Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 90
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> ÇÜRÜK OLAN A.BURAK MI, RAPOR MU?
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10  Sonraki
Yazar ÇÜRÜK OLAN A.BURAK MI, RAPOR MU?
sessiz fırtına
Mesajlar: 8684


24-09-2007 09:10
Bahar
Mesajlar: 32

peki sana soru,ne yapmalıyız uyanmak ve uyandırmak için
ben artık ümidimi kaybediyorum.

24-09-2007 18:28
another world is ess
Mesajlar: 2053

Bahar demiş ki; peki sana soru,ne yapmalıyız uyanmak ve uyandırmak için
ben artık ümidimi kaybediyorum.


Ne kadar ümidimizi kaybetsekte memleketimizi bunlara bırakamayacağımıza göre...

Bu memlekette yanlışa yanlış demek bile zor iş olmuş bunu bile diyebilmek şimdilik çok önemli,bazen geçiş dönemleri oluyor gibi geliyor bana bu insanların yanlışlarını göstermek ve bıkmadan usanmadan ve hiç korkmadan üzerlerine gitmek lazım şimdiki ortama bakıpta hep böyle gidecek gibi düşünmek yanlış ama bu ortamında kendiliğinden düzeleceğini beklemek daha büyük yanlış olur...

Kesinlikle sivil toplum örgütleriyle birlikte olabilmeliyiz...

Bilmeliyiz ki bu memleket kolay kazanılmadı bunu bilip bu insanlara bunu her yerde hatırlatmak lazım.Küçük çıkarlarımız veya korkularımız için bu memlekete yazık etmemek lazım...

Sen yanmazsan,ben yanmazsam nasıl kavuşur karanlıklar aydınlıklara değil mi...

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

Ahmed Arif'in dediği gibi bir umudum sende ve senin gibi güzel insanlarda...


25-09-2007 08:41
Yabancı..

TÜRKSOLU GAZETESİNİN SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ VE
TÜRKLERE ÇAĞRISI

Kürt-İslamcılar değil Türkler Kazanacak!

22 Temmuz seçimlerinin sonuçları belli oldu. Seçim sonuçlarının belli olması ile birlikte Kürt-İslamcı partiler olan AKP ve PKK sevinç gösterilerine başladı.

Ancak bu partilerin sevinçleri kursaklarında kalacaktır.

Çünkü seçim sonuçları onların istediği Kürt-İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşuna değil, Kürt-İslamcı güçlere karşı bir Türk Hareketi’nin oluşmasına yol açacaktır.

Seçim sonuçları üzerinde istedikleri kadar manipülasyona gitseler de gerçekler ortadadır.

1-) Seçimlerden AKP güçlenerek çıktı yorumları gerçeği yansıtmamaktadır. Gerek alınan oylar, gerekse milletvekili sayıları açısından rakamlar 2002 seçim sonuçları ile neredeyse birebir aynıdır.

Muhalefetteki CHP+MHP+GP oyları bu seçimde %38’dir. Geçtiğimiz 2002 seçimlerinde ise bu partilerin ve DSP’nin aldığı oyların toplamı %37’ydi. Görüldüğü gibi AKP karşıtı partilerin oy oranı azalmamış, AKP karşıtı muhalefet azalmamıştır. Bu muhalefetin bileşimi ve dağılımı değişmiştir.

Kürt-İslamcı güçler olan partilerin de aldıkları toplam oyda bir artış yoktur. DP ve ANAP gibi sağ partilerin yok olduğu bir dönemde bu partilerin de oylarını alan AKP oy oranını arttırmıştır. 2002 seçimlerinde AKP+DYP+ANAP’ın oyları %59’du. Bu seçimde ise AKP+DP’nin toplam oyu %52’dir. Görüldüğü gibi bu cephede aslında oyların artışından değil düşüşünden söz etmek daha doğru olacaktır.

2-) Milletvekili sayılarına baktığımızda da durum bunu teyit etmektedir.

2002 seçimlerinde AKP 365 milletvekili elde etmiş, muhalefetteki CHP ise 177 milletvekilliğinde kalmıştı. Bağımsız milletvekili sayısı 8’di.

Bu seçimlerde AKP milletvekili sayısını 365’ten 340’a düşürmüştür. Muhalefet ise MHP ve CHP arasında paylaşılmış ve 111 CHP, 71 MHP olmak üzere 182 olmuştur. Görüldüğü gibi muhalefetin milletvekili sayısı artarken AKP’ninki düşmüştür.

3-) Bu seçimlerin en önemli noktası olan ve TÜRKSOLU’nun sürekli uyarısını yaptığı gelişme ise, PKK’lı milletvekillerinin Meclis’e girmiş olması ve grup kuracak güce erişmesidir.

Bu gelişme ile birlikte Türkiye artık gerçek gündem olan “Kürt İstilası”nı tartışmaya geçebilecektir.

Çünkü “Kürt istilası” artık TBMM’ye taşınmıştır.

4-) TÜRKSOLU’nun son bir yıldır ortaya koyduğu Kürt-İslam Faşizmi gerçeği seçimlerle birlikte bir kez daha ortaya çıkmıştır. Temel meselenin Kürt istilası olduğu ilk kez bu kadar net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

İşte böylesi bir ortamda Kürt-İslam Faşizmine karşı parlamento içindeki muhalefetin neden yetersiz olduğu ve olacağı da seçim sonuçları ile birlikte teyit edilmiştir.

Muhalefet görevi yine TÜRKSOLU’nun omuzlarındadır.

TÜRKSOLU önümüzdeki dönemde de Kürt-İslam Faşizmine karşı Türk’ün sesi olacaktır.

Kürt-İslam Faşizmine karşı Türk Barikatı kurma yolunda devam edecektir.

Kürt-İslam Faşizmine karşı Türk örgütlenmesini gerçekleştirecektir.

5-) Seçim sonuçlarının Kürt-İslamcılar tarafından Ordumuza saldırmak üzere kullanıldığı da görülmektedir.

“Bu da halkın muhtırası” şeklindeki yorumlar, en sapkın Ordu düşmanlığının ifadesidir.

Oysa seçimlerde halkın Ordu’ya karşı bir tepki ortaya koymadığı ortadadır.

Bu tescilli Ordu düşmanları çok güveniyorlarsa koysunlar sandığı ve sorsunlar halka “bu ülkeyi AKP mi yönetsin Ordu mu” diye. O zaman halkın %80’le Ordusunu seçeceğini göreceklerdir.

6-) Seçim sonuçları bir taraftan halk dalkavukluğuna diğer taraftansa halk düşmanlığına yol açmamalıdır.

Bu seçimlerde halkın %46 ile AKP’ye oy vermesi, halkın AKP’yi seçtiği ve buna saygı duyulması gerektiği şeklinde bir halk dalkavukluğu ile iktidarın faşizmine boyun eğilmesi sonucunu çıkartamaz.

Çünkü seçimler Batıcı sistem içinde Batıcı partilerin kazanması üzerine kurulmuştur. Sandıktan sağcıların çıkmasının nedeni halkın özgür seçimi değil, aç bırakılan halkın oyunun satın alınması sürecidir. Bu seçimlerde de aynısı olmuştur. Halkın özgür iradesi sandığa yansımamıştır.

O nedenle iktidar yandaşlarının halk iradesi diye diye, iktidar faşizmine destek araması teşhir edilmelidir.

Tam tersi bir tepki olarak, “bu halk gitti yine AKP’ye oy verdi, bu halk için çalışılmaz” türünde özünde halk düşmanı bir yılgınlık psikolojisinin yayılmasına da izin verilmemelidir.

Halk verdiği oydan dolayı suçlanamaz.

Halk yanlış yere oy verdiyse doğru partiyi kuramamışsınız demektir.

Yapılacak olan halkı suçlamak değil, muhalefet güçlerini eleştirmek ve halka doğruyu gösterecek partiyi inşa etmektir.

7-) Türk milleti girilen yeni dönemin ne kadar sancılı bir dönem olduğunu bilmelidir.

Bu dönemde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Bölünmemek, parçalanmamak, iç savaşa sürüklenmemek için, başta ABD emperyalizmi olmak üzere, içerde onun işbirlikçisi AKP ve PKK’ya karşı mücadele yeni bir aşamaya ulaşmıştır.

Artık gün ağlanıp sızlanmak, yakınmak yıkılmak günü değildir.

Ülkesini korumak, milletini savunmak isteyenleri TÜRKSOLU bayrağı altında MİLLİ MÜCADELE’ye çağırıyoruz.

TÜRKSOLU bir direniş kalesi, bir mücadele cephesidir.

AKP’lilere, PKK’lılara ve ağababaları ABD’ye cevabımız nettir:

Seçimi kazanabilirsiniz ama biz var olduğumuz sürece, bu ülkeyi ve milleti kazanamayacaksınız.

BİZ KAZANACAĞIZ!

25-09-2007 09:31
Yabancı..

Bir tek gönül
yıktın ise
Bu kıldığın
namaz değil”

Öncelikle TÜRKSOLU okurlarından özür dileyerek başlıyorum. Çünkü üç haftadır yazıya Tayfun Er’in Türkiye’de iktidarı paylaşan ailelerin bağlantılarını etraflıca anlattığı “Erguvaniler” isimli kitabındaki araştırmaya dayalı belgeli bilgilerini yazı konusu yapma adına söz veriyorum. Fakat ne yazık ki her hafta üzerinde düşünülmesi gereken öncelikli bir konu çıkıyor karşıma.

Bu hafta da farklı bir gündemle karşınızdayım. Müslüman mezhepleri içerisinde İslamiyeti yorumlama konusunda Şiilerden ve özellikle Anadolu Alevilerinden farklı bir yol izleyen Sünni mezhebi kökenli Müslümanların Ramazan oruçları başladı. Hayırlı olsun diyelim.

Anadolu Alevisi kökenli bir ailenin çocuğu olduğumu daha önce yazmıştım. Anadolu Alevilerinin oruç zamanı Hicri takvimle Muharrem ayıdır. Ben 5-6 yaşlarındayken Muharrem ayında anam ve babamla birlikte sahura kalkar, sözde oruca başlardım. Ama kuzuları, gıdikleri (gıdik, keçi yavrusuna, oğlağa; bizim Malatya-Arguvan ilçesinde verilen isimdi) otlatmaya giderken evden gizlice aldığım ekmek, kaymak ve yurmurtayı yer; orucu yarıda bırakırdım. Elbette bu yanlıştı. Çünkü bu bir inançtı ve ortada kendimize verdiğimiz bir söz vardı. Ama o yaşta doğruyu yanlıştan ayıracak bilince sahip değildim.

On üç, on dört yaşlarımıza denk gelen dönemlerde okuyan yazan ağabeylerimiz, ablalarımız sayesinde materyalist felsefeyle tanıştık. Diyalektik materyalist felsefeye göre dinin doğuşu özel mülkiyetin ve beraberinde devletin doğuşuyla neredeyse birlikte olmuştu. Ve din parayı ve dolayısıyla devleti elinde bulunduran mutlu azınlığın halkı aldatmak için kullandığı bir uyuşturucuydu. Bu anlayışı kendimize rehber edindikten sonra yaptığımız ilk iş kendi halinde Tanrıya bel bağlamış, Muharrem ayında on iki oruçlarını tutan, görgü dediğimiz cem toplantılarına giden anamızın babamızın Tanrısını inkar etmek oldu. Ve onların beş duyuyla hissedemediğimiz şeylere inanmamaları için baskı kurduk.

O zamanlardan bu zamanlara birçok şey yaşadım. Ve ben hâlâ aynı materyalist anlayıştayım. Ama bende şu anlayış yerleşmeye başladı. Dinin, dolayısıyla Tanrının onlara vaat ettiği cennet denen güzellikten başka sığınacak hiçbir şeyi olmayan yoksul kitlelerin elinden Tanrı sevgisini de alırsak dünya daha korkunç bir kaosa sürüklenmez mi? Ellerinde dünyaya tutunacak neleri kalır?

Bugün tarlasını gübreleyemeyen, sulayamayan, hasat zamanında tarladan eli boş dönen köylünün; asgari ücretle yaşayan, kirasını ödeyemeyen, sigortasız, sendikasız işçinin; açlık sınırında yaşayan, maaşına senede yüzde beş, yüzde on zam vermesi için devletin dudaklarından çıkacak söze bakan memurun Tanrısından başka bir şeyi kalmamıştır.

Sözü şuraya getirmeye çalışıyorum. Çıkarı için değil, özde inanan insanların ibadetlerini saygıyla karşılamalıyız. Cemevinde samimiyetle Allah’a ibadet eden Alevilere; namazını samimiyetle kılan, orucunu samimiyetle tutan Sünni Müslümanlara; bugün az Müslüman öldürdük demeden samimiyetle Havraya giden Yahudilere; hiçbir çıkar ilişkisi gözetmeden pazar günü Kilisesine giden Hıristiyanlara; sevgiyle canlı şeylere tapan Animistlere ve dünyanın dört bir yanında adını bilemediğimiz Tanrılara içtenlikle tapan insan topluluklarına; açıkçası inandığı şeyden gayrı umudu kalmamışların inançlarına tarihsel sürecin ve bilimin ışığına güvenerek yaklaşmak zorundayız.

Dikkat ederseniz insanların inançlarından, her türlü inanç sisteminden söz ederken özellikle samimiyetle inanıyorsa sözünü kullandım. Çünkü paranın gücü ve hakimiyeti arttıkça içten insanların inançlarını sömürerek semiren insanların çoğaldığını görüyoruz.

Cemevinde Alevilerin görgüsünü yöneten dede Cem sonrası toplayacağı hakkullahı düşünmemeli. Camide namaz kılan cemaati idare eden imam Camiye yardım için toplanan ve nereye gittiği belli olmayan parayı düşünmemeli.

Yahudi ağlama duvarında dua ederken Amerika’daki Musevi lobisinin gücünün hesabını yapmamalı.

Amerikalı Hristiyan, Kilise’de günah çıkarırken 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezinde ölen üç bin insanın katili Usame Bin Ladin’in Amerikan dolarının sayesinde büyüdüğünü unutmamalı.

Ramazan ayında oruç tutan insan yanından simit yiyerek geçen adamın simidine sulanmamalı. Oruç ayında açık olan lokantada yemek yiyen vatandaşa kinle bakmamalı. Üniversiteli öğrenci, oruç tutmuyor diye okul arkadaşına bıçak saplamamalı.

Çünkü bunları çok yaşadık. Biz bugüne kadar nice dini bütün sözde Müslüman gördük. Yabancı ülkelerde pislik temizleyen emekçi vatandaşın kazandığı dolarları, avroları toplayıp ortadan kaybolan ya da topladığı paraları milletin gözü önünde kendi keyfi için harcayan nice Müslüman parti liderleri gördük. Faizsiz bankacılık ya da gelir paylaşımı adı altında bal gibi faiz veren allı pullu Müslüman bankaların varlığına ve vardığı kâr zirvelerine tanık olduk.

Bütün inananlara şunu öneriyorum. İnancını kâr amacıyla pazara süren sahtekârlardan uzak durun. Ve inanmadığı halde inananlarla inanmayanları aynı gönül sıcaklığıyla karşılayanları aynı şekilde sevin. O zaman mutlu olduğunuzu göreceksiniz.

Maraş’ta, ana karnında, dünyaya gelmek için sabırsızlıkla bekleyen bebeye bıçak saplayan ya da Sivas’ta bütün günahı düşündüğünü açıkça söylemek olan insanları yakanlarla Cennette aynı yerde olmak ister misiniz?

Umarım Ramazan başladığı gibi barış içinde biter.

İyi sahurlar, iyi iftarlar.

Barış sofrasında buluşmak dileğiyle.

Not: Ben inanmıyorum dedim. Elbet benim de bir inancım var. Bütün evren ve o evreni yöneten fiziksel ve kimyasal enerji. Uhrevi inanca gelince anam, babam tanrıya inanıyorlar. Ama inanç adına bir damla kan akıtmadılar. Ben de bir damla kan akıtmadım.

25-09-2007 09:38
Bahar
Mesajlar: 32

Gittiğin gün bitmiştir demiş ki; Bir tek gönül
yıktın ise
Bu kıldığın
namaz değil”

Öncelikle TÜRKSOLU okurlarından özür dileyerek başlıyorum. Çünkü üç haftadır yazıya Tayfun Er’in Türkiye’de iktidarı paylaşan ailelerin bağlantılarını etraflıca anlattığı “Erguvaniler” isimli kitabındaki araştırmaya dayalı belgeli bilgilerini yazı konusu yapma adına söz veriyorum. Fakat ne yazık ki her hafta üzerinde düşünülmesi gereken öncelikli bir konu çıkıyor karşıma.

Bu hafta da farklı bir gündemle karşınızdayım. Müslüman mezhepleri içerisinde İslamiyeti yorumlama konusunda Şiilerden ve özellikle Anadolu Alevilerinden farklı bir yol izleyen Sünni mezhebi kökenli Müslümanların Ramazan oruçları başladı. Hayırlı olsun diyelim.

Anadolu Alevisi kökenli bir ailenin çocuğu olduğumu daha önce yazmıştım. Anadolu Alevilerinin oruç zamanı Hicri takvimle Muharrem ayıdır. Ben 5-6 yaşlarındayken Muharrem ayında anam ve babamla birlikte sahura kalkar, sözde oruca başlardım. Ama kuzuları, gıdikleri (gıdik, keçi yavrusuna, oğlağa; bizim Malatya-Arguvan ilçesinde verilen isimdi) otlatmaya giderken evden gizlice aldığım ekmek, kaymak ve yurmurtayı yer; orucu yarıda bırakırdım. Elbette bu yanlıştı. Çünkü bu bir inançtı ve ortada kendimize verdiğimiz bir söz vardı. Ama o yaşta doğruyu yanlıştan ayıracak bilince sahip değildim.

On üç, on dört yaşlarımıza denk gelen dönemlerde okuyan yazan ağabeylerimiz, ablalarımız sayesinde materyalist felsefeyle tanıştık. Diyalektik materyalist felsefeye göre dinin doğuşu özel mülkiyetin ve beraberinde devletin doğuşuyla neredeyse birlikte olmuştu. Ve din parayı ve dolayısıyla devleti elinde bulunduran mutlu azınlığın halkı aldatmak için kullandığı bir uyuşturucuydu. Bu anlayışı kendimize rehber edindikten sonra yaptığımız ilk iş kendi halinde Tanrıya bel bağlamış, Muharrem ayında on iki oruçlarını tutan, görgü dediğimiz cem toplantılarına giden anamızın babamızın Tanrısını inkar etmek oldu. Ve onların beş duyuyla hissedemediğimiz şeylere inanmamaları için baskı kurduk.

O zamanlardan bu zamanlara birçok şey yaşadım. Ve ben hâlâ aynı materyalist anlayıştayım. Ama bende şu anlayış yerleşmeye başladı. Dinin, dolayısıyla Tanrının onlara vaat ettiği cennet denen güzellikten başka sığınacak hiçbir şeyi olmayan yoksul kitlelerin elinden Tanrı sevgisini de alırsak dünya daha korkunç bir kaosa sürüklenmez mi? Ellerinde dünyaya tutunacak neleri kalır?

Bugün tarlasını gübreleyemeyen, sulayamayan, hasat zamanında tarladan eli boş dönen köylünün; asgari ücretle yaşayan, kirasını ödeyemeyen, sigortasız, sendikasız işçinin; açlık sınırında yaşayan, maaşına senede yüzde beş, yüzde on zam vermesi için devletin dudaklarından çıkacak söze bakan memurun Tanrısından başka bir şeyi kalmamıştır.

Sözü şuraya getirmeye çalışıyorum. Çıkarı için değil, özde inanan insanların ibadetlerini saygıyla karşılamalıyız. Cemevinde samimiyetle Allah’a ibadet eden Alevilere; namazını samimiyetle kılan, orucunu samimiyetle tutan Sünni Müslümanlara; bugün az Müslüman öldürdük demeden samimiyetle Havraya giden Yahudilere; hiçbir çıkar ilişkisi gözetmeden pazar günü Kilisesine giden Hıristiyanlara; sevgiyle canlı şeylere tapan Animistlere ve dünyanın dört bir yanında adını bilemediğimiz Tanrılara içtenlikle tapan insan topluluklarına; açıkçası inandığı şeyden gayrı umudu kalmamışların inançlarına tarihsel sürecin ve bilimin ışığına güvenerek yaklaşmak zorundayız.

Dikkat ederseniz insanların inançlarından, her türlü inanç sisteminden söz ederken özellikle samimiyetle inanıyorsa sözünü kullandım. Çünkü paranın gücü ve hakimiyeti arttıkça içten insanların inançlarını sömürerek semiren insanların çoğaldığını görüyoruz.

Cemevinde Alevilerin görgüsünü yöneten dede Cem sonrası toplayacağı hakkullahı düşünmemeli. Camide namaz kılan cemaati idare eden imam Camiye yardım için toplanan ve nereye gittiği belli olmayan parayı düşünmemeli.

Yahudi ağlama duvarında dua ederken Amerika’daki Musevi lobisinin gücünün hesabını yapmamalı.

Amerikalı Hristiyan, Kilise’de günah çıkarırken 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezinde ölen üç bin insanın katili Usame Bin Ladin’in Amerikan dolarının sayesinde büyüdüğünü unutmamalı.

Ramazan ayında oruç tutan insan yanından simit yiyerek geçen adamın simidine sulanmamalı. Oruç ayında açık olan lokantada yemek yiyen vatandaşa kinle bakmamalı. Üniversiteli öğrenci, oruç tutmuyor diye okul arkadaşına bıçak saplamamalı.

Çünkü bunları çok yaşadık. Biz bugüne kadar nice dini bütün sözde Müslüman gördük. Yabancı ülkelerde pislik temizleyen emekçi vatandaşın kazandığı dolarları, avroları toplayıp ortadan kaybolan ya da topladığı paraları milletin gözü önünde kendi keyfi için harcayan nice Müslüman parti liderleri gördük. Faizsiz bankacılık ya da gelir paylaşımı adı altında bal gibi faiz veren allı pullu Müslüman bankaların varlığına ve vardığı kâr zirvelerine tanık olduk.

Bütün inananlara şunu öneriyorum. İnancını kâr amacıyla pazara süren sahtekârlardan uzak durun. Ve inanmadığı halde inananlarla inanmayanları aynı gönül sıcaklığıyla karşılayanları aynı şekilde sevin. O zaman mutlu olduğunuzu göreceksiniz.

Maraş’ta, ana karnında, dünyaya gelmek için sabırsızlıkla bekleyen bebeye bıçak saplayan ya da Sivas’ta bütün günahı düşündüğünü açıkça söylemek olan insanları yakanlarla Cennette aynı yerde olmak ister misiniz?

Umarım Ramazan başladığı gibi barış içinde biter.

İyi sahurlar, iyi iftarlar.

Barış sofrasında buluşmak dileğiyle.

Not: Ben inanmıyorum dedim. Elbet benim de bir inancım var. Bütün evren ve o evreni yöneten fiziksel ve kimyasal enerji. Uhrevi inanca gelince anam, babam tanrıya inanıyorlar. Ama inanç adına bir damla kan akıtmadılar. Ben de bir damla kan akıtmadım.

25-09-2007 14:41
Sincerity [gFb] DiYe
Mesajlar: 3573

Bahar demiş ki;

25-09-2007 14:46
Yabancı..

yaziklar olsun

25-09-2007 15:21
Yabancı..

ulan benim ayagim sakat iki ameliyat gecirdim simdi bi ucuncuyu gecirip platin taktircam, doktorlar dedi rapor yazalim askerlik yapma .... ben sirf o cürük kelimesini gururuma yediremedigim icin rapor falan almadimda askerligimi okul sebebiyle uzattim......


ama bazi kansiz, ruhsuz insanlar boyle haybeye rapor alip abd'de ülke parasi yerler.... sonrada en baba musluman olurlar..... allah sizleri bildigi gibi yapsin, ilahi adalet mutlak bir gün tecelli eder merak etmeyin..........

25-09-2007 15:25
Bahar
Mesajlar: 32

Gittiğin gün bitmiştinin yazdıklarına ilave yapmak istemiştim ama benim yazdıklarım çıkmamış.Neyse yeniden yazayım.
İnsan doğası gereği mutlaka kendinden daha üstün,kendine koruyup kollayacaığına inandığı ve sığınabileceği bir yer arar.Bu bazen benim gibi Allah (tanrı)olur,bazen doğa olur,bazen güneş olur,bazende bir inek olur.Ama mutlaka tabii olacağı,tapacağı bir şey bulur kendine.Ben inanmıyorum diyen insanlar bile mutlaka hayatlarının merkezine birşeyi yerleştirip ona itaat ederler.Hatta bu konuya bir şairin karısına tapıp,onu ilah olarak görmesini gösterirler.İlginç değil mi?
Ama evet haklısın birgün bir yerde güneşe tapan biri ile ineğe tapan biri dostça,kerdeşçe yaşasa.Birbirlerine saygı gösterip,birbirlerini anlamaya çalışsa.....güzel bir hayal...bunu bireysel bazda başarabiliyoruz genelde ama toplumsal düzeyde henüz pek başarılı değiliz malesef ama o günlerde gelecek.Herkes için sadece insan olmanın önem kazanacağı,diğer etiketlerin de sadece topluma renk katan unsunlar olacağı günler...Dilerim bu renkler sadece çiçek ve baharın renkleri olur.

25-09-2007 23:32
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim