Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 15
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> YURTSEVER CEPHE
Sayfalar: 1, 2  Sonraki
Yazar YURTSEVER CEPHE
ImMoRTaLL
Mesajlar: 321

Yurtsever Cephe, yurdunu sevenlerin; meydanı emperyalist yağmacılara ve onların işbirlikçilerine terk etmeyenlerin; çürümeye, gericiliğe ve eşitsizliklere karşı duranların hareketidir. Hareket, toplumsal gücünü emekçi halktan, tarihsel dayanaklarını topraklarımızdaki emperyalizme karşı mücadele geleneğinden alır. Özgür, bağımsız, onurlu bir ülke haline getirmek için yola koyulduğumuz Türkiye, işgalcilere, zalimlere ve onlarla işbirliği yaparak ceplerini dolduran para babalarına terk edilmeyecek kadar değerlidir.

İşçileri, emekçileri, yoksul köylüleri, öğrencileri, aydınları, kısacası yaşamını başkalarının sırtından kazanmayan herkesi, bugüne, geleceğimize ve ülkemize sahip çıkmak için, güçlerini aşağıdaki ilkeler etrafında bir araya getirmeye çağırıyoruz:

1. Türkiye bağımlılık zincirlerini koparmalıdır

a) Emperyalist ülkeler ve uluslararası tekeller, çıkarları bu yapılarla örtüşen işbirlikçi hükümetlere yeni-liberal politikalarını kabul ettirmişlerdir. Bu politikalar, IMF, Dünya Bankası ve diğer emperyalist kurumlarca dikte ettirilmekte ve uygulamaya konulmaktadır. Ülkemizi yoksullaştıran, borçlandıran ve uluslararası tekellerin yağması karşısında savunmasız bırakan bu politikalara karşı durulmalı, söz konusu kurumlarla yapılan tüm anlaşmalar tek taraflı olarak feshedilmeli, halkımıza dayatılan yasal ve idari düzenlemeler iptal edilmelidir.

b) Avrupa Birliği'nin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda Türkiye'yi sömürgeleştirmesinden başka sonuç vermeyen "reform" süreci durdurulmalı, Avrupa Birliği'ne üyelik talebi geri çekilmeli, Gümrük Birliği'nden çıkılmalıdır.

c) Güvenliğimizi tehdit eden ve Türkiye'yi emperyalist ülkelerin Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar'daki askeri maceralarının peşine takan NATO'dan çıkılmalı; ABD, İsrail ve diğer emperyalist ülkeler ile yapılan stratejik işbirliği anlaşmaları yırtılıp atılmalı; ülkedeki bütün ABD ve NATO üslerine el konulmalıdır.

d) Dış politika, barışçı, başka ülkelerin iç işlerine karışmayan, sınırların emperyalist ülkeler tarafından değiştirilmesine karşı duran, halkların karşılıklı çıkarlarını gözeten ve halklar arası dostluğu pekiştiren bir biçimde yeniden düzenlenmelidir.

e) Başta ABD'nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi adı altında Kafkaslar ve Ortadoğu'da yürüttüğü yayılmacı siyaset olmak üzere, emperyalist ülkelerin açık işgal, askeri müdahale ve hükümet darbeleri gibi yöntemlerle dünya halklarını köleleştirmeye dönük bütün girişimlerine karşı, ezilen halklar ve direnen yurtsever güçlerle işbirliği yapılmalıdır.

f) Emperyalist ülkelerin bölme oyununa ve Türk-Yunan gericiliğinin kışkırtmalarına karşı bağımsız bir Kıbrıs hedeflenmeli, Kıbrıslıların ortak devlet mücadelesine yardımcı olunmalı ve Kıbrıs'ın bütün yabancı asker ve üslerden arındırılması için çaba harcanmalıdır.


18-06-2007 23:06
ImMoRTaLL
Mesajlar: 321

2. Türkiye piyasa terörüne, karanlığa ve parçalanmaya teslim edilemez

a) Emekçi halkımızı yoksullaştıran, işsizliği tırmandıran, sanayiyi ucuz işgücüne dayalı imalata indirgeyen, yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi iç ve dış sömürücü güçlerin talanına terk eden, sosyal güvenlik sistemini çökerten, eğitim ve sağlık gibi temel yaşamsal gereksinimleri paralı hale getiren, tarımı yıkıma uğratan, özelleştirmeci piyasa politikalarıdır. Bu politikalara karşı cephe açmaksızın Türkiye'nin emperyalist ülkelerin tahakkümünden kurtarılması olanaksız olduğundan, sermaye sınıfına karşı siyasal, ekonomik ve ideolojik mücadele yükseltilmelidir.

b) Türkiye emekçi sınıflarının ayağa kalkmasını önlemek, bağımsız ve onurlu yaşam özlemlerinin önüne geçmek için yıllardır emperyalistlerce desteklenen yobaz güçlere ve "ılımlı İslam" projesine karşı emekçi aydınlanması savunulmalı, ülkemizin inanan insanları, farkında olmadan emperyalizme hizmet etmekten kurtarılmalıdır.

c) Türkler, Kürtler ve ülkemizde yaşayan diğer halklar, ortak bir kurtuluştan başka çıkış yolu olmamasından ve bu ortaklığın emperyalizme karşı mücadelede sağlanabileceğinden hareketle, emperyalist ülkelerin parçalayıcı ve sömürgeleştirici politikalarıyla devletin bu politikalara güç veren inkârcı ve ırkçı uygulamalarına karşı birleşmelidir.

3. Halkımız taraf olmalıdır

a) Halkımız haksızlıklara karşı taraf olmalıdır. Haksızlıkları kanıksayan bir halk, haksızlığa uğramaya mahkûmdur.

b) Halkımız adaletsizliğe karşı taraf olmalıdır. Adalet duygusunu yitiren bir halk, onurunu da yitirir.

c) Halkımız çürümeye karşı taraf olmalıdır. Bayağılığı, cehaleti, emperyalizmin dayattığı tüketim kültürünü benimseyen bir halkın geleceği yoktur.

d) Halkımız bencilliğe karşı taraf olmalıdır. Dayanışmayan, yardımlaşmayan, toplumun çıkarlarını düşünmeyen bir halk, kötürümleşir.

e) Halkımız eşitsizliklere karşı taraf olmalıdır. İnsanlar ve uluslararası eşitsizlikleri doğal karşılayan bir halk, ezilmekten ve yoksulluktan kurtulamaz.

4. Yurtseverler örgütlenmelidir

a) Halkımız ve yurtseverler kendi güçlerine güvenir, emperyalizmin ve işbirlikçilerin yenilmez olduğu fikrini reddederler.

b) Yurtseverler, emekçi kitlelerin yoksulluk, işsizlik gibi somut ve yakıcı sorunlarına karşı mücadele etmek için antiemperyalist bir konumlanışa gereksindikleri gerçeğinden hareket ederler. Aynı şekilde, emekçi sınıfların iktidar hedefiyle emperyalizme karşı mücadeleyi birbirinden koparmaz, bağımsız ve onurlu bir Türkiye'nin eşitlikçi ve özgür bir Türkiye olacağını vurgularlar.

c) Yurtseverler meydanı mandacı liberallere, yobazlara ve milliyetçilere bırakmazlar. Emperyalist çıkarlara hizmet eden bu akımlardan birini diğerine tercih etmezler.

d) Yurtseverler antiemperyalist mücadelenin sınıfsal bir temele oturtulmasını sağlar, emekçi sınıfların çıkarlarıyla işbirlikçi iktidarların ve emperyalizmin çıkarları arasındaki çelişkiyi somut olaylardan hareketle ortaya koyarlar.

e) Yurtseverler zamanın çok değerli olduğunu bilirler. Emperyalist planları bozmak için, hain ve işbirlikçilerden daha hızlı hareket etmeye çalışır, onlardan daha atak olmaya özen gösterirler.

f) Yurtseverler, örgütlü bir halkın yenilmeyeceğine inanarak, emperyalizme karşı tepkiyi ve öfkeyi örgütlü bir harekete dönüştürmenin yolunu arar. Bu yol, Yurtsever Cephe'nin yoludur.

18-06-2007 23:07
Yabancı..

OLUCAK OLACAK...İNAN DOSTUM.BIRAKMAYA NİYETİMİZ YOK ZATEN NE ZORA NEDE ZORBAYA.BU GÜZELİM KARA YERİN ÜSTÜNÜ...

19-06-2007 00:39
( R )EXTERMİNATÖRTÜR
Mesajlar: 58

ARKADAŞLAR SİZİN BU CEPHE 1944 TEN BERİ NERDEYDİ O ZAMANLAR BU YAZDIKLARINIZIN BİNDE BİRİNİ YAZANLAR H.NİHAL ATSIZ'LAR DÜNDAR TAŞER'LER B.ALPARSLAN TÜRKEŞ'LER YARGILANIP HAPİS YATARKEN 1968 TE KIZIL SOSYALİZM AKIMI UĞRUNA KATLİAMLAR YAPILIRKEN VEYA 1980'E KADAR BİR ÇOK VATAN EVLADI TOPRAĞA DÜŞERKEN VEYA 1983'TEN 2007 YE KADAR SÜREN PKK TERÖRÜ HER GEÇEN GÜN CANIMIZI YAKARKEN BİRİLERİ İHANETLERİNİ MECLİS ARACILIĞI İLE YAPARKEN NEREDEYDİ?AKILLARINIZ YENİ Mİ BAŞINIZA GELDİ YOKSA DAHA ÖNCEKİ FRAKSİYONUNUZ POPÜLARİTESİNİ Mİ YİTİRDİ DE BU CEPHELERİ KURDUNUZ YOKSA BU ÜLKEDE VATANINA GERÇEKTEN BAĞLI İNSANLARIN KAFALARINI KARIŞTIRMAK İÇİN Mİ?CEVAP ARKADAŞLAR AMA LÜTFEN POPÜLERİST OLMASIN CEVAPLARINIZ İDEALİST OLSUN!!!

19-06-2007 08:03
( R )EXTERMİNATÖRTÜR
Mesajlar: 58

Allah'a , Kur-an'a , Vatana , Bayrağa yemin olsun.
Şehitlerim , Gazilerim emin olsun
ülkücü Türk Gençliği olarak , Komunizme , Kapitalizme ,
Faşizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadelemiz sürecektir.
Mücadelemiz son nefer , son nefes , son damla kana kadardır.
Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye turana kadardır.
ülkücü Türk Gençliği olarak ,
Yılmayacağız , Yıkılmayacağız , Başaracağız , Başaracağız ,
Başaracağız .
Tanrı Türk'ü Korusun ve Yüceltsin.


19-06-2007 08:06
( R )EXTERMİNATÖRTÜR
Mesajlar: 58

“Sağ” ve “sol” deyimlerinin iktisadî mânâsından başka bir de ideolojik anlamı olduğu malûmdur. Günümüzde iktisadî doktrinler 15. Asırdaki tarikatlar gibi birbirine karıştığı halde fikriyat bakımından sağ ve sol hâlâ kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış durumdadır.

Çünkü iktisadî şekiller ve şartlar zamanla değişmekte, fakat “ülkü” sabit kalmaktadır. Sosyal demokrat, Hıristiyan sosyalist, cumhuriyetçi sosyalist, nasyonal sosyalist deyimleri bu tedâhüllerin örneğidir.

Fikriyat (ideoloji) bakımından sağ ile solu birbirinden ayıran en kesin fark, sağın milliyetçi olmasına karşılık solun beynelmilelci karakterde bulunmasıdır.

Milliyetçilik, tarihin binlerce yılda doğurduğu sosyal bir neticedir. Binlerce yıllık hayatın kaynaştırdığı, her bakımdan birleştirdiği insan topluluklarının bu netice içinde yaşaması, onun nimetlerini gördüğü için milliyeti muhafaza uğrunda her fedakârlığa hazır bulunması da gayet normaldir. Milliyet duygusu bu kadar kuvvetli olmasaydı tarihin korkunç bozgunlarını gören milletlerin hemen dağılması gerekirdi. Böyle olmadığını, bozgunlardan sonra o toplumların daha kuvvetli olmak için nasıl çalıştığını 20. Yüzyıl tarihi göstermiştir. Bu konuda Polonya ve Almanya’yı örnek vermek kâfidir.

Sol ise, iktisadî görüş olarak bazı noktalarda haklı bile bulunsa, tabiattaki galât-ı hilkatler gibi toplum hayatının bir yanlış yaratılmasından, marazî düşüncesinden başka bir şey değildir.

Son zamanlarda görüldüğü gibi sola milliyetçilik demek milliyetçilik ile halkçılığı karıştırmaktan doğar. Halkçılık, bugün yaşamakta olan yoksul tabakanın bolluğa kavuşmasını düşünmektir. Milliyetçilik, dünü de içine alarak hem bugünü, hem yarını kapsayan bir büyüklük duygusudur.

Solun “milliyetçilik” dediği “halkçılık” siyasî sınırların dışındaki soydaşlara karşı kör ve sağırdır. Milliyetçilik ise, hangi devletin idaresinde olursa olsun bütün soydaşları düşünen, onları kurtarmak için her fedakârlığı göze alan, hayatın ve insanlığın mânâsını bu fedakârlıkta bulan ülküdür.

Solculuk için hayat “ekonomik yaşantı”dan başka bir şey değildir. Mazinin mirası, geleceğin büyüklüğü onun umurunda değildir. O, çok kazanmak, rahat edip eğlenmekten başka bir şey düşünmez. Bunları ileri sürerken her toplumda bulunan vurguncuları öne sürerek bunları sağa mal etmeye çalışır.

Milliyetçi olduğunu ileri süren “sol”, vaktiyle Fransa ve İspanya’da görüldüğü gibi komünistlerle iş birliği yaparak “millî cephe” adı altında kendi toplumlarını kardeş kavgasına, kargaşalığa ve felâkete sürüklemekten çekinmeyen bir düşünce olduğuna göre, bunlara milliyetçi demek temelsiz ve gülünç bir iddiadan başka bir şey değildir...

19-06-2007 08:11
( R )EXTERMİNATÖRTÜR
Mesajlar: 58

Millî şuur, bir milletin, kendini duyması ve bilmesidir. Hem duyguya hem de düşünceye dayanan millî şuur, bir milletin mânevî kuvvetlerinden en önemlisidir. Milletlerin hayatını koruyan dört savunma hattından en geride olanı yâni sonuncusu ve en mühimi millî şuurdur. İnsan uzviyetinin akciğer, karaciğer, kalp ve beyin nasıl dört önemli organı ise, bir milletin de ordu, bağımsızlık, dil ve milli şuur, dört büyük kalesidir.

Bir millet, ordusunu kaybedebilir. Bağımsızlığını da kaybedebilir. Fakat, dilini sakladıkça, o millet yaşıyor demektir. Dilini kaybeden bir millet ölmüş sayılır. Buna rağmen bir millet, dilini zorlayıcı sebeplerle kaybettiği halde, milli şuuruna sahipse, o millet kendisine zorla kabul ettirilen yabancı dile rağmen, gerçek kişiliğini bilir ve günün birinde bu millî şuur sayesinde, öz dilini yeniden öğrenerek gerçek benliğine döner. Bunun en güzel örneği Lehistan Türkleridir. Türkçe'yi yüzyıllardan beri unutup Lehçe konuştukları halde Türklüklerini unutmamışlardır ve günün birinde Türkçe konuşacaklardır.1

Millî şuurun uyuşuk ve uyanık olması, milletlerin yaşama kabiliyetleri ile orantılıdır.

Millî şuurun uyanık olduğu yerlerde, yabancı unsurların borusu ötmez. İdâre işlerinin başına önemli yerlere yabancı soydan kimseler gelemez. Orada "bilim", "milli menfaatin" emrindedir. Bilim, bilim için değil, milletin büyüklüğü ve şânı içindir.

Millî şuurun uyanık olduğu yerlerde, millet, yabacıyı kendisinden saymaz. Yabancı soydan olanlar, vatandaş ve tebaa olsa bile, yine yabancı sayılır. Ona güvenilmez. Yabancılarla evlenilmez. Hele yüksek tabakada bu evlenme hiç görülmez. Kânunlar, yalnız milli menfaati korumak ve milleti yükseltmek için yapılır. Tarih, yalnız milli şân ve şeref bakımından ele alınır. Geçmişe sövülmez. Yabancı milletler ve kimseler millî kadroya sokulmaz. Geçmişi, mefâhiri, ahlâkı, aileyi, seciyeyi, erdemi, kahramanlığı, milliyetçiliği açıktan açığa veya sinsice baltalayan yazılara, eserlere, filmlere, piyeslere, konferanslara izin verilmez. Millete hitâp eden ve halkı terbiyede rol oynayan müesseselerin başına o milletten olan iktidarlı, ahlâklı ve zekî insanlar getirilir.

Milli şuur uyanık olunca iltimas, rüşvet ve haksızlık kalkar. Hizmeti olanların hizmeti inkâr olunmaz. Tarihi şahsiyetlere gerçek değeri verilir. Ne ufacık kusurları yüzünden dev gibi adamlar küçültülür, ne de gerçeğe dayanmayan büyüklükler dolayısıyla ahlâksız insanlar devleştirilir. Avukatlar millete hakâret etmiş yabancıların savunmasını üzerlerine almaz. Soysuzlaşmış tipler, yarı çılgınlar, millî dili doğru dürüst bilmediği halde kendini gençliğin önderi sayan manyaklar ve budalalar, gazete ve dergilerde, kendilerinden daha kuvvetli olanlara, fikir ve ülkü savunması perdesi altında, kendi cüce şahsiyetlerinin reklamını yapamaz.

Millî şuurun uyanık olduğu yerlerde doktorlar sahte rapor vermez. Okula gelmeyen öğrenci hastaydım diye yalan söylemez. Millî şuurun olduğu yerde hiçbir zaman yalan söylenmez. Kadınlar ve erkekler aşkı, millet ve vatan duygularından üstün tutmaz. Sancak kutlanır ve saygı görür. Milli renkler her zaman ululanır. Bayrak katlanmak için bile yere değdirilmez. Atalar mezarlarında hayvanlar otlamaz ve hele fâhişeler ve yabancı kanı taşıyanlar orada zina yapacak kadar müsâmaha görmez. Küçük büyüğün, öğrenci öğretmenin, memur amirin aleyhinde söz söylemez. Kadınlara saygı gösterilir. Kadınlar kokotloşmaz.

Öğrenciler, milli heyecanla coşan bir yürek taşır. Fakat ciddî ve disiplinlidir.

Öğretmenler iltimas yapmaz. Öğrenciler kopya çekmez. Herkes hakkına râzıdır. Dün okula başlayanlar bugün üstadlık dâvâsına kalkmaz. Görev kutsal tutulur.

Millî şuurun uyanık olduğu yerlerde, dil kıskançlıkla korunur. Dilin kurallarını ve sözdizimini bozmaya kalkıp bunun hakkında yazı yazan çılgınlar alkışlanmaz,aksine tımarhâneye sokulur. Herkes kendi keyfince bir imla kullanmaz. Millî şuur uyanık olunca başıbozuktan kurmay,vatan haininden profesör, hekimden dilci, cahilden müverrih, yabancıdan vekil, serseriden ülkücü çıkmaz.

Millî şuur, bir ışıktır. Yurdu aydınlatır ve gizli köşelere sinmiş olan bütün akrepleri açığa çıkararak, karanlıkta iş görmelerine engel olur. İnsanda beyin ne ise, millette de milli şuur odur. Ciğeri, karaciğeri, hattâ bazen kalbi kurşunla delinen bir adamın yaşadığı görülür. Fakat beyninden kurşun yiyen bir insanın yaşamasına imkân yoktur. Bunun gibi bir millet de ordusuz ve bağımsız yaşayabilir. Hattâ dilini kaybetse de ölmeyebilir. Yeter ki milli şuuru olsun.

Millî şuur, bir milletin yaşama ifadesi, hayat kaynağı ve en kuvvetli silahıdır. XX. Yüzyılda millî şuuru olmayan milletler yıkılmaya mahkumdurlar.

1 Unutulmuş millî dili, millî şuur sayesinde yeniden dirilten Yahudiler ve İrlandalılarla, diriltmeye çalışan Norveçliler, XX. Yüzyılın üç milli mucizesini göstermişlerdir.

19-06-2007 08:17
( R )EXTERMİNATÖRTÜR
Mesajlar: 58

Taviz bir fedakârlıktır. Ancak dosta karşı yapılır. Düşmana verilen taviz bir nevi yenik düşmeden başka bir şey değildir.

Taviz hangi düşmanı isteğinden vazgeçirmiş, hangi taviz veren kazançlı çıkmıştır ?

Zaman kazanmak üzere geçici bir zaman için verilen taviz, taviz değil, karşı saldırı için bir gerilme ve gerilemeden ibarettir. Böyle bir düşünceyle yapılmayan, karşıdakini durdurmak, daha ileri gitmesini önlemek için verilen taviz yenilmektir. Bunun başka adı yoktur.

İkinci Cihan Savaşı'ndan önce İtalya, Somali ve Eritre'ye asker yığarken bu hazırlığın Habeşistan'ı istilâ için olduğu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikle herkes tarafından bilinirken Habeşliler, sınıra asker toplamamak gibi bir tavizle İtalya'yı belki durduracaklarını ummanın cezasını çok acı şekilde çektiler. O taviz, yani o gaflet yerine, İtalya daha ilk yığınaklarını yaparken, iptidai ordularıyla Eritre ve Somali'ye saldırsalardı sonuç büsbütün başka olur, hiç olmazsa Habeşistan istilası yıllarca geriye kalırdı.

İkinci Cihan Savaşı'ndan önce ve savaş sırasında Türkiye'nin Rusya'ya manevi alanda verdiği tavizler, devlet başkanı ağzıyla Türkçülük ve Turancılığın kötülenmesi Ruslar'ın Türkiye üzerindeki emellerinden hiçbirini durdurmadı. Türkiye'ye saldırmak için ilk hazırlıklarını alman ordularının Rusya'ya girmesi üzerine geri bıraktıkları gibi, ikinci hazırlıklarından da Japonya'da patlayan atom bombası üzerine vazgeçtiler.

Bununla beraber doğu illerimizden bazılarıyla Boğazlar'da üs istemekten geri kalmadılar.

Tavizin hiçbir güçlüğü çözmediğinin son örneği Kıbrıs meselesidir. Yunanistan gibi küçük ve âciz bir devlet bile tavizlere kanmamıştır.

Çünkü düşmana taviz verilmez. Düşmana verilen taviz onun cüretini ve iştahını arttırır. Taviz, dostun gönlünü kazanmak için verilir. Düşmanın bir gönlü yoktur ki kazanılsın.

Taviz vermeyi kabul eden, hele bunda devam eden, yenilmeyi kabul etmiş demektir.

Taviz verene başkaları, kavga çıkarmadığı için belki aferin der ama kimse onu şerefli ve haysiyetli saymaz.

Şerefliler taviz vermezler. Şerefin tavizi yoktur.

19-06-2007 08:25
( R )EXTERMİNATÖRTÜR
Mesajlar: 58

Türkçülük düşüncesi, bu fikrin düşmanları veya her şeyle alay etmek alışkanlığında olan prensipsizler tarafından saldırıya uğrarken, yapılan sataşmaların başlıcaları şunlar olmuştur:

1-Bunlardan biri “Türkçülük” kelimesine olan itirazdır. İtirazcılar şöyle demektedirler: “Türkçülük de ne demek oluyor? Bunlar Türk mü satıyorlar? Sütçü, süt alan demek olduğu gibi bunun manası da Türk satan demektir. Böyle saçma bir düşünce olur mu?” Bu itirazın hiçbir ciddi tarafı olmadığı meydandadır. Çünkü kelimelerin sonuna gelen “ci, cı, cü, cu, çi, çı, çü, çu” ekleri, yalnız o nesnenin satıcılığını göstermez; türlü türlü manalara da gelir. En yaygın ve geniş anlamı ise sevgi, taraftarlık, mensupluk belirtmesidir. Nitekim “cumhuriyetçi” ve “kıralcı” kelimeleri cumhuriyeti ve kıralı satan değil, tamamen aksine seven, taraftarlık eden demektir. Bunun gibi “Türkçü” kelimesi de “Türkü seven”, “Türke taraftar olan” anlamına gelir.

2-İkinci ve pek olumsuz bir itiraz, Türkçülüğün, memleketteki başka unsurları gücendireceği fikridir. Bunun da hiçbir tutar yeri olmadığı ortadadır. Dünyanın hiçbir yerinde, yüzde on gücenecek diye yüzde doksanın kendi düşüncelerini ve çıkarlarını açıkça ileri sürmekten alıkonmak istemesi görülmüş değildir. Bundan başka bir memleket, yalnız bir milletindin ve o milletin istek ve çıkarlarına göre idare olunur. Azınlıklar o ülkede, ancak, asıl sahiplerin milli haklarına baygı göstermek şartıyla adalet içinde yaşamak hakkına maliktirler ve hiçir suretle, kendi özel ve milli şartlarını, çıkarlarını ileri süremezler. Hele memleketin asıl sahiplerinin hak ve çıkarları aleyhinde hiçbir dilekte bulunamazlar. Bu takdirde vatana ihanet etmiş olurlar.

Türkiye’de, yüzde on gücenecek diye yüzde doksanı Türkçülük yapmakta alıkoymaya çalışmak, adeta, yüzde onun manevi diktatörlüğünü kurmak demektir. Böyle bir düşüncenin ahlakla ve kanunla ilgisi yoktur. Hiçbir türlü mantıkta da makbul bir prensip değildir.

3-Üçüncü ve makul gibi gözüken bir itiraz; Türkçülüğün, bütün dünya Türklerini ülkü edinmesi bakımından hayli, boş, hatta maceracı ve tehlikeli olması düşüncesidir. Bu da yanlıştır.

“Hayali” demek, asla gerçekleşmeyecek ve gerçekleşmemiş demekse, Türkçülük hayali değildir.

Türkçülük, Türklüğün geçmişteki haklarının mirasını istemek bakımından haklı, meşru ve tarihi bir davadır.

Türkçülüğün istekleri, geçmişte birkaç kere gerçek olduğu için, “hayal olmamak” gibi bir dayanağı var demektir.

Büyük milli ülkülerin hiçbirisi, gerçekleşmesi kolay işlerden değildir. Fakat hepsi birer birer gerçek olmaktadır. Hindistan ve İndonezya kaç yüzyıl sonra milli dileklerine kavuştular? Otuz yıl önce yalnız birkaç aydının kafasındaki hayal olan İndonezya bağımsızlığı nasıl gerçekleşti? Sekiz yüzyıllık bir tutsaklıktan, hatta dilini kaybettikten sonra, İrlandalılar, nasıl kurtulup, kitaplarda kalan milli dillerini diriltmeye koyuldular? Ya hele, dilleriyle anavatanlarını da kaybedip dünyanın her tarafına dağılan Yahudiler, 2000 yıl sonra Filistin’de milli devletlerini kurup milli dillerini milli yazıları ile yazmaya başlamadılar mı? Bütün bunların yanında Türkçülük ülküsü ne kadar yumuşaktır?

Türkçülüğün, maceracı olduğu hakkındaki iddia da hiçbir tarihi olaya dayanmamaktadır. Türkçülük, şimdiye kadar iş başına gelmiş değildir ki, maceracı olduğu denenmiş olsun. Sınırdışı ırkdaşlarını düşünmek, onların bizimle birleşmesini veya hiç olmazsa bağımsız olmasını istemek ise hiçbir zaman maceracılık değildir. Dünyanın bütün milletleri, hatta pek yeni devlet kuranları bile ilki iş olarak sınırdışı ırkdaşlarımızı düşünmek ve hele insan hakları beyannamesinden sonra, onların da insan haklarından faydalanması için teşebbüslere girişmekle yükümlüyüz. Soydaşlarımızı, sistemli bir şekilde yok edenlere savaşa hazırlanmak maceracılık değildir. Milletimizin ve insanlığın en kutlu hakları uğrunda Kore savaşına katılmak nasıl maceracılık değilse; Türklüğün, insanlığın, medeniyetin, mukaddesatın düşmanı olan Moskoflarla hesaplaşmayı düşünmek de öylece maceracılık değildir. Kore’de nasıl Türkiye savunulduysa, kendi sınırlarımızda da Türkiye, Türklük ve bütün insanlık korunacaktır.

4-Solcular tarafından yapılan bir itiraz da, Türkçülüğün dışardan gelme bir fikir olduğudur. Güya bunu Almanlar icad ederek Türkiye’ye sokmuşlar” Türkçülüğün ırkçılık ilkesi de, Hitler Almanyasının ırkçılığından alınma imiş!

Yalnız Yahudilere karşı güdülen Alman ırkçılığı ile, her millete karşı bir korunma ilkesi olarak ileri sürülen Türk ırkçılığı arasında bir bağlantı bulunmadığı ve Türk ırkçılığının Alman ırkçılığından çok eski olduğu belgelerle meydandadır. Bir milli ülkünün, yabancı bir millet tarafından Türklere aşılandığı yolundaki bu itiraz, üzerinde durmaya değmeyecek kadar çürüktür.


*********************************************************

Gerçekte ise, bugün, Türkiye’de fikir akımları arasında yerli ve mili olan tek fikir Türkçülüktür. Faydalı veya zararlı olsun, ötekilerin hepsi dışardan gelmiştir: Komünizm, bize, Rusya’dan aktarılmış ve bir vatan ihaneti halini almıştır. Milletlerarası Yahudi aleti olan Masonluk, Balkanlar yolu ile Türkiye’ye girmiştir. Bugün itibarda olan demokrasinin vatanı İngiltere, sonra Fransa’dır. Epey taraftarı bulunan iktisadi liberalizm ve devletçilik de yabancı köklüdür. Bir zamanlar gazetelerde ve Meclis içinde taraftarları görülen Faşizm, İtalya ve Almanya’da doğmuştur. Hatta bugün Türklerce benimsenip milli bir hale gelmiş bulunan müslümanlık bile aslında Türk köklü değildir.

Türk köklü tek fikir, tek ülkü yalnız Türkçülüktür. Bu bakımdan da milli şuurumuzun gelişmesi nisbetinde büyüyecek, güçlenecek ve atılışlar yapacaktır.

19-06-2007 08:28
sabrımızı taşırmayın
Mesajlar: 2177

http://www.youtube.com/watch?v=dzcU6kgdoZc

19-06-2007 08:35
Sayfalar: 1, 2

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim