe gücünü kaybetmiş bir orduyla çok uzun bir cepheyi tutmak imkânsızdı. Üstelik cephe gerisinde Ermeni isyanının patlayacağına ilişkin istihbarat raporları sıklaşıyor, yer yer kendini gösteren `kalkışmalar' da bu raporları destekliyordu. (Sarıkamış faciasının hemen ardından Erciş'te 2 bin Ermeni isyan bayrağı açıp dağa çıkmıştı.) Cephe gerisinde bir isyan, cepheyi tutmaya çalışan III. Ordu için tahammül edilemeyecek bir felaket demekti. Askeri tarihçi Edward J. Ericson durumu şöyle yorumluyordu: `Ermenilerin ana nüfus merkezleri ve potansiyel direniş odakları, III. Ordu harekât bölgesine giden iki adet kaplamalı yolun çevresinde bulunuyordu. Sivas, Erzincan ve Erzurum kuzey yolunu; Diyarbakır, Bitlis ve Van da güney yolunu kesiyordu. Bu şehirlerin hepsinde önemli bir Ermeni nüfus vardı... Konya, Adana ve Halep'teki Ermeni faaliyeti batıdan gıda, savaş malzemesi ve takviyeleri getiren anayolu kesiyordu ki, III. Ordu'nun malzemeleri de buradan gelmekteydi.' Açıkçası, bir isyan durumunda bu yolların kesilmesi demek III. Ordu'nun savaş dışı kalması demekti. Bu durum malzeme ve takviyelerini bu yollardan sağlayan Suriye'deki IV. Ordu ve Irak'taki VI. Ordu'yu da tehdit ediyordu. Amerikalı askeri tarihçi Edward J. Ericson tehcir kararına gerekçe oluşturan koşulları da değerlendiriyor: `Önemli doğu yollarına ve demiryollarına yakın kritik kentlerdeki Ermeni isyanlarının gerçek anlamda bir askeri problem yarattığı doğrudur. Gerçekten de ağır silahlara sahip örgütlü Ermeni çeteleri Rus müttefikleriyle işbirliği içinde çalışmaktaydı.'
Anadolu'da huzursuzluk diz boyuydu. Ermeni örgütlerin gerçekleştirdiği terör olayları ve suikastlarla, asker kaçaklarının Ermeni köylerine saldırıları durmak bilmiyordu. (Şimdilerde tersi söylense de bu o günlerde bilinen ve Ermenilerin de kabul ettiği bir gerçekti. Prof. Türkkaya Ataöv'ün yakın zamanda ortaya çıkardığı bir belge bunu kanıtlıyor. Bu belge, Ermenistan Cumhuriyeti'nin ilk başbakanı Hovannes Katchaznouni'nin 1923'te Bükreş'teki Taşnak Partisi toplantısında yaptığı konuşmanın metni. Katchaznouni konuşmasında, Batılı ülkelerin kendilerine çok büyük vaatlerde bulunduklarını; `bir yönü Karadeniz'e, bir yönü Akdeniz'e, diğer yanı Hazar'a açılan `Büyük Ermenistan' haritaları çizildiğini' söylüyor ve bunun için `bugüne değin ayaklanma, terör, savaş, saldırı, savunma, parti oluşturma, devlet kurma' gibi her yolu denediklerini anlatıyordu.) Savaşabilecek herkes cephelere yollandığı için, güvenlik her yerde yetersizdi. Karların erimesini bekleyen Rus ordusunun saldırısıyla olacakları kestirmek mümkün değildi. 25 Şubat 1915'te Genelkurmay'dan tüm ordu komutanlıklarına gönderilen şifreli telgrafta, `Halep, Dörtyol ve Kayseri'de Ermeni yıkıcı faaliyetlerinin arttığı ve ayrıca bu bölgelerde Rus ve Fransız etkilerinin tespit edildiği, III. ve IV. Ordu birimlerinin gözetim ve emniyet tedbirlerini artırmaları gerektiği' bildirildi. Talimat, ordudaki Ermeni askerlerin `komuta merkezlerinden' uzaklaştırılmasını da içeriyordu. Trajediye giden yol açılmıştı. (Hükümet savaş öncesinde genel seferberlik ilan etmiş ve ilk kez Ermenileri de silah altına almıştı.)

18-10-2006 11:19
Sındrella(sadece Aşk
Mesajlar: 861

Mart ve nisan ayları, Osmanlı'nın en zor aylarıydı. Yeni cepheler açılmış (Çanakkale, Mezopotamya ve Mısır), imparatorluk dört bir yandan kuşatılmıştı. Nihayet beklenen Rus saldırısı da başlamıştı. Özel bir ordu şeklinde düzenlenen Ermeni gönüllü birlikleri Van'ı ele geçirmek üzere harekete geçirilmiş ve tam bu sırada Van'da Taşnak'ın örgütlediği Ermeni isyanı patlamıştı (14 Nisan). Türk mahallelerinde büyük bir katliam yaşandı. (Ama asıl katliam, bir ay sonra Ermeni gönüllü birlikleri Rus Kafkas Ordusu'yla birlikte Van'a girdiğinde yaşanacak ve yerli Müslümanların tamamı iki gün içinde biçilecekti.) Van isyanını Bayburt, Erzurum, Doğubayazıt, Tortum isyanları izledi. Haber İstanbul'a ulaştığında, İttihat Terakki Hükümeti, `casusluk, sabotaj, isyan gibi olayların, komitelerin emir ve direktifi ile meydana geldiği' gerekçesiyle `Ermeni komitelerinin kapatılması, evraklarına el konulması, komite başkan ve üyelerinin tutuklanması ve oturdukları yerde kalmalarında devletin güvencesi için sakınca görülenlerin uygun yerlere toplanarak kaçmalarının önlenmesi' yönünde bir karar aldı. Bu kararın tarihi 24 Nisan'dı ve bu karar uyarınca 2345 Ermeni komitacı tutuklanmıştı. (Sonradan diaspora Ermenilerinin `soykırım günü' olarak andıkları tarih bu.)
Asıl tehcir kararı ise bir ay kadar sonra, 27 Mayıs 1915'te alındı. Üç maddelik kanun 1 Haziran'da Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, `Ordu, bağımsız kolordu ve tümen komutanlıklarına, askeri nedenlere dayanarak, casusluk ve hainliklerini hissettikleri bölge halkını tek tek veya toplu olarak memleketin diğer bölgelerine gönderebilmeleri ve orada oturtulabilmesi' yetkisini veriyordu. Sürgüne gönderilecek olanlar Musul ve Suriye'nin kuzeyindeki bölgelere yerleştirilecek ve savaş sonunda da geri dönmeleri sağlanacaktı. Hükümet, tehcir kararının ardından yeni talimatnameler hazırladı ve Ermenilerin saldırılara karşı korunmaları, her türlü ihtiyaçlarının karşılanması, geride kalan mallarına zarar gelmemesi yönünde tedbirlerin alınmasını da istedi.

18-10-2006 11:19
A N G E L
Mesajlar: 24705

hepinizin bildiği gibi fransanın soykrımı inkarı suç sayanların cezalandırılmasını suç sayan . bu haksız uygulamalara hep fransa öncülük etmemişmidir arkadaşlar. hep türklere düşmanca tutum sergileyen .. bayan mitterandı daha güneydoğu d yaptıklarını unumadık . soykırımı ilk onlar tanıdı. cezayiri biliyorsunuz. totalin benzinini afrikadaki sömürgesi olan fransa.avrupa içinde bile kendi nimetten sayan züppeler . arkadaşalar artık tüketimden gelen gücümüzü göstermenin zamanı gelmedi mi?. BİR DÜŞÜNÜN 135 MİLYAR DOLARLIK İHRACATIMIZ VAR. BUNUN HİÇ YOKSA 10 MİLYAR DOLARI FRANSADAN. TÜRKİYEDE FAALİYET GÖSTEREN FRANSIZ ŞİRKETLERİNİ DE DÜŞÜNÜN RENAULT SU PEUGEOT LA FARGE DANONE TEB CARREFOUR CITROEN VB. ARKADAŞLAR BUNLARIN CIROSUNU SA DA EKLEYELIM USUNE. VE BUNLARI BOYKOT EDELIM. SOYKIRIMCI İLAN ETTİKLERİ ÜLKEDEN DEF OLUP GİTSİNLER. TOPLUM BILINCİMİZİ GÖSTERELİM.

18-10-2006 11:20
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim