Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 57
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> yıllık ödev acil :)
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
Yazar yıllık ödev acil :)
EJDER-{Ve Ben Gidiyo
Mesajlar: 1317

BUYUR 10 SAYFA OLDUĞU İÇİN YAZAMADIM AÇIKCASI AMA İŞİNE YARAR DİYE DÜŞÜNÜYORUM BU ADRESLERE BAK


http://www19.rapidupload.com/d.php?file=dl&filepath=20698



http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/yen


İKİ ADRESEDE BAK BİRİ BİRİ İŞİNE YARAYACAKATIR İNŞALLAH

22-04-2007 21:30
Yabancı..

açelya demiş ki; çok saol ya çok makbule geçti


eğer başka bir sorunun olursa çekinmeden gelip sorabilirsin özelden yardımcı olmaya çalışırım herzaman

kolay gelsin iyi not alırsa bana da haber verirsen sevinirim

22-04-2007 21:31
Yabancı..

Görkem! [ Dªnª'Lªr] demiş ki;

eğer başka bir sorunun olursa çekinmeden gelip sorabilirsin özelden yardımcı olmaya çalışırım herzaman

kolay gelsin iyi not alırsa bana da haber verirsen sevinirim
oke notunu mutlaka haber veririm çok tekrar çok kibarsın

22-04-2007 21:34
Yabancı..

açelya demiş ki; oke notunu mutlaka haber veririm çok tekrar çok kibarsın


sevgi ve saygılarımla....

22-04-2007 21:35
EJDER-{Ve Ben Gidiyo
Mesajlar: 1317

DİVAN EDEBİYATI


DİVAN EDEBİYATI

Arap ve Fars edebiyatlarının tesirinde gelişen bu edebiyatın ilk ürünlerinin daha Ortaasya’da iken verildiğini (Kutadgu Bilig, Atabet’ül Hakayık) anlatmıştık. Onun devamı olarak Türkler Anadolu’ya göçtüklerinde, yeni yurtlarında yeni bir edebiyat oluşturdular. Elbette bu edebiyatın temelinde İslam kültürü vardır. Ancak tamamen dini konuları işleyen divan şiirleri, Tasavvuf Edebiyatı adı altında incelenir. Bunu Divan edebiyatından kesin hatlarla ayırmak mümkün değildir.
Şimdi Anadolu’da gelişen Divan edebiyatını yüzyıllarına göre inceleyelim.

13. Yüzyıl
Bu yüzyılda Türk edebiyatının, ünü sınırları aşan sanatçısı Mevlana yetişmiştir. Ortaasya’da , Horasan’da doğmuş ve küçük yaşta ailecek oradan ayrılıp Konya’ya yerleşmişlerdir. İslam ilminin temelini babasından almıştır.
İlmini, Şems-i Tebrizi adlı hocasından aldığı duygu ve tasavvufla birleştiren Mevlana asırlarca sürecek Mevlevi tarikatını bu anlayışla kurdu.
Mevlana, eserlerini, o dönemin edebiyat dili sayılan Farsça ile yazmıştır. Elbette bu, edebiyatımız açısından bir kayıptır. En önemli eseri, Mesnevi adlı 25618 beyitlik kitabıdır. Bu, tasavvufu öğretici bir kitaptır. Bunun dışında Divan-ı Kebir, Fîhi Mâfîh adlı eserleri de vardır. Divanında Türkçe, Farsça karışık olarak söylenmiş beyitler de vardır.
Mevlana, insanlara hoşgörüyle yaklaşması, tüm insanları sevmesi yönüyle evrensel bir sanatçıdır.
Bu dönemin bir diğer büyük şairi, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’dir. Hemen her sahada onun izinden gitmiştir. Farsça şiirleri de olmakla birlikte Türkçe şiirleri daha çoktur.
Bu dönemin diğer tasavvuf şairleri Ahmet Fakîh ve Yusuf ü Züleyha mesnevisinin yazarı Şeyyad Hamza’dır.
13. Yüzyıl aynı zamanda tasavvufi olmayan Divan şiirlerinin de verilmeye başlandığı bir dönemdir. Bu türde tanınan ilk şair Hoca Dehhani’dir.
Şiirlerini temiz bir Türkçeyle ve sanatlı bir üslupla yazmıştır. Şiirlerinde tasavvufa hiç yer vermemiş; devrinin sosyal hayatını, ahlak ve güzellik anlayışını aksettirmiştir.

14. Yüzyıl
Bu yüzyılda artık edebiyat dili olarak Farsçanın kabul edilmesi terk edilmiş, Türkçeye dönüş hareketi hızlanmıştır.
Türkçeyi bir sanat dili haline getirmek isteyen en önemli kişi Gülşehri’dir. Bu şair Mantık’ut Tayr adlı tasavvufi eserinde Türkçeye bir kuş dili inceliği, ahengi kazandıracağını söylemektedir. Eserde kuşlar arasında geçen tasavvufi konulara yer verilmiştir.
Devrin Türk dili için çalışan diğer şairi Aşık Paşa’dır. Onun şöhreti şairliğinden çok şeyhliğinden gelir. O, çağdaşı Gülşehri gibi sadece Türkçeyi kullanmakla kalmamış, onu geliştirmek şuurunu da taşımıştır.
Onun en tanınmış eseri Garipname adlı, tasavvufi didaktik mesnevisidir. Mevlana’nın Mesnevi’sinden esinlenmiş görünen şair, ayrıca Yunus tarzı şiirler de söylemiştir.
Devrin diğer ünlü sanatçısı Kadı Burhaneddin’dir. Doğu Anadolu’da hükümdar olmaya çalışan ihtiraslı bir devlet ve siyaset adamıdır. Ayrıca derin fıkıh bilgisi de vardır. Bir Divan’ı vardır, bu eserde özellikle tuyug nazım şekliyle yazılan şiirler önemlidir. Çünkü edebiyatımızda bunu en çok kullanan şair odur.
Bu asrın edebi sahada en ünlü siması Ahmedi’dir. İslami ilimlerin yanında tıp, astronomi ve geometri alanlarında bilgi sahibidir. Sanat açısından en kıymetli eseri Divan’ıdır. Söz sanatlarını çok ince bir zevkle işlediği şiirlerinde halk diline geniş yer vermiştir.
Diğer önemli eseri İskendername adlı 8200 beyitlik mesnevisidir. Bu eserde Büyük İskender’in hayatına, idealine, fetihlerine dair rivayetler anlatılır. Eser, konusunu İran edebiyatından almış ancak söyleyişiyle yeni bir eser ortaya konmuştur.
Ahmedi’nin diğer eserleri Cemşid ü Hurşit adlı aşk konulu mesnevi, Tervih’ül - Ervah adlı tıp kitabıdır.

15. Yüzyıl
Bu devir, devletin gücünün hızla arttığı, Anadolu Türk birliğinin sağlandığı, İstanbul’un fethiyle imparatorluk haline gelindiği bir dönemdir. Üstelik bu asırda başa geçen hükümdarların kendilerinin de şiirle ilgilenmeleri,şiir söylemeleri sanatçıların gelişmesini teşvik etmiştir. II. Murat’ın “Muradi” Fatih’in “Avni”, II. Bayezid’in “Adli” mahlasıyla yazdığı Türkçe şiirler, bu hükümdarların sanat yönlerini ortaya koymuştur.
Diğer yandan ömrünün büyük bir kısmını Avrupa ülkelerinde sürgün hayatıyla geçiren Cem Sultan da, vatan hasretiyle yazdığı şiirlerde güçlü bir sanatçı olduğunu göstermiştir.
Bu dönemin dikkate değer büyük şairi Şeyhi’dir. Onun çok kuvvetli bir eğitimi vardır. İran’da çok iyi bir tıp eğitimi görmüştür. Saraya gelişi ise Çelebi Sultan Mehmet’in hastalığını tedavi edişiyle gerçekleşir.
Şeyhi’de tasavvufun derin izleri vardır. Ayrıca klasik Divan kültürüne son derece vakıftır. Bu gücünü Divan’ında göstermiştir. Ancak onun adını en çok duyuran eser Harname adlı hiciv türündeki mesnevisidir. Şeyhi bu eserde teşhis ve intak sanatlarını kullanmıştır. Çok sade bir dille yazılan eserde yaratılış bakımından farklı olan kişilerin birbiriyle yarışmasının uygunsuzluğu anlatılmıştır. Şeyhi’nin diğer ünlü eseri Hüsrev ü Şirin adlı aşk konulu mesnevisidir.
Asrın diğer önemli şahsiyeti, çağında “Şairler Sultanı” sayılan Ahmet Paşa’dır.
Sanatçı zarif söyleyişleri olan nüktedan biridir. İstanbul’un fethi sırasında Fatih’in yanında bulunması, onun Fatih tarafından sevildiğini gösterir. Devrinde Birçok sanatçıya aylık bağlanmasında etkili olmuştur.
Türkçeye son derece vakıftı. Lisanı düzgün, temiz ve ölçülüydü. Söylediği dizeler 16. yüzyıl Divan şiirinin mükemmel olacağını müjdeliyordu. Ahmet Paşa nazirecilik denen, beğenilen şiirlere benzer şiir yazma sanatını son derece geliştirmiş, kendinden sonrakilere bunu bir sanat olarak bırakmıştır. Ayrıca şiir içinde, yaşadığı olayların tarihlerini “Ebced Hesabı” denen bir yöntemle ifade etmesi, onun tarih düşürme işini bir sanat haline getirdiğini de gösterir. Elimizde bulunan tek eseri Divan’ı dır.
Asrın üçüncü büyük sanatçısı Necati’dir. Kastamonu’da nakkaşlık yapan şairin şiirleri Fatih’e kadar gelince, o, Necati’yi saraya almış ve ona katiplik görevi vermiştir.
Halk içinde yetişen ve önemli bir medrese eğitimi olmayan şair, şiirlerinde sade halk Türkçesini kullanmıştır. Bu yönüyle hem Baki hem Fuzuli tarafından şiirlerine nazireler söylenmiştir. Elimizde şaire ait sadece Divan’ı vardır.
Bu asrın, ünü çağları aşan ve eseriyle ölümsüzleşen diğer şairi Süleyman Çelebi’dir. Peygamberimizin doğumunu anlattığı “Mevlid” adlı mesnevisi, şairinin adını unutturacak kadar halka mal olmuştur.
15. asırda, Anadolu Türk edebiyatına dahil olmayan ancak öneminden dolayı bilinmesi gereken bir sanatçı da Ali Şir Nevai’dir.
Çok iyi bir medrese tahsili gören sanatçı, devlet işlerinden el çektiği dönemde hükümdarların fikir danıştığı, sanatçıların ona kasideler sunduğu, alimlerin adına kitap ithaf ettikleri önemli bir şahsiyet olmuştur.
Ali Şir Nevai, klasik Divan şiirinin bütün ölçülerini kullanmış ayrıca tam bir olgunluğa eriştirdiği “Tuyug” nazım şeklini milli bir şekil olarak geliştirmiş, cinasları, redifleri bir zevk unsuru haline getirmiştir.
Şiirde olduğu kadar, tarih, eleştiri, biyografi, sahalarında da üstün başarı göstermiştir. Nevai’nin en önemli özelliklerinden birisi de Türk dilini yabancı dillere karşı korumak yolunda gösterdiği gayrettir. O tam anlamıyla şuurlu bir dilcidir. Bu dilcilik, öztürkçecilik olmaktan çok, halk Türkçeciliği olarak söylenebilir.
Muhakemet’ül Lugateyn adlı eserinde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırmış ve Türkçenin fiiller, cinaslar bakımından Farsçadan üstün olduğunu söylemiş ve örnekleriyle bunu ispatlamıştır. Bu eser Divan-ı Lügat’it Türk’ten sonra ikinci önemli dil kitabıdır.
Bunlar dışında onun dört Divan’ı vardır. Ayrıca beş mesneviden oluşan bir hamseyle, edebiyatımızda ilk hamseyi oluşturmuştur. Mecalis’ün Nefais adlı şairler tezkiresi, edebiyatımızda ilk tezkire sayılır.
Dostlarıyla ilgili yazdığı hatıra yazılarıyla, nazım şekillerini tanıttığı edebiyat bilgileri kitabıyla da birçok ilke imza atmıştır.

16. Yüzyıl
Bu dönemde, imparatorluğun tarihi gelişimine uygun olarak edebi sahada da en üstün seviyeye gelinmiştir. Edebiyatımızın en güçlü şairleri bu dönemde görülür. Bunlardan biri şüphesiz Fuzuli’dir.
Fuzuli, sanatının üstünlüğü, içtenliği ve bütün insanlığa seslenebilecek kadar engin olması dolayısıyla her dönemde sevilmiştir. Kuvvetli bir medrese tahsili görmemekle beraber kendini her alanda yetiştirmiş olan sanatçı, şiirlerinde Azeri Türkçesini kullanmıştır. İçinde yaşadığı romantik hal, onu ince ruhlu, ızdıraplı, hassas biri yapmıştır. Arapça, Farsça ve Türkçeyi çok iyi bildiğini bu üç dilde Divan’lar vererek de göstermiştir.
Bir aşk şairi olan Fuzuli’nin elbette en çok kullandığı nazım şekli de gazeldir. İlahi aşkla yoğrulmuş bu gazeller edebiyatımızın en lirik şiirlerindendir. Bu şiirlerde şiirin bir musıki olduğunu hissettirecek ses uyumu görülür.
Şiirlerinde halk Türkçesini kullanmıştır. Elbette yaşadığı bölgede üç kültürün kaynaşmış olması, onun şiirinde de kendini hissettirir. Türkçenin bir şiir dili olmasını arzulayan ve bunun için çalışan şair, Türkçenin çok az konuşulduğu Kerbela dolaylarında en güzel Türkçe şiirler söylemiştir.
Fuzuli’nin divanlarından başka nesirle yazdığı Hadikat’üs Süeda adlı Kerbela olayını anlatan eseri, Şikayetname adlı devrin yöneticilerini eleştiren mektubu ünlüdür.
Ayrıca Leyla vü Mecnun adlı mesnevisi edebiyatımızın ölümsüz bir eseridir.
Bu yüzyılın Anadolu’da yetiştirdiği en önemli sanatçı ise devrin “Şairler Sultanı” sayılan Baki’dir.
Baki, şiirinin iç ve dış ahenginde Osmanlı saltanatının ihtişamlı sesini duyurmuştur. Osmanlı şiir dili Baki ile zengin ve klasik bir dil haline gelmiştir. İyi bir tahsil gören Baki nükteli, canlı ve neşeli kişiliğini şiirlerine yansıtmıştır. Çok temiz ve ahenkli bir üslubu vardır. Şiirlerinde halk söyleyişlerine geniş yer vermiştir. Yabancı sözcüklerin yoğun olduğu dizelerde bile Türkçenin cümle yapısını korumuştur. Şiirde sözcük seçimine büyük değer vermiş, oluşturduğu ses ahengiyle, kendinden sonraki şairlere örnek olmuş, bundan sonra gelenler artık Fars şiirine değil, Baki’ye özenmişlerdir.
Şiirlerinde tasavvufa hiç yer vermemiştir. Aşk, zevk ve şarap alemleriyle ilgili neşeli şiirler söylemiştir. Üstün şiir yeteneğine karşın çok fazla eser bırakmayan şairin sadece Divan’ı vardır. Özellikle gazel türünde başarılıdır. Ayrıca Divan’daki “Kanuni Mersiyesi” önemlidir.
Dönemin diğer şairleri, gür ve pervasız söyleyişleriyle Hayali, mesnevi alanındaki üstünlüğüyle Taşlıcalı Yahya Bey sayılabilir. Yahya Bey hamse oluşturan önemli şairlerdendir. Hamseyi oluşturan beş mesnevi arasında bulunan “Yusuf u Züleyha” mesnevisi, aynı adı taşıyan benzerlerinden en üstün olanıdır.

17. Yüzyıl
Bu asır Osmanlı Devleti’nin en karışık dönemidir. Devletin geçirdiği siyasi yıkıma rağmen sanatta gelişme devam etmiştir. Şiirde artık İstanbul dışında da büyük şairler yetişmiştir.
Dönemin en büyük şairi hicivleriyle ünlenen Nef’i’dir. Erzurumlu olan şairin dili, estetik olduğu kadar kırıcıdır da. Övgü ve yergilerinde ölçü tanımayan şair, övdüğünü göklere çıkardığı kadar, yerdiğini yerin dibine batırır.
İstanbul’a geldiğinde içine düştüğü saray entrikaları, rüşvet, iki yüzlülük ortamında daha da sert bir mizacı olmuş, aşırı tepkiler göstermiştir.
Şiirinde göze çarpan ilk özellik ahenktir. Sözcüklerin musıkiliğini hayal gücünün zenginliğiyle birleştiren şair son derece güzel şiirler söylemiştir. Gazelleri ve kasideleri oldukça liriktir. Bunları Türkçe Divan’da toplamıştır. Ayrıca bir de hicivlerini topladığı Siham-ı Kaza adlı kitabı vardır.
Dönemin diğer büyük sanatçısı Nabi’dir. O, hem bir bilgin hem bir dindar hem de iyi bir şairdir. Nabi toplumcu bir şairdir. Kötülükleri, fakirliği, mevki düşkünlüklerini eleştirir. Sanatta güzeli aramaktan çok, doğruyu bulmak amacını güder. Şiirde açıklığa büyük önem verir.
En önemli eseri “Hayriyye” adlı didaktik bir mesnevidir. Eserde İslami bilgilerin yanı sıra, ahlaki öğütler de vardır.
Kibirli olmamak, yalandan uzak durmak, yöneticilere fazla yaklaşmamak, devlet memurluğuna özenmemek öğütlerden birkaçıdır.

18. Yüzyıl
Osmanlı Devleti’nin artık yıkılmaya yüz tuttuğu, siyasi açıdan zor günler geçirdiği bu asırda Divan şiiri de son parlak şahsiyetlerini yetiştirmiştir. Bunlar Nedim ve Şeyh Galip’tir.
Nedim Lale Devri’nin zevk safa alemlerini şiirine en güzel şekilde almıştır. Onun şiiri Divan edebiyatı geleneğini birçok noktadan aşmıştır. Divan şiirinin idealize ettiği güzel tipini bir kenara bırakmış, yaşayan güzellerin peşine düşmüştür. Nedim, sanatına günlük hayatı, kendi yaşayışını ve çevresini koymuş, halkın söyleyişini, dilini, deyimlerini sık sık kullanmıştır. Bu yönüyle “Mahallileşme Cereyanı” denen halka inmeyi başlatmış sayılır.
Sözü kullanmada hünerli olduğunu gazelleriyle ortaya koyan Nedim, eğlenceye düşkünlüğünü de şarkılarında göstermiştir. Şarkı tarzı Nedim’le zirveye çıkmıştır. Kasidelerinde son derece zengin bir hayal dünyası olduğunu göstermiştir. Müderris olmasına rağmen dini konulardan hiç söz etmeyen şairin şiirleri Divan’ındadır. Nedim’in mesnevisi yoktur.
Divan edebiyatının son büyük şairi Şeyh Galip’tir. Mevlevi tarikatına mensup olan şair 40 yıllık ömrüne büyük şeyler sığdırmıştır.
Şeyh Galip, Sebk-i Hindi denen gizli, kapalı şiire yönelmiştir. Bu nedenle bazı şiirlerini anlamak zordur. Şiirleri baştan sona mecazlar, hayallerle örülüdür. Soyutlama zevki, renk ve hayal cümbüşü şiirleri iyice sembolik hale getirir.
Şeyh Galip’in en önemli eseri ise ona hayatını adadığı Hüsn ü Aşk mesnevisidir. Tamamen sembolik olan bu eserini yazarken, Mevlana’nın mesnevisi’nden etkilenmiştir.
• • •

Divan şiiri 19. yüzyılda birkaç şairle sürdürülmüş olsa bile Batı edebiyatı etkisi artık onun etkisini büyük ölçüde azaltmıştır.

DİVAN EDEBİYATINDA NESİR

Nesir (düzyazı), edebiyatımızda Batı etkisine gelinceye kadar şiirin yanında hep gölgede kalmıştır.Verilen örnekler de bir düşünceyi iletmekten çok sanat yapmak amacıyla ortaya koyulmuştur.
Divan edebiyatı döneminde iki tür nesir örneği görülür. Birincisi bazı tercüme eserlerle, halk için yazılan kitaplarda, özellikle tarihlerde kullanılan sade nesirdir. Gerçi mecazlı, cinaslı ve secili nesir Türk edebiyatında öteden beri görülen ve sevilen bir nesirdi. En güzel örneklerini ise Dede Korkut Hikayelerinde görmekteyiz. Diğeri ise özellikle Sinan Paşa’yla başlayan süslü nesirdir.
15. yüzyılda Sinan Paşa’nın oluşturduğu nesirde İran edebiyatının etkisi görülür.
Sinan Paşa Fatih’in sadrazamlığını yapan ilim sahibi biridir. En önemli eseri Tazarruname adlı münacat (Allah’a yakarma) eseridir. Ağır, sanatlı bir söyleyişi vardır. Bundan daha sade ama yine secilerle yüklü diğer eseri ise didaktik, ahlaki bir eser olan Marifname’dir. Bazı evliyaların menkıbelerini anlattığı Tezkiret’ül Evliya adlı eseri de önemlidir.
Bu asırda Sinan Paşa’nın süslü nesrine karşı sade nesirle eserler yazan diğer bir sanatçı Mercimek Ahmet’tir. Eserlerinde konuşma diline yakın bir dil görülür. Yazarın en önemli eseri Farsça aslından çevirdiği Kaabusname adlı didaktik bir öğüt eseridir. Eserde sosyal hayatla ilgili öğütler vardır.
Bu asırda ayrıca tarih kitapları da yazılmıştır.
Nesir alanında önemli edebi eserlerin verildiği diğer bir dönem de 17. yüzyıldır. Bu dönemde genellikle sade nesir kullanılmıştır. Dönemin en önemli edebi eseri ise Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı eseridir. Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde birçok yer gezen Çelebi, gördüklerini biraz abartılı bir üslupla yazıya geçirmiş ve 10 ciltlik bir eser meydana getirmiştir.
Devrin diğer nesircisi Katip Çelebi’dir. Yazar bir edebiyatçı olmaktan çok, bilim adamıdır. Tarih, coğrafya, tıp, biyografi gibi birçok alanda eser vermiştir. Eserlerinde daha çok Arapçayı kullanan yazarın Fezleke adlı Türkçe tarih kitabı vardır.
Divan edebiyatının son dönemi olan 18. yüzyılda nesir alanında daha çok gezi yazıları görülür. Bunlar da özellikle Batı’ya giden aydınların gezdikleri yerlerle ilgilidir. Bunlardan en önemlisi 28 Çelebi Mehmet’in yazdığı Sefaretname-i Fransa adlı eseridir.
Edebiyatımızda modern anlamda nesir 19. yüzyılda Tanzimat Edebiyatı ile başlar.

Tarihi gelişimini bu şekilde gösterebileceğimiz Divan edebiyatının genel özelliklerini şöyle maddeleştirebiliriz:
1. Temelinde İslam dininin bulunduğu Türk, Arap ve İran edebiyatlarının karışımı, ortak kültürün bir ürünüdür.
2. Dil, cümle yapısı bakımından Türkçe olmasına rağmen sözcükleri bakımından Arapça, Farsça, Türkçe karışımıdır.
3. Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır.
4. Nazım birimi olarak beyit kullanılmıştır; ancak tuyug, şarkı ve rübailerde dörtlük kullanılır.
5. Daha çok tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.
6. Konuya değil konunun işleniş biçimine önem verildiğinden aynı konu değişik dönemlerde birçok şair tarafından işlenmiştir. Bu yüzden Leyla vü Mecnun, Yusuf u Züleyha adını taşıyan birkaç eser vardır.
7. Divan şiirinde Arap ve Fars edebiyatlarından alınan belli semboller vardır. Mazmun adı verilen bu semboller hiç değiştirilmeden kullanılır. Gül deyince sevgili, bülbül deyince aşığın anlaşılması gibi. Bunlar dışında Türklerin oluşturduğu semboller de vardır.
8. Şiirde bütün güzelliğine değil parça güzelliğine değer verilir. Hatta çoğu şair “Mısra-i berceste” adı verilen en güzel dizeyi oluşturmaya çabalar.
9. Divan şiirinde gerçek hayat ya da insan, olduğu gibi değil idealize edilerek anlatılır. Şiirin anlaşılması için sözcüklerin ötesindeki anlamlara dikkat edilmelidir.
10. Gazel, kaside, mesnevi, rübai gibi ortak nazım şekilleri kullanılır.
11. Daha çok aşk, ayrılık, hasret, ölüm, doğa sevgisi gibi kişisel konulara değer verilir.
12. Temelinde din olan Allah aşkını, Peygamber sevgisini anlatan Divan şiirleri Tasavvuf edebiyatı adıyla incelenir.

DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ

Türklerin, İslamiyetin kabulünden sonra Arap ve Fars edebiyatlarından alarak kullanmaya başladıkları nazım şekilleridir. Bunlara daha sonra sadece Türklerin kullandığı nazım şekilleri de eklenmiştir.
Divan edebiyatı nazım şekilleri, dize sayılarına göre üç grupta toplanır. Bunları şema halinde gösterelim.

Şimdi bunları ayrıntılarıyla görelim.

GAZEL

Aşk, ayrılık, hasret, özlem gibi lirik konularda yazılan şiirlerdir. Bazı dini gazellerde Allah aşkı, peygamber sevgisi de işlenebilir. Türk edebiyatına İran edebiyatından girmiştir.
Gazel 5 - 15 beyit arasında yazılabilir. Gazelin ilk beyitine matla denir. Bu beyitte dizeler kendi arasında kafiyelidir. Bundan sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest, ikinci dizeleri matla (ilk) beyitiyle kafiyelidir. Yani aa, ba, ca ...
Gazelin son beyitine makta denir. Gazelde şairin mahlası genellikle son beyitte bulunur. Bazen son beyitten bir önceki beyitte de geçebilir.
Genellikle gazelin beyitleri arasında anlam bütünlüğü bulunmaz. Ancak bazı gazeller bir konu bütünlüğü içinde yazılır. Bunlara yek-ahenk gazel denir. Eğer şair anlam bütünlüğünün yanında bir de aynı güçte beyitler yazabilmişse bunlara da yek - avaz gazel denir.
Kimi zaman ise gazeli oluşturan beyitlerin dize ortalarında iç kafiye oluşturulduğu görülür. Bunlara musammat gazel denir.
Gazeller aruzun her kalıbıyla yazılabilir. Bu sahada Fuzuli, Baki, Nedim, Ahmet Paşa başarılı eserler vermişlerdir.

KASİDE

Genellikle din ve devlet büyüklerini övmek için söylenen şiirlerdir. Ancak başka konularda yazılan kasideler de vardır. Kafiye dizilişi yönünden gazelle aynıdır. Yani aa, ba, ca...
Kaside en az 20 en fazla 99 beyit olur. Kasidenin ilk beyitine matla son beyitine makta denir. Şairin mahlasının geçtiği beyite taç beyit, kasidenin en güzel beyitine beytül kasid denir.
Kaside belli bölümler halinde yazılır. Bunları altı grupta toplayabiliriz.
1. bölüm, nesib ya da teşbib bölümüdür. Bu bölümde bahar mevsimi, kış manzaraları betimlenir ya da bayram günleri anlatılır.
Bunlardan başka köşklerin, kervansarayların, camilerin betimlendiği nesib bölümleri de görülür.
2. bölüm, girizgah bölümüdür. Nesib bölümünden asıl konuya geçiş ifade eden bir veya birkaç beyittir. Girizgah bölümü gelişigüzel söylenmez. Nükteli, ince sözlerle konuya geçilir.
3. bölüm, medhiye bölümüdür. Bu bölümde asıl anlatılmak, övülmek istenen kişi için ne denecekse açıklanır. Bu, kasidenin asıl bölümüdür.
4. bölüm, fahriye bölümüdür. Bu bölümde şair kendinin yeteneğini, anlatımını göklere çıkarır. Çoğu zaman kendini diğer şairlerle karşılaştırır ve üstünlüğünü ortaya koyar.
5. bölüm tegazzül bölümüdür. Bu bölümde kasideyle aynı ölçüde ve uyakta gazel yazılır. Şair uygun bir sözle gazel söyleyeceğini ifade eder.
6. bölüm dua bölümüdür. Kasidenin son bölümüdür. Bu bölümde şair övdüğü kişinin başarılarının devamlı olması, ömrünün uzun olması için dualar eder, iyi dileklerde bulunur.Kasideler konularına göre de değişik adlar alır.
Tevhid : Allah’ın birliğini anlatan kasidelerdir.
Münacaat : Allah’a yalvarmak, dua etmek amacıyla yazılan kasidelerdir.
Naat : Peygamberimizi övmek için yazılan kasidelerdir.
Medhiye : Devrin ileri gelenlerini övmek için yazılan kasidelerdir.
Hicviye : Devrin yöneticilerini eleştirmek için yazılan kasidelerdir.
– Mersiye – Cülûsiyye

MESNEVİ

Edebiyata İranlıların kazandırdığı bir nazım şeklidir. Mesnevilerde her beyit kendi arasında kafiyelidir: aa, bb, cc... Bu nedenle en uzun şiirler mesnevi türüyle yazılmıştır.
Mesnevilerde konu birliği vardır. Olay kaynaklı eserler yani Leyla vü Mecnun, Hüsn ü Aşk gibi hikayeler mesnevi ile yazılmıştır. Firdevsi’nin 60.000 beyit tutarındaki Şehname adlı destanı da mesnevi türündedir.
Bir şair beş mesnevisini bir araya getirerek hamse oluşturur. Hamse sahibi olmak şair için bir övünç kaynağıdır.
Mesneviler ayrı bir kitap halinde yayınlanır, şairin diğer şiirleri ise Divan’da toplanır.
Edebiyatımızda Ali Şir Nevai, Şeyhi, Fuzulî, Nabî, Şeyh Galip mesnevileriyle tanınır. Baki, Nef’i, Nedim gibi şairler ise mesneviyi hiç kullanmamışlardır.

KIT’A

Genellikle iki beyit olarak yazılan bazen daha fazla olabilen gazele benzer nazım şeklidir. Gazelin matla beyiti kıt’ada bulunmaz. Yani beyitler xa, xa ... olarak kafiyelenir.
Kıt’ada şairin mahlası çoğu zaman yoktur. Daha çok felsefi ve toplumsal düşünceler anlatılır. Beyitler arasında anlam bağlantısı görülür.

MÜSTEZAT

Bir uzun bir kısa dizelerden oluşan nazım şeklidir. Kısa dizeler kaldırıldığında ortaya gazel çıkar. Kısa dizelere “ziyade” denir. Müstezat, aruzun tek kalıbıyla yazılır. Ziyadeler de bu kalıba uyar.

RÜBAİ

Tek dörtlükten oluşan nazım şeklidir. Kendine özgü ayrı bir ölçüsü vardır. aaxa şeklinde kafiyelenir. Çoğu zaman şair dünya görüşünü, felsefesini, tasavvufi düşüncesini rübaiyle ortaya koyar.

TUYUG

Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir türdür. Şekil olarak rübaiye benzer. Tek dörtlüktür, aaxa kafiye düzeni vardır.
Halk edebiyatındaki mani ve İran edebiyatındaki rübainin etkisiyle oluşmuş denebilir. Aruzun sadece fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılır. Ayrıca 11'li hece ölçüsüne de çoğu zaman uyduğundan şairlerimizce hoş bulunmuş olabilir. Rübaiden sadece ölçüsü yönüyle ayrılır. Bazı tuyuglarda dört dize de kafiyeli olabilir.

MURABBA

Dörder dizelik bölümlerle kurulan nazım biçimidir. En az üç, en fazla 7 dörtlük olur. Kafiye örgüsü aaaa, bbba, ccca şeklindedir. Bazen dörtlüklerin son dizeleri nakarat şeklinde olabilir. Konu olarak gazele benzer.

ŞARKI

Türklerin Divan edebiyatına kazandırdığı bir nazım şeklidir. Bestelenmek amacıyla yazılır. Bu nedenle musikiye yatkındır. Kafiye örgüsü murabbaya benzerse de ilk dörtlüğün aaab şeklinde olduğu şarkılar da vardır.
Edebiyatımızda şarkı denince akla Nedim gelir. Gayet sade bir dille yazdığı şarkılar kendinden sonrakilere örnek olmuştur. Özellikle Yahya Kemal, Nedim tipi şarkılar yazmıştır. Bu şarkılarda nakarat kullanılmıştır.

MUHAMMES

Beş dizelik bölümler halinde söylenen nazım şeklidir. Bir muhammesin ilk beşliğindeki son dizenin, aynı beşlikteki diğer dört dize ile kafiyeli olması şart değildir. Beşlik sayısı bir kayda bağlı değildir.

MÜSEDDES

Altı dizelik bölümler halinde oluşturulan nazım şeklidir. Müseddeslerde, her bölümün yalnız son dizesi değil, sondan iki dizesi birden, ilk bölümün son iki dizesine uygun söylenir, ya da bu iki dize her bölüm sonunda tekrarlanır.

TAŞTİR

Bir beyitin birinci ve ikinci dizeleri arasına iki veya daha fazla yeni dize ilave edilerek oluşturulan nazım şeklidir. Yeni eklenen dizelerin kafiyesi beyitin kafiyesiyle aynı olmalıdır.

TERKİB-İ BEND

10 ila 20 dizelik bentlerden oluşan nazım şeklidir. Bent sayısı 5 ile 10 arasında değişir. Bentleri oluşturan dizeler genelde gazeldeki gibi kafiyelenir. Bendin son beyitine vasıta beyti denir. Bu beyit her bendin sonunda değişir ve mutlaka bentten ayrı olarak kendi arasında kafiyelenir.
Terkib-i bendin uyak düzeni aaxaxaxaxabb şeklindedir. Bentler beyitlere ayrılarak sıralanır.
Bu nazım şeklinde talihten, hayattan şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılır.
Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu nazım şeklindeki şiirleriyle tanınır.

TERCİ-İ BEND

Biçim ve uyak yönünden terkib-i bende benzer. Ancak her bendin sonundaki vasıta beyitleri aynıdır yani nakarat şeklindedir.
• • •

Divan edebiyatı, önceden de söylediğimiz gibi 19. yüzyılın başlarında artık yavaş yavaş yerini Batı’dan gelen yeni edebiyata bırakmaya başlamıştı. Hem çok güçlü Divan şairlerinin bulunmaması, hem de tekrar ede ede kalıplaşan bir söyleyişin artık bıkkınlık vermesi yeni edebiyatın yerleşmesini hızlandırmıştır.
Elbette bu, aniden olmamış, şekil ve dil olarak 20. yüzyılın başına kadar etkisini sürdürmüştür.

22-04-2007 21:45
EJDER-{Ve Ben Gidiyo
Mesajlar: 1317

al buda ikincisi

22-04-2007 21:46
EJDER-{Ve Ben Gidiyo
Mesajlar: 1317

1
DİVAN ŞİİRİNDE GAZEL REDİFLİ GAZELLER
GAZELS WITH GAZEL REDIF IN CLASSICAL TURKISH LITERATURE
Emine YENİTERZİ*
Özet
Divan şiirinde redif âhengi sağlama ve anlatımı güçlendirme özellikleri ile önem taşır. Aynı redifin
kullanıldığı çok sayıda gazel mevcuttur. Bu makalede araştırmalarımız sonunda divan ve şiir
mecmualarında tespit ettiğimiz “gazel” redifli on bir gazelin metni ve muhtevaları
hakkında bilgi verilmektedir.
Anahtar Kelimeler
Divan şiiri, gazel, redif
Abstract
In Classical Turkish literature, redif has a great importance due to its features of providing harmony
and strenghthening expression. There are many gazels which have the same redif. In this paper, the
text and information is given about the contents of eleven gazels that contain “gazel” redif,
which are determined from divans and collections of poems.
Key Words
Classical Turkish literature, gazel, redif
Divan şiirinin en sevilen ve en yaygın nazım şekli gazeldir. Divanlarda ve şiir mecmualarında
yer alan binlerce gazel; şairlerin ustalıklarını, vezne, kafiyeye, edebî sanatlara ve dile hâkimiyetlerini,
yeni hayaller ortaya koymaktaki hünerlerini göstermek için birer mihenk taşı olmuştur. Vezin ve
kafiye/redif gazellerde şekil mükemmelliğinin bel kemiği gibidir. Şairler, divan tertiplerken her
harften kafiyeli şiir yazmaya dikkat etmişler; bu arada anlatıma güç katmak, ahenk ve konu birliği
sağlamak için redif kullanmaya özen göstermişlerdir. Redifli gazellerin nazire yazılmaya daha yatkın
olması da redifin önemini artıran bir özellik olmuştur.
Bu hususlardan hareketle gazellerde “gazel” redifinin kullanılışını incelemek, şairlerin
ağzından gazel nazım şekline dair sıfatları ve benzetmeleri tespit edebilmek için bir araştırma yaptık.
Öncelikle divanlarda “lâm” kafiyeli gazellerde kullanılan redifler dikkatimizi çekti. Arap alfabesinin
bazı harflerinde şairlerin kafiye ve redif bulmakta sıkıntıya düştükleri bilinirken, “lâm” harfinin
Türkçe, Arapça ve Farsça’da mevcudiyetinin şairlere kolaylık sağladığını gördük. Divanlarda “harfü’llâm”
başlığı altında; “al, bil, bul, bülbül, cemâl, çekil, degül, dest-mâl, dil, el, evvel, gel, gönül, gül,
güzel, hacil, hayâl, İsmâ’îl, kâkül, karanfül, kemâl, kıl, la’l, mâ’il, müşkil, ol, rüsül, sal, sünbül,
tegâfül, tevekkül, vaz gel, visâl, yol” gibi çok sayıda redif kullanılmıştır.
* Prof. Dr., Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.
2
Diğer taraftan taradığımız onlarca divan ve şiir mecmuasından “gazel” ve “gazelleri” redifini
taşıyan Dervîş, Hâletî, İlâhî, Nev’î, Birrî, Âlî, Atâyî, Nâbî, Sabîh, Şühûdî ve Bâlî’ye ait on bir gazel
tespit ettik. Bu gazellerden Dervîş, Hâletî, İlâhî, Nev’î ve Birrî’nin gazelleri bir mecmuadan (İzzet
Koyunoğlu Müzesi Kütüphanesi, Nu:14717), Atâyî ve Şühûdî’nin gazelleri bir diğer şiir
mecmuasından (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan, Nu:1985); Nâbî, Âlî, Sabîh ve Bâlî’nin
gazelleri ise divanlarından alınmıştır. İlk şiir mecmuası az sayıda on beş ve çoğunluk olarak da on
altıncı yüzyıl şairlerinin gazellerine yer vermektedir. İkinci şiir mecmuasında da on altı ve on yedinci
yüzyıl şairlerinden örnekler mevcuttur.
Gazel redifli gazellerin şairlerinden; Bâlî (ölm. 1594), Nev’î (ölm. 1599), Âlî (1541-1600),
Nev’î-zâde Atâyî (ölm.1635’ten sonra), Nâbî (ölm. 1712) ve Sabîh (ölm. 1783) hakkında bilgi sahibi
olduğumuz şairlerdir. Şiir Mecmualarından hareketle Dervîş, Hâletî, İlâhî, Birrî ve Şühûdî’nin on
altıncı yüzyıl şairleri olduğu düşünülmektedir. On altıncı yüzyıl şuara tezkirelerinin taranması ile bu
görüşümüz teyid edilmiş; yalnızca Birrî’ye bu tezkirelerde yer verilmediği görülmüştür.
Dervîş (7 beyit), Hâletî(5 beyit), İlâhî(7 beyit), Nev’î(6 beyit) ve Birrî’nin(5 beyit) gazelleri
“Mefâ’ilün Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün” kalıbıyla kaleme alınmış, birbirine nazire olan şiirlerdir.
Hangisinin ilk yazılan olduğunu tespit edemediğimiz gazeller “ana/âna/âne” kafiyesini ve “gazel”
redifini taşımaktadır. Gazellerde kafiyeyi oluşturan ortak kelimeler ve sayıları; zebâna/zebâne (5),
âşıkâne (4), âsumâna (3), civâna (3), bahâne (2), dil-sitâna (2), yana yana (2), zamâne (2) şeklindedir.
Âlî(5 beyit) ve Atâyî’nin(5 beyit) gazelleri; “Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün” kalıbıyla
düzenlenmiş ve muhtemelen Atâyî’nin gazeli Âlî’ye naziredir. “ada/âda/âde” kafiyeli gazellerde
“sâde” kelimesi ortaktır ve üç kez kullanılmıştır.
Nâbî’nin gazeli; “Fe’ilâtün Feilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün” kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye “în”, redif
de “olsa gazel”dir.
Sabîh’in gazeli de; “Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün” kalıbıyla kaleme alınmıştır. Kafiyesi
“âna/âne”, redifi “gazel”dir. Sabîh’in gazelinin dikkati çeken bir özelliği “gazel-i dü matla” olması,
yani iki matla beytine sahip olmasıdır. Sabîh Dîvânı’nda bu tarzda başka gazeller de vardır.
Şühûdî (5 beyit) ve Bâlî’nin (5 beyit)gazelleri; “Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün” kalıbıyla
yazılmıştır. Şühûdî’nin gazelinde kafiye “ânî”; Bâlî’nin gazelinde ise “âlî”dir. Her iki gazelin de redifi
“gazelleri” şeklindedir. Her iki gazelde de muâsır şairlere ve gazellerine dair değerlendirmeler yer alır.
Şühûdî’nin gazelinde on dört şairden; Rûhî, Revânî, Mânî, Âhî, Figânî, Huldî, Riyâzî, ‘Adlî, Cinânî,
Pinhânî, Hayâlî, Ânî, Fânî ve Hazânî; Bâlî’nin gazelinde ise beş şairden; Nihâlî, Cemâlî, Hayâlî,
Visâlî, Me’âlî’den söz edilmektedir. Her ikisinde de adı geçen tek şair Hayâlî’dir. Her iki şair de
gazellerinde, sevgilinin güzellik unsurları ile şairlerin mahlasları arasında paralellik olmasına dikkat
etmişlerdir.
Gazellerin muhtevası gözden geçirilince gazel nazım şekli için birçok sıfat ve benzetmenin
kullanıldığı görülür. Divan şiirinin genelinde, içinde gazel kelimesi geçen beyitler taranınca şairlerin
gazel için; “muhabbet-nâme, şevk-nâme ve penç beyt” terkiplerini; gazel nazım şeklinin kaleme
3
alınması veya oluşturulması karşılığında; “gazel düzmek, gazel okımak, gazel söylemek, gazel sünûh
itmek, gazel taksîm itmek, gazel tarh itmek, gazel terennüm kılmak, sebt-i gazel kılmak, gazel
bağlamak” fiilleri kullanılmıştır. Gazel okuyan anlamında; “gazel-hân ve gazel-serâ” terkipleri; gazel
için; “âbdâr, âteş-feşân, cân-fezâ, dil-keş, garrâ, hikmet-nümâ, latîf, müsellem, nâzenîn, nâzük, nev,
nev-zemîn, pâkîze, ra’nâ, rengîn, sabûhî, safâ-bahş, şîrîn, şûh, tarab-engîz, tâze, yek kalem” sıfatları ve
“bahr, bahr-i melâhat, vâdî-i gazel” benzetmeleri tespit edilmiştir.
Tespit ettiğimiz on bir gazelde ise şairlerin gazel için kullandığı sıfatlar; “âşıkâne, bülend
mertebe, dil-nişîn, hoş-âyende-zemîn, karâr-dâde, küşâde, latîf, ma’mûr, metîn, muvahhidâne,
nâzenîn-şekl, pâk, revâne, sâde, sadr-nişîn, sâf, safâ-bahş, sîne-nişîn, şâirâne, tüvendâne, yegâne”dir.
Ayrıca şairlerimiz gazel için; “âb, akar su, âyîne, bâde, beyt-i emîn, cânân, dili tatlu bir cüvân, dürûg-ı
maslahat-âmîz, eğlence, figân u nâle-i bülbül, hamâyil, meh-ruhân-ı mütenâsib-beden, mu’în, nakş-ı
cebîn, nakş-ı nigîn, nedîm-i şûh-ı suhan-senc-i nüktedân, nemek-i sohbet-i cân, pençe, pençe-i mercân,
perî-hâne, pervâne, tab’-ı şâ’ir, tâze şükûfe, vird, yâver, zebâne” benzetmelerini kullanmışlardır.
Aşağıda “gazel” ve “gazelleri” redifli on bir gazelin metni verilmektedir. Şiir mecmuaları ile
ilgili çalışmaların ve divan neşirlerinin artmasıyla bu gazellere benzerlerinin eklenmesi mümkün
olacaktır. Bu çalışmanın amacı kaside ve gazelde konu birliğini sağlamada önemli rolü olan redif
konusuna ve aynı redifi taşıyan manzumeler yoluyla şairlerin nazire geleneğine dikkat çekmektir.
1
Mefâ’ilün Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün
1 N’ola sunarsam eğer yâr-i dil-sitâna gazel
Olur beyân-ı gam-ı ışkumı bahâne gazel
2 Uçurmadan anı pervâne-veş garaz bu kim
O şem‘a hâlümi arz ide yana yana gazel
3 Zebânı şu’le-zenân olsa ger gazel-hânuñ
Aceb mi âteş-i dilden virür zebâne gazel
4 Yanardı küllî vücûdum olurdı kül ey gül
Su sepmeyeydi eğer sûziş-i nihâna gazel
5 Göñül virüp aña meyl itse tañ mı âşıklar
Müşâbih oldı dili tatlu bir civâna gazel
6 Musâhib olsa kemâl ehline n’ola beñzer
Nedîm-i şûh-ı suhan-senc-i nüktedâna gazel
4
7 Diyince bu gazeli sûz-ı ışk ile Dervîş
Mahabbet ehli görüp didi âşıkâne gazel 1
2
Mefâ’ilün Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün
1 O şem’-i hüsni görüp alsa dil zebâna gazel
Zebâne-veş urur âteş o dem zebâna gazel
2 Kalem ki bâğ-ı belâgatda nâvdân oldı
Akar sudur ki gelüpdür o nâvdâna gazel
3 Olurdı başda hamâyil gibi benüm nazmum
Getürmiyor n’idelüm şimdilik zamâne gazel
4 O yâr hışm idüp odlara urdı eş’ârum
Aceb mi hâlümi arz itse yana yana gazel
5 Revâdur ursa bu beş beyt hamseye pençe 2
Ne mesnevî yitişür aña Hâletî ne gazel 3
3
Mefâ’ilün Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün
1 Cemâl-i yâra didüm ışk u âşıkâne gazel
Hem ehl-i bezme didüm ışk u âşıkâne gazel
2 Cemî’-i şey’ aña fernûd u mazhar olmışdur 4
Didüm cemâline yârüñ muvahhidâne gazel
3 Kadem kadem turınur nerdübân-ı ebyâtı
Bülend mertebedür irdi âsumâna gazel
1 Mecmûa-i Eş’âr, İzzet Koyunoğlu Müzesi Kütüphanesi, Nu: 14717, yk. 66a.
2 ursa: Mecmûada olsa şeklindedir, anlam gereği düzeltilmiştir.
3 age., yk. 66a-66b.
4 aña fernûd u: Mecmuada “ene fernûn” veya “ene meznûn” tarzındadır. Anlam verebilmek için bu şekilde
okunmuştur.
5
4 Dehânı var durur ammâ ki yok gibi görinür
Hayâldür diyebilmek o mû-miyâna gazel
5 Garaz o gonca-i gülzâr-ı hüsni açmakdur
Figân u nâle-i bülbül gibi bahâne gazel
6 Latîf ü pâk ü safâ-bahş u sâf âyine-vâr
O servüñ ayağına âb-veş revâne gazel
7 İlâhî kanda bilürdi hakîkat-i hâli
Revâne olmasa ger kalbden lisâna gazel 5
4
Mefâ’ilün Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün
1 Çıkarsa kadr ile evc-i âsumâna gazel
Münâsib olmaya ol serv-i dil-sitâna gazel
2 Hayâli nakşına müjgânumı idüp sûzen
Gözüm ilişse disem ben de ol civâna gazel
3 Çıkardı ipliği bâzâra şette-i nazmuñ
Düşeydi dür dişi vasfında bir yegâne gazel
4 Mezâkı olsa eğer çâşnî-i şi‘rümden
Cihânda almaz idi kimseler zebâna gazel
5 Görince göñlüm alur Nev‘iyâ güzel görsem
Göreydiñüz nic’olur siz de âşıkâne gazel
6 Gazel-serâlığa hîç böyle bir zemîn olmaz
Semend-i tab‘ı koşup söylesün zamâne gazel 6
5
5 age., yk. 66b.
6 age., yk. 66b-67a.
6
Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün
1 Dehânı yâdına vird olalı zebâna gazel
Derûn-ı sînede eğlence oldı câna gazel
2 Lisân-ı hâl ile her râz-ı âşık-ı zârı
Terahhum eyleyüp i‘lâm ider civâna gazel
3 Yazardum âh ile eflâke kasruñ ebyâtın
Müyesser olsa yazılmak ger âsumâna gazel
4 Helâk olursa hasedden ‘aceb mi hasm-ı denî
Bilür ki dâd-ı Hudâdur bu nâ-tüvâna gazel
5 Yazılur okınur eş‘âr eğerçi bî-haddür
Ziyâde az olur ey Birrî şâ‘irâne gazel 7
6
Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün
1 Gördüm ol seng-dil ezberledi bir sâde gazel
Kazdı üstâd-ı cefâ levha-i pûlâda gazel
2 Zülf-i pîçîdesi çok kadha ser-âvâz ammâ
Az olur n’eyleyelüm kâfiye-i hâda gazel
3 Hâba varsam o gazâlâne güzel fikri[y]le
Uyanınca okuram âlem-i rü’yâda gazel
4 Göricek la‘lüñi vasf eyledüğüm ayb itme
O kadar mest olana ancak olur bâde gazel
5 Âliyâ dikkat-i rengîni beğenmezler ise
Vardı ebnâ-yı zamâna yine bir sâde gazel 8
7 age., yk. 67a.
8 Kudret Altun, Gelibolulu Mustafa Âlî ve Divânı (Vâridâtü’l-Enîkâ), Niğde 1999:366.
7
7
Mefâ’ilün Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün
1 Visâl içün sunar ol yâre her fütâde gazel
Dürûg-ı maslahat-âmîz olur arada gazel
2 O gül-ruha yürü ahvâli açıcak söyle
Düşerse fursat eğer okı bir küşâde gazel
3 İzârı vasfını yazdukda hattını yâd it
O yâr-i ehl-i dile arza kılma sâde gazel
4 Saçuñ hevâsı ile düşdi özge sevdâya
Bu deñlü bağladılar yine ol hevâda gazel
5 Virür karâr dil-i bî-sükûna gâyetde
Atâyî şi’ri gibi bir karâr-dâde gazel 9
8
Fe’ilâtün Feilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün
1 Zâhir ü bâtını ma’mûr u metîn olsa gazel
Sûrete yâver ü ma’nâya mu’în olsa gazel
2 İtse te’sîr dil-i sâmi’a hâh u nâ-hâh
Dil-nişîn sîne-nişîn sadr-nişîn olsa gazel
3 Yalıñuz safha-i mecmû’alara olmasa kayd
Levha-i mihr ü mehe nakş-ı cebîn olsa gazel
4 Gûş iden seng-dil olursa bile itse eser
Mâ’il-i merteb[e]-i nakş-ı nigîn olsa gazel
5 Tohmdan hâsıl olan tâze şükûfe mânend
Nâzenîn-şekl ü hoş-âyende-zemîn olsa gazel
8
6 Girmese mahzen-i elfâzına düzdîde metâ´
Bender-i nâtıkada beyt-i emîn olsa gazel
7 Meh-ruhân-ı mütenâsib beden-âsâ Nâbî
Olsa hem-vâre ne gass ü ne semîn olsa gazel 10
9
Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
1 Ne gerek nükteverâne ne edîbâne gazel
Merd-i nâ-fehme gerek sâde tüvendâne gazel
2 Ne dem ol şâ‘ir-i nâz okusa mestâne gazel
Başka bir neşve virür tab‘-ı suhan-dâna gazel
3 Kaddine mısra‘ın ebrûlarına matla‘ını
Nice tanzîr iderek beñzer o cânâna gazel
4 Sîne-çâk öyle bir abdâl ki söyler kalemüm
Bir ayag üzre nice zümre-i ‘irfâna gazel
5 Penç beytin nüket-i la‘lüñ idünce rengîn
Bahr-i nazm içre döner pençe-i mercâna gazel
6 O perînüñ ki hayâliyle ola mâl-â-mâl
Tab‘-ı şâ‘ir-veş olur ‘ayn-ı perî-hâne gazel
7 Bü’l-aceb pîr-i mugân bir pula almaz gün olur
Nemek-i sohbet-i cân meclis-i rindâna gazel
8 Ola vasf-ı nigeh-i çeşm-i gazâlâne-i yâr
Hayret-efzâ görinür dîde-i im‘âna gazel
9 Sala manzûme-i vasla zer ü sîmüñ gayrı
Ne kasîde gerek ol yâra Sabîhâ ne gazel 11
9 Mecmûa-i Eş’âr, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan, Nu:1985, yk. 50a.
10 Ali Fuat Bilkan, Nâbî Dîvânı, C.II, İstanbul 1997:828-829.
9
10
Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün
1 Vasf-ı ruhuñda Rûhî Revânî gazelleri
Tasvîr-i hüsnüñ itmede Mânî gazelleri
2 Medh itmek ile kâkül ü kadd-i bülendüñi
Ayyûka çıkdı Âhî Figânî gazelleri
3 Ey hûr-çihre cennet-i kûyuñ beyân ider
Huldî Riyâzî ‘Adlî Cinânî gazelleri
4 Ta‘rîf ider dehân u miyân u cemâlüñi
Pinhânî vü Hayâlî vü Ânî gazelleri
5 Hakkâ budur Şühûdî fenâdan ḫaber virür
Bâğ-ı cihânda Fânî Hazânî gazelleri 12
11
Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün
1 Medh itdi kadd-i yâri Nihâlî gazelleri
Hüsn-i kelâm-ı yâr Cemâlî gazelleri
2 Añlatmadı hayâli okumakla her hayâl
İrmez hayâl-i yâre Hayâlî gazelleri
3 Şi‘r-i zülâlî ile lebin sormağa anuñ
Bir kez ele gireydi Visâlî gazelleri
4 Ölmek dirilmek âşıka cânâ latîfedür
İrmez me’âl-i aşka Me’âlî gazelleri
11 Vicdan Özdingiş, Sabîh, Hayatı, Eserleri ve Dîvânı’nın Tenkidli Metni, SÜ SBE Yayınlanmamış DT,
Konya 1998:II/690.
10
5 Vasf itdi la‘l-i dil-beri şîrîn kelâmla
Bal çaldı halkuñ ağzına Bâlî gazelleri 13
12 Mecmûa-i Eş’âr, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan, Nu:1985, yk. 93b.
13 Muhammed Yaşar, Bâlî, Hayatı, Edebî Kişiliği, Dîvânının Tenkitli Metni, SÜ SBE Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Konya 2005:262.

22-04-2007 21:46
Yabancı..

döktürmüş adam ellerine kollarına sağlık...

22-04-2007 21:47
EJDER-{Ve Ben Gidiyo
Mesajlar: 1317

Görkem! [ Dªnª'Lªr] demiş ki; döktürmüş adam ellerine kollarına sağlık...


AMAÇ BİRŞEYLERİ PAYLAŞMAK VE BİRİLERİNE YADIM ETMEK OLDUKTAN SONRA DÖKTÜRÜRÜZ ELBETTE

22-04-2007 21:52
Yabancı..

EJDER- demiş ki;

AMAÇ BİRŞEYLERİ PAYLAŞMAK VE BİRİLERİNE YADIM ETMEK OLDUKTAN SONRA DÖKTÜRÜRÜZ ELBETTE


elimizden ne gelirse yaparız

22-04-2007 21:53
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim