Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 82
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> TERÖRÜN GERÇEK YÜZÜ
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki
Yazar TERÖRÜN GERÇEK YÜZÜ
Yabancı..

TÜRKİYE'DE TERÖRÜN TARİHİ GELİŞİMİ

Türkiye’de yoğun terör hareketlerinin başlangıcı 1960’lı yıllara dayanmaktadır. 1961 Anayasası ile oluşturulan geniş hürriyetler ortamı yeni ve farklı arayışlara sahne olmuştur. Tarihinde ilk kez batılı anlamda tanımlanabilecek işçi ve burjuva sınıflarıyla yeni paylaşım, bölüşüm tartışmaları gündeme gelmiş, hatta parlamentoya girmiştir. Kitle iletişim araçlarının hızla gelişmesi, insanların ufuklarını genişletmiş, talep ve beklentilerini artırmıştır.

Kırsal kesimden kentlere olan yoğun göçlerin sonucu şehirlerde yaşayanların oranı, köylerde yaşayanlara nazaran hızlı bir artış göstermiştir. Ancak bu dönemde ekonominin sunduğu imkanlar, hızla gelişen ihtiyaçların gerisinde kalmıştır.

İşte böylesi bir ortam içerisinde toplumun başta öğrenci ve işçi kesiminde kıpırdanmalar başlamıştır. Bu kıpırdanmalar 1967 yılında Federal Almanya’nın Berlin kentinde öğrenci olayları şeklinde kendisini göstermiş ve sonra hızla yayılarak tüm Avrupa’yı kapsamıştır.

Bu olayların başlangıcından bir yıl sonra 1968 Haziran ayında Türkiye’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ile Ziraat Fakültesi’nde öğrenci olayları görülmeye başlanmıştır. Ardından olaylar İstanbul’a sıçramış, birbiri ardına üniversite işgalleri görülmüştür. Masum öğrenci talepleri şeklinde başlayan bu hareketler o zamanlar kamuoyunda tepki ile karşılanmamıştır.

Çünkü dağıtılan bildiriler; “... hareketimiz sağ ya da sol eğilimli değildir. Amacımız üniversite reformunu gerçekleştirmektir.”, “...amacımız yanlış anlaşılmasın, kolay sınıf geçip, kolay diploma almak peşinde değiliz. Sadece bozuk eğitim düzeninin düzeltilmesini istiyoruz...” gibi masum istekleri içermekteydi. Ancak üniversite gençliği içerisinde silahlanmanın ilk kez bu dönemde başlaması, altı çok önemle çizilecek bir gerçektir.

03-07-2007 18:23
Yabancı..

CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER’İN AFFETTİĞİ TERÖRİSTLER

Bizler bundan yaklaşık 10 yıl önce ciğerparelerini, can yoldaşlarını, babalarını ve kardeşlerini bu vatanın bekası adına şehit vermiş acılı şehit yakınlarıyız.

Vatan adına, bayrak uğruna en yüce makam olan şehitlik mertebesine ulaştıkları için acımızın yanında gururluyuz da.

Onlar bu vatan için, şanlı bayrağımızın ilelebet göklerde dalgalanması için canlarını ortaya koymaları gerekiyordu, koydular. Ve ulaşılacak en yüksek, en şerefli mertebe olan şehitlik mertebesine ulaştılar. Bizler onlardan anneleri, babaları, dedeleri, nineleri, eşleri, çocukları olarak büyük bir gurur duyuyoruz. Alnımız ak, başımız dik. Cennet vatanımızda huzur içerisinde özgürce yaşayabiliyorsak bunda şehitlerimizin büyük payı olduğundan hiçbir şüphemiz yok.

Bizler yürek dağlayan bu acımızı bağrımıza taş basarak dindirerek onların hatıraları ile kendimizi teselli edip hayatımızı devam ettirmekteydik. Ta ki 2000’li yılların başından itibaren Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in özel affıyla terörist eylemlerin faillerinin, cezaevinde yatmakta iken salıverilmelerine kadar. Ülkemizde birçok bölücü-yıkıcı eylemlere karışmış, polisimize-askerimize, kadınımıza-kızımıza, kundaktaki yavrumuza kurşun sıkan canilerin yüzlercesinin Cumhurbaşkanı Sayın Sezer tarafından affedilmesi, bizi can evimizden vurdu. İçimizde yanan ateşi biz küllendirmeye çalışırken, bu af alevlendirdikçe alevlendirdi. Öyle ki, katlanmakta zorlandığımız acılarımız arttıkça arttı.

Ve milletimizin bu konudaki acısı bizden daha fazladır diyerek bu olayı milli bir görev saydık.

Şehitlerimizin az da olsa ruhlarını hafifletmek istedik. Onlara karşı vefa borcumuzu yerine getirmeye çalıştık.

Üstlendiğimiz zor görevin bilincinde olarak kendi hislerimize mağlup olmayalım, aklımızı kendimize rehber yapalım, millet için araştıralım, kendi acılarımızı çok yansıtmayalım istedik. Zaman zaman acılarımız kabardı, yutkunduk. Her şeye rağmen kendimize hakim olmaya çalıştık. Yılmadan, yorulmadan basını takip ettik, not aldık, okuduk, ilgililer ile görüştük, araştırdık. Ulaştığımız gerçekleri sizlerle paylaşma zamanının geldiği düşüncesine vardık.

Desteğini aldığımız kişilerin varlığı bizi ümitlendirdi, cesaretlendirdi, derdimizi paylaşmaları acımızı hafifletti. Çalışmamızda her türlü desteği veren yardımlarını bizden esirgemeyen herkese sonsuz şükranlarımızı sunarız.

Bu çalışmanın içeriği nedir?

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu zamana kadar daha çok hukukçu kimliği ile öne çıktı. Bundan dolayı beraber çalıştığı hükümetlerle arası bozuldu. Meclisin kendisine gönderdiği yasaların bazılarını ya veto etti, ya da bekletti. Milli Güvenlik Kurulu’nda Ecevit’e kitapçığı fırlatması krizlere bile sebep oldu. Ekonomik dengelerin alt üst olması, onun bu kararlılığını etkilemedi. Ancak; demokrasiyi, laikliği, hukukun üstünlüğünü savunan ve yücelten Cumhurbaşkanı Sayın Sezer’in, samimiyetini sorgulatan gözden kaçmış çok icraatları da oldu.

Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, görevde bulunduğu sürede 260’ı aşkın mahkumu affetti. Cumhurbaşkanının af yetkisi var tabi ki. Ancak Sezer’in affettiği 260’ı aşkın şahıstan 200’e yakınının terörist olmasının üzerinde biraz durup düşünmek gerekiyor.
CUMHURBAŞKANLARININ AFFETTİĞİ MAHKUM SAYILARI
Her karış toprağı kan dökülerek, her bir köşesi destanlaşan kahramanlıklar sergilenerek kazanılmış, muzaffer ordular komutanı Ulu önderimizin bize emaneti olan bu cennet vatanın Nutuk’taki öz ifadesi şöyledir: “Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım. Efendiler, bu nutkumla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan millî ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu, 'Türk gençliğine emanet ediyorum”. Bu cümlenin devamında Ulu Önder, gelecekte bize emanet edilen bu kıymetli hazinenin dahili ve harici bedbahtlarının olacağından bahseder. Bundan daha elim ve daha vahim olanının ise memleketin dahilinde yönetimde olanların gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabileceği uyarısında bulunur. Adeta bu sözler bu güne ışık tutmaktadır.

Başta PKK ve onun destekçisi TİKKO, MLKP, DHKP-C, THKP, TDKP vb. yasadışı örgütlere mensup olan bu teröristlerin gayesi; masum yavrularımıza, savunmasız kadınlarımıza, karşı koymaktan aciz yaşlılarımıza kurşun sıkacak kadar alçakça bir vahşeti uygulayarak, Türk yurdu olan bu ülkeyi bölmek, parçalamak, kendi anlayışları doğrultusunda yeni bir devlet kurmaktır. Gözü dönmüş bu teröristler emellerine ulaşmak için pervasızca başımızın tacı askerimize ve polisimize silah çekmekte, soygun yapmakta, kamu malına zarar vermekte ve her türlü melaneti işlemektedir.

Kamu yararını gözetmeyi düşünen Cumhurbaşkanı Sezer, AK Parti hükümetinin atamalarında son derece duyarlı davranmış, detaylı araştırma yaptırmış, gerektiğinde ilgili atamayı veto etmiştir. Fakat aynı titizliği(!) nedense terörist affı konusunda göstermemiştir.

Aşağıda Cumhurbaşkanımız Sayın Sezer’in affettiği kişilerle ilgili detaylı bilgileri okudukça şaşıracaksınız!

Affedilen teröristler içinde çok sayıda üst düzey örgüt militanı olduğunu

Salıverildikten sonra tekrar örgüt içerisindeki yerlerini alarak kendilerini yakalayıp adalete teslim eden güvenlik kuvvetlerine karşı daha fazla kin duyarak eylemlere kaldıkları yerden devam ettiklerini

Örgüte yeni teröristler kazandırıp onları yetiştirdiklerini

Başta akrabaları olmak üzere yakın çevrelerinde çok sayıda PKK ve onun yandaşı Hizbullah, DHKP/C vb. diğer örgütlerin mensubu teröristlerin bulunduğunu

Terörist yuvası aileleri ve bu ailelerin tümünün genlerinde vatan, millet, devlet düşmanlığı olduğunu

9.Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel’in de bir sözünde “Hizbullah PKK’nın türevidir” dediği gibi diğer bütün yasadışı örgütlerin aslında PKK paralelinde faaliyet gösterdiğini ve aynı bataklığın içinde yan yana, kol kola yer aldıklarını

Affedilişe götüren senaryoda yanlış rapor düzenlemekten dolayı meslekten men cezası almış doktorların yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu ve Yardımcısı Bülent Serim’in de “ÇOK İVEDİ” imzalarının bulunduğunu

Adeta bile bile devletin ayağının altına muz kabuğu konduğunu ve zorla üzerine bastırıldığını

göreceksiniz.

Ve kendinize şu soruları soracaksınız:

Cumhurbaşkanımız Sayın A. Necdet Sezer, vatanın bütünlüğüne, milletin birliğine ve dirliğine kasteden, askerimizi ve polisimizi şehit eden teröristleri neden affeder?

Güvenlik güçlerimizin yakalayarak adalete teslim ettiği bu azılı teröristlerin, salıverildiklerinde yine devletimiz aleyhinde ve güvenlik güçlerimize karşı bir takım eylemler içinde bulunacakları bilindiği halde neden tekrar tekrar örgütlerine geri kazandırılır?

Biz bu soruların cevabını bulabilmek için yola çıktık. Affedilmiş teröristlerin kimler olduğundan başladık başlamasına ama… Sonunu bulamadık. Adeta dipsiz bir kuyu. Her yeni adımda bir öncekiyle bağlantılı tüyler ürpertici gerçekler çıktı karşımıza.

Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.’ sözünü bugün daha iyi anlıyoruz.

Ey yüce atam! Senin yaklaşık yüzyıl önce gördüklerini biz yeni görüyoruz. Meğer ne kadar yanılmışız senin sözlerin üzerinde daha titiz durmadığımız için. Sen rahat uyu. Yeni Mustafa Kemaller gelmez bu ülkeye bir daha ama Mustafa Kemal izinde olan, damarlarında asil Türk kanı taşıyan, senin emanetin bu cennet vatanın yılmaz bekçisi evlatlarımız tükenmez. Bu topraklar Türk yurdudur ve ilelebet Türk yurdu olarak kalacaktır.

Vatan bütünlüğümüzün en büyük teminatı olan ordumuzun, yakalayarak adalete teslim ettiği teröristlerin bu şekilde affedilip yine örgütteki yerlerini alarak ordumuza karşı tekrar kullanılmalarını içimize sindiremiyoruz. Bu durumu başta Genel Kurmay Başkanımız Yaşar Büyükanıt Paşamız olmak üzere, Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ Paşamıza, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu’na, Hava Kuvvetleri Komutanımız Orgeneral Faruk Cömert’e, ve Asayişten sorumlu Jandarma Genel Komutanımız Işık Koşaner Paşamıza şikayet ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Sezer’in affettiği teröristlerle ilgili yazılar şu başlıklarda ele alınmıştır:

1. Cumhurbaşkanı Sezer’in polis katillerini affı insancıl mı?

2. Son affedilen terörist mercek altında

3. Canı çıksa huyu çıkmayan teröristler Sezer’in affıyla hapisten çıktı

4. Sezer affetti, asker affetmedi!

5. Genel Sekreter Nehrozoğlu’ndan kendi akrabası terörist mahkumlara ‘çok ivedi’ işlem

6. Terörist affında etkili olan Genel Sekreter Kemal Nehrozoğlu ve yardımcısı Halil Bülent Serim

7. Af raporlarında imzası bulunan doktorların, meslekten men cezası alan doktorlar olduğu ortaya çıktı.

8. 10.Cumhurbaşkanımız Sezer terör örgütünün üst düzey sorumlusu mahkumları affetti.

9. DHKP/C’li terörist mahkumlara Cumhurbaşkanı Sezer’den af ayrıcalığı

http://www.teroreodul.com/

03-07-2007 18:25
Yabancı..

TERÖRİST FAALİYETLERİN NİTELİKLERİ


Terörizm, meydana gelen hasar ve insan kaybından ziyade yarattığı psikolojik etki ve politik sonuçlarla ölçülür. Nitekim teröristler, dikkatleri kendileri ve davaları üzerine çekmeyi başarmış ve kesinlikle bir korku ve dehşet ortamını yaratabilmişlerdir.

Bu bağlamda terörizmin nitelikleri şöyle sıralanabilir:

- Teröristler amaçlarına ulaşmada vasıta olarak, hedef gruplar arasında korku, ümitsizlik ve yıkım atmosferi oluşturmaya çalışırlar.

- Bir şiddet olayının psikolojik sonuçları fiziki sonuçlarından ölçüsüz bir şekilde büyük olursa terörist bir nitelik kazanır.

- Terörizm, özel olarak önceden bilinmeyen baskı şeklidir. Bunda kişi terörizmin belirgin kanunları esasına göre hareket eden teröristlerin ellerinde imhadan kurtulmak için hiç bir şey yapamaz.

- Teröristler savaş kuralı ve yasası tanımazlar, muharip ve gayri muharip ayrımı yapmazlar. Çünkü teröristlere göre tarafsız olunamaz, ya onlardansınız ya da onlara karşısınız.

- Terörizm vahşi, barbar yöntemler ve silahlar içerir.

- Terörizm aşağıdaki sebeplerden dolayı teröristlerce doğru ve haklı gösterilmektedir.
+ Terörizm geçmişte de mevcut olmuş başarı için en iyi ve tek yöntemdir.

+ Terörizm göze göz, dişe diş şeklindeki adil intikamı gerçekleştirir.

+ Terörizm ehveni şerdir, yani kötünün iyisidir. Çünkü terörizmi benimsemezsek daha büyük kötülüklerle karşılaşırız.

03-07-2007 18:27
Yabancı..

BÖLÜCÜ TERÖR -

TERÖR ÖRGÜTÜ PKK

ÖRGÜTÜN TARİHİ

1960’lı yıllardan başlayarak, 1980 li yıllara kadar süren rejim muhalifi hareketler, süreç içinde gruplaşmalara dönüştü. Bunun sonucu olarak, Türkiye’de, rejim karşıtı bazı teşekküller baş gösterdi. Başlangıçta, legal dernekler ve vakıflar olarak kurulan bu teşekküller zamanla, yasa dışı örgütler halini aldı. Bu dönemlerde gençliğin büyük bir kısmı, siyasi fikir ve düşüncelerini ortaya koymak için demokratik ortamı kullanmak yerine, şiddete dayalı eylemlere yönelmeye başladı

Terörsel eylemlerin arttığı 1969-1979 yılları arasında, rejimsel örgütlenmelerin yani sıra, dinsel içerikli ve bölücü örgütlenmeler de baş gösterdi.

Gelecekte ülkenin terör tarihinde adını sıkça duyacağımız bir isim, bu tarihlerde etnik kökene dayalı bir bölücü örgütlenmenin liderliğini üstlenecekti; Bu isim; Abdullah ÖCALAN dı…

1974 yılı bahar aylarında, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde öğrenim gören ve aynı zamanda, (AYÖD) isimli öğrenci hareketinin efradı olan Abdullah ÖCALAN, beraberindeki arkadaşlarıyla birlikte Kürt Devleti Kurma amacına hizmet edecek bir örgüt oluşturma çalışmalarına başlamışlardı.

Bu çalışmalar dahilinde yapılan, Ankara’nın Tuzluçayir semtindeki gizli toplantıda, Örgüt lideri Abdullah ÖCALAN’IN yanı sıra, Cemil BAYIK(ELAZIĞLI), Kesire YILDIRIM(ELAZIĞLI VE APO PİÇİNİN SÖZDE KARISI) ve Kemal PİR de bulunuyordu.

Kurucular, Kürt kökenli vatandaşlarının kendilerine ait bir ulusu olması gerektiğini, bunun için ise, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesindeki illerin tamamına yakın kısmının, devlet idaresinden kopartılarak yeni bir devlet sistemi oluşturulmasının etnik bir hak olduğu kararına varmışlardır. Toplantı sırasında Kesire YILDIRIM, kurmuş oldukları örgütün etnik kimliğe dayalı olmasının yani sıra, sosyalist çizgisinden de ödün vermemesi gerektiğini söylemiştir.

Kesire YILDIRIM’a göre, bu örgüt, salt Kürt devleti kurma amacına değil, kurulacak olan devletin, Marksist-Leninist bir rejime sahip olmasına hizmet etmesi gerekmektedir.
Toplantı Sonucunda şu Kararlar Alınmıştır.

• Türkiye sınırları içerisindeki, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde devlet otoritesi zayıftır.

• Devlet, Bu bölgede yasayan halkla ilgilenmemekte, sosyo-ekonomik olarak bu bölgeyi yok saymaktadır.

• Bu bölgelerde yasayan Kürtlerin kendi kaderine bırakılmış olması, bölgelerin sanayi ve sosyo-ekonomik açıdan gelişmesini önlemiştir.

• Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi Kürtlerindir. Çünkü devlet varlığını bu bölgede göstermemiştir.

• Bu bölgede yasayan Kürtlere, bu durum ayrıntılı olarak açıklanmalı ve bölge insaninin devlete karşı tavır alması sağlanmalıdır. Böylece, bağımsız Kürdistan’in temeli atılmalıdır.

• Örgütsel birliğin ilk propaganda hedefi Diyarbakır, ikinci hedefi ise Şanlıurfa olacaktır.

Örgütün sözde yürütme kurulu, hedef tayin edilen illerde propaganda çalışması yapmak üzere, kendi içlerinden birer sorumlu atamıştır. Propaganda için seçilen illerden biri olan Diyarbakır’da, Kürtlerin yoğun olarak yaşaması, o dönemlerde şehirsel ortamın muhalif hareketlere açık olması, eğitimin yetersiz ve halkın siyasal bilinçten yoksun olması, bölücü örgütün işini kolaylaştırmıştır.
Bu nedenle Abdullah Öcalan liderliğindeki terör örgütü, bu ildeki çalışmalarına ivme kazandırmış ve istediği desteği almıştır. Gerekli yandaşlari ve zeminsel desteği edinen terör örgütü, bu aşamadan sonra, her il için ayri ayrı propaganda çalismasi yapmak yerine, örgütün bir ildeki yandaşlarini arttirarak zeminin saglamlaştırılması ve sonra başka illere açılmasi kararını almıştır. Gerçekten de bu karar, bölücü terör örgütü tarafindan geliştirilen akılcı bir yöntemdir. Terör örgütü varligini ve gücünü tüm doğu ve güney doğu illerine yayarak etkisiz noktalara sahip olmak yerine, bir ildeki varliğini kuvvetlendirdikten sonra diger illerde faaliyet göstermeyi tercih etmiş ve bunda da başarılı olmustur.
Ancak bu başarının temeli yalnızca, terör örgütünün öngörüsü ve bu öngörüye dayanan stratejisi değildir. Örgütün Propaganda sorumlularından Hakkı KARER; Başka bir Kürt terör örgütü mensubu Kızıl Yıldız lakaplı terörist tarafından Gaziantep ilinde öldürülmüştür. Bu siyasi cinayetin sonucunda bölücü örgüt, propaganda taktiklerini geliştirmiş, bölgesel avantajlarını daha iyi kullanmıştır. Bu aşamadan sonra, örgütün genişletilmesi ve partileşme cihetine gidilmesi kararı alınmıştır. Ancak devlet, terör örgütünün bu çalışmalarına karşı duyarsız kalmamıştır. Örgüt hakkında yeterli istihbaratı toplayan kolluk kuvvetleri, terör örgütünün çökertilmesi için nokta operasyonları düzenlemiş ve örgütün sözde askeri kanadı ağır yara almıştır.
Terör örgütü; 27 Kasım 1978 Tarihinde Diyarbakır’ın Lice ilçesinde P.K.K.’yi (Kürdistan İsçi Partisi, Partiye Karkaran Kürdistan) kurduğunu açıklamıştır.

Bu dönemlerde terör örgütü, propagandalarını hep kırsal kesimlerde yapmaktaydı. Çünkü kırsal kesimlerde yasayan vatandaşlarımızın eğitim yoksunluğundan kaynaklanan, siyasal olaylara yönelik yanlış bakış açısı ve sosyal durumları, terör örgütü tarafından istismara açık bir ortam oluşturmaktaydı.

Bu durumu söyle açıklayabiliriz.
Örneğin 27 Kasım 1978 tarihinde kurulan Terör örgütü P.K.K., adından da anlaşılacağı üzere sosyalist bir isçi partisidir. Ancak, propagandayla etki altına alınması amaçlanan kitlenin tamamının siyasal görüşü sosyalizm değildir. Siyasi bilinci yanıltılmış bölge halkı, örgütün bu yönünü bilmeden, salt etnik kimliğe dayalı bir duygu ile bu örgüte destek vermiştir. Oysa, P.K.K.nın propaganda hedefi olarak tayin ettiği bölgeler, ülke genelinde din duygusunun en yoğun yaşandığı bölgelerdendir. Dindar yada dinsel öğeleri üstün tutan bireylerin, bir komünist partiye destek vermesinin tek bir nedeni vardır, o da eğitim eksikliğidir.

Gençlik hareketlerinin en yoğun yaşandığı 1970’li yıllarda, halk, aslında terör ortamından usanmıştır. Bir yanda rejime muhalif terör örgütleri, diğer yanda bölücü terör örgütleri arasında kalan halk ise huzur ortamı arzulamaktadır.

P.K.K, ilan edildiği tarihten itibaren, halkı devletine karşı kışkırtmak için, fesat eylemlerde bulunmuş ve bu eylemlerin sorumlusunun da devlet olduğunu iddia etmiştir.

Nisan 2002 tarihinin sonuna kadar P.K.K, Kasım 2003 Tarihine kadar P.K.K. / KADEK, P.K.K., Bu tarihten sonra da P.K.K. / KONGRA-GEL olarak isim değiştiren bölücü terör örgütünün aşağıdaki semada görüldüğü üzere, kendi içinde hiyerarşik bir sistemi bulunmaktadır.

P.K.K. NE İSTİYOR ?

P.K.K.'nın asıl amacı, ulusal sınırlarla belirlenmiş toprakların, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde bulunan kısımlarını otoriteden ayirmak ve ayırdığı topraklar üzerinde yeni bir devlet kurmaktır. Kurulmak istenen bu yeni devletle, etnik köken ve kimliğe dayalı bir Kürt devleti amaçlanmaktadır.

P.K.K.’nın bağımsız Kürdistan diye nitelendirdiği bu rejimle, Kürt ulusalcılığını benimseyen ve sosyal Kürt toplumunu içeren bir devlet amaçlanmaktadır. P.K.K'nın devlet idaresinden ayırmaya çalıştığı bölgeler, aslında Türkiye için, jeopolitik konum ve yer altı zenginliği bakımından mahiyet taşıyan bölgelerdir

P.K.K; T.C. Devletini, jeopolitik açıdan etkisiz kılarak, devletin siyasi sınırları içerisindeki toprakları üzerinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak emeli uğruna, yine bu topraklar üzerinde yasayan on binlerce masum vatandaşımızı katletmiştir. Bu katliamın en trajik sonucu ise ,katledilen masum insanların büyük bir kısmını yine Kürtlerin oluşturmasıdır. Kürt Devleti kurmaya yönelik emeli bulunan bir örgütün, bu uğurda yine Kürtleri katletmesi düşündürücüdür. P.K.K, eylemsel içeriğini kuvvetlendirmek için bir çok dış güçten destek almaktadır.
Bu durum; Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Harekat Daire Başkanlığı’nın istihbarat raporları, yakalanan örgüt elamanlarının ifadeleri ve itirafçıların ikrarlarıyla tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmektedir. P.K.K'nın örgütsel amacının bölücülük olduğu kesindir. Ama bu amacın altında başkaca emeller de gizlidir. Bunlar;

• T.C. Devletini stratejik, ekonomik ve askeri açıdan güçsüz kılmak

• Devletin, Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesindeki askeri ve ekonomik otoritesini zaafa uğratarak, halkın otoriteye karşı güvenini kırmak

• Yerel ve bölgesel çatışmalarla, devleti halkına bozguncu ve faşist olarak göstermeye çalışmak

• Yaptığı terör eylemlerinin, infial uyandıracak kısımlarını devlete mal ederek, bölge halkı üzerinde devlet terörü havası estirmek

• T.C. Devletinin bağımsız ve bölünmez bütünlüğünü zaafa uğratarak, psikolojik yıkım atmosferi yaratmak ve evrensel anlamda ülke itibarini zedelemek

• T.C. Devletinin, Baskıcı, halkına karşı adıl olmayan, işkenceci teşekküllerden oluştuğu fesadını çıkarmak

• T.C. Devletinin, şoven zihniyetli ve ayrımcı bir siyaset izlediği imajını dünyaya göstermeye çalışmak

• Eylemlerinin, ülke idaresi ve devlet politikasının bir sonucu olduğunu göstermeye çalışarak bu anlamda meşru bir zemin aramak

• Yaptığı eylemler neticesinde, halk arasında ayrımcılık hissini uyandırarak, Kürt-Türk cepheleşmesini sağlamak

03-07-2007 18:29
Yabancı..

BEKAA VADİSi P.K.K’YA KALIYOR!

İsrail ordusuna karşı savaşan Filistinli Militanların eğitim gördüğü Bekaa Vadısi, 1979 Yılının son aylarında, yapılan anlaşma gereği, Abdullah ÖCALAN Yönetimindeki P.K.K. militanlarına tahsis edilmiştir.

Abdullah ÖCALAN, bölücü örgütün sözde askeri personelinin eğitimi için, Türkiye sınırları dışında bir askeri tesis arayışındaydı. Örgütün Türkiye içinde faaliyetlerini destekleyen, Yunanistan, Ermenistan menşe-i ülkeler, terör örgütü P.K.K'ya askeri ve eğitim yardımı yapmaktaydılar ancak, bu örgüte tahsis edilecek büyük bir kampın, siyasal sıkıntılar getireceğini de bilmekteydiler. Bölücü örgütün çeşitli yandaş ülkelerindeki küçük kampları bu nedenle gizli tutulmaktaydı.

ÖCALAN, Bekaa vadısine gedmekle, bu yandaş ülkelerdeki dağınık ve küçük kampları lağvederek tek bir merkezde toplamayı amaçlamaktaydı. Burası çok amaçlı bir askeri kamptı. Fiziki eğitimden siyasal eğitime, psikolojik eğitimden savaş stratejisine kadar bir çok eğitim artık bu kampta militanlara verilebilecekti. P.K.K’i destekleyen ülkelerin, savaş uzmanı rütbeli subayları da, bu eğitimlere katılacak ve örgüt mensubu eğiteceklerdi.

Bu, ÖCALAN için bulunmaz bir fırsattı. Kamp, Türkiye sınırları dışında olduğundan, Türkiye bu bölgeye fiziki bir müdahalede bulunamıyordu. Vadı, Suriye sınırları içindeydi. Suriye bu gerçeği ne kadar ret etse de, Öcalan’ın militanları tüm dünyanın gözleri önünde burada eğitim görmeye başlamıştı. terörist başı Abdullah ÖCALAN, basın açıklamalarını bu kampta yapıyor, merkez koMİTesi bildiri ve talimatları yine bu kampta veriyordu.
Türkiye bu durumla ilgili rahatsızlığını, siyasi zeminde defalarca söylemesine rağmen, Ne Suriye bununla ilgili bir tedbir alıyor, ne de yandaş ülkeler, bölücü örgüte yönelik desteğinden el çekiyordu.

Tarih 12 Eylül 1980’i gösterdiğinde, askeri darbe kapıdaydı. Sağcısı, solcusu, ırkçısı, bölücüsü bir çok terör örgütü mensubu yakalanıp ceza evine konulmuştu. aslında bu darbede en ağır yarayı aşırı sol örgütler almıştı ama, P.K.K'nın de bu yönde ağır kayıpları vardı. Ülke içindeki tüm terörsel faaliyetler sindirilmişti. Askeri müdahale ülkenin her yerinde etkili olmuştu. P.K.K'nın militanlarının büyük bir kısmi demir parmaklıkların ardındaydı.

Terör örgütü P.K.K için sıkıntılı bir dönem başlamıştı. Bastırılan terörsel eylemler, yakalanan militanlar, çöken saldırı stratejileri, P.K.K’İ tükenme noktasına taşımıştı. Terör örgütü Merkez KoMİTesi ve Başkanlık Konseyi, sindirilen örgütün tekrar canlanması için, eleman temini ve propaganda üzerinde çalışılması kararını aldı. Bu dönemden sonra P.K.K, 25 Temmuz 1981 Tarihinde sözde Ulusal Kongresini yaptı. Kongrede, Vur-Kaç taktikli savaş stratejilerinin yani sıra, intihar eylemlerinin uygulanması kararı alindi.

Aynı kongrede, örgüt militanlarının, bulundukları yerlerde ses getirecek eylemler yapması kararı da alindi. Örgüt, kendi içinde çelişik bir durumdaydı. Bir yandan bastırılmış eylemler, diğer yandan öldürülen ve ceza evine konulan militanlar, örgüt içindeki moral dengesini bozmuştu. Cezaevindeki eylemler ve isyanlar, askeri kolluk tarafından bastırılıyor, bu baskınlarda, kolluğa karşı şiddet uygulayan militanlar öldürülüyordu. 1982 Yılının Mart ayında terör örgütünün Merkez KoMİTesi üyesi Mazlum DOĞAN ceza evinde intihar etti. ardından; Mehmet Akif YILMAZ, Mahmut ZENGİN, Kemal PİR ve diğerleri de ceza evinde öldüler.Merkez KoMİTe; kongre düzenliyor ve kararlar alıyordu ama, kararı uygulamakla görevli organlar bocalıyordu. 1982 Ağustosunda ikinci Kongre yapıldı ve eylemlerin içeriksel gücünün ancak, propaganda ile mümkün olabileceği kararı alindi.
Bu amaçla, Yurt içindeki çeşitli illere militanlar gönderildi. Ancak, bu militanlar amaçlarında başarıli olamadan yakalandılar veya kaçtılar. Bu militanlardan biri de Mahzum KORKMAZ di. Örgüt için yaptığı çalışmalar nedeniyle, Bekaa Vadısindeki terör kampına; Mahzun KORKMAZ adı verildi.


Yapılan çalışmalar sonuç vermiyor, militanlar bir bir düşüyordu. Örgütün artık ses getiren eylemlerde bulunması kararlaştırıldı. 15 Ağustos 1984 Yılında Eruh, 17 Ağustos 1984 Yılında ise Hakkari/Şemdinli kanlı baskınları gerçekleştirildi.

21 Mart 1985 Yılında, ERNK (Kürdistan Halk Kurtuluş Cephesi) kuruldu. ERNK kuruluş amacı önceleri salt propagandaya yönelikti. Ancak süreç içinde ERNK; fiili terör eylemleri, adam kaçırma, baskın ve infaz gibi eylemlerde de bulundu. ERNK, Merkez koMİTesince Örgütün siyasi kolu olarak kullanılmak istense de bu mümkün olamadı.

1986 Yılı Ağustos ayında üçüncü Kongre gerçekleştirildi. Bu kongrede ARGK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Ordusu) kuruldu.

artık, terör örgütünün sözde düzenli bir askeri birliği vardı. Tek tip gerilla kıyafetleri, rütbe sistemi ve sözde askeri tüzük bu kongrede hayata geçirildi.

Askeri Darbeden sonra, terör örgütü fiziki olduğu kadar iç kaynaklı maddi kayıplara da uğramıştır. Bu kayıpların ikamesi amacıyla, 1986 Yılında yapılan Üçüncü Kongrede Vergilendirme yasası çıkarıldı. Bu sözde Vergilendirme Yasasına göre, Kürt iş adamlarından, tacirlerden ve harici kuruluşlardan örgüte mali destek için vergi toplanması kararlaştırıldı.

P.K.K'nın güçlü görülebilmesi için sosyal korku yaratması gerektiğine inanılmaktaydı. Bu nedenle, örgütsel eylemlerin yoğunlaştırılması kararı alindi. İlçe, mezra, köy baskınlarına ağırlık verildi. Şirnak ve Mardin illerinde saldırılar düzenlendi. Bir çok sivil vatandaş bu vahşi saldırılar sonucu hayatini kaybetti.

P.K.K, acımasızca kan akıtmaktaydı. Eylemleri hususunda uyguladığı sinsi taktik, insanları apansız ve savunmasız yakalamasını sağlıyordu. Bu dönemde Türkiye; Tüm dünyaya P.K.K’in ne kadar tehlikeli bir terör örgütü olduğunu anlatmaya çalışmakta ancak, dünya ülkeleri tarafından, siyasi çıkar nedeniyle bilinçli olarak hakliliği destek görmemekteydi.

P.K.K, Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik önemi sindiremeyen ve ülkemize geçmişe dayalı düşmanlık hissi besleyen ülkeler tarafından destek görmektedir. Bu destek sayesinde, bu ülkelerdeki legal basın-yayın kuruluşlarını kullanarak Türkiye’yi ırkçı ve katil bir devlet olarak göstermeye çalışmaktadır.

Ülkemizde de, legal siyasal zemin arayışı içerisinde olan P.K.K, azınlık siyasi partilerle ilişkiye geçmiştir. Bu siyasi parti teşkilatlarının gençlik kollarına sizmiş ayrıca, bu partilerin politik süreç içinde rey kaygısı taşımasından faydalanmıştır.

Terör Örgütü P.K.K, Terör tarihinde kanlı sayfalara sahiptir. Bu tehlikeli örgüt, amacı doğrultusunda tüm imkanlarını kullanarak, sadece halkı devletine karşı kışkırtmakla kalmamış, Türkiye’nin evrensel platformdaki yerini de karalamaya çalışmıştır. Çeşitli ülkelerde çeşitli sözde parlamentolar düzenlemiş (Örnek:Sözde Sürgündeki Kürt Parlamentosu) ve bu suretle ülkenin uluslar arası siyasal platformdaki yerini de zedelemek istemiştir.

Nihayet, Derdini dünya uluslarına anlatmaktan, ama bir türlü çözüm bulamamaktan bıkan Türkiye, terörü yok etmek için, top yekun askeri bir müdahaleye karar vermiştir.

1998 Yılında terörist başı ve militanlarını barındıran Suriye’ye, terörist başını teslim etmemesi halinde savaş açılacağı sinyali verilmiştir. Suriye, basta Türkiye’nin bu tavrını ciddiye almamıştır. Ancak sınırda düzenlenen tatbikatlar, ve üst düzey subayların yaptığı istikrarlı açıklamalar sonucunda, bu konudaki kararlılığın farkına varmış ve siyasi bir telaş içine düşmüştür. Bu konudaki en iyi çözümün, terörist başının başka bir ülkeye gönderilmesi olacağına karar veren Suriye, terörist başını sıkıştırmış ve bunun sonucu olarak da Abdullah ÖCALAN Suriye’yi terk etmek zorunda bırakılmıştır.

03-07-2007 18:30
Yabancı..

EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TERÖRLE MÜCADELE HAREKAT DAİRE BAŞKANLIĞINDAN ALINAN VERİLER(22.02.1987-01.07.1999 ARASI)

TARIH / MEVKI / ÖLÜ / YARALI
22.02.1987 SIRNAK-ULUDERE 14 6
20.06.1987 MARDIN-PINARCIK 245 4
08.07.1987 SIRNAK-PENÇENEK 16 6
18.08.1987 SIIRT-ERUH 23 1
10.10.1987 SIRNAK-ÇOBANDERE 13 -
29.03.1988 SIIRT-YAGIZOYMA 9 -
07.05.1988 SIRNAK-DERELER 16 1
02.05.1988 HAKKARI-ORTABAG 6
08.05.1988 MARDIN NUSAYBIN TASKÖY 10 3
24.11.1989 HAKKARI/ YÜKSEKOVA /ILKYAKA /ASAGIMOLLA /YASIN 28 2
10.06.1990 SIRNAK-GÜÇLÜKONAK 23 6
22.07.1991 MARDIN-MIDYAT 19 5
25.12.1991 Istanbul-Bakirköy Istanbul Caddesi üzerinde terör örgütü P.K.K göstericileri Çetinkaya Magazalarina molotof kokteyl saldirisi 11 47
21.03.1992 SIRNAK - CIZRE 6 8
20.10.1992 BINGÖL-SOLHAN 19 6
22.10.1992 TUNCELI-MALAZGIRT 12 4
05.07.1993 ERZINCAN-KEMALIYE 33 3
18.07.1993 VAN-BAHÇESARAY 24 1
04.08.1993 BITLIS-MUTKI 15 13
04.10.1993 MARDIN-MIDYAT 26 3
04.10.1993 SIIRT-DELTEPE 33 10
21.10.1993 SIIRT-DERINCE 24 7
25.10.1993 ERZURUM-ÇAT 32 8
21.01.1994 MARDIN-SAVUR 16 4
12.02.1994 Istanbul-Tuzla Tren istasyonu bombalama saldirisi 16 11
01.01.1995 DIYARBAKARI-HAMZALI 18 9
04.05.1995 ISTANBUL-Küçükçekmece Cennet Mahallesi, Hürriyet Nazli Giyim Magazasina molotof kokteyl 3 1
22.06.1996 DIYARBAKIR-ELAZIG KARAYOLU ÜZERI 6 11
08.11.1996 HAKKARI-ÇUKURCA 17 -
15.12.1997 MARDIN-DARGEÇIT 12 13
09.07.1998 ISTANBUL-MISIR ÇARSISI 7 111
13.03.1999 ISTANBUL-KadıKÖY MAVI ÇARSI 13 18
01.07.1999 ELAZIG-YENI MAHALLE 6 8

P.K.K’IN FINANS VE PROPAGANDA KAYNAKLARININ BAZILARI

• YMKM (Yukari Mezopotamya Kültür ve Bilimsel Arastirma Merkezi ve Reklamcilik San. Tic. Ltd. Sti.)
• YKD (Yurtsever Kadınlar Dernegi) ZPS-ZEND PRES
• Hakkari Hevkari Kültür ve Sanat Merkezi
• IHD - Insan Haklari Dernegi'nin bazi subeleri
• KÜRT KAV - Kürt Kültür Vakfi
• Amed Kültür Merkezi
• Kürt Enstitüsü

• Medya TV

• ROJ TV

• DAHA NİCELERİ

Terör örgütü PKK da faaliyet yürütürken, güvenlik güçleri ile girdigi çatismalarda ölmüs toplam, 216 tutuklu örgüt mensubunun yas ortalamalari degerlendirildiginde; %77.4'nün 14-25 yas grubiinda; % 18.2'sinin de 26-35 yas grubunda yer aldigi görülmektedir. Bu baglamda, elde edilen yeni verilerin, önceki verileri destekledigi söylenebilir.


Terör örgütü PKK'nin silâhli kadrosunda faaliyet yürüten bu militanlarin, örgüt içerisinde yasadıklari ortalama süre ise, asagidaki tabloda görülmektedir.

03-07-2007 18:31
Yabancı..

ÖCALAN İÇİN SONUN BAŞLANGICI

Acımasız infazların, sinirsiz saldırıların asil faili olan terörist başı için yıkım süreci başlamıştır. ÖCALAN, 12/11/1998 Tarihinde, Suriye’ye ait bir uçakla Rusya’nın Başkenti Moskova’ya gitmiştir. İhtilalci fikirlerinin, Marksist-Leninist düşüncelerinin kaynağı olan bu ülkenin kendisini saklayacağını düşünmüştür. Ama durum böyle gelişmemiştir. Moskova hava alanında uçaktan inen terörist başı önce Rus Polisleri tarafından tutuklanmış, ardından Rus ajanlar tarafından sorguya alınmıştır. Türkiye’nin bu konudaki kesin tavrını iyi bilen Rusya, terörist başını barındırmaya yanaşmamış ve bir başka uçakla İtalya’ya göndermiştir.Roma hava alanına inen uçağın kapısı açıldığında bu defa, İtalyan polisi ve istihbarat mensupları terörist başını göz altına
alıp sorgulamışlardır. Aynı saatlerde Türkiye’deki sosyal tepki giderek artmaktadır. İtalya ve Rusya Büyük elçiliklerine siyah çelenkler bırakılmaktadır. İtalyan bayrakları yakılarak, protesto gösterileri yapılmaktadır.

Terörist başının İtalya’da sorgulandığı saatlerde, Türk Milleti ulusal birliği konusundaki hassasiyetini ortaya koymuş, İtalyan marka kıyafet satan mağazalar reyonlarını kapatmış, İtalyan arabalarının iadesi ve sipariş iptali için araç satış merkezlerindeki başvurular yoğunlaşmıştır.

Terörist başı İtalya’ya kaçmadan önceki, İtalya ile Türkiye arasındaki sıcak enternasyonal iklim bir saat içinde değişerek, yerini derin bir ulusal öfkeye bırakmıştır. Türkiye, bu konudaki istikrarlı tutumundan hiçbir zaman vazgeçmemiş, terörist başının iadesi konusunda zaaf gösterilmesini bir savaş nedeni sayabileceğini dahi bildirmiştir.

DÖNEMİN BAŞBAKANI MESUT YILMAZ'IN ABDULLAH ÖCALAN'IN YAKALANMASI İLE İLGİLİ YAPTIĞI AÇIKLAMA (13 KASIM 1998)


Değerli basın mensupları;
Bölücü terörle mücadelemizde, Suriye üzerinde uyguladığımız baskılar sonucu bugün bu mücadelenin çok olumlu yeni bir aşamaya geldiğini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Onbeş yıldan beri binlerce vatandaşımızın ölümünden birinci derecede sorumlu olan bölücü örgütün ele başısı Abdullah Öcalan İtalya'da yakalanmış bulunmaktadır.

Bu konudaki gelişmeleri sizlerle kısaca paylaşacağım. Bugün saat 11.30'da Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçisi benden randevu istemiştir. Kendisiyle derhal görüştüm, bana Rusya Federasyonu Başbakanı Sayın Pirimakov'un bir mesajını iletti. Bu mesajda dünden itibaren malum kişinin Rusya topraklarında bulunmadığı ve bundan sonra Rusya'ya girişine kesinlikle izin verilmeyeceği belirtilmekteydi. Hükümet olarak bu gelişmeyi memnunlukla karşıladığımızı, ancak söz konusu kişinin gittiği ülke konusunda da Rusya'dan bilgi istediğimizi kendisine ifade ettim.
Bu gelişmeden yaklaşık 1 saat kadar sonra, resmi bir ziyaret için Almanya'da bulunan Emniyet Genel Müdür Yardımcımız Sayın Halil Tuğ, Başbakanlık'a telefonla Abdullah Öcalan'ın İtalya'da yakalanmış olduğu bilgisini iletti. Bunun üzerine bütün kanallardan bu bilginin doğruluğunu araştırmaya başladık. İtalya'daki Büyükelçimiz Sayın İnal Batu, İtalyan makamlarıyla temas etti. Emniyet ve MİT aynı konuyu araştırdılar ve neticede bu bilginin doğru olduğu anlaşıldı. Nitekim kısa bir süre önce İtalyan İnterpolünden, Türk İnterpolüne gelen bir yazılı mesajda 1949 Şanlıurfa doğumlu Abdullah Öcalan'ın dün akşam Rus Hava Yolları Şirketi Aeroflot Moskova Roma seferiyle Roma'nın Fivmiçino Havaalanına indiği, üzerinde 1951 Konya doğumlu Abdullah Sarıkurt'a ait bir sahte pasaportun çıktığı ve kendisinin İtalyan Mahkemesince Türkiye'ye iade amacıyla tutuklandığı teyit edilmiştir. Kendisi halen Roma'daki Recinacelli Hapishanesinde tutuklu bulunmaktadır.

Bu gelişme üzerine İtalyan Büyükelçisini Başbakanlık'a davet ettim ve kendisine Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak iade talebimizi ilettim. Aynı girişim Roma'da, Roma Büyükelçimiz Sayın İnal Batu tarafından İtalyan Dışişleri Bakanlığı nezdinde yapılmıştır. Bu kişinin üzerinden çıkan söz konusu pasaport daha önce MİT tarafından tespit edilmiş olup, bütün ülkelere bildirilmişti. Bu pasaportun 1997 yılında Frankfurt Başkonsolosluğumuz tarafından düzenlendiğini biliyoruz. Bu pasaportun adına düzenlendiği kişinin de daha PKK'nın Almanya'daki faaliyetlerinde görev almış birisi olduğunu biliyoruz.
Şimdi iade talebiyle yaptığımız bu girişim, İtalyan Mahkemeleri tarafından görüşülecektir, karara bağlanacaktır. Daha önce yapmış olduğumuz talebe ilaveten, Interpol aracılığıyla yaptığımız talebe ilaveten bu konuda Adalet Bakanlığımız ve İçişleri Bakanlığımız en kısa zamanda iade için gerekli diğer dökümanları hazırlayacaklar ve bunu İtalyan makamlarına ileteceklerdir.
Yine bu konuyla ilgili olarak ABD Ankara Büyükelçisini davet ettim, ABD'nin bu konuda başından beri gösterdiği müzahir tutum nedeniyle, Hükümetimin teşekkürlerini ilettim. NATO içerisinde müttefiğimiz olan İtalya'nın, bu konuda yanlış bir tutum içerisine gireceğine ihtimal vermediğimizi, ancak bu konuya olan yakın ilgilerini muhafaza etmelerini beklediğimizi kendisine söyledim.

PKK terör örgütü'nün iki numaralı elebaşısı Şemdin Sakık'ın bir süre önce Kuzey Irak'ta yakalanıp, Türkiye'ye getirilip tutuklanmasından sonra, şimdi de bu örgütün elebaşısı Abdullah Öcalan'ın İtalya'da tutuklanmış olması, Türkiye'nin bölücü terörle 15 yıldan beri devam eden mücadelesinde çok önemli bir aşama oluşturmaktadır. Hükümet olarak bunun mutluluğunu, bütün milletimizle paylaşıyoruz.

Elbetteki iade konusunda gerekli işlemler süratle ve aralıksız sürdürülecektir. Ancak şu aşamada önemli olan husus, ülkemizde 30 bin kişinin ölümünden sorumlu olan bu caninin artık Türkiye'deki bölücü terör eylemlerini uzaktan yönetme imkanından mahrum bırakılmış olmasıdır. Bu herhalde kurulduğundan beri PKK'ya indirilmiş en ağır bir darbedir, ama bundan dolayı rehavete kapılmamak icap eder. Şu anda başsız kalan bu örgütle mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir.


03-07-2007 18:31
Yabancı..

DÖNEMİN BAŞBAKAN YARDIMCISI ve DSP GENEL BAŞKANI, BÜLENT ECEVİT'İN AÇIKLAMASI

Görev başında bulunan Hükümet konusunda vicdanım çok rahat. Sayın Başbakandan bugün aldığım bilgiler beni daha da rahatlattı.

Bu hükümet, çetelerin, mafyaların üstüne büyük bir kararlılıkla yürüyor. Nitekim Abdullah Öcalan'ın yakalanması da bu kararlı tutumumuzun ve Suriye ile ilgili olarak başlatmış olduğumuz sürecin bir sonucudur. Altından kimler çıkarsa çıksın, karanlık ilişkiler ağını sonuna kadar çözmekte ve çetelere karşı mücadelemizi ödünsüz sürdürmekte kararlıyız. Hergün bu kararlılığımızın yeni kanıtları ve sonuçları ortaya çıkıyor. Demokratik Sol Parti olarak, Hükümetten çekilmek gibi bir niyetimiz kesinlikle yok.
Bu hükümetin şu aşamada görevden ayrılması, çetelerin, mafyaların üstüne yürüme sürecini büyük ölçüde aksatır düşüncesindeyim. Bunun sorumluluğunu üstümüze alamayız. Hükümeti düşürmeye kalkışanlar da; yerine nasıl bir hükümet modeli düşündüklerini kamuoyuna açıklamak zorundadırlar.

SORULAR - CEVAPLAR

SORU : Efendim Abdullah Öcalan'ın neden İtalya'yı seçtiği konusunda bilgi var mı?

BAŞBAKAN MESUT YILMAZ : Hayır bu konuda şu aşamada bize ulaşan bir bilgi yok. Kendisinin Moskova'da bulunduğu süre içerisinde adamları vasıtasıyla, örgüt militanları vasıtasıyla çeşitli ülkeler nezdinde, o ülke hükümetleriyle değil, ama o ülkedeki bazı siyasi kişilerle, siyasi gruplarla temas kurduğunu biliyorduk, bunu yakından izliyorduk. Burada birkaç ülke gündeme geliyordu. Bu ülkeler nezdindeki çabalarımızı da yoğunlaştırmıştık, şu aşamada henüz daha İtalya'nın kendisinin nihai varış ülkesi olarak planlanıp planlanmadığını dahi bilmiyoruz. Belki de oradan transit olarak başka bir ülkeye geçmeyi planlıyordu. Ama üzerinden çıkan sahte pasaport -ki, bizim daha önce bütün ülkelere, bütün ülkelerin emniyet makamlarına bildirdiğimiz bir pasaporttur- yakalanmasında belirleyici amil olmuştur.

SORU : Efendim, ulaşan bilgilere göre Öcalan'ın İtalya'ya sığınma talebiyle gittiği ve bu talebini de bugün resmi makamlara ilettiği, ancak henüz kabul konusunda bir sonuç alamadığı ulaşan bilgiler arasında. Suriye'den çıkışıyla birlikte Öcalan'ın ki, işi silahlı çatışma bölümünün sona erdiği ve diplomatik bir aşamaya geçtiği görüşü ileri sürülüyor. Konu silahlı aşamadan çıkıp bir politik aşamaya doğru mu gidiyor. Böylesi bir süreçte Suriye'den çıkarılmasının rolü var mı?

CEVAP : Bu konuda hiç kimsenin herhangi bir endişesine mahal yoktur. 30 bin kişinin ölümünden birinci derecede sorumlu olan bir kişi, "ben geçmişimi inkar ettim, şimdi siyasi olarak sığınma talep ediyorum, sığınma hakkı talep ediyorum" dediği zaman hiç bir ülke buna olumlu cevap veremez. Suriye'nin yapamadığı, Rusya'nın yapamadığı bir şeyi demokratik bir hukuk devleti olan, üstelik NATO içinde müttekifimiz olan, aramızda son derece yakın ikili ilişkilerin bulunduğu İtalya'nın yapabileceğini düşünmek abesle iştigaldir. Esasen Roma Büyükelçimizden biraz önce aldığım bilgiye göre kendisinin şu ana kadar herhangi bir siyasi sığınma talebi olmamıştır.

SORU : İade konusunda bir pürüz yaşanabilir mi? İtalya'da daha önce PKK'nın toplantı düzenlemesi ve Türkiye'de ölüm cezasının bulunması...

CEVAP : Dediğim gibi, bu konudaki çalışmalar şu anda başlatılmıştır. Bunların belli bir süre aldığı, benzer konumdaki diğer kişilerden, mafya liderlerinden de kamuoyumuzca bilinmektedir. Ama bu kişinin sağınma siyasi talebinin -eğer olursa böyle bir talebi- kabul göreceğine ihtimal vermiyoruz. İtalya'nın Türkiye'yi hayati derecede ilgilendiren böyle bir konuda yanlış bir tutum için gireceğine de, keza kesinlikle ihtimal vermiyoruz.

SORU : MİT'in APO'nun Rusya'dan çıkışından haberi oldu mu? MED TV'de çıkan bir habere göre İtalya'nın APO'ya sığınma hakkı verdiği şeklinde.

CEVAP : Bu korsan televizyon kanalının, bugün o yönde yaptığı yayın bizim tarafımızdan da izlenmiştir ve bu konu İtalyan Hükümetinin dikkatine getirilmiştir. İtalyan Büyükelçisi, bunun kesinlikle varit olamayacağını bana ifade etti. Yani bu kişinin İtalyan Hütümetinin bilgisi dahilinde İtalya'ya geldiği şeklinde MED TV'nin yaptığı hedef saptırıcı vaya meseleyi tahrik edici yayının doğru olmadığını bize teyit ettiler. Aksini düşünmek de zaten mümkün değildir.

SORU : Efendim, bu gelişmelerden sonra, Sayın Baykal ile tekrar görüşmeniz olabilir mi?

CEVAP : Hayır, sahip olduğumuz bütün bilgileri şu anda sizler aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmış bulunuyoruz. Sayın Baykal'la konuşacak birşeyim yok.

SORU :....

CEVAP : Bu meselenin iç siyasetle bu şekilde ilişkilendirilmesi de fevkalade yanlıştır. Bu Türkiye'nin bir milli meselesidir. Hükümetimiz mafyayla mücadeleye ne kadar önem vermişse, bölücü terörle mücadele konusunda da aynı kararlılığı ortaya koymuştur. İlk defa Suriye üzerinde uyguladığımız politika, bu azılı caninin ininden çıkmasına sebep olmuştur. Rusya'ya sığınması üzerine, Rusya üzerinde yapıtığımız diplomatik baskı Rusya'dan çıkarılmasına neden olmuştur. Şu anda yakalanmış olduğu İtalya, bu konuda bize, bizim daha yakın işbirliği yapabileceğimiz, bize daha müzahir olmasını beklediğimiz adaletin tecellisi için çok daha umutlu olmamızı gerektiren bir ülkedir. Ama şu aşamada en önemli husus, bu kişinin artık bu cinayetlerini kontrol etme imkanından mahrum kalmış olmasıdır. İade konusunda gecikmeler olabilir, hukuki pürüzler çıkabilir, bunların aşılması için gereken yapılacaktır, ama İtalya Hükümetinin bu cinayetlerin devamına izin vereceğine, göz yumacağına kesinlikle ihmal vermiyoruz.

SORU : İkili anlaşmalar buna, iadeye izin verecek mi?

CEVAP : İkili anlaşmaya gerek yoktur, aramızda uluslararası anlaşmalar vardır, birlikte imza koyduğumuz uluslararası anlaşmalar vardır, bu anlaşmalar terör suçlarının iadesini öngörmektedir. Teröre karşı işbirliği yapılmasını öngörmektedir. Ülkeler arasında yardımlaşmayı öngörmektedir. İtalyan Hükümetinin de uluslararası yükümlülüklerine uymayacağını beklemek yanlış olur.

SORU : Sayın Başbakan, Abdullah Öcalan'ın Rusya'dan çıkışını Rusya Büyükelçisinden mi öğrendiniz, yoksa MİT'in bu konuda bir çalışması oldu mu?

CEVAP : MİT'in Rusya'daki çalışması teknik çalışmadır. Yani onun militanlarının yaptıkları telefon konuşmalarını izlemek suretiyle yapılan bir çalışmadır. Onun için dün akşam Rusya'dan ayrılması konusunda bize intikal eden bir bilgi yoktur. Ancak İtalya'ya varışından itibaren mesele takibimiz altındadır.

SORU : Efendim Emniyet Genel Müdürlüğünün bu konuda açıklaması bildiri...

CEVAP : Emniyet Genel Müdürlüğünün Almanya'da yapmış olduğu açıklama henüz teyit edilmemiş bir açıklamaydı, zannediyorum Alman Emniyeti kendisine bu konuda gelen bir duyumu açıklamıştır. Ama o açıklamadan önce bilgi bize iletilmiştir, kesin teyit edildikten sonra ancak kamuoyuna açıklanmıştır.

SORU : Sayın Yalım Erez'in yeni kurulacak hükümette başbakan adayı olduğunu açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP : Bu konuları şimdi görüşmem. Diğer konuyla ilgili sorunuz varsa cevaplayalım.

SORU : Kuzey Irak'taki operasyon ile ilgili son durum nedir?

CEVAP : Bu operasyon amacına uygun olarak başarıyla devam etmektedir. Harekat tamamlanınca Genelkurmay Başkanlığı tarafından sonuçlarıyla ilgili geniş açıklama yapılacaktır.

SORU : Sayın Başbakan, APO'nun gözaltına alışının ayırıntıları nelerdir? Olay nasıl gerçekleşti.

CEVAP : Şu aşamada magazin yönüyle ilgili değiliz. Önemli olan bize resmi teyit edilen kendisinin Roma'daki hapishanede ve İtalyan Mahkemesinin kararıyla tutuklu bulunduğudur.

SORU : Bir hastaneye götürüldüğü...

CEVAP : Hastaneye gitme meselesi teyit edilmemiştir, hapishanede kalbinden rahatsız olduğunu ileri sürmüş, hapishaneye gitmeyi talep etmiş; hapishane yetkilileri bunun doğru olmadığını tespit ettikleri için hastaneye sevk etmemişler.

SORU : Efendim, APO'nun yanında üç kişinin daha gözaltına alındığı söyleniyor. Bunlarla ilgili bilgi var mı acaba?

CEVAP : Hayır, şu aşamada bende öyle bir bilgi yok. Önemli olan kendisinin yakalanmış olmasıdır.

SORU : Sayın Başbakan herşey yolunda giderse, iadeye ilişkin bir takvim nasıl işler?

CEVAP : Maalesef bu bizim insiyatifimizde değil. Bu italyan yargısının karar vereceği bir konudur. İtalya'daki yargının işleyişine bağlı olarak, bizim bu konuda mahkemeye sunacağımız dosyanın içeriğine bağlı olarak belirlenecek bir husustur. Ama çok kısa zamanda böyle bir şeyin mümkün olmayacağını, bunun belli bir zaman gerektireceğini düşünüyorum. Dediğim gibi şu aşamada bizim için önemli olan, bu kişinin artak örgütüyle fiili bağını kaybetmiş olduğudur. PKK bundan sanra başsız bir örgüttür.

SORU : Efendim Abdullah Öcalan'ın kontrol altına alınmasıyla...

CEVAP : Bu konuda gayet tabii istihbarat birimlerimiz gelişmeleri izleyeceklerdir. Emniyet güçlerimiz, güvenlik güçlerimiz gereğini yapacaklardır. Eşkiyanın adının değişmesi bizim için bir şey ifade etmez, eşkıya, eşkıyadır. Eşkıyanın her türünün üzerine gidilecektir.

SORU :...........

CEVAP : Ben mafyayla mücadelede bir zafiyetin ortaya çıkmasından endişe ettiğimi daha önceden söyledim. Allah'a şükür ki daha bölücü örgüt devletin içine sızamamıştır. Onun için bu konuda bir zafiyetin söz konusu olacağına ihtimal vermiyorum.

SORU : Türkiye'nin Öcalan'ın iadesi sürecinde bir hükümet boşluğuna tahammülü var mıdır?

CEVAP : Hükümet boşluğunun doğurabileceği sakıncalar konusuna biraz önce Sayın Ecevit de değindi, ben ona ilave edecek herhangi bir husus göremiyorum. Türkiye'nin bir hükümet boşluğuna kesinlikle bir tahammülü yoktur. Bu ekonomi için de geçerlidir, bölücü terörle mücadele için de geçerlidir, çetelerle, mafya ile mücadele için de geçerlidir, irticai terörle mücadelede de geçerlidir.

Türkiye'yi bir hükümet boşluğuna itenler, elbette ki bunun hesabını yapmak durumundadırlar ve bunun sorumluğunu da almak zorundadırlar

03-07-2007 18:32
Angel Man
Mesajlar: 5572

canım güzel konu fakat Başlık Yanlış...

Terörün Gerçek yüzü dediğin zaman sadece pkk değil, beynelmilel yazman lazım.. fakat sen o şerefsizlere prim tanır gibi, yanlışlıkla reklamını yapıyorsun...

ya başlığı değiştir, yada daha geniş aç. o kopyala yapıştır yaptığn yeri araştır, dünyada sadece terör ülkemizde yok..
ingilterede(İRA), ispanyada(ETA), abd'de(ladin), bazı kuruluşlar var, ibda-c gibi, dhkp-c gibi.. bunların hepsi terör'e çıkıyor...



konuna devam et, başlığı değiştir en iyisi...

03-07-2007 18:37
Yabancı..

Angel Man - Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez demiş ki; canım güzel konu fakat Başlık Yanlış...

Terörün Gerçek yüzü dediğin zaman sadece pkk değil, beynelmilel yazman lazım.. fakat sen o şerefsizlere prim tanır gibi, yanlışlıkla reklamını yapıyorsun...

ya başlığı değiştir, yada daha geniş aç. o kopyala yapıştır yaptığn yeri araştır, dünyada sadece terör ülkemizde yok..
ingilterede(İRA), ispanyada(ETA), abd'de(ladin), bazı kuruluşlar var, ibda-c gibi, dhkp-c gibi.. bunların hepsi terör'e çıkıyor...



konuna devam et, başlığı değiştir en iyisi...


YADA BOŞVER BÖYLE GÜZEL

03-07-2007 18:41
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim