Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 153
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> HALKIN TOKAT GİBİ CEVABI
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3 ... 9, 10, 11 ... 14, 15, 16  Sonraki
Yazar HALKIN TOKAT GİBİ CEVABI
Yabancı..

fearless and free demiş ki;


PEKİ BANA ŞERİATIN UYGULANIŞ TARZINI ANLATIRMISIN...ŞERİAT BU ÜLKE ÜZERİNDE OLSA İNAN BANA SEN DAHİ BİR DAKİKA DURMAZ ÇEKER GİDERSİN..ŞERİAT DÜZENİ SENCE NE KADAR ADİL OLUCAK..DİN İŞLERİNE BAĞLI BİR YÖNETİM DÜZENİ,BU DÜNYA ÜZERİNDE NE KADAR AYAKTA TUTUCAK SENİN ÜLKENİ..BU GÜN SUDİ ARABİSTAN BİLE AMERİKA YALAKASI OLMADIMI..BU ÜLKE ŞERİATLA YÖNETİLMİYORMU...SENİN ŞERİAT ANLAYIŞINDA İNSANLARIN ŞALVARLA GEZMESİ,SARIK CÜPPE İLE DOLAŞMASI VARSA,SEN BU DÜZENDE NE KADAR YAŞARSIN...
şeriat deince neden ulke yonetim tarzi olarak algiliosun islami ahlak vekurallarin butunune seriat denir yani devlet diil birey şeriati benimser içinde yasar

16-04-2007 18:53
Yabancı..

benim bir fikrim var
bence cumhurbaskanlığı makamının af yetkisi olmasın..
sezer döneminde 380 küsür militan affedildi kimleri yeniden dağlarda yakalandı..
benim kardeşimi vuran kişiyi kimse Allah bile affedemez.

16-04-2007 18:53
Yabancı..

BunyaS demiş ki;

Abi ben anliyorum seni.cok kurgu filmi izlemissin.

Bahsettigin sucu tam anlayamadim biraz daha acar misin?
Ortada yasa disi olan ne var goremedim?

Madem bu adam suclu neden hakimler berat karari verdiki?

onlara sence rusvet mi verdiler?

Tayip mi verdi acaba bu rusveti?

Bahsettigin firmalar ve kanalin ne tur bi amaca hizmet ettigini dusunuyorsun?

Sermaye konusunda bisi diyemicem.parasi olan kanal acar kardesim.adama bu parayi nerden buldun die mi sorcaz.

Hem bu bahsettigin firmalar onun uzerine mi ki?

Sen bu bildigin seylerin hangisinden eminsin?

her kitabi okuma...

meyve veren agaci taslayan cok olur.



DOĞRU BİNLERCE MEYVE VERDİ..KENDİ GİBİ KIMIL ZARARLISI DEVLET VE YÖNETİM DÜŞMANI ATATÜRK DÜŞMANI İNSALAR VERDİ BİZE...


16-04-2007 18:56
Yabancı..

BunyaS demiş ki;

Abi ben anliyorum seni.cok kurgu filmi izlemissin.

Bahsettigin sucu tam anlayamadim biraz daha acar misin?
Ortada yasa disi olan ne var goremedim?

Madem bu adam suclu neden hakimler berat karari verdiki?

onlara sence rusvet mi verdiler?

Tayip mi verdi acaba bu rusveti?

Bahsettigin firmalar ve kanalin ne tur bi amaca hizmet ettigini dusunuyorsun?

Sermaye konusunda bisi diyemicem.parasi olan kanal acar kardesim.adama bu parayi nerden buldun die mi sorcaz.

Hem bu bahsettigin firmalar onun uzerine mi ki?

Sen bu bildigin seylerin hangisinden eminsin?

her kitabi okuma...

meyve veren agaci taslayan cok olur.


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA



Aşağıdaki soruları İçişleri Bakanı Sayın Abdulkadir Aksu’nun yazılı olarak yanıtlamasını dilerim. Saygılarımla.



Mustafa Gazalcı



CHP Denizli Milletvekili



Fethullah Gülen hakkında 2000 yılında Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca “Laik devlet yapısını değiştirerek dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyette bulunduğu” gerekçesiyle 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesine göre 10 yıla kadar ağır hapis cezası istemiyle dava açılmışken, aynı yasada 2003 yılında yapılan değişiklikle dava ertelenmişti. Yasa gereği adı geçen kişi aynı cinsten, ya da daha ağır bir suç işlerse davası yenilecek, işlemezse davası düşecekti.



1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nda 4616 Sayılı yasayla erteleme kararı verilen davaların yeniden görüşülmesinin önü açıldı.



Basına yansıyan haberlere göre Fethullah Gülen’in avukatları da bu doğrultuda mahkemede kullanılmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğünden Bilgi Edinme Yasası’na göre bir belge istedi.



Emniyet Genel Müdürlüğü de bu başvuru üzerine Genel Müdür Yardımcısı Ramazan Er imzasıyla 3 Mart 2006 tarihli bir belge hazırladı.. Fethullah Gülen’in avukatları da bu hazırlanan belgeyi 5 Nisan 2006 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne Fethullah Gülen’in aklanması için sundular. Bu belgede, “Fethullah Gülen’in üyesi olduğu veya olmadığı halde kendisiyle ilişkilendirilen vakıf, dernek, eğitim kurumları ve sair kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişilerin 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında örgüt olmadıkları, terör yöntemlerine başvurmak suretiyle Anayasal düzeni değiştirmek amacını gerçekleştirmek için bir araya geldiklerine ve eylemde bulunduklarına dair bir bilgi ve belgeye rastlanmadığından, sözü edilen kişi ve kuruluşlar 3713 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmemektedir” deniliyor. Buna göre:



1-Emniyet Genel Müdürlüğünün mahkeme bir istemde bulunmamasına karşın, avukatların bilgi edinme yasasına göre verilmiş olsa bile, “Fethullah Gülen dinlerarası barış ve hoşgörü için çalışıyor, bu çalışmalarından dolayı terör örgütlerinin hedefi oluyor” gibi yoruma dayalı bir belge vermeye yetkisi var mıdır?



2- Fethullah Gülen hakkında 2000 yılında DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘dini devlet kurmak için örgüt kurduğu’ gerekçesiyle 28 klasör ekinde, 79 sayfalık iddianameyle dava açılırken davayı açan başsavcı, devletin emniyet güçlerinin bilgi ve belgelerine dayandığına göre, 2006 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 1,5 sayfalık ‘fişleme mahiyetinde bir bilgi bulunmadı’ ifadesinin yer aldığı bir belge vermesi yadırgatıcı değil midir?



3- Emniyet Genel Müdürlüğü, bu belgeyi hazırlarken İçişleri Bakanlığı'na bilgi vermiş midir?



4- 2000 yılında dava açılırken emniyetten toplanan bilgi ve belgeler ne olmuştur? Mahkemenin dışında emniyette bunların bir sureti bulunmamakta mıdır?



5- 3 Mart 2006 tarihli Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırladığı belge, hangi araştırma ve inceleme sonuçlarına göre hazırlanmıştır?



6- Anayasamızın 138. Maddesindeki, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; tavsiye ve telkinde bulunamaz...” hükmüyle bu rapor ya da belge çelişmiyor mu?



7- Devletin kayıtlarına göre, şu anda Amerika Bileşik Devletleri'nde bulunan Fethullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava dışında hangi davalar açılmış ve sonuçları ne olmuştur?



8- Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırladığı belgede bir usulsüzlük ya da yasalara aykırı bir durum görüyorsanız hazırlayanlar hakkında idari bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz?



16-04-2007 19:00
Yabancı..

FETULLAH GÜLEN KİMİN MİSYONERİ....



Ortadoğu haritasına bakarsanız bölgede tek ”laik” ve ”demokrat” ülkenin Türkiye olduğunu görürsünüz. Yunanistan ”demokrat” bir ülke, ancak ”laik” değil. Anayasasının 1′inci maddesi ”Ortodoks Cumhuriyet” olduğunu söyler. İsrail ”demokrat” tır, ancak ”laik” değildir. Arap ülkelerinde ”laiklik” geçerli olmadığı gibi ”demokrasiden” de söz edilemez.

Vaşington’un reçetesi açık. Türkiye’yi ”biraz İslamlaştırmak” , Arapları ”biraz demokratikleştirmek” reçetesinin adı ”Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” değil mi? Türkiye’nin İslamlaştırılmasının anlamı laiklik dışı siyasal yapıyla Arap ülkelerinin düzeyine indirgemek değil mi?

1962-65 yılları arasında Papa 6. Paul , ”İkinci Vatikan Konsili” adıyla bir toplantı düzenledi. Bu konsilde, temel ilkelerden vazgeçmeden Hıristiyanlığın çağdaş yaşama uygun olarak yeniden örgütlenip yayılmasına karar verildi. Böylece, genç kuşakların saygı ve nüfuz yitiren kiliseden uzaklaşmaları önlenecek, şirin kilise görüntüsü yaratılacaktı. Genç kuşaklar barış istemiyorlar mıydı? O halde kilisenin barışseverliği öne çıkarılacak, ”dinler arası diyalog” başlatılacaktı. Bu konsilden sonra Fener Ortodoks Patrikliği başta olmak üzere, Hıristiyanlığın öteki mezheplerinin başları ile Vatikan arasında yoğun bir diyalog trafiği yaşandı.

İkinci Konsil’in kararları arasında Müslümanlar konusunda şu sözlere yer verildi: ”Katolik Kilisesi’nin Müslümanlara da saygısı büyüktür. Onlar da tek, var olan, bağışlayıcı, kadir-i mutlak, cennetin ve yeryüzünün yaratıcısı, insanlara seslenmiş olan ‘Tanrı’ ya taparlar. Onlar da, inancıyla kendi inançları arasında güçlü bağ kurdukları İbrahim’ in kendisini Tanrı’ya adadığı gibi Tanrı’nın gizli emirlerine çekinmeden boyun eğmeye çaba gösterirler. Tanrı olarak benimsemeseler de İsa’ yı peygamber olarak yüceltir, bakire annesine saygı gösterir, her zaman içtenlikle anarlar. Ayrıca, Müslümanlar da, karar gününü, ölümden sonra tekrar dirilişin sonrasında Tanrı’nın vereceği kararı beklerler. Bu nedenle onlar da, dürüst yaşamaya önem verir, Tanrı’ya özellikle dua, sadaka ve oruçlarıyla taparlar.”

Vatikan için ”diyalog” , aynı zamanda ”misyonerlik (dini yayma görevi)” ile birlikte geçerli bir yöntemdir. ”Diyalog” demek, ”dini yaymaya ortam hazırlamak” demekti. Bu düşünce, 2. Konsil kararı ile gençlerin gözünde ”barışsever kilise” olgusunu da pazarlayan en önemli anahtar oldu. ”Diyalog” ve ”misyonerlik” , Vatikan için birbirinden soyutlanamaz. ”Kötü” olan Müslümanlara da 2. Konsil’den sonra ”cici” olarak bakma yöntemi geliştirildi. Çünkü yoksul Müslümanlar da zengin Hıristiyanlık için ”aday” konumundaydı.

Vatikan, ”dinler arasında diyalog” için Türkiye’deki Müslümanların ”resmi örgütü” Diyanet İşleri Başkanlığı yerine, kendisine ”Rabb’in (yaratıcının) aciz kulu” diyen ”hoca efendi” M. Fethullah Gülen ‘i seçti.. Nurculuğun piri ”Said-i Nursi ‘nin de Hıristiyan dünyası ile ilişkilerinin güçlü olduğu” söylencesini öne süren hoca efendi hazretleri, kullandığı bu kalkan ile Vatikan’ın istediği ”diyaloğu” Papa 2. Jean Paul ‘e yazdığı bir mektupla başlattı. Hoca efendi 9 Şubat 1998′de Vatikan’da Papa’nın huzuruna çıkarak ”Hıristiyan dünyası ile diyaloğa” girdi. Bu girişimini gerçekleştirmek için de sabırla Türkiye’deki Hıristiyan ve Yahudi liderler, hatta bazı aydınlarla kol kola girerek ”diyalog” ortamının takıyyesini yarattı.

Türkiye’nin AB üyeliğine adaylığının gerektirdiği düşünce ve din özgürlüğü kuramları, ABD’nin BOP’u, hoca efendinin ekmeğine yağ sürdü. Sırtını ABD ve AB’ye dayayan hoca efendi, Vatikan’dan da ”icazet” alınca, uluslararası alanda maddi ve manevi yapılanmasını hızla yoğunlaştırdı.

”Diyalog” ve ”misyonerlik” Vatikan’ın özünde var, demiştik. Hoca efendinin hızla yayılmasında ”misyonerlik” olgusunun rolü inkâr edilemez. Hoca efendinin Papa ile görüşmesinden sonra, ”Müslüman misyonerleri” de ”Vatikan Misyonerlik Okulu’nda” öğrenim görmeye başladılar. Vatikan’ın ”rahleyi tedrisinden” geçtiler.. Aralarında bir Türk TV haber kanalının Roma muhabirinin de bulunduğu Gülen’in misyonerleri bugün işbaşında. Bu gerçek, Dışişleri Bakanlığı’nın ”kriptolarında” olduğu kadar, MİT’in ”kozmik” kasalarında da yer alıyor olmalı.

Şimdi ABD’nin BOP’a ve dinler arası diyaloğa neden önem verip bu iki olguyu birleştiren halkaya Gülen’i oturttuğu, neden baş tacı ettiği daha iyi anlaşılmıyor mu? Ya da Abdullah Öcalan ‘a ”af” kavgasına dikkatleri çekip ”hoca efendiyi” aralanan kapıdan salıverip Türkiye’ye dönme ortamının sağlandığı? Hoca efendi acaba Nurcu mu, Müslüman mı, yoksa Vatikan’ın bir misyoneri mi? Yoksa GOP için gelecek seçimde Çankaya’ya Humeyni gibi oturtulacak bir aday mı? Recep Tayyip Erdoğan , Köşk yolunda rakip gördüğü için mi hoca efendiden hoşlanmıyor?

Vatikan-Vaşington arasındaki ”Da Vinci şifresini” aratmayan perde arkası oyunların hedefi, kuşkusuz Türkiye’de ”laikliğin” yıkılmasıdır. Cumhuriyet’e altı gün içinde atılan üç bomba da bu hedefin bir provasıdır. Gazetemiz yalnızca bir nişan tahtasıdır. Üçü de aynı türde olan bombaların benzerlerini barındıran cephanelik Türkiye Cumhuriyeti’nin laikliğini yıkamayacaktır.

Vergi Kaçırmada Eşitlik Tanınmalı
Üç hafta önce, Türkiye’de vergi rekortmenlerinin adlarının açıklanıp Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ‘ın plaket vermesinden sonraki yazımızda vergi konusundaki çarpıklığa şu satırlarla değinmiştik:

”Her yıl kimlerin ne kadar vergi ödediklerinin ya da kaçağına neden olduklarının açıklanması, ‘kamuoyu önünde sergilenmeleri’ 45 yıl önce çıkarılan, yanılmıyorsam 191-192 sayılı Gelir Vergisi ve Vergi Usul Yasaları ile ilk kez uygulamaya konulmuştu. O yasalara göre, vergi daireleri, kendilerine bağlı mükelleflerin vergi bildirimlerini uygun bir yere asacak, vatandaşlar da kimin ne vergi ödediğinin ya da kaçırdığının denetimini yapacaklardı.

O gün bugündür uygulamada, yalnızca en yüksek vergi verenler basında sergilenerek, zenginin parasının züğürdün çenesini yormasına neden olundu. Unakıtan’ı ve medyamızı önemli bir görev bekliyor. Vergilerini dürüst bir biçimde ödeyenlerin yanı sıra ‘bıçak parası’ diye para alıp vergi vermeyen doktorları, milyonlarca dolarları İsviçre bankalarına havale eden danışman hukukçuları, çolukların altındaki spor arabaları şirket arabası gibi defterlerine kayıt edip zarar gösteren sözde işadamlarını sergilemelidirler.”

Yazımızdan iki hafta sonra bakanlığın açıkladığı, bizi doğrulayan istatistikleri özetle şöyle:

1. Her 100 işadamından 53′ünün ortalama aylık geliri, 561 YTL olan ”açlık gelirinin” altında.

2. Her 100 işadamından 89′unun ortalama aylık geliri, 1829 YTL olan ”yoksulluk gelirinin” altında.

3. İşadamlarının, serbest meslek ve tarımsal kazanç sahiplerinin ortalama aylık geliri 631 bin lira idi. İşçisinden az ödeyen iş sahipleri çoğunluktaydı.

4. Geçen yıl bildirilen 100 lira kazanca karşılık, 119 lira kaçırılmıştı.

5. Yalnızca 105 bin mükellefin denetlemesinde bulunan kaçak 39 milyar YTL idi. Varın, denetlenmeyen birkaç milyon mükellefle bu rakamı siz kıyaslayın.

6. 672 kurumun denetlenmesinde 420 milyon YTL kazanç bildirdiği görülmüştü. Bu kurumlar kazandıklarının ancak yedide birini bildirmişlerdi. Olması gereken 2873 milyon YTL idi.

7. Vergi kaçağından 2 bin 600 kişi mahkûm olmuş, ancak 79′u yatmıştı.

Devlet baba, memuruna, işçisine sorgu sual etmeden, daha aylığını, ücretini almadan vergisini anında kesiyor. Devlete göre, çalışanlar herhalde namussuz, haysiyetsiz, kaçakçılar olmalı! Buna karşılık devlet baba serbest kazanç sahiplerinin ”bildirimlerine” güveniyor. Devlete göre bu kişiler namuslu, haysiyetli olmalı.

Ayrıca, ben mesleki bir araç olan bilgisayar satın alsam vergiden düşemem. Foto muhabiri arkadaşım mesleki aracı olan bir sayısal fotoğraf makinesi alsa o da düşemez. Oysa işadamları çocuklarına son model dizüstü bilgisayar ya da sayısal fotoğraf makinesi aldıklarında çatır çatır vergiden düşerler. Ailecek yapılan yurtdışı geziler ”iş gezisine” , oğula alınan otomobil şirketin ”demirbaşına” dönüşür.

Maliye Bakanlığı, istatistikleri değil, neredeyse Yeni Cami önünde mendil açıp dilenecek bu yüzsüz kişilerin adlarını kamuoyuna açıklamalıdır. Ya da çalışanlara ‘’stopaj” vergi uygulamasını kaldırıp ”bildirim” kuralını tanımalıdır. Anayasaya göre, Türk vatandaşları eşittirler. Ya da devlet, babalığını gösterip çalışanlara da yüzsüzlere sağladığı ”vergi kaçırma eşitliğini” tanımalıdır.

16-04-2007 19:03
Yabancı..

ALIN SİZE FETULLAH GÜLEN VE MİLLİ GÖRÜŞÜN SON HALTI...



Hz. Muhammed’i Kelime-i Şahadet’ten çıkardılar!
Avrupa’daki Milli Görüş teşkilatı, 2007 takviminde Kelime-i Şahadet’ten Hz. Muhammed’i çıkardı. Takvimde, sadece Eşhedü en la ilahe illallah” sözüne yer verildi. ABD’nin emrine giren Gülen, fetva vererek Muhammed Allah’ın resulüdür” denilmemesini söylemişti. “Dinlerarası Diyalog” göreviyle verilen fetva, sonunda Milli Görüş’ün takviminde de boy gösterdi.
İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı (IGMG), 2007 takviminde Hz. Muhammed’i Kelime-i Şahadet’ten sildi! Avrupa çapında dağıtımı yapılan takvimde, hat yazısiyla “Eşhedü en la ilahe illallah” sözüne verildi. IGMG tanıtma Başkanı İlhan Bilgü, toplam 100 bin takvim bastıklarıni, bunların 12-15 bininin bu hatla yayınlandığını söyledi.
“Eşhedü en la ilhe illallah” sözünün anlamı; tanıklık ederim ki, Allah’tan başka tanrı yoktur. “Söz” diyoruz, çünkü “Kelime-i Şahadet” desek, değil. Kelime-i Şahadet; Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühu. İslam’ın birinci şartını yerine getirmek için söylenen kelam. Anlamı; tanıklık ederim ki Allah’tan başka tanrı yoktur ve yine tanıklık ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir.
Kelime-i Şahadet’ten Hz. Muhammed’in çıkarılması, Islami çevrede Fetullah Gülen tarafından başlatılan güncel bir tartışma konusu.
FETULLAH GÜLEN :”MUHAMMED ALLAHIN RESULUDÜR DEMEYİN”
Fetullah Gülen Fasıldan Fasıla adlı kitabında şöyle diyordu: “Herkes Kelime-i Tevhid’i esas alarak çerçevesinde bakışı yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhid’in ikinci bölümünü;Muhammed Allahın resulüdür kısmını söylemeksizin,sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır”.
Görüldüğü gibi, ABD’nin emrine giren Fetullah Gülen, Müslümanlara açıkça Hz. Muhammed’i anmamalarını tavsiye ediyorlar.
DİNLERARASI DİYALOĞU SAVUNUYORUZ
Başta IGMG Genel Başkanı Sami Ganioğlu olmak üzere, görüştüğümüz yetkililer, bastırdıkları takvimde verilen mesajın “dinlerarası diyalog”la bir ilişkisinin olmadığını söylediler. Ganioğlu “Biz dindarlar arası ilişki olacağını söylüyoruz” dedi. “Sonuçta yaşadığımız toplum çok dinli bir toplum. Müslümanı, Hıristiyanı, Budisti var. Onlarla ilişki içindeyiz.”
IGMG Stuttgart (BadenWürttenberg) Bölge Başkanı Adem Kaya, takvimdeki yazının bir hat, bir görsel unsur olduğunu savundu. Aydınlık’ın sorularını yanıtlayan Kaya, Hz. Muhammed’in Kelime-i Şahadet’ten çıkarılması içinse “Gözden kaçmış” dedi. Milli Görüş gibi İslami bir örgütün temel tartışma konusunu gözden kaçırdığına ikna olmak zor. Zaten IGMG Stuttgart (Baden-Württenberg) Bölge Başkanı Adem Kaya’nı ilk sözü, “Bunu başka arkadaşlar da sordular” oldu.
Gülen, emperyalistlerin ruhani baba/papası Jean Paul’ü ziyaret etti. “En aciz bir şekilde, hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli diyalog hizmetinizi icra etme yolunda en müteyazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.”
IGMG TANITMA BAŞKANI ILHAN BILGÜ
Aynı zamanda takvim komisyonu Başkanı da olan IGMG Tanıtma Başkanı İlhan Bilgü, “Orada sizin söylediğiniz anlamda bir Kelime-i Şahadet yok, ‘La ilhe illallah’ yazıyor orada” dedi. Kendisine, takvimin üzerinde, Arapça hat yazısının Latin harflerle açılımının; “Eşhedü en l ilhe illallah” ibaresinin de yer aldığını hatırlattık.
Biz Istanbul’dan telefonla bu görüşmeleri yaparken, Aydınlık Almanya bürosundan arkadaşlarımız Stuttgart’taki IGMG Merkez’ni ziyaret ettiler. IGMG merkezinde aynı takvim asılıydı ama Latin harflerle “Eşhedü en la ilahe illallah” ibaresi, oradaki takvimden çıkarılmıştı.
VATİKAN’A DUYULAN MİNNET BORCU
IGMG yetkilileri, yaşadıkları toplum nedeniyle diyaloga mecbur olduklarını söylüyorlar. Ancak, masum diyalog çabaları, bulundukları ülkelerin zorlamasıyla “dinlerarası diyalog” faaliyetine dönüşüyor. Milli Görüş yetkilileri, Hollanda’da bir kilisede mevlit okutmalarını açıklayamıyorlar; “İstediler, yaptık” diyorlar.
Almanya’da en son, okullarda “ortak ibadet” gündeme gelmiş. Milli Görüş Teşkilatı, Protestan kilisesine karşı aynı safa düştüğü Katoliklere, dolayısıyla Vatikan’a, öneriye karşı çıktıkları için minnet duyuyor.Kendini kabul ettirme kaygısı, Avrupa’daki Milli Görüş içinde ön plana çıkıyor. Bu endişe, IGMG Stuttgart Bölge Başkanı Adem Kaya’ntn şu sözleriyle bir kez daha ortaya çıkıyor: “Dinlerarası diyalogu savunmak Almanya’da bizi rahatlatabilir. Ama ikiyüzlü duruma da düşürebilir

16-04-2007 19:04
Yabancı..

AYUTULLAH FETULLAH !!!
Siyasal İslam ve Bölücü /Ayrılıkçı hareketten kaynaklanan bir büyük tehdit altında bulunan Türkiye’de, özgürlükçü (liberal) sağın ve halkçı (demokratik) solun kendi içlerinde bütünleşerek bir işbirliğine ya da birlikteliğe gitme arayışlarının yoğun hale geldiği; bu yolda umutların yeşerdiği bir dönemde; Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ”Cumhuriyet Düşmanı” bir kişi hakkında aldığı beraat kararı, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinden kaygı duyan tüm yurttaşları endişeye sevk etmiştir!.. Mahkemelerine, yargıçlarına güvenen, yargı kararlarına büyük saygı gösteren Türk toplumu, bu kararın hukuksal gerekçelere uygun olduğundan kuşku duymasa da; yurttaşların birçoğu, bu kararla doğacak sonuçların ne gibi gelişmelere yol açacağını düşünmeye başlamıştır… Bir erken seçimin gündemde olduğu Türkiye’de, bu kararla bağlantılı olarak ortaya çıkacak gelişmelerin tüm siyasal dengeleri altüst etmesi olasılığı belirmiştir…

Sürdürülen çabalar
Geleceği göremedikleri için 2002 seçimlerinde kendi içlerinde bütünleşmeyi ve iki kanat arasında birlikteliği sağlayamayan ”özgürlükçü sağ” ve ”halkçı sol” için ortaya çıkan bu gelişme karşısında artık tek çıkar yol kalmıştır: ”Ulusal Bütünleşme İçin Birliktelik!..”

Türkiye’de ‘’sağ” ın bütünleşme koşullarının giderek arttığı bir ortamda, ‘’sol” un da bütünleşmeye gitmesi kaçınılmaz görünmektedir. Ne var ki, her iki kanadın birliktelik olasılığı, Türkiye’yi yörüngede tutmak isteyen bir küresel gücü önlem almaya yönlendirmiştir. Çünkü ulusal bütünleşmeyi gerçekleştirebilecek bir ”Özgürlükçü Sağ/Halkçı Sol Koalisyonu” , ABD’nin ”Ilımlı İslam” ve ”Büyük Ortadoğu” planlarını bozacaktır. Böyle bir koalisyonun oluşturulma aşaması öncesinde atılacak tek adım; ABD’deki emin adamın, ”Cumhuriyet Düşmanı” nın Türkiye’ye gönderilmesidir. Oyunun sondan bir önceki sahnesi bu olacaktır…

Olurlar ve olmazlar
İran’da 56 yıllık monarşiyi yıkan siyasal İslam, bugün Türkiye’de 83 yıllık Cumhuriyeti tehdit altında tutmaktadır. Şubat 1979′da İran’da gerçekleştirilen İslam Devrimi ile İran’ın 27 yılda geldiği nokta ortadadır. İran bugün çağdışı ”Siyasal İslam” ın koyduğu kurallarla çizilmiş sınırlar içerisinde, karanlık bir yaşamla baş başadır. Türkiye’de yaşamakta olup da İran’a özlem duyanlar bile bu resimden korkar olmuşlardır…

İran’da devrim çok süratli gelişmiştir. Yönetim ve Silahlı Kuvvetler ilk günlerde dağılmıştır. El ilanları ve duvarlara asılan pankartlarla ”Asker; Humeyni ‘nin Emri ile Firar Et” çağrılarıyla parçalanan Silahlı Kuvvetler, yetişmiş kadrolarını ve komuta kademesinin tümünü başlangıçta kaybetmiş, bir yıl sonra Irak’la girişilen savaş (1980- 1988) bu nedenle yönetilemez hale gelmiştir. Hapsedilen ve emekli edilenler hariç sadece kurşuna dizilerek öldürülen generallerin ve amirallerin sayısı 30′u bulmuştur. (Silahlı Kuvvetlerde, Emniyet Teşkilatında, Haber Alma Teşkilatında SAVAK’ta görevli general ve amirallerin, üst düzey yöneticilerin idam kararları, maiyetlerindeki görevliler tarafından infaz edilmiştir.) Bu arada ideolojik nedenlerle, ”özgürlük ve demokrasi” sloganlarıyla monarşik yönetime karşı çıkarak mollalarla birlikte hareket eden ve ”İran İslam Cumhuriyeti” özlemiyle mollalara destek veren, Halkın Fedaileri, Halkın Mücahitleri, Yasadışı Komünist Partisi/TUDEH gibi sol kanattaki bütün örgütler tasfiye edilmiş ve yandaşlarının tümü idam edilmiştir.

Devrim sonrasında yönetim mollaların eline geçince ilk uygulama kadınların tesettüre (örtünmeye) sokulması olmuştur… Örtünmeyen kadınların yüzüne yollarda kezzap atılmış ya da yüzleri jiletle parçalanmıştır… Kız ve erkek çocukların okulları ilk günden ayrılmıştır… İçki satan yerler tümüyle tahrip edilmiş ve kapatılmıştır… Müzik ve eğlence programlarının tamamı yasaklanmıştır… Sahipsiz kalan taşınır ve taşınmaz malların hepsi yağmalanmıştır… Eğer ”Bunların hiçbiri Türkiye’de olmaz” diye düşünenler varsa, geçmişin ve bugünün Türkiye’sinden fotoğrafları yan yana koyarak gelinmiş olan noktayı görmeli ve düşüncelerinin sağlamlığını irdelemelidirler…

Tekrarlanan sahneler
Air France’ın 1 Şubat 1979 tarihli Paris-Tahran seferiyle İran’a dönen Humeyni’yi örnek alarak, elinde Pan American’ın Washington- Ankara seferi için açık tarihli bilet bulunduran bir ”Cumhuriyet Düşmanı” bugün yola çıkmak için sabırsızlanmaktadır. Onun gibi, onu karşılayacaklar da sabırsızlanmaya başlamıştır. Bu kişinin yetiştirmeleri onun yolunu gözlemektedirler. Küçük yaştan itibaren beyinleri şekillendirilerek yaratılmış bir neslin mensupları olarak, artık devleti ele geçirme zamanının geldiğini düşünmekte ve ”Cumhuriyet Düşmanı” nın liderliğini beklemektedirler. Uçaktan iner inmez onun da ”Ben değiştim” diyeceğini umut etmektedirler…

”Laik Türkiye Cumhuriyeti, İslam çizgisinden ve Osmanlı yolundan ayrılmıştır” ,”Allah ve Peygamber emirleri yerine Türkiye’de Atatürk’ ün emirleri geçerlidir” diyen Humeyni’nin Türkiye’deki temsilcileri, bugün ondan daha da ileri gitmişler; işgal ettikleri makamları, bulundukları konumları unutmuş görünerek, başta ”Laiklik” olmak üzere ”Türkiye Cumhuriyeti” nin anayasal niteliklerini tartışmaya açacak kadar; devletin en yüce makamlarına, anayasal kurum ve kuruluşlarına saldıracak kadar derin bir ihanet çukuru içine düşmüşlerdir. Bu resim içinde Türkiye’de şeriat ve bölücülük tehlikesi olmadığını söyleyenler de boy göstermiştir. Onların bu kapsamdaki söylemleri belli bir maksada yöneliktir. Bu yolda alınabilecek önlemlerin başlangıçtan itibaren etkisiz kılınması için bir taktiktir. Amaç; tehdidi yok göstererek, şeriat ve bölücülüğe karşı alınabilecek önlemleri engellemek, oluşabilecek direnci önceden yok etmektir! ”Bu millet istedikten sonra laiklik tabii ki elden gidecek” diyenlerin ve ona destek verenlerin başka türlü düşünmesi zaten mümkün değildir!..

Türkiye İran olabilir mi?
”Türkiye İran olmaz” , ”olmayacak” diyebilenler varsa; bugünden tezi yok ortaya çıkmalıdırlar!.. Ulus tümlüğü ve ülke bütünlüğünden yana olan; ”Laiklik” başta olmak üzere, Cumhuriyetin anayasa ile belirlenmiş temel niteliklerinde hiçbir görüş ayrılığı bulunmayan, ”Atatürk İlke ve Devrimleri” ni aynı biçimde algılayan, yalnızca isimleri farklı olan ”özgürlükçü sağ” ın ve de ”halkçı sol” un liderleri, parti örgütlerinin temsilcileri, her iki hareketin destekçileri, sivil toplum örgütleri ve tüm yurtseverler bir kutsal görev için hemen mücadeleye soyunmalı ve yola koyulmalıdırlar…

Bugün Türkiye’de, ”Laik Cumhuriyet” in ”İslam Cumhuriyeti” ne dönüştürülmesi planı, İran arşivinden yararlanılarak oluşturulmaktadır… Bu arşivde yer alan yöntemler kullanılmaktadır… Bölücü ayrılıkçılarla, şeriatçılarla, ikinci cumhuriyetçilerle; özet olarak tüm Cumhuriyet karşıtları ile dayanışma içinde olan bir ”Cumhuriyet Düşmanı” , şimdi Amerika’da kendisine tahsis edilmiş bir konutta, ”Humeyni’nin Tahran’a Dönüşü” adlı bir filmi seyretmekte; Esenboğa’da kendisini uçağın merdivenlerinde karşılayan, dizi dibine diz çöküp el öpmeyi çok seven bir başka ”Cumhuriyet Düşmanı” nın kolunda merdivenlerden aşağı doğru indiğini düşlemektedir…

Bugün Türkiye’nin üzerinde dolaşan bir kara buluttur!.. Türkiye’nin geleceği tehlikelerle doludur!.. Kurtuluş için tek yol ”Ulusal Bütünleşme İçin Birliktelik” yoludur. Bu yol Türkiye için son umuttur…

16-04-2007 19:05
Yabancı..

GÜLENCİLERDEN CEVAP BEKLİYORUM YANITLAYIN BAKALIM İDDALARI....

16-04-2007 19:09
Yabancı..

BUYRUN GÜLENİN İÇ YÜZÜ SİZE....


24 Yıllık Hikaye
(Fethullah Gülen)
Hikmet Çetinkaya
(Cumhuriyet Gazetesi yazı dizisi - 22.06.99-04.07.1999)
Daglara Kamplar Kuruldu

Adalet Partili Milli Egitim Bakani Ali Naili Erdem'in ilcesi Kemalpasa dolaylarinda, gozden irak yerlerde egitim kamplari kuruldugunu ogrenmistik. Balikesir'in Edremit ilcesine bagli Suturen, Kemalpasa'nin Oren ve Yigitler ile Manisa'nin Turgutlu ilcesinin Ahmetli bucaginda kurulmustu bu kamplar.

Gunlerden 1 Temmuz 1975 Sali... Saat 12.30...
Anilarimizdan hic cikmayacak bir gorunum. Ilahiler gittikce yukseliyor... Tekbir getiriliyordu. Oren kampina bes kilometrelik yol yapiminda Turgutlu Belediyesi'nin dozerleri kullanilmis. Icisleri Bakanligi'ndan bir mufettis, Turgutlu'da bu konuyu kovusturmus.

Ancak sonuc alinamamis....

Bir gun once ozel sekil verdigimiz sakallarimiz belki guven vermisti ona o kucucuk akliyla... Gozleri olanca safligin cizgisiydi ve kimse duymasin diye bir solukta ''Risale-i Nur'' dedi... Yerimizden dogrulduk yavasca. Cocuk arkasini dondu ve yasi daha kucuk olaninin yanina dogru yurudu. Az sonra ikisi birden ilahiler soylemeye basladilar.

Fethullah Gulen... Biz 24 yillik oykuyu anlatmadan once, 30 yil oncesine gitmek istiyoruz... Din bezirganlarinin nasil orgutlendigini belgelerle ortaya koymayi amacliyoruz... Fethullahcilar nasil orgutlendi?

Isterseniz, ''Nur Kamplari'' ndan baslayalim; 1970 yilinin ortalarina bir goz atalim... *

Kemalpasa daglarina vuruyorduk bir ogle sicaginda...

Adalet Partili Milli Egitim Bakani Ali Naili Erdem' in ilcesi Kemalpasa dolaylarinda, gozden irak yerlerde egitim kamplari kuruldugunu ogrenmistik.

Balikesir'in Edremit ilcesine bagli Suturen, Kemalpasa'nin Oren ve Yigitler ile Manisa'nin Turgutlu ilcesinin Ahmetli bucaginda kurulmustu bu kamplar. Anadolu'nun cesitli yerlerinden yaslari on iki ve on bes arasinda degisen bu cocuklar bu kamplarda egitim (!) goruyorlardi.

Acaba gordukleri ne egitimiydi?

Saptadigimiza gore egitim kamplari adi altinda ''Nur egitimi'' yaptiriliyordu. Anadolu'nun cesitli il, ilce, bucak ve koylerinden gonderilen bu cocuklara, uc ay surecegini saptadigimiz bu kamplarda, sabah kahvaltisi, ogle ve aksam yemekleri veriliyordu. Cocuklarin haftada bir gun ise tatilleri vardi. Evet, haftada bir gun, sadece cuma gunleri...

Sicak yine bastirmisti. Kemalpasa'nin Oren bucaginin degirmen cevresinden kampa dogru yaklasiyorduk. Kayalik ve calilarla kapli, yer yer fundalikli yamaclardan yuruyorduk. Iki yuz metre asagimizda dere vardi. Cinar agaclariyla cevrili dere uzayip gidiyordu.

Bize kampi gosterecek olan kisi ''Az sonra cadirlari goreceksiniz'' diyordu. Bizim istedigimiz gibi fotograf cekme olanagi yoktu simdilik ortada.

Bir sure daha yuruduk. Artik kamp gorunmustu.

Cinar agaclarinin arasindaydi. Kampin sadece giris bolumuyle yarisi goruluyordu. Tahtadan bir konut iskelesi yapilmis ve uzeri naylon ile ortulmustu. Once mavi gomlekli ve takkeli bir cocuk disariya cikti.

Biz yukaridaydik. Kampla aramizda iki yuz metre uzaklik vardi. Sag tarafimizda ise bir kulube goruluyordu. Mavi gomlekli cocuk elinde ibrikle cinar agaclarinin arasinda kayboldu.

Bir sure oldugumuz yerde kaldik. Sonra asagiya inmeye karar verdik. Fotograf makinemizi ve teleleri torbamiza koyduk.

Simdi dere boyunda yuruyorduk...

Agaclarin altinda iki cocuk gorundu. Birisi on iki yaslarinda, digeri on altisindaydi sanirim...

Bizim geldigimizi gorunce buyuk olani elinde kitabiyla bize dogru yurumeye basladi. Biz ''Selamunaleykum'' deyip irice bir tasin uzerine oturduk. Takkeli, cizgili gomlekli cocuk, on metre kadar yaklasti ve bize ''Aleykumselam'' diye karsilik verdi.

Sorduk:

''Ne yapiyorsunuz burada?''

''Kitap okuyoruz...''

''Cok guzel... Adi ne okudugunuz kitabin?''

Cocuk birdenbire ofkelendi...

''Siz kimsiniz?''

''Biz madenciyiz, maden ariyoruz. Surada biraz dinlenelim dedik.''

''Fazla kalmayin burada. Ileriye gitmeyin sonra.''

''Ne var ileride?''

''Bizim kampimiz var...''

''Ne kampi o?''

''Din kampi...''

''Aferin... Cok guzel...''

Bu sozler uzerine yumusadi cocuk. Daha fazla ileriye gitmememiz icin ikinci kez uyardi.

Az daha konusmak istiyorduk. Hemen aklima geldi ve sordum:

''Bu su derin mi?''

''Insan boyunu gecmiyor...''

''Dereye giriyor musunuz?''

''Giriyoruz.''

''Hangi gunler?''

''Cuma gunleri tatil. Dereye giriyoruz. Cay icmeye gidiyoruz. Oren'e kahveye...''

''Diger gunler calisiyor musunuz?''

''Calisiyoruz...''

''Okudugun kitabin adini soylemedin bize.''

Kitabi siki siki tuttu ve bize biraz daha yaklasti. Kampin girisine uc yuz metre kadar kalmisti. Kitap kapliydi...

Bir gun once ozel sekil verdigimiz sakallarimiz belki guven vermisti ona o kucucuk akliyla... Gozleri olanca safligin cizgisiydi ve kimse duymasin diye bir solukta ''Risale-i Nur'' dedi...

Yerimizden dogrulduk yavasca. Cocuk arkasini dondu ve yasi daha kucuk olaninin yanina dogru yurudu. Az sonra ikisi birden ilahiler soylemeye basladilar. Calilarin arkasindan yuz metre kadar oteden teleyle resimledik ikisini...

Fundaliklar arasinda zor tirmaniyorduk. Simdi, kampi tam olarak seciyorduk. Bizim oralarda dolastigimizi sezinlediler. Ya da nobetciler haber saldilar. Koyu yesil cinar agaclarinin altinda beyaz takkeli cocuklar dalgalanmaya basladilar. Aralarinda sakalli ve takkeli kisiler de vardi.

Bizi gormuslerdi. Cinar agaclarinin arasinda kurulmus, dal ve yapraklarla ortulu cinarlara sindiler.

Gozculerden birisi bagiriyordu:

''Cekilin oradan, buralarda dolasmak yasak...''

Sesinden en fazla on bes yaslarinda oldugu anlasiliyordu. Bir koylu cocugunun sesiydi bu...

Bu kez ben bagirdim:

''Neden cekilecegiz?''

''Yasak buralarda dolasmak...''

''Neden yasakmis?''

Bu kez kalin bir erkek sesi:

''Burasi devletin kampi. Simdi oraya gelirsek gosteririz size...''

Gunlerden 1 Temmuz 1975 Sali... Saat 12.30... Anilarimizdan hic cikmayacak bir gorunum. Ilahiler gittikce yukseliyor...

Tekbir getiriliyordu.

Oren kampina bes kilometrelik yol yapiminda Turgutlu Belediyesi'nin dozerleri kullanilmis.

Turgutlu Belediye Baskani Dr. Huseyin Orhun 'un bu davranisini CHP'li belediye meclisi uyeleri Icisleri Bakanligi'na duyurmuslar. Icisleri Bakanligi'ndan bir mufettis, Turgutlu'da bu konuyu kovusturmus. Ancak simdiye dek bir sonuc alinamamis.

Oren'de kamp konusunu cok kisiyle konustuk. Milliyetci Cephe hukumetinin kurulmasiyla bu yorede siyasal baski artarken, Nurcular, Suleymancilar ve komandolar istedikleri gibi at oynatmaya baslamislar.

Oren'de konustugumuz, ancak adlarini vermeyecegimiz kisiler, bize Ataturk devrimlerinin nasil alasagi edilmek istendigini, yurdun cesitli yerlerinden gelen cocuklarin cagdisi medrese egitimiyle beyinlerinin nasil yikandigini anlattilar.

'Goministlere, kafirlere ölüm...'

Oren halkinin ifadelerine gore kampa sikma basli kadinlar da geliyor. Kamplarin yonetimini ise taninmis Nurculardan Fethullah Gulen yurutuyor. Kadinlar geceleri kalmiyorlar kampta. Soruyoruz Orenlilere: ''Kampa giren oldu mu icinizde hic?'' Kampa giren yok simdiye dek Oren halki icinden. Salt AP'li Belediye Baskani Ibrahim Akcora girermis. Akcora, kampi finanse eden kisiler arasinda.

Genc, Yuksek Islam Enstitusu'nde okudugunu soyluyor. Kamp hakkinda bilgi veriyor. Kampin uc aylik oldugunu, on beser gun surecegini soyluyor.

Bizim bildigimiz kadariyla kamplar dinlenmek icin yaz tatillerinde deniz kiyilarina kurulur...

Egitim yapilacaksa gizli degil, herkese acik bir sekilde yapilir. Ataturk devrimleri ogretilir cocuklara. Dogadan soz edilir, spor yaptirilir.

Sagda solda takkeli cocuklar vardi. Cogu bizim geldigimizi gorunce takkelerini cikarmislardi. Simdi bes kisiydik. Neden sonra resim cekmek icin izin cikmisti. Ancak yuzunde bicak yarasi izi bulunan sinirli delikanli karsi cikiyordu fotograf cektirmeye. Gerekcesi ise soyleydi:

''Siz insanlari putlastirmak istiyorsunuz...''Evet aynen bunlari soyluyordu. Digerleri cekiniyorlardi kendisinden.

Konusuyoruz Orenlilerle... Notlarimizi oldugu gibi aktarmakta yarar var saniriz...

- Bizim gordugumuz kadariyla iki yuz kisi vardi kampta. Sizce ne kadar?

- Asagi yukari ayni.

- Sizinle iliskileri oluyor mu kampa gelenlerin?

- Cuma gunleri izinli oluyorlar. Gruplar halinde kahvelere geliyorlar. Cay iciyorlar birlikte. Hesabi, yasli bir kisi var, o oduyor...

- Konusuyorlar mi sizlerle?

- Hic konusmuyorlar?

- Kampa gelen cocuklarin gorunumu nasil sizce?

- Cogunlugu yoksul koylu cocuklari. Duydugumuza gore kimileri Kuran kursu, kimileri ilkokul ve ortaokul ogrencileri. Aralarinda lise ogrencileri de var.

- Imam hatipli yok mu?

- Elbet var.

Oren halkinin ifadelerine gore kampa sikma basli kadinlar da geliyor. Kamplarin yonetimini ise taninmis Nurculardan Fethullah Gulen yurutuyor. Kadinlar geceleri kalmiyorlar kampta.

Soruyoruz Orenlilere:

''Kampa giren oldu mu icinizde hic?''

Kampa giren yok simdiye dek Oren halki icinden. Salt AP'li Belediye Baskani Ibrahim Akcora girermis. Akcora, kampi finanse eden kisiler arasinda.

Turgutlu'dan Haci Osman Aykutlar ve Ali Riza Unlu. Aykutlar kiremit ve tugla fabrikasi sahibi. Turgutlu'da toprak iscilerinin direnise gectikleri fabrikalardan birisi Aykutlar'in. Grevci iscilerin uzerine ''Gomonistler, kafirler'' diye saldiran kisi. Ali Riza Unlu ise ciftci.

Neler oluyor kampta?

Kucuk ogrencilere medrese egitimi yaptiranlar, Ankara'dan, Konya'dan ve Istanbul'dan ozel yetistiriciler getirmisler.

Oren kampindan donerken cocuklar gormustuk derede yuzen. Kilavuzumuz derede yuzenlerin koyun cocuklari oldugunu soyledi ve ekledi ardindan.

''Goruyorsunuz kampa koyun cocuklarini bile sokmuyorlar...''

''Sen denemedin mi girmek icin?''

''Denedim denemesine. Gecen gun geldim, iceriye girmek istedim, sokmadilar. Bizim universitede okuyan arkadaslar kampa girmek icin bir kasa domates goturmusler...''

''Girebilmisler mi?''

''Nerede... Sokmamislar iceriye?..''

''Kamptan ses geliyor mu hic?''

''Surekli olarak ilahi sesleri geliyor. Kuran okuyorlar hep. Elbet ibadet yapilir. Ama bizde dere kenarlarina kamp kurularak degil. Bunlar Nur egitimi yapiyorlar. Ellerindeki kitaplar hep Said-i Nursi'nin kitaplari. Dikkat ettim, hepsi kapli kitaplarin, kagitlarla...''

''Gordugum cocugun kitabi da kapliydi...''

''Yasak degil mi boyle kamplar?''

''Kamp kurulablir. Ancak boyle dere kenarlarinda gozden irak yerlerde ilk kez goruyoruz. Nur egitimi yapildigina gore yasak olmasi gerekir.''

Aracin gidebilecegi kadar guzel bir yol...

Yigitler'den yukarilara tirmaniyoruz.

Kilavuzumuzun araci onde, biz arkada ilerliyoruz. Sagimiz ve solumuz cam ormanlariyla kapli. Kemalpasa'nin mesire yerlerinden birisi Yigitler koyu.

Bir viraji dondukten sonra bir arac yol ortasinda duruyordu. Basinda uc kisi vardi. Plakasi 45 DP 475 olan pikap Turgutlu'dan ''Uyar'' firmasina aitti.

Yaklastik aracin basindakilere. Arac su kaynatmisti. Aracin kampa gittigini hemen anladik. Iclerinden genc olani sordu:

''Kardesler nereye boyle?''

Kilavuzumuz hemen yanitladi:

''Kardesler madenci. Bu arada aricilik yapacaklar, yer ariyoruz. Siz kampa gidiyorsunuz sanirim?''

''Kampa yiyecek goturuyoruz...''

''Ne var kasalarda?''

''Zeytin...''

Biz, zaman kazanip kamptaki cocuklarin yardima gelmesini beklemek icin motor uzerine konusuyoruz. Sonra birlikte zeytin dolu kasalari indiriyoruz. Bu dizinin hazirlanmasina katkisi olan Tayyar Eraslan 'la birlikte bir kasayi yukleniyoruz.

Kasalarin bir kismini indirdikten sonra, on uc yaslarinda zayif kara-kuru bir cocuk yaklasiyor yanimiza.

Cocuga soruyorum, ''Kamptan mi geldin?'' diye. Cocuk basini salliyor, ''evet'' yanitini veriyor. Araci birlikte itiyoruz. Arac calisiyor ve uzaklasiyoruz. Simdi cocukla birlikteyiz. Foto muhabiri arkadasimiz gorunmeden teleyle calilarin arasindan resimlemeye calisiyor bizi...

''Adin ne senin?''

Kara gozleri oynuyor. Hic yabancilik cekmiyor. Bizi kamp yoneticilerinden sanmis olacak ki yanitladi hemen:

''Ali Acar...''

''Nerelisin?''

''Antalya'nin Serik ilcesinden.''

''Okula gittin mi hic?''

''Gittim... Besi bitirdim.''

''Baska okula?''

''Kuran okudum...''

''Burada dinleniyorsunuz degil mi?''

Birlikte yuruyoruz kucuk Ali Acar'la. Zeytin dolu kasalarin bir kismi yolun ortasinda. Arac tekrar gelip yukleyecek.

Ali'nin elinde bir kitap var. Nurculukla ilgili, Said-i Nursi 'nin bir kitabi. Kendi savunmasiyla ilgili bir kitap bu...

''Neler yapiyorsunuz kampta?''

''Nur kitaplari okuyoruz... Ilim ogreniyoruz...''

''Aferin sana...''

''Ilim ogrenip...''

Sustu. Kara gozleriyle bakindi saga sola.

''Sonra'' dedim. ''Ilim ogrendikten sonra n'apacaksiniz?''

Beyaz gomleginin yakasi kirliydi.

''Kafirleri oldurecegiz...''

''Kim bu kafirler?''

''Namaz kilmayanlar, acik sacik giyinenler. Onlar kafir hep. Hepsi kafir. Camileri kapatacaklar. Muslumanlari oldurecekler. Ama biz ilim ogrenince soracagiz hepsine...''

''Demek kampta bunlari ogreniyorsunuz?''

''Evet...''

Tam bu sirada bir baska cocuk gorundu. On bes yaslarinda, aydinlik yuzlu bir cocuktu bu...

''Selamunaleykum...''

Karsilik verdik:

''Aleykumselam.''

Gozuyle kim bunlar gibi isaret etti. Bizim yabanci olmadigimizi belirleyen bir hareket yapti Ali. Bunun uzerine buyuk olani yanimiza yaklasti ve sag elimizi iki eliyle avucladi.

Tam bu sirada pikap tekrar geriye donuyordu. Biz kampa yaklasmistik. Uc yuz metre kadar asagida dere kiyisinda cam agaclariyla ortulu bir vadideydi.

Yolun kenarinda ''Dikkat izinsiz girilmez'' yazili tabela vardi.

Sari renkli bir cadir. Yuze yakin, yaslari on iki ve on alti arasinda degisen cocuklar. Aralarinda sakalli ve delikanli caginda olanlarla orta yaslilar ve yaslilar da goruluyor. Cam agaclarini kendimize siper ettik. Uc yuzluk bir teleyle fotograflamaya calisiyoruz. Bulundugumuz yerin butunuyle ormanlik ve cam agaclariyla kapli, asagisinin ise cinar agaclariyla ortulu olusu, iyi fotograf cekme olanagi vermiyor.

Yerlere oturmuslar konusuyorlar aralarinda. Ya da biri konusuyor da digerleri dinliyor...

Tumunun beyaz takkeli olusu dikkatimizi cekiyor Oren'de oldugu gibi. Burasi dinlenme kampi degil. Gozden irakta, Turkiye'nin cesitli yerlerinden gelen kucuk cocuklarin egitildigi bir kamp.

Oren'de iki yuz, burada yuz ve Ahmetli'de yuz cocuk var. Bir kisinin gunluk giderinin yirmi lira oldugunu dusunursek, uc kampin gunluk giderinin sekiz bin lira oldugu gercegi cikar ortaya. Bir ayda ise uc kampin gideri 240 bin liradir. Uc ayda ise 720 bin lira gider olacaktir. Bu giderleri kimlerin karsiladigi biliniyor kuskusuz. Yetkililer gerekli sorusturmayi yapacak mi? Bunlari aciklayacak mi? Sanmiyoruz. Ama yine de bekliyoruz.

Simdi sabah oluyor... Cadirlarda kipirti basladi. Disariya cikanlar ellerinde ibriklerle caliliklarin arasinda kayboluyorlar.

Sabah kahvaltisi yine agaclarin arasinda. Su anda hic kimse gorunmuyor. Saatler ilerliyor... Az ileride bir golet var. Orada yuzmeye gidenler olacak mi diye beklemeye basliyoruz...

In cin yok bu daglarda... Hani adami kesseler kimse duymayacak.

Kirk yaslarinda bir adam, yaninda uc cocukla cinar agaclarinin arasindan siyrildi.

Tumunun ayaginda cizgili pijamalar var. Suya giriyorlar hemen. Yasli adam cocuklarin uzerine su atiyor. Oynuyorlar suyun icinde adam ve cocuklar...

Tekrar Yigitler'e donmek uzere yola cikiyoruz. Tam yol kavsagina geldigimizde bir genc battaniyesiyle ve valiziyle duruyor. Belli kampa gidecek. Biz aracimizi durduruyoruz.

''Kampa mi gideceksin?''

Bu sorumuzu yanitliyor ''evet'' diye. Belki kamptan geldigimizi dusunuyor. Aractan inip yanina yaklasiyoruz...

''Az once bir araba gitti, kacirmissin...''

Kacirdim gibisine basini salliyor. Zayif ve celimsiz biri. Elinde kapli bir kitap var. Kitabi bacaklarinin arasina sakliyor.

''Nerelisin?''

''Aydinliyim...''

Genc, Yuksek Islam Enstitusu'nde okudugunu soyluyor. Kamp hakkinda bilgi veriyor. Kampin uc aylik oldugunu, on beser gun surecegini soyluyor.

Bizim bildigimiz kadariyla kamplar dinlenmek icin yaz tatillerinde deniz kiyilarina kurulur... Egitim yapilacaksa gizli degil, herkese acik bir sekilde yapilir. Ataturk devrimleri ogretilir cocuklara. Dogadan soz edilir, spor yaptirilir.

Tekbir sesleriyle cinliyor ortalik. Evet, tekbir sesleriyle cinliyor dereboylari. Kucuk, yoksul koylu cocuklari Ataturk devrimlerine karsi, cagdisi bir egitimle yozlastiriliyor...

Yuzunde derince bicak yarasinin izi vardi. Soyle tepeden tirnaga uzun boylu suzdukten sonra gozlerini elimizdeki fotograf makinesine takti...

''Resim cekmek yasak...''

Sinirlenmisti. Kampa girmemizi saglayacak olan mektubu uzattik. Zarfi acti, mektubu okudu.

''Siz burada bekleyin...''

Emir emirdi. Hizli adimlarla yurudu. Biz beklemeye basladik.

''En fazla on dakika kalacaksiniz...''

Bes dakika sonra karsimiza dikildiginde sinirleri yatismamisti. Artik kamptan iceriye girmistik.

Sagda solda takkeli cocuklar vardi. Cogu bizim geldigimizi gorunce takkelerini cikarmislardi.

Simdi bes kisiydik. Neden sonra resim cekmek icin izin cikmisti. Ancak yuzunde bicak yarasi izi bulunan sinirli delikanli karsi cikiyordu fotograf cektirmeye. Gerekcesi ise soyleydi:

''Siz insanlari putlastirmak istiyorsunuz...''

Evet aynen bunlari soyluyordu. Digerleri cekiniyorlardi kendisinden. Izmir Yuksek Islam Enstitusu ogrencisi oldugunu sonradan ogrendigimiz sinirli delikanli, ayni zamanda kampin mudurlugunu yapiyor, ara sira elini beline atarak tabanca tasidigini gostermek istiyordu.

Ucuncu Bolum
24.06.99

'Islam mucahitleri yetisecek'
Her taraf yemyesildi. Asagilarda Akcay, deniz, kum ve gunesle butunlesiyordu. Saskinligimiz gecmemisti... Daglara kamplar kurulmustu 1975 Turkiyesi'nde. Gozlerden irak, iceriye girmemizin izine bagli oldugu kamplar. Cocuklar gelmislerdi, yoksul koylu cocuklari. Yaslari on iki ve on bes arasinda olan cocuklar, bizim cocuklarimiz.

Beyinleri yikaniyor ve cagdisi bir egitimle yozlastirilmak isteniyorlardi. Insanlari kotulukten kurtaracaklarmis
sozumona. Said-i Nursi adli bir sapigin kitaplariyla bu kamplarda Nur egitiminden baska bir sey yapilmiyordu.
Suudi Arabistan'da irtica kamplari kuruluyor. Turkiye'de buna benzer kamplar kurulmaya baslanmisti...

Resim cektirmenin putlastirma oldugunu soyleyen delikanli, Ataturk devrimlerini, uygarligi ve her seyi kenara itmis, Said-i Nursi'nin kitabiyla dogrulugu arar olmustu... Ama o kucuk yavrularin ne gunahi vardi? Beyaz takkeli, bizleri gorunce cil yavrusu gibi dagilan, tekbir getiren ve ilahiler soyleyen cocuklar geciyor gozlerimizin onunden...

Adi Vehbi Yildiz 'di. Kendi deyisiyle Kazdagi eteklerinde kurulan bu kampta kucuk yastaki cocuklar egitiliyordu. Egitimin adi yoktu. Ama Vehbi Yildiz'in elinde Said-i Nursi'nin ''Nur'un Ilk Kapisi'' adli yapiti vardi. Kamplarin duzenleyicisi nurcu vaiz Fethullah Gulen'di...

Birkac kare resim cektirme izninden sonra konusmaya basladik. Sozu gecer kisiden aldigimiz mektupta ''Cumhuriyet muhabiri'' degil, bir baska gazetenin muhabiri oldugumuz yazilmisti. Kamplariyla ilgili ovgu dolu bir roportaj yapacagimiz yazilmisti mektupta.

Sorduk adini soylemeyen biyikli olanina ''Neler yapiliyor kampta'' diye. Bir sure dusundu, sonra anlatmaya basladi:

''Ahlak dersi veriyoruz. Insanlarin kotuluklerden kurtulmasini istiyoruz.''

''Nasil olacak bu kurtulus?''

''Kamplarin sayisini cogaltarak. Kazdagi'nda uc kampimiz var. Gelecek yil sayilarini bese ona cikarmak istiyoruz...''

''Kamplarin sayisi cogaldikca insanlar kotulukten kurtulacak diyorsunuz?''

''Evet oyle... Buradaki kamplarda Islam mucahitleri yetisecek...''

''Bir siyasal partiyle iliskiniz var mi?''

''Hicbir siyasal partiyle iliskimiz yok. Ama dusuncelerimiz var. Her sey Islam icin olacak...''

''Kac ay suruyor kamp?''

''On beser gunluk devreler halinde... Uc ay surelidir kampimiz...''

''Kamplari toplumdan uzak yerlerde secmenizin nedeni?''

''Kamplar insanlarin arasinda kurulmaz...''

Konustukca Vehbi Yildiz'in tedirginligi artiyordu. Bir kez kuskulanmisti bizden. Aklindan ''acaba'' sozcugunun gectigi her hareketiyle belli oluyordu.

Bu arada tedirginlik duymayan biyikli genc, karsi cadiri isaret edip ''Orasi yemekhane'' dedi.

Ayaga kalktik, yemek cadirina dogru yurumeye basladik. Cinar agaclarinin arkasinda kucuk cocuklar korkuyla bizleri izliyorlardi. Saklaniyorlardi daha acikcasi bizden. Cadirdan iceriye girdik. Tahtanin uzerine nobet cizelgesi yazilmisti. Yesil renkte plastik tabaklar, bardaklar ve surahiler vardi. Her seyin rengi yesil olarak secilmisti nedense.

''Nobet tutmak gerekli mi?''

''Elbet gerekli... Kim giriyor kim cikiyor bilmek icin...''

''Herkes girmiyor mu kampa?''

''Girmiyor. Bu mektubu getirmeseydiniz siz de giremezdiniz.''

''Sizce ne sakincasi olur girerlerse?''

''Cesitli sakincalari vardir. Bizden olmayan giremez.''

Boyle surup gitti konusmamiz. Cadirdan cikarken bir kitap paketi gorduk. Daha yeni gelmis olacak ki acilmamisti. Az sonra kamptan ayrildik ve Kazdagi eteklerinden Kizilkeceli Koyu'ne dogru inmeye basladik... Her taraf yemyesildi. Asagilarda Akcay, deniz, kum ve gunesle butunlesiyordu. Saskinligimiz gecmemisti... Daglara kamplar kurulmustu 1975 Turkiyesi'nde. Gozlerden irak, iceriye girmemizin izine bagli oldugu kamplar. Cocuklar gelmislerdi, yoksul koylu cocuklari. Yaslari on iki ve on bes arasinda olan cocuklar, bizim cocuklarimiz. Beyinleri yikaniyor ve cagdisi bir egitimle yozlastirilmak isteniyorlardi.

Insanlari kotulukten kurtaracaklarmis sozumona. Said-i Nursi adli bir sapigin kitaplariyla bu kamplarda Nur egitiminden baska bir sey yapilmiyordu.

Suudi Arabistan'da irtica kamplari kuruluyor. Simdi Turkiye'de buna benzer kamplar kurulmaya baslanmisti...
Acaba yapilmak istenen neydi?

Resim cektirmenin putlastirma oldugunu soyleyen delikanli, Ataturk devrimlerini, uygarligi ve her seyi kenara itmis, Said-i Nursi'nin kitabiyla dogrulugu arar olmustu... Ama o kucuk yavrularin ne gunahi vardi? Beyaz takkeli, bizleri gorunce cil yavrusu gibi dagilan, tekbir getiren ve ilahiler soyleyen cocuklar geciyor gozlerimizin onunden... Evet kamplar kuruldu daglara. Bu kamplarda nur egitimleri yapiliyor. Biz ilgilileri uyariyoruz.

(8 Temmuz 1975, Cumhuriyet)

Kamplara baskin yapildi
Daglara kamplar kurulmustu ve bu kamplarda Nur egitimi yapiliyordu. Evlerinde uc kitap bulundu diye gozaltina alinan ilerici ve devrimci aydinlari animsadim. Gordugum tuyler urpertici tablodan siyrilamamistim ki gazetenin telefonu caldi. Edremit'ten ariyorlardi beni.

Telefonda arayan dost soyle sesleniyordu:

''Kazdagi kampi basildi ve cok sayida Nur kitaplari bulundu...''

Gunlerden 8 Temmuz 1975 Sali. Gazetem Cumhuriyet'te yayimlanan ''Daglara Kamplar Kuruldu'' dizi yazimin
sonuncusu olan Kazdagi kamplarini anlattigim gun. Birdenbire rahatladim. Cunku dizi yazimla birlikte sagci basin karsi bir yayina girismisti. Cogu gazeteci arkadaslarim ise boyle bir olayin olamayacagi savindaydilar.

Edremit'e gitmeye hazirlanirken Devlet Guvenlik Mahkemesi Savciligi din kamplarinin kurulu bulundugu yerlerdeki savciliklara bir yazi gondererek baskinlar yapilmasini istiyordu.

Ayni gun Edremit ve Kemalpasa yoresinde izlenimlerimi soyle aktardim gazeteme:

''Daglarda kurulan ve 'din egitimi' yapilan Kazdagi'ndaki kampa baskin duzenleyen Edremit Savciligi, Said-i Nursi'ye ait uc sandik dolusu kitap, iki teyp ve bir sandik teyp bandi ele gecirmistir. Kampta Nur egitimi yaptirdigi ileri surulen 13 kisi ile yaslari 12-15 arasinda degisen 50 kadar cocuk da bulunmustur.

Kazdagi'ndaki din kamplarina yapilan baskin Izmir Devlet Guvenlik Mahkemesi'nin Edremit Savciligi'na yaptigi basvuru uzerine gerceklestirilmistir. Devlet Guvenlik Mahkemesi ayrica ozellikle Ege yoresindeki din kamplarinin kurulu bulundugu yerlerdeki savciliklara da baskin duzenlenmesi icin talimat vermistir.

Edremit Savciligi Devlet Guvenlik Mahkemesi'nin basvurusu uzerine Kazdagi eteklerindeki din kampina jandarmalarla bir baskin duzenlemistir."

Baskin sirasinda kampta bulunan ve Nurculuk egitimi yaptirdiklari ileri surulen Ege Universitesi Kimya Bolumu
asistanlarindan Muzaffer Ayvaz, Edremit'in zengin isadamlarindan zeytinyagi tuccari Haci Arif Cagan, Avcilar
koyu esrafindan Haci Mehmet Ambarli ve adlari aciklanmayan 10 kisi yakalandiktan sonra gozaltina
alinmislardir.

Jandarmanin yaptigi baskin sirasinda yaslari 12-15 arasinda degisen 50 cocuk da ele gecirilmistir. Savcilik bu cocuklarin kamplarda nasil egitim gorduklerini, kendilerine neler ogretildigi konularinda ifadelerine basvurmustur.

Kazdagi'ndaki kamptan Edremit'e getirilen ve gozaltina alinan Nurculuk saniklari ile ilgili olarak yetkililer aciklama yapmaktan kacinmaktadirlar.

Edremit Kaymakami Cahit Ertan bolgesinde meydana gelen olaylardan once haberi olmadigini soylemis, daha sonra da bu konuda bir aciklama yapilacagini bildirmistir. Ilgililer sorusturmanin surdugunu belirtmektedirler.

Ote yandan, olayin duyulmasi uzerine Belediye Baskani Osman Arikan, AP ilce baskani ve halktan bazi kisiler
Adliye'ye gelerek gozaltina alinanlarin durumu hakkinda bilgi almak istemislerdir.

Bu arada, Turgutlu Cumhuriyet Savciligi da Yigitler ve Oren kampini yonettigi ileri surulen tugla fabrikatoru Osman Aykut'un evine ve fabrikasina duzenledigi baskin sonunda Said-i Nursi'ye ait 45 kitap ele gecirilmistir.

Kemalpasa Savciligi da kampin yoneticilerinden oldugu belirtilen Fethullah Gulen ve Ali Ihsan Ozen'i aramaya
baslamistir.

Bu arada Devlet Guvenlik Mahkemesi istenilen bilgileri Savci Edip Ozyoruk'e verdi. Ozyoruk, saniklar hakkinda Turk Ceza Kanunu'nun 163. maddesince dava acilacagini soyledi. Bu aciklamasi gazetelerde cikinca sagci basin basladi tekrar yaygaraya. Kazdagi kampi basildiktan sonra Oren kampi aninda dagitilmistir. Acaba neden baskin yapilmadan dagitilmistir?

Evet simdi bunun nedenini aciklayalim:

Milli Egitim Bakani AP'li Ali Naili Erdem'in ilcesi, Oren bucagina on kilometre otede bulunan Kemalpasa'dir.

Oren yemyesil sirin bir bucaktir. Izmir - Ankara eski asfaltinin girisinde yuce cam agaclari altinda insanlar gorunsunuz gunes devrildikten sonra. Gunun diger saatlerinde iskemleler bombostur.

Amac: Seriat Devleti...

Icisleri Bakani Haldun Mentesoglu'nun secim cevresi olan Karabogurtlen, Koycegiz ve Fethiye, Nurcular ile Suleymancilarin rahatlikla yayildiklari bir bolge. Isparta, Elmali, Konya, Akseki'den gelerek gezgin esnaf kimligi ile bu yoreye yayilan Nurcular ve Suleymancilar iki ayri seriatci grup, ama hedefleri ayni. Her ikisinin de birlestikleri nokta: ''Seriat devleti.''

Mugla yoresinde Suleymancilar isi iyice azitmislar. Kendilerine karsi cikanlara dayak atiyorlar, hatta ates
ediyorlar. Ancak kendileri yapmiyor bu isi. Kiralik katillere bol para vererek, ulasmak istedikleri hedefi
engellemek isteyenleri susturmak istiyorlar... Ataturkcu Gulcami Imami Osman Orhun, savas acmis
Suleymancilara karsi... Yillardir suruyor bu savas....

Cunku Oren'in insanlari yasamlarini toprakta surdururler.

Ova verimlidir. Tutun, pamuk, bugday, sebze ve meyve tarimi birlikte yurutulur. Tutucu bir bucak degildir ama kimi etkenler nedeniyle yerel secimleri AP kazanmistir. AP'li Belediye Baskani Ibrahim Akcora Nur kampinin kuruldugu alani kendisi duzenlemistir. Kampi yoneten Fethullah Gulen ve Turgutlulu tugla fabrikatoru Haci Osman Aykut'la yakin iliskisi vardir Akcora'nin. Tugla fabrikatoru Haci Osman Aykut isci haklarina karsi cikan, Cimse-Is'in Turgutlu'da kiremit fabrikalarinda surdurdugu eylemi kiran, kiralik lumpenleri iscilerin uzerine saldirtan kisidir. Evet, iscilere bir kurusu bile cok goren Haci Aykut ''Oren Nur kampi'' icin gunde iki bin
lirayi elden cikaracak kadar eli acik kisi(!). Kamplarin doksan gun sureli oldugunu dusunursek 180 bin lira harciyor Haci Aykut, Turkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamit koymak, ozledigi cagdisi medrese egitimini gerceklestirmek ve seriat duzenini kurmak icin.

Yil 1975... 1930 Seyh Esat olayindan bu yana tam 45 yil gecmis... Biz bu satirlari yazdigimizda Haci Aykut'un evine polis baskini yapilmis, kendisi Devlet Guvenlik Mahkemesi'ne getirilmis ifade veriyordu. Cunku evinde Said-i Nursi 'ye ait elliyi askin yasak kitap ele gecirilmisti. Oren'i dolastik dun. Kamp dagilmisti. Koyluler, kamp yoneticilerinin cadirlari bir kamyona yukleyip kactiklarini soylediler bize. Hicbir iz birakmadan dagitilmisti Oren Nur kampi. Herhalde iyi saatte olsunlar gelmislerdi ve cadirlari yukleyip gitmislerdi. Devlet Guvenlik Mahkemesi'nin 6 Temmuz 1975 gunu aldigi arama karari diger kamp kurulu bolgelerde savcilarca uygulanirken, Kemalpasa Cumhuriyet Savciligi arama islemini bir gun sonraya birakiyordu nedense. Iste o iyi saatte olsunlar bu bir gunluk sureden yararlanmasini biliyorlardi. Ilerici ve devrimci ogretmenlerin kiyimcibasisi Milli Egitim Bakani Ali Naili Erdem 'in ilcesi Izmir Kemalpasa'nin on kilometre otesinde cagdisi bir egitim yapiliyor, Turkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamit konulmak icin orada planlar hazirlaniyordu.

Turkiye Cumhuriyeti'nin kiyimcibasi Milli Egitim Bakani, yurtsever ogretmenlerle ugrastigindan oturu bu gercegi bildigi ve gordugu halde Nurculara goz yumuyordu.

Evet, Oren Nur kampi basilmiyordu iste bu nedenle. Ama yirmi kilometre otede Yigitler kampi basiliyor, Said-i Nursi'ye ait yuzlerce yasak kitap ele geciriliyordu. Bu arada on kisi Devlet Guvenlik Mahkemesi'ne getiriliyor, bunlardan salt bir kisi tutuklaniyordu. Bir gun sonra ise kamplarin tekrar acildigi haberi geliyordu bize.

TRT Izmir Haber Merkezi Nur kamplarina yapilan baskinlari, ele gecirilen yasak kitaplari ve saniklarin DGM'ye verildiklerini geciyor. Ama nedense Ankara bu haberi bultene koymuyordu. Isin ilgincligi MSP'li Adalet ve Icisleri Bakani'nin emriyle yeniden acilan kamplarda cagdisi egitime, korpe ve yoksul koy cocuklarinin kafalarina Ataturk ilkelerine karsi eylem girisimi yeniden islenmeye baslaniyordu... (12 Agustos 1975 ''Cumhuriyet'')

Yil 1970, ocak ayinin ortalari...
Genc adam, uzuntuluydu. Kesik kesik konusmaya basladi:

''Ne kadar ilginc degil mi, Basbakan Suleyman Demirel 'in Islamkoyu'ne cok yakin uzaklikta bulunan Kuleonu Koyu'ne yapilan jandarma baskini sonunda ikinci gizli Nurculuk okulu ortaya cikiyor ve 15 kisi tutuklaniyordu...''

''Ilginc'' dedim gencin bu konusmasi karsisinda...

O sustu...

''Ama bu konu uzerinde durmaya gelmedik aslinda. Nurcular ve Suleymancilar, yorede birkac kisiye saldirida
bulunmuslar...''

Bu kez yanit verdi: ''Fethiye uygar bir ilcedir. Benim cocuklugumda cenazeler bando ile kalkardi. Ama cirkin
politikacilar sirf oy kaygisiyla guzelim ilcemizi rezil ettiler. Biz devrimciler, asla izin vermeyecegiz bundan boyle... 1968 tutun piyasasi buna ornektir. Gerekirse ayni sekilde davraniriz Nurculara, Suleymancilara.''

''Kisaca anlatir misiniz bu olayi...''

''Bilinen bir sey bu. 1968 yilinda tutun ureticisi koyluler ile birleserek cember sakalli Nurculari zorla berberlere soktuk ve tiras ettirdik. Kimisi korkudan denize atti kendini. Sonra Adapazari'na ve Istanbul'a goc ettiler.''

Nurcular ve Suleymancilar

Icisleri Bakani Haldun Mentesoglu' nun secim cevresi olan Karabogurtlen, Koycegiz ve Fethiye, Nurcular ile
Suleymancilarin rahatlikla yayildiklari bir bolge. Isparta, Elmali, Konya, Akseki'den gelerek gezgin esnaf kimligi ile bu yoreye yayilan Nurcular ve Suleymancilar iki ayri seriatci grup, ama hedefleri ayni. Her ikisinin de birlestikleri nokta: ''Seriat devleti.''

Nurcular ve Suleymancilar salt bu yorede yayilmiyorlar. Denizli, Manisa, Usak, Balikesir, Antalya ve Canakkale'de sayilari her gecen gun artiyor. Ancak yeni yerlestikleri Mugla cevresinde ayri bir ozellikleri var. Kendilerine karsi cikanlara tuzak kuruyorlar, kursun yagmuruna tutuyorlar... Fakat Ataturk devrimlerinin savunucusu din adamlari, ogretmenler ve koyluler yilmiyorlar bundan. Nereden yakalarlarsa birakmiyorlar peslerini. Iste bundan oturu ilcede sayilari daha az.

Katillere adam vurduruyorlar

Mugla yoresinde Suleymancilar isi iyice azitmislar. Kendilerine karsi cikanlara dayak atiyorlar, hatta ates ediyorlar. Ancak kendileri yapmiyor bu isi. Kiralik katillere bol para vererek, ulasmak istedikleri hedefi engellemek isteyenleri susturmak istiyorlar...

Fethiye'nin Gulcami Imami Osman Orhun , Suleymancilarin hismina ugrayanlardan biri. Ataturkcu genc imam, savas acmis Suleymancilara karsi... Yillardir suruyor bu savas...

Imam Osman Orhun'a 20 Eylul 1970 gunu haber salmis Suleymancilar... ''Gavur hoca ayagini denk alsin, yoksa defterini durdurecegiz'' gibi laflar etmisler. Gulup gecmis genc imam bu sozlere. Hatta, ''Gelecekleri varsa gorecekleri de vardir'' diye cevap vermis. ''Bunlarin koku kazinana kadar surecek bu kavga... Ataturk devrimlerine uzanan sapik eller kirilacaktir.''

''Nasil oldu sizi oldurmek istemeleri?''

''Daha onceden haber saldilar. Ama umursamadim ben. 28 Eylul 1970 gunu saat 20.30'da camiden cikmis evime gidiyordum. Cevrede kimseler yoktu. Silah sesleri ile birlikte kendimi attim yere. Kursunlar yanimdan geciyordu, oldugum yerde kaldim. Bir sure sonra kalktim. Kiralik katil beni oldu zannederek patronlarina haber vermeye gitmisti.''

''Pusu kurdular oyleyse?''

''Evet, pusu kurdular. Yolumu gozlediler. Camiden cikisimi izlediler.''

''Sonra polise basvurdunuz.''

''Beni oldurmek isteyen genci tespit ettim sonra. Gecen yil oldurulen bir eskiyanin kardesi idi. Kandirmislar kendisini herhalde.''

''Kabul etti mi sizin tespit ettiginiz genc, oldurmek istedigini?''

''Etmedi tabii.''

''Nasil calisiyorlar yorede Suleymancilar?''

''Orumcek agi gibi sariyorlar her yeri. Izinli izinsiz tum Kuran kurslarini ellerine gecirmislerdir bugun Turkiye'de. Ileride buyuk tehlike olacaklardir.''

''Mugla yoresi nasil?''

''Fethiye'nin tum koylerindeki Kuran kurslari onlarin elinde. Fethiye merkezindeki dahil. Sapik fikirlerini korpe kafalara sokmak istiyorlar. Bunun yani sira saf vatandaslari avliyorlar.''

''Sonra karsi cikanlari yok etmek istiyorlar.''

''Elbet... Iste ben; arkadasim Ramazan Ozdemir buna ornektir. Ramazan'i dovduler.''

''Bir konuyu ogrenmek istiyorum. Maddi olanaklari nasil Suleymancilarin?''

''Kurban Bayrami'nda deri topluyorlar. Topladiklari derileri satip kiralik katil tutuyorlar.''

Ogretmenlere baski...
Bugun cogu koyde dogru durust ilkokul yokken Kuran kurslari mevcuttur. Din maskesi altinda Ataturk
devrimlerinin dusmanligini rahatlikla yapmaktadirlar. Koylulerin dini duygularini somuren sapik fikirli kisiler,
birtakim politikacilardan da yardim gormektedirler. Ornegin pek cok Nurcu ve Suleymanci bugun politikanin
icindedir. Oy kaygisiyla her sey mubah sayilmaktadir.

Nurcular ve Suleymancilarin koylerdeki en buyuk engelleri, ogretmenler. Bugun cogu koyde dogru durust ilkokul yokken Kuran kurslari mevcuttur. Din maskesi altinda Ataturk devrimlerinin dusmanligini rahatlikla yapmaktadirlar. Koylulerin dini duygularini somuren sapik fikirli kisiler, birtakim politikacilardan da yardim gormektedirler. Ornegin pek cok Nurcu ve Suleymanci bugun politikanin icindedir. Oy kaygisiyla her sey mubah sayilmaktadir. Nurcularin ve Suleymancilarin ellerindeki silah ise ''din dusmani'' sozcugudur. Mugla yoresinde kendileriyle gorustugumuz pek cok ogretmen, hayatlarinin tehlikede oldugunu soyledi.

Adini aciklayamayacagimiz bir ogretmen ise su ilginc olayi anlatti: ''Bir gun ilkokul 2. sinifta okuyan bir ogrencim, bana Said-i Nursi' yi taniyip tanimadigimi sordu. Ben de kendisine sana kim ogretti bu soruyu dedim? Cunku 8 yasindaki bir cocugun boyle bir soru sormasinin altinda bazi gercekler vardi. Sorusturdum ve ogrendim. Ogrencim yazin Nur okuluna devam edermis.''

Bir baska ogretmenin anisi da soyle: ''Koyun genclerinden birisi bana, Hoca Eefendi biz bir gun sehre inecegiz. Inisimiz cuma gunu olacak ve her yeri altust edecegiz, dedi. Biraz sikistirdim genci. Meger Suleymancilar kandirmis. Suleymancilarin tek amaci bir gun topluca eyleme gecmek.''

Mudur vuruluyor
8 Ocak 1971 Cuma...

Koycegiz Lisesi Muduru Nevzat Avci , ogretmen esiyle birlikte cikti evinden, okula geldi ve ogretmenler odasina girdi. Ogretmen arkadaslariyla birlikte her zaman oldugu gibi bir sure konustu, isteklerini saptadi ve odasina girdi. Gazeteleri gozden gecirdi, cayini icti...

1/C sinifinda cografya dersi vardi. Zille birlikte odasindan cikti, koridorda yurumeye basladi. Gurultu yapan siniflari kontrol etti... Bir anda gozu bahcede tek basina dolasan bir ogrenciye takildi...

Tanimisti bu ogrenciyi. Bu yil gelmisti. Lise birinci sinifta iki yillik ogrenciydi. Kendi halinde kimseyle konusmayan bir cocuktu. Gecen yil Mugla Lisesi'nde okumus, sinifta kalmisti.

''Celal gelsene buraya...'' diye bagirdi Mudur Nevzat Avci. Celal hic umursamadi, duymazliktan geldi. Mudur bu kez belki duymamistir dusuncesiyle bir kez daha cagirdi... Ogrenci cevap verdi bunun uzerine:

''Ne var be...''

''Gel bakayim, buraya...''

Lise birinci sinif ogrencisi Celal Irfan agir adimlarla mudure dogru yaklasti, sonra giris kapisindan koridora cikti...

''Neyin var oglum senin?''

''Sana ne.''

''Neden dersine girmedin?''

''Girmezsem ne olacak?''

''Zayif dersin mi var?''

''Sana ne.''

Olayin bundan sonra gelisimini Mudur Nevzat Avci'dan dinleyelim:

''Celal Irfan'a hic cevap vermedim. Belki cani bir seye sikilmis diye dusundum. Fakat gucume gitmisti, bana boyle davranmasi. 14 yillik meslek hayatimda ilk kez boyle bir olayla karsilasiyordum...''

''Sizinle konusurken disaridaki gibi sakin miydi?''

''Gayet sakindi, sadece gozleri donuktu, ama suphelenmistim...''

''Sonra?''

''Odama gittim. Masama oturup dusunmeye basladim. Acaba ailevi durumu bozuk bir ogrenci mi diye. Sonra not defterimi cikarip karistirmaya basladim. Bir anda kapi acildi ve Celal Irfan iceri girdi. Elinde tabanca vardi. Sadece silah sesini duydum. O elinde silah, gozlerimin icine bakiyordu. Kendimi siktim ama ayaklarim kesilmis, vucudumu sicaklik kaplamisti. Kendimi koltuga biraktim. Gozlerimle 'Yapma Celal' diyordum. Gozlerimi actigim zaman Mugla Devlet Hastanesi'ndeydim. Kursun boynuma isabet etmis, omuz kemigimi parcalamisti...''

Celal Irfan, muduru oldurdugunu sanarak tekrar koridora cikmisti. Bu sirada ogretmen Nurtan Atilmis olaydan habersiz olarak mudurun odasina girmis. Mudur koltugunda oturdugu icin hicbir seyi fark edememis, sonra disari cikmis. Bahcede Celal Irfan'i gormus.

Ogretmen Nurtan Atilmis'i dinleyelim simdi de:

''Elinde silah vardi Celal'in. Tetige dokundu. Fakat ates almadi. Bir daha cekti tetigi, yine ates almadi. Ben bu zaman icinde cesmenin arkasina attim kendimi. Bir ogretmen arkadas tabancanin ateslemedigini gorunce uzerine atiliyor Celal'in. Boylece yakaliyor ogrenciyi.''

''Nasil taniyordunuz Celal'i?''

''Uslu ogrencilerden biriydi Celal, kendi halindeydi. Okulda dort sakin ogrenci gosterin deseniz, birisi Celal'dir derim...''

''Celal Irfan'in Nurcu oldugu soyleniyor. Sizin bilginiz var mi bundan? Ornegin din dersi ogretmeni Necati Sunguroglu' na Said-i Nursi'ye ait bazi seyler sormus...''

Diger ogretmenler Omer Bilici ve Izzet Akgul de katildilar konusmamiza. Hepsi Celal'in birkac gun once din dersi ogretmenine Said-i Nursi'nin kitaplari konusunda soru sordugunu, Necati Sunguroglu'nun da ''Birak su sapik adami'' dedigini dogruladi.

Olay, Koycegiz'de nefretle karsilanmis, Koycegizliler bu konuda su bilgiyi verdiler bize:

''Celal Irfan'in ailesi Nurcudur. Celal olay gecesi sabaha kadar Said-i Nursi'nin kitaplarini okumus ve sabahleyin namaz kilip okula gitmis... Kendisinin sapik fikirlere kapildigini biliyorduk...''

Celal Irfan'in sinif arkadaslari da Celal'in Nurcular tarafindan kandirildigini soylediler. Ayni siniftan bir ogrenci ise ''Celal bazi gunler kendi kendine konusurdu. Bir defa bana Nurcu oldugunu uzun uzun anlatti'' dedi...

Olaydan sonra tevkif edilen 17 yasindaki Celal Irfan su anda Mugla Devlet Hastanesi'nde. Koycegiz Cezaevi'nde intihara kalkistigi icin kaldirildi Celal hastaneye... Keskiyle bogazini kesti ve olumun esiginden dondu. Nicin intihara kalkistigini kimse bilmiyor. Ancak cezaevindeki tutuklular bunu soyle anlatmislar:

''Olay gecesi ve daha onceki geceler yatagindan sicriyordu Celal. Her defasinda ' Kizlar geliyor... Kizlar geliyor... Cekilin oldurecekler kizlar beni. Ciplak geliyor' diye bagirip agliyordu. Olay gecesi ayni seyleri sayikladi ve intihara kalkisti...''

Celal Irfan'in koma halinde kaldirildigi hastanede bogazi dikildi. Ikinci bir intihara kalkistigi takdirde kurtulmasi olanaksiz. Hastanede her gece ayni sekilde sayikliyor...

Celal Irfan'in yaraladigi Lise Muduru Nevzat Avci, halen Izmir Devlet Hastanesi'nde tedavi altinda. Celal Irfan'in intihara kalkistigini kendisine anlattigim zaman cok uzuldu. Bu gencin topluma kazandirilmasini istedi.

''Celal'in babasi ciftciymis...'' dedim.

''Cok fakir bir aile, biliyorum.''

''Celal'le daha once aranizda bir sey gecti mi?''

''En ufacik bir olay gecmedi...''

Koycegiz'de de sorduk sorusturduk, ayni seyi duyduk. Lise muduru ile ogrenci arasinda hicbir olay gecmemis.

O zaman niye yapti bu isi Celal...

Sadece bir gece once Nur risaleleri okuyup namaz kilmis... Kendi kendisine konusur, kizlardan kacan bir tipmis...

Nicin oldurmek istedi oyleyse lise mudurunu Celal?

Henuz aydinliga kavusmadi... Ileride bu isteki gizli elleri ortaya cikaracaktir Turk hakimleri...

Bize kalirsa asil suclular ortada dolasiyor deriz. Turkiye Cumhuriyeti'nin Icisleri Bakani'nin ulkesidir Koycegiz... Karabogurtlen, Dalaman ve Fethiye secim yoresidir...

Karabogurtlen'de kum gibi kaynamaktadir Nurcular...

Suleymancilar, Mugla yoresinde olum sacmaktadirlar. Daha gecenlerde Koycegiz'in Dovusbelen koyunde genclerle Nurcular silahli catisma yapmislar, sonunda koyun gencleri kovalamislar Nurculari...

Icisleri Bakani Sayin Haldun Mentesoglu , secim bolgenizden soyle sesleniyor hemserileriniz:

''Biz, polisin sadece universite yurtlarini basmasini okuyoruz gazetelerden. Bugun polisin yapamadigini halk yapiyor Mugla yoresinde. Biz Ataturk devrimlerinin bekcisi olarak sonuna dek surdurecegiz kavgayi. Ama polisin de bize yardimci olmasinin zorunluluguna inaniyoruz. Size son bir defa durumu iletiyoruz.''

Tarikat liselerinde beyinler yikaniyor
Turkiye'deki en yaygin ve etkili tarikatlardan biri olan Fethullahcilar, ilkokulu bitirenler arasindan sectikleri gencleri kendi ''ozel'' liselerinde egiterek universiteye hazirliyorlar. ''Fethullahcilar''in denetledigi liseler, universite giris sinavlarinda genellikle ''tulum cikaran okullar'' olarak dikkati cekiyorlar. Derlenen bilgilere gore, gelecegin Fethullahci kadrolarini yetistirmek amaciyla ilkokul sonrasi alip universiteye kadar egittikleri cocuklari Bursa'da ''Ozel Nilufer Lisesi'', Istanbul'da ''Fatih Erkek Lisesi'', Ankara'da ''Ozel Samanyolu Lisesi'', Izmir'de ''Ozel Yamanlar Lisesi'' ve Van'da ''Ozel Serhat Lisesi''nde yetistiriyorlar.

Yil: 1993... Ay: Agustos.. Cumhuriyet'ten Gunduz Imsir, Ahmet Sik ve Levent Gencelli, ''Fethullah Okullari'' ni
gundeme getirdi... Acaba diger gazeteler ne yapiyorlardi?

Sustular...

Iste 6 yil once olup bitenler...

Fethullahcilar ilkokul mezunlari arasindan sectikleri ogrencileri, kendi denetimlerindeki Nilufer, Fatih Erkek, Samanyolu, Yamanlar ve Serhat adli ozel liselerde egiterek universiteye hazirliyor.

Tarikat liseleri

Turkiye'deki en yaygin ve etkili tarikatlardan biri olan Fethullahcilar, ilkokulu bitirenler arasindan sectikleri gencleri kendi ''ozel'' liselerinde egiterek universiteye hazirliyorlar. ''Fethullahcilar'' in denetledigi liseler, universite giris sinavlarinda genellikle ''tulum cikaran okullar'' olarak dikkati cekiyorlar.

Derlenen bilgilere gore, gelecegin Fethullahci kadrolarini yetistirmek amaciyla ilkokul sonrasi alip universiteye kadar egittikleri cocuklari Bursa'da ''Ozel Nilufer Lisesi'' , Istanbul'da ''Fatih Erkek Lisesi'' , Ankara'da ''Ozel Samanyolu Lisesi'' , Izmir'de ''Ozel Yamanlar Lisesi'' ve Van'da ''Ozel Serhat Lisesi'' nde yetistiriyorlar. Egitim kurumlarini kullanarak gelecegin devlet yoneticilerini kendi yandaslari kanaliyla ele gecirmeye yonelen bu cok yonlu ve uzun erimli ''strateji'' nin destekcilerinden birinin kuruculari arasinda ''unlu'' gazeteci Fehmi Koru 'nun da bulundugu Ensar Vakfi oldugu soyleniyor.

Bir tur ''ozel imam-hatip lisesi'' niteligini tasidigi ileri surulen bu egitim kurumlarinda ogrenciler, normal ortaokul ve lise derslerinin yani sira yogun bir din egitimi de goruyorlar. Bu okullardaki cocuklarin gerek yatacaklari ogrenci yurtlari, gerekse yaz tatilleri, ayni seriatci gucler tarafindan orgutleniyor.

Ogrenciler, genellikle bu okullara ait pansiyonlarda ya da ayni tarikata bagli kisilere ait ogrenci yurtlarinda kaliyorlar. Yaz tatillerinde de bu ogrencilerin biraz ''tatil'' , daha cok da ''dinsel egitim'' yaptiklari yaz kamplari kuruluyor.

Cumhuriyet muhabirleri, bu okullarin en unlulerinden biri olan Bursa ''Ozel Nilufer Lisesi'' ile ilgili ilginc bilgiler derlediler ve Avsa Adasi'nda acilan ayni ''lise'' ye ait yaz kampina girdiler.

Ozel Nilufer Lisesi, Bursa'da ''Fethullahci'' gorusu benimseyenlerin denetim ve yonetiminde olmasiyla taniniyor. Adeta ''ozel imam-hatip lisesi'' konumunda oldugu belirtilen Ozel Nilufer Lisesi, asiri dinci ailelerin cocuklarini gonderdikleri, pansiyonu da bulunan bir okul. Okula sadece erkek ogrenci kabul ediliyor. Okulda bayan ogretmen ve bayan gorevli calistirilmiyor. Okulun ogrencileri OSS ve OYS'de ''tulum'' cikarmakla taniniyorlar. Nitekim lise, 1991-92 ogretim yilinda basari siralamasinda OSYM kayitlarina gore Bursa birincisi.

Okulun yonetim birimlerinin bulundugu katlara, gorevliler ve konuklar ayakkabilarini kapida cikararak girebiliyorlar. Okul yonetimi, sadece kendi dogrultularindaki eylemleri ya da etkinlikleri goruntulemek isteyen gazetecileri okula aliyor.

Okul yonetiminin bir baska ozelligi de her yil ramazan ayinda Bursa burokrasisine iftar yemegi vermesi. Bu iftarlara ANAP doneminin Bursa valilerinden Erol Cakir ile donemin Emniyet Muduru Yahya Soy 'un da katildiklari biliniyor.

Okul yonetimi, kendi gorusu disindaki tum ilgili ve yetkili kisiler icin kapali kutu.

Lise, ilk olarak Bursa-Istanbul yolu uzerinde bulunan Ozel Baran Lisesi'nin bir bolumunu kiralayarak ogretime basladi. Daha sonra Nilufer Belediyesi sinirlari icinde yer alan Besevler semtine tasindi. 1988'den bu yana ogretime burada devam ediyor.

Universiteye hazirlik

Mezun olan ogrencilerin tamami, ayni nitelikteki ozel dershaneler tarafindan ''ozel statulu ogrenci'' kaydiyla universitelere hazirlaniyorlar.

Bu ogrencilerin gittikleri dershane de Bursa'da pek unlu: ''Yesilirmak Dershaneleri'' ile Ozel Nilufer Lisesi arasinda cok ozel bir bag var. Bu bag, ''Fethullahci'' lik ortak paydasindan ayri olarak ''Silm Ozel Egitim Tesisleri AS'' de ortaya cikiyor. Ozel Nilufer Lisesi'nin sahibi konumunda bulunan bu sirketin yonetim kurulunda yer alan M. Ali Yayikci , ayni zamanda ''Yesilirmak Dershaneleri'' nin de sahibi. Silm Ozel Egitim hizmetleri AS, Bursa'da birbirleriyle ic ice gorunen bu kuruluslarin ana sirketi gorunumunde.

Ozel Nilufer Lisesi'ni yakindan taniyan bir egitimcinin su sozleri hayli anlamli: ''Liseyi bitiren ve dershanede universite sinavina hazirlananlarin tercihi, uc asagi bes yukari ayni. Hemen hepsinin tercihleri siyasal, hukuk ve sosyal bilimler dallarinda yogunlasiyor. Maddi durumu elvermeyen basarili ogrenciler, dini vakiflarin katkilariyla okutuluyor. Okulun ortaokul ve lise bolumlerine talep olaganustu. Ilkokul son sinif ogrencileri, bu gorusteki kisiler tarafindan ozel olarak taraniyor, basarili bulunanlar velilerinden izin alinarak Ozel Nilufer Lisesi'ne kaydediliyor.''

Yesilirmak Dershaneleri'nin Bursa'da bir ozel pansiyonu da bulunuyor. Yesilirmak Dershaneleri Ortaogretim Erkek Ogrenci Pansiyonu, Maksem Caddesi 46 numarada bulunuyor. Dershaneye devam eden, Bursa disindan gelen ogrenciler bu yurtta yatiriliyor. Bu yurdun sorumlusu da yine Mehmet Ali Yayikci.

Turkiye'nin cesitli illerinden gelen ve ''Fethullahci'' goruse sahip ogrenci ve egiticilerin barindirildigi kamp, Avsa Adasi'nin en sessiz ve sakin koyunda kurulu.

Kampin bulundugu koya hic kimse sokulmuyor. Gun boyu dini egitim ve karate dersleri verilen kampta duzen, egitimcilerin hoparlorlerden yayimladiklari komutlarla saglaniyor. On beser gun suren donemlerde, 200'u askin ogrenci kampta egitim goruyor. Ogrenciler, odalardan cikarilan somyalarin yerine konan doseklerin uzerinde yatiyorlar.

Kamp hakkinda Erdek Cumhuriyet Bassavciligi'na da suc duyurusunda bulunuldugu ogrenildi. Bunun uzerine harekete gecen Marmara ve Avsa Adasi'ndan sorumlu jandarma, ''Beyaz Saray'' adli kampa ani bir baskin duzenledi.

Soz konusu kampla ilgili olarak yaklasik 1 aydan beri yogun ihbarlar aldiklarini belirten Marmara Adasi Kaymakam Vekili Ahmet Ozen, ''Yapilan ihbarlarda cesitli ortak ozellikler mevcuttu. Kamp siki bir aramadan gecirildi. Ancak herhangi bir suc unsuruna rastlanilmadi. Arastirmalarimiz suruyor'' dedi.

Balikesir Valiligi'nden temmuz-agustos aylari icin ''Bursa Ozel Nilufer Lisesi Ogrenci Yaz Kampi'' adi altinda izin alinan, ''kus ucmaz, kervan gecmez'' bir yerde kurulan kampta ogrenciler, hicbir sekilde adaya inemiyor. Ancak iclerinden belirli kisiler, her gun ekmek ve gazete almak icin ada merkezine ugrayabiliyor.

Kampta, Turkiye'nin cesitli yerlerinden gelen ogrenciler var. Erdek'ten Avsa'ya gunluk turlar duzenleyen Gazep Kaptan, Yildiz 1 ve Yilmaz Kaptan motorlariyla kamp merkezine getirilmisler. Her grup, baslarinda kendi hocalariyla geliyor. Hatta her grubun ascisi bile farkli. Surekli gida maddeleri depoluyorlar. Gezi motorlari, yiyecekleri getirdigi zaman ogrenciler sahilde siralanip elden ele vererek motele tasiyorlar. Ogrenciler, beser kisilik odalarda kaliyor.

Aksam yemeginden sonra ogrenciler bir salonda toplaniyor ve teypten vaazlar dinliyor, Kuran okuyorlar. Cuma namazlarini iclerinde gorevli birisi kildiriyor. Kampta gorevli, yaslari 25 ile 40 arasinda degisen kisiler tarafindan motelin bulundugu kisma kimse sokulmuyor. Kumsalin adeta parsellendigini belirten gorgu taniklari, ''Kumsaldan gecmek isteyenlere 'Kimsin, nereye gidiyorsun?' seklinde sorular soruyorlar. Sonra da 'Burasi dini bir kampa ait, gecmek yasak' diyerek geri ceviriyorlar'' seklinde konusuyorlar.

Ensar Vakfi

Kamptaki bazi ogrencilerin de ''Ensar Vakfi Haber Bulteni'' adinda bir dergiyi adada bulunan bazi cami imamlarina dagittigi ogrenildi. Ayrica kamp muduru oldugu ogrenilen Adem Demiralay ve Mustafa Sabuncu adli kisiler tarafindan dikkat cekmemek icin imamlara adadan bazi cocuklari ucretsiz kamplarina getirebilecekleri de soylenmis.

Kampa ogrenci aliminin Bursa'da ''Fethullahci'' gorus yanlisi Ozel Nilufer Lisesi yoneticilerinin organizasyonuyla yapildigi anlasiliyor. Soz konusu irticai egitim kampinin, Istanbul'da kurulu, yonetim kurulu baskanligini Tanju Zabun 'un yaptigi ''Zabun Turizm'' den bes yilligina kiralandigi ve Balikesir Valiligi'nden iki ayligina izin alindigi ogrenildi.

Tarikat pansiyonlari...

Kusadasi, Manisa, Fethiye yorelerindeki ''tarikat kamplari'' ni Cumhuriyet muhabirleri ortaya cikarinca, yobazlar birden ayaga kalktilar. Cumhuriyet'e, ''Cumhuriyetle yasit 70 yillik gazete'' suclamasiyla gercek yuzlerini saklamaya, ortmeye calistilar.

Bu kisiler koselerinde, ozel TV kanallarinda sik sik neler soyluyorlardi?

Soyle: ''Seriat duzenine dayali Islam devleti...''

'Cokseslilik' maskesi takiyorlar
1983 yilindan sonra ''tarikat pansiyonlari''nin sayisi hizla artti. Trabzon'dan Erzurum'a, Gaziantep'ten Denizli'ye, Afyon'dan Bursa'ya ve Balikesir'e dek bir ''tarikat agi'' kuruldu. Bunlar daha sonra ''vakif kimligine'' burunup ANAP iktidarinca da parasal olarak desteklendi.

Bu kisilerin uzaktan yakindan ''demokrasi'' ile iliskileri yoktu. Zaten bunu da acik secik her yerde soyluyorlardi. Kurulu duzeni yikip yerine ''ummetci bir toplum'' yaratmak istiyorlardi. Gazetelerin kimi donek Marksist kose yazarlari da bu kisilere ''canak tutuyor'' ; demokrasi, dusunce ozgurlugu ve cokseslilik adi altinda onlari sarip sarmaliyorlardi.

Turkiye'de izinsiz olarak egitim yapan ''yatili Kuran kurslari'' , 12 Eylul 1980 sonrasi ''Kurs ve Okul Talebelerine Yardim Dernegi Pansiyonu'' adi altinda calismaya basladi. Yaslari 7-15 arasindaki cocuklar, tarikat yoneticilerince orgutlu bir bicimde yurdun dort kosesinden toplanip pansiyonlara yerlestiriliyordu.

Burada tek amac vardi, o da suydu:

''Yoksul ailelerin cocuklari toplanacak ve onlar egitilecek...''

Tarikatlarin ogrenci yurtlarinda yatan bu ogrenciler (kiz ve erkek ogrencilerin pansiyonlari ayri ayriydi) gunduzleri okula gidiyor, aksamlari ise pansiyonlarda tarikat egitimi goruyorlardi.

1983 yilindan sonra ''tarikat pansiyonlari'' nin sayisi hizla artti. Trabzon'dan Erzurum'a, Gaziantep'ten Denizli'ye, Afyon'dan Bursa'ya ve Balikesir'e dek bir ''tarikat agi'' kuruldu. Bunlar daha sonra ''vakif kimligine'' burunup ANAP iktidarinca da parasal olarak desteklendi.

Unutmadan hemen ekleyelim: 12 Eylul'un cuntaci ve ustelik ''katiksiz Ataturk (!) pasalari'' , tarikatlarin malvarligina, yurtlarina el koymadi; onlari korudu, kolladi. Cunku tarikatcilarin onde gelenleri, o donemde cuntaci, Ataturkcu (!) pasalarin pesinde ibrikle dolasiyor, ulkenin bolunmez butunlugu icin calisiyorlardi...

Evet iktidarda ANAP vardi ve tarikatlar bu partinin kuyruguna takilmislardi artik. Basta Icisleri olmak uzere tum bakanliklarda orgutleniyor, kurduklari dershanelerle askeri liselere siziyorlardi.

Ornek mi?..

Belki kimi okurlarimiz animsar Akyazili Vakfi'ni. Bu vakif, yurdun dort bir yonunden -ozellikle kirsal kesimden- yoksul aile cocuklarini toplayip getiren bir tarikat kurulusudur. Bugun Turkiye'nin pek cok yerlesim biriminde Akyazili Dershaneleri ve okullari ''orumcek agi'' gibi yaygindir.

1987 yilinda Izmir DGM'de ilginc bir dava basladi. Dinlenen taniklarin 23'u Maltepe Askeri Lisesi'nde ogrenciydi.

Iste saniklardan Mustafa Gonulal 'in o tarihte DGM tutanaklarina gecen ifadesi:

''Akyazili Dershanesi'nde 20 gun kadar kaldim. Bilahare kursu ikmal ettikten sonra Maltepe Askeri Lisesi'ne girebilmem icin saglik kurulundan gecerek rapor almam gerekiyordu. Once ozel bir klinikte muayene oldum. Belkemigimde bir ariza oldugu icin askeri liseye giremeyecektim. Ali Zeybek bizim din dersi ogretmenimizdi. Benim yerime bir baskasini muayeneye soktu. Benim belgelerim uzerindeki fotograflari, tanimadigim o kisinin fotograflariyla degistirdi. Tanimadigim kisi saglam ciktigi icin de ben Maltepe Askeri Lisesi'ne kaydoldum.''

1971 dogumlu Taner Dundar:

''Rapor almak icin Ankara'dan Izmir'e geldik. Hatay'da ilahiyat fakultesinin ust taraflarinda bir eve yerlestik. Burada bir ay kaldik. Bu arada baska evlere gidip geliyorduk. Belimden rahatsiz oldugum icin benim yerime Necdet Durmak adli kisi askeri hastanede muayene oldu. Bu kolayligi Ibrahim Belge yapti. Ayrica Ibrahim Belge, evde bulundugu sirada Said-i Nursi 'nin Risale-i Nur adli kitabini okuyarak bize aciklamalarda bulunuyordu. Sizinti dergisi ve bazi kitaplari okuyordu. Bu duzenin iyi olmadigini, Fethullah Hoca'nin sayesinde ileride bu duzenin degiserek yerine seriat duzeninin gelecegini soyluyordu. Bu arada yanimda Murat Bulut, Necdet Durmaz, Murat Altin ve Polat Cicek bulunuyordu.''

Turk Silahli Kuvvetleri bunyesindeki askeri okullara ''tarikat pansiyonlarinda'' yetistirilip sizdirilan 92 ogrencinin kaydi, yine 1987 yilinda haziran ayinda silindi...

Bizim tum bu anlattiklarimiz, ''cokseslilik'' maskesiyle ortalikta dolasanlara, kanli Sivas olaylarini yaratanlara sanirim isik tutuyordu. O nedenle de Cumhuriyet gazetesine karsi ayni cevrelerden saldiri geliyordu. Yobaz cevrelerin tek amaclari vardi. Artik bunu her yerde acik secik soyluyorlardi:

''Ataturk cumhuriyetini yikmak ve yerine seriat duzenini getirmek...''

Susacak miydik?.. (24.7.1993).

Laiklik dusmanlari...
Adi ve adresi bizde sakli olan bir genc okurumuz, gonderdigi mektupta, ''kara irtica'' nin nasil boy attigini anlatiyor uzun uzun. Okurumuz soyle sesleniyor: ''27 yasinda, Ankara Universitesi Ziraat Fakultesi'nden mezun bir ziraat muhendisiyim. Simdiye kadarki gozlemlerim sonucu, ulkemizin butunuyle Sivas'taki igrenc olaylara gebe oldugunu dusunuyorum. Koltuk sevdalisi politikacilarin, servet duskunu zuppelerin, emperyalist guclerin emellerine usaklik eden yavsaklarin katkisiyla, benligini yitirmis bir nesil yetistirilmistir...''

Okurumuz ''Onun icin'' deyip ekliyor:

''Saygi duydugum degerlere hakaret eden vatan hainlerini sikayet edecegim bir devlet memuru olmadigini dusunuyorum. Ataturk'e sovme modasinin yasandigi, insani degerlerin ortacaga dondurulmek istendigi bir zamanda, bizim gibi dusunen genclere sizlerin sahip cikacaginiza inaniyoruz...''

Genc okurumuz, 1993 Turkiyesi'nde yasanan cagdisi olaylara deginiyor. Kisinin yasama hakkinin elinden alindigini; Sivas, Basbaglar, Bahcesaray ornegiyle veriyor. Ardindan da seksenli yillarda yasadigi olaylari anlatiyor...

Soyle diyor okurumuz: ''Seksenli yillarda ogrenimini tamamlamis bir vatandas olarak, nasil bir ogrenim ve egitime tabi tutuldugumuzu, sizlere anlatmak istedim. Usak'in Esme Lisesi son sinifindayken Suleyman Tirtil ismindeki biyoloji ogretmenimizin, Ataturk'e dil uzatmaya basladigini duyduk. Bu sahis, bizleri universite sinavlarina hazirlik amaciyla Izmir'de Akyazili isminde bir dershaneye kayit ettirdi. Arkadaslarimin cogunlugu bunlara ait yurtlarda kaldi (yil 1984). Bir aylik kurs bitiminde otuz arkadasimizin, laiklik dusmani, seriat tutkunu bir tavir aldiklarini gordum. Bunlardan alti arkadas, imam-hatipten lisemize gelmisti: Ozellikle bu arkadaslarimizdan ucu, Ankara Universitesi Hukuk Fakultesi'ne, diger ucu de Siyasal Bilimler Fakultesi'ne kayit oldular. Ben ise Erzurum Ataturk Universitesi Ziraat Fakultesi'ne yerlestim. Daha ilk kayda gittigim gun,
universitenin kapisinda beni bazi kisiler karsiladi. Ev kiraladiklarini ve yanlarina arkadas aradiklarini soylediler. Okula basladigimda, beni evlerine goturduler (Bu tip dini egitim veren ve Turkiye dusmani gencler yetistiren 50 adet ev vardi). Eve uyum saglayamadigim gerekcesiyle, beni Erzurum'da Selcuk adinda bir yurda yerlestirdiler. Bir aya yakin bir sure iclerinde kaldim. Fikirlerim uyusmadigi icin Kredi Yurtlar Kurumu'nda yurt cikar cikmaz yanlarindan ayrildim. Pesimi bir yil boyunca birakmadilar. Bu evlerde ve yurtlarda, ilkokullusundan universitelisine kadar insanlar kaliyordu. Gunde yedi saat Said-i Nursi diye bir yobazin fikirlerini ders olarak ogretiyorlardi. Bu evlerde kalanlardan universiteye gidenler, okullarina hic gitmiyorlardi. Sinavlardan sinavlara fakulteye ugruyorlar, diger zamanlarda bazi kisileri kazanmak icin faaliyetlerde bulunuyorlardi. Yakacak, yag, seker, peynir ve et gibi yiyecekler, to

16-04-2007 19:12
Yabancı..

'Sanki oyun oynuyorlar'
Nurculuk konusunda ''yuzeysel bilgilerle'' yapilacak bir degerlendirme; Nurcularin ve onlarin zamanin icinde gelisen turevlerinin kendi ilkelerinden uzaklastiklarini gosteriyor.

Modern gorunumleri altina gizledikleri din devleti amacina ulasmak icin her yolu mesru sayacak olcude siyasallasiyorlardi.

Oysa Nurculugun amaci ''imani kurtarmak, kalplere ilahi imani yerlestirmek ve katiyen siyasetle ugrasmamaktan ibaret'' sayilmisti. Islamiyetle siyaset arasina boyle bir sinir koyan Said Nursi, ozel konusmalarinda tedbiri elden birakmiyor ''siyasetin Islamiyete ait olabilecegini'' soylemekten kendini alamiyordu.

Fethullah Gulen kim? Bir emekli vaiz... Okullar, yurtlar, hastaneler, sirketler... Yillardir Gulen'in maskesini indiriyorduk!.. Ama kimseden 'tik' cikmiyordu... Erbil Tusalp , 9 Temmuz 1994 yilinda Cumhuriyet'te ''Din, Ticaret ve Siyaset'' baslikli yazi dizisinde 'Isik Evleri' ni anlatiyor, ben ise ''Fethullahcilari'' her gun koseme tasiyordum...

Peki tum bunlar yazilip cizilirken siyasal ve devlet erki ne yapiyordu? Medya neden susuyor, hic umursamiyordu?

Sadece seyrediyordu...

Sahte saglik raporlariyla askeri liselere nasil ogrenci sokuluyordu, Akyazili Vakfi hangi amacla kurulmustu?

Ne demistik?

Medya susuyordu!

Herkes Fethullahci kesilmisti...

Ankara Gazi Ciftligi'nde bir ev, Kecioren'de Meltem Apartmani, Aydinlikevler'de bir kurs, Siteler Ulubey'de bir baska ev, Cebeci'de Nur Apartmani'nda, Istanbul Cengelkoy, Kadikoy, Cukurbostan, Topkapi, Gungoren, Bakirkoy, Bayrampasa ve Beyazit'taki evler ve kurslarda; Kayseri, Manisa, Aydin, Samsun, Eskisehir'de evler, yurtlar ve dershanelerde, ''Islami yasamak isteyen'' insanlar uretiliyordu.

''Parasiz ozel kurslarda, derslerde ayri olarak ogrencilere dini egitim verildigi, namaz kildirildigi, zaman zaman Nur Risaleleri'nin okunup aciklandigi ve seriati ovucu sozler soylendigi, askeri lise sinavlarina girecek ogrencilerden bazilarinin imtihan yerlerine bizzat kurs gorevlileri tarafindan goturuldukleri, kendilerine imtihan suresince yatacak yer ve yiyecek saglandigi; kazanan ogrencilerin saglik muayenelerinde curuk cikarak askeri liseye kayit haklarini kaybetmemeleri icin her yolu denedikleri, hatta muayene kagitlarindaki fotograflari degistirerek ve sahtekarlik yaparak, sakat ogrencilerin yerine saglam ogrencileri muayeneye
sokup saglam raporu aldiklari; Izmir Maltepe Askeri Lisesi'nde ogrenimlerine baslamalarindan sonra bu ogrencilerle temaslarini surdurdukleri; hafta sonlarinda bunlari arkadaslariyla 4-5 kisilik gruplar halinde, belli yerlerden ozel arabalarla alip, Izmir'de Hatay, Balcova, Buca, Bozkaya ve Yesilyurt gibi semtlerde bulunan cemiyet mensubu kisilere ait evlere ve Basmane'deki... adli bir ticarethanenin ust katindaki odaya goturup onlara yemek yedirdikleri, video ve bilgisayar oyunlariyla hosca vakit gecirmelerini sagladiklari, daha sonra da dini konularda filmler izlettirildigi saptaniyordu.

Orgutculuk oynuyorlardi

Sanik olarak yargic karsisina cikarilan 14 ''seriat kurbaninin'' savunmalarinda soyledikleriyse, cok daha korkunctu. Oyun caginda yatili ogrenci olmanin verdigi sikintiyla, orgutculuk oynayan cocuklar gibiydiler.

Gizli bulusma yerleri, son model arabalar, izleniyor olma heyecani, sir saklamanin hoslugu, birkac saat olsa da uniformalarindan kurtulma sevinci, kurslar, yemekler, videolar, elektronik oyunlar, sehirlerarasi yolculuklar, yaz kamplari ve yeni insanlarla bir arada olmanin cekiciligiyle oynanan ''bir oyunun'' icindeydiler. ''Izmir Devlet Guvenlik Mahkemesi'nin 13.12.1988 tarih ve 1987/86 esas, 1988/72 karar sayili karar ve Yargitay 9. Ceza Dairesi'nin 18.1.1988 tarih ve 1987/ 5315 esas, 1988/386 karar sayili onayi'' bunlarin ne anlama geldigini anlatiyor olsa da, kucucuk cocuklari bu ''karanlik oyunun'' icine batmaktan kimse kurtaramiyordu: ''Karnini dahi doyuramayan nice yoksul ogrenciler ortada dururken, her turlu ihtiyaclari devlet tarafindan karsilanan askeri lise ogrencilerine kucak acip; onlari hafta sonu tatillerinde gruplar halinde degisik evlerde toplayarak yedirip icirip, atari, video gibi oldukca pahali elektronik aletlerle eglendirmeyi iyi niyetle yapilmis hayirsever bir faaliyet olarak izah etmek mumkun degildir. Askeri lise ogrencilerine hicbir maddi karsilik gozetilmeksizin yapilan fedakarliklarin mutlaka bir bedeli olacaktir. Iste bu bedel de, davamiza konu olan illegal Nurculuk cemiyetinin fikirlerinin yayilmasi ve ileride devletin ust kademelerinde yetki ve gorev alacak genclerin Nurculuga kazandirilarak, nihai amaca ulasmada karsilasilabilecek bazi engellerin ortadan kaldirilmasidir.''

Yaslari 15-16 olan cocuklar, anlatilanlari elbette ilgiyle dinliyorlardi. A.S.'nin ''Said Nursi'nin yobaz olup olmadigi'' sorusunu, H.U., ''Yobaz olur mu, o kitap yazmis aydindir. Alay komutanligi yapmis bir kisidir'' diye yanitliyordu. On besinde koskoca adamlar, ulke sorunlarini tartisiyorlardi.

Sanik E.T., Salihli'den A.G. ile Soma'dan S.S.'yi, yaz tatilinde, Urla'daki bir kampa goturuyordu.

Yuzuyor, gunesleniyor ve soylesiyorlardi.

Kod adlari Osman, Erkan, Yakup, Fatih olan kisiler, Nur Risaleleri'ni okuyup acikliyorlar ve seriatin faydalarindan soz ediyorlar; herkesten kesin gizlilik istiyorlardi.

On altisinda buyuk askerler, ilan edilmemis bir savasi yasiyorlardi.

Kucucuk cocuklarin gelecekleri uzerinde oynanan bu acimasiz oyun, okuldan atilmalarla, yargilanmalarla ve cezaevleriyle sonuclanacakti. Onlari bu oyuna sokanlara ise bir dergiye yorum yazmaktan baska yapilacak hicbir sey kalmayacakti. Modern gorunumleriyle demokrasi postuna burunecekler; ''Askerin tanrisina yakarmasi serbest ama, tarikata girmesi yasak'' baslikli ucuz elestirileri, tarihin yargisina birakacaklardi. Kimi eline silah alip Allah askina oldurmeye baslayacak, kimi Nurculugun yeni karanlik yorumlarinda kosturacakti.

Anayasalari Kuran
Onlar basindan beri ''Kuran'dan baska anayasa'' tanimadilar. Ama simdilik yururlukte olan anayasada ''Belli bir inanc ve dinsel gorusu benimsemek, inanmak hakki; bu inanca bagli olarak, ibadet, toren ve ayin yapabilmek hakki; orgutlenmek ve cemaat olusturmak hakki; dinsel goruslerini aciklamak, ibadete katilmak hakki; devletten dinsel inanclarina saldirilarin onlenmesini isteme hakki'' gibi temel hak ve ozgurlukleri vardi. Madem anayasal haklariydi; o zaman bu haklarini, cami, kisla ve okul demeden her yerde kullanabilmeliydiler.

Oysa onlarin ''gormedikleri'' medyadaki yandaslarinin ''gostermek istedikleri'' kucuk bir ayrinti daha vardi. Tartismanin bu noktasinda susuyor, konusmuyor ve duymuyorlardi. ''Hic kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel duzenini kismen de olsa, din kurallarina dayandiramazdi. Siyasi veya kisisel cikar yahut nufuz saglama amaciyla, her ne suretle olursa olsun, din veya din duygularini yahut dince kutsal sayilan seyleri istismar edemez ve kotuye kullanamazdi.'' Seriat karsitlarinin bu
haklari ''Islam modernizmi'' ya da ''devleti Islamla baristirma'' gibi dis kaynakli projeler arasinda ''gurultuye'' getiriliyordu.

Hem Nurcu hem de demokrat

Nurculuk konusunda ''yuzeysel bilgilerle'' yapilacak bir degerlendirme; Nurcularin ve onlarin zamanin icinde gelisen turevlerinin kendi ilkelerinden uzaklastiklarini gosteriyor.

Modern gorunumleri altina gizledikleri din devleti amacina ulasmak icin her yolu mesru sayacak olcude siyasallasiyorlardi. Oysa Nurculugun amaci ''imani kurtarmak, kalplere ilahi imani yerlestirmek ve katiyen siyasetle ugrasmamaktan ibaret'' sayilmisti. Islamiyetle siyaset arasina boyle bir sinir koyan Said Nursi , ozel konusmalarinda tedbiri elden birakmiyor ''siyasetin Islamiyete ait olabilecegini'' soylemekten kendini alamiyordu.

Nurculugun gunumuze uzanan, zaman icindeki izdusumlerinin ''inandiklari gibi yasamak'' adiyla sunduklari; inanc ozgurlugune dayandirmaya kalkistiklari politika, iste bu noktada gercek yuzunu gosteriyor. Said Nursi'nin inandiklarina ve onerdiklerine inaniyorlarsa, onun yolunu izliyorlarsa; siyaset bilimi acisindan demokrasi yanlisi gorunmeleri olanaksiz. Cunku ''Gercekten Nurculuga gore devletin resmi dini bulunmali, hukumet seriatin koruyuculugunu yapmali, anayasa Kuran olmalidir. Devlet yonetimi de bir ulema heyetine birakilmalidir. Bu bakimdan Said Nursi'ye gore laikligi ilke olarak koyan cumhuriyet anayasalari, seriat esaslarina aykiridir.''

Hem demokrasiden yana gorunup hem de Nurcu olmanin pratigi olmadigi gibi; bilimden yana Nurcu olmanin da gecerliligi yok. Cagdas olculeri benimseyen bir insanin, Nurcu olmasi olanaksiz. Cunku; ''Kendisinde insanustu yetenekler varsayan Said Nursi, kirk dakikada kitaplar yazmakta, gunde yuz para veya bir kurusla gecinmekte, yiyip icmeden yasayabilmektedir. Dogaustu guclerle donatildigini iddia ederken, 'Bir yasindaki bebeklerin bile kendi manevi varligini hissedip, kosarak ellerinden optukleri' ni belirtmektedir.''

Nurculugun bilimle iliskisinin olcusunu ''Nurcularla, 'fevkalbeser' bir kisi ve Ibn-i Sina'yi, Ibn-i Rust'u ve Farabi'yi geride birakan; bizzat muannit filozoflari hayretlere garkeden, bircoklarini imana getiren'' bir bilgin sayilan Said Nursi'nin kendi sozlerinden cikarmak olasi. O, ornegin elektrik, meteor gibi fizik ve astronomik olaylarin bilimsel aciklamasini dine aykiri buluyordu. ''Bunlarin hepsinin izahinin Kuran'da mevcut oldugunu'' soyluyor; bu aciklamalarin fizik kanunlarina gore yapilmasini ''Kuran'in kudretine ve hikmetine aykiri dusecegi'' saviyla reddediyordu. Zaman zaman ''birlik beraberlik'' nutuklari atmalari, ''Turkluk-Kurtluk'' ayrimina karsi cikiyor gorunerek ''Buyuk Turk Milleti'' kurnazligina basvurmalari da inandirici olmuyor. Ustelik bu tutumlari Nurculuk ogretisiyle de celisiyor. Cunku Said Nursi, baskaldiri eylemlerine katilacak olcude bir Kurt
milliyetcisiydi. Risalelerinde ''Ey Turkler ve Kurtler'' diye basliyor; ''Ulusal Kurtulus'u Islami kurtarmak'' kosuluyla destekliyor; Kurtulus'u ''Garplilasmak bahanesi altinda seairi Islamiye aleyhine bir cereyan'' olarak yorumluyordu. Boylesi goruslerle, oyun cagindaki cocuklari kandirabiliyor; oteki dunyanin umutlariyla gencleri kolayca yaniltiyorlardi. Yetiskinlerin uzattiklari oltayi ise, ''Vakif, dernek, kooperatif, dershane, okul'' gibi cikar iliskileriyle yemliyorlardi. Karsitlarinin siyasal terminolojisi ile tavladiklari entelektuelleri de ''Musluman aydin'' ya da ''Islamla barisma'' tuzagina dusuruyorlardi.

Seriat duzeni ozlemlerini gizlemek icin bin bir surat kiliginda dolasiyor olsalar da, amaclarindan asla vazgecmiyorlardi.

Kelebek gibi ucup, ari gibi soktuklari, 1993 yilinin subat ayinda, belgeleriyle bir kez daha ortaya cikacakti. Harp Okullari Yasa Tasarisi'ni gorusen, Turkiye Buyuk Millet Meclisi Milli Egitim Komisyonu'nda baslangicta her sey normal gidiyordu. Tasarinin harp okullarina alinacak ogrencilerle ilgili 37. maddesine komisyonda yapilan bir eklemeyle, okul kapilari imam-hatip lisesi mezunlarina aciliverdi. Demokrasinin dayanilmaz agirligi karsisinda daha fazla direnemeyen SHP ve CHP'liler, ANAP'li tarikatci Bulent Caparoglu 'nun eski bir pazarligi animsatmasina cok kizdilar. Caparoglu'na gore bu tasari Meclis'e ilk kez gelmiyordu ve daha once ANAP ve CHP arasinda gorus birligi saglanmisti. SHP'liler CHP Genel Sekreteri'nin ''Imam-hatipliler vali
olabiliyorlarsa'' diye baslayan atagina komisyonda bir degisiklik onergesi ile yanit verdiler. Komisyonun SHP'li uc uyesinin imzasini tasiyan bu onerge ile tasaridaki ''fen kolu'' kosulunun yanina ''edebiyat kolu'' da ekleniveriyordu. Sosyal demokratlarin katkilariyla boylece, imam-hatiplilere ordu yolu aciliyor, takkeler sevincten havaya firlatiliyordu.

''Yuzde 99'u Musluman olan'' Turkiye'de siyasi partiler, ilkelerini rafa kaldirmislar, hicbir ayrim gozetmeden dindarlarin da, dincilerin de oylarina goz dikmislerdi. Sorun Milli Savunma Komisyonu'nda cozumlenecek, Islami duzen yanlilarinin Silahli Kuvvetleri ele gecirme istahlari kursaklarinda kalacakti.

Seriat ozlemlerine ''demokrasi gomlegi'' giydirmeye kalkisan sahte dindarlarin, seslerini cikaramayacagi bir baska belge de ''Tam 133 parca ekiyle, 38 sayfalik bir fezleke'' olarak elimizin altinda duruyor.

Devlete sizma calismalarina hic ara vermiyorlar, ordudaki orgutlenmeleri ortaya cikinca; kirli ellerini polise sokmaya calisiyorlardi.

Varligini yadsiyamadiklari ''Emniyet Genel Mudurlugu Polis Teftis Kurulu'' nun 28.8.1992 tarih B.05.1.BGM. 060.01/15-92 sayili fezlekesindeki kanitlar; Izmir DGM'nin yargi belgelerindeki kanitlarin aynisiydi. Olaylar, yontemler, vakiflar, evler ve dershaneler ''ozel adlarina'' varincaya kadar, buyuk benzerlik tasiyordu. Belgeler; askeri liselere sizmaya ve ordudaki orgutlenmeye maddi destek saglayan ''Akyazili'' markasinin; polis okullarina sizmak ve emniyet orgutune de el atmak icin de ''etkin bir kurum'' oldugunu gosteriyordu. Emniyet Genel Mudurlugu Istihbarat Daire Baskanligi'nin 10 Mart 1992 tarihli irtica raporunu ''PKK icin hazirlanmis'' bir belge olarak sunan din tacirleri; Emniyet Genel Mudurlugu Polis Teftis Kurulu Baskanligi'nin 28 Agustos 1992 tarihli fezlekesine de elbette Islami bir kilif bulacaklardi. Kendi cevrelerine ''Demokrasiyi uygulamaya kalkmak, Allah'a karsi harp ilan etmektir'' diyorlar; muritlerine ''demokrasiyi bir kufur duzeni'' olarak tanitiyorlardi.
Sonra da ''inandigi gibi yasamak'' teziyle demokrasi kavgasinin icine sizmaya calisiyorlar; daha fazla demokrasi istiyorlardi. Islamin ''birey, hak ve ozgurlukler, esitlik, ulus, ulusal egemenlik'' konusundaki degistirilemez yargilarini unutturmak icin her turlu yalana basvuruyorlardi.

Yalanlarini ''Hurriyet yine carpitti'', ''Milliyet kiskirtmaktan vazgecmiyor'', ''Cumhuriyet basin ahlakini cignedi'' gibi saldirganliklarla ortebileceklerini sanarak, butun politikalarini yalana endeksliyorlardi. Bilgisayarinin basina oturup ''PKK icin hazirlanan bir raporu, hayali Fethullah Hoca orgutu icin hazirlanmis gibi gosteriyor'' diye yalan ve kin ureten Musluman yazar; unlu Hocaefendi Hazretleri'nin ''dogrulugu ve hosgoruyu savunacagini'' soyledigi ''Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi'' nin kuruculari arasinda yer alacakti. Sonra da hep birlikte ''basinin icler acisi halinden'' yakinilacakti. Isi cok iyi biliyorlar, kilici cok iyi kusaniyorlardi, ama yalani caresiz bir ''kader'' olarak yasiyorlardi. Kuran'daki anlamiyla kaderin, ''olcu'' demek oldugunu bile bilmiyorlardi.

Polis ve orduda orgutlenme
Sanik A.S. Fethullah Gulen'e bagimliligi ve sempati duyma iddiasinin asilsiz oldugunu; sanik R.K. Fethullah Gulen grubuyla ilgili bilgisinin gazetelerden okudugu kadar bulundugunu; sanik B.C. Fethullah Gulen grubundan tanidigi kimselerin bulundugunu; sanik A.E. ise Gulen grubuyla bir irtibati olmadigini soyluyor.

Polis Akademisi'ndeki ''marifetlerini'' de ortmeye cabaliyorlardi. Onlara gore akademiden atilan bir ogrenci,
''okulda namaz kilan insanlarin'' adlarini alt alta yazip bir senaryo duzenlemisti. Oysa simdi her biri ulkenin bir
kosesinde ic guvenlik orgutunun bir parcasi olarak calisan ''tanik polisler'' ifadelerinde urkutucu seyler
soyluyorlardi.

Dindarlarin ''akla uygun olanin, dine de uygun olacagi'' inancini gozlerini kirpmadan kotuye kullanan dinciler, cennete giden yollarini yalanla dosuyorlardi. Ankara Polis Akademisi'ndeki ''marifetlerini'' de yalanla ortmeye cabaliyorlardi. Onlara gore akademiden atilan bir ogrenci, geri alinma umuduyla ''okulda namaz kilan insanlarin'' adlarini alt alta yazip bir senaryo duzenlemisti. Oysa simdi her biri ulkenin bir kosesinde ic guvenlik orgutunun bir parcasi olarak calisan ''tanik polisler'' ifadelerinde urkutucu seyler soyluyorlardi. Sorusturma dosyasina 45 numarali ek olarak giren ifade, seriat yanlilarinin aldiklari yolun bir kanitiydi: ''Yukarida acik kimligi belirlenen ....., gunu saat 15.30'da mufettisligimize tahsis edilen Izmir Emniyet Mudurlugu binasindaki yerde huzura alindi, usulune uygun olarak yemin ettirildi ve soruldu:

Polis Akademisi'nden 1991 yilinda mezun oldum. Bu ogrenim suresi icinde cesitli derslerimize degisik ogretim uyeleri geliyorlardi. Adi... olan ogretim uyesi ders konularini islerken bazi karsilastirmalar yapiyor ve Bati'dan alinan hukuk sisteminin dejenere oldugunu, Islam hukukuna dayanan Mecelle'nin ise seriat hukumlerini ihtiva ettiginden daha mesru ve hos oldugunu anlatiyordu. Adi... olan ogretim uyesi de Batililasmanin Turk sistemini bozdugunu soyleyerek harf ve kiyafet inkilabinin toplumu geriye goturdugunu ve kargasaya surukledigini; Farsca ve Arapcanin gecmiste, toplumu yucelttigini anlatirdi. Adi ... olan ogretim uyesi de bu hocamizdan geri kalmayarak ayni konulari islerdi, o da seriat duzenini ovucu konulara girer, ozellikle Turk-Islam sentezini islerdi.''

Antalya Emniyet Mudurlugu'nde ... gunu saat 15. 00'te ''huzura alinan komiser yardimcisi...'' ise orgutlenmeyi soyle anlatacakti: ''Ben 1987 yilinda polis kolejini bitirerek polis akademisine girdim. Akademide derslere basladigimizda buyuk hayal kirikligina ugradim. Cunku okulda belirgin bir sekilde irticai faaliyet oldugunu gordum. 1991 yilinda akademiyi bitirdim. 1987-88 ve 1990-91 donemlerinde .... derslerine gelen .... adli ogretim uyesi verdigi orneklerle konuyu irtica duzenine getirir, yaptigi kiyaslamalarla onun ustunlugunu ispatlamaya calisirdi. Su andaki rejimle bir yere varilamayacagini belirterek Osmanli duzeninin daha iyi oldugunu anlatirdi. CMUK dersine giren hocamiz ise konularina vakif bir insandi. Seriat duzenine olan ozlemini dile getirir, ogrencilere lanse etmeye calisirdi. Hukuk ve kriminoloji derslerine gelen ... hocamiz gordugum kadariyla ogretim uyeleri icerisinde en tehlikelisiydi. Cunku hicbir zaman dogru durust ders konularini islemez, tamamen seriat duzeninin esaslarindan bahsederdi. Ataturk ilke ve inkilaplarinin siddetli elestiricisiydi. Ders sirasinda gorusu dogrultusundaki ogrencileri on siralara oturtur, din ve seriat konularini acarak surekli onlarla konusurdu. Ogretim kadrosuyla ilgili bildiklerim bundan ibarettir. Okul icerisinde, ogrenci kesiminden buyuk bir grup zaten bunlarin gorusu dogrultusunda hareket ediyordu. Gerek ogretim uyeleri gerekse okul idaresi, bu gorusteki ogrencilere daha toleransli davraniyordu. Okuldaki butun sorumlular dinci grubun icerisinden
seciliyor, hatta okulu bitirdiklerinde de genellikle egitim ve ogretim kurumlarina yerlestiriliyorlardi.''

Taniklar, bir polis okulunda yasananlari anlatmakla kalmiyor, ulkenin baskentindeki kayitsizliga da deginiyordu.

Bilgiler dogru

Sanik olarak ifadelerine basvurulanlara gelince, hicbirinin ''Fethullah Gulen grubunu'' yadsimadigi, ancak tumunun ''bu grupla iliskiyi reddettigi'' goruluyor. Ornegin sanik A.S. Fethullah Gulen'e bagimliligi ve sempati duyma iddiasinin asilsiz oldugunu; sanik R.K. Fethullah Gulen grubuyla ilgili bilgisinin gazetelerden okudugu kadar bulundugunu; sanik B.C. Fethullah Gulen grubundan tanidigi kimselerin bulundugunu; sanik A.E. ise Gulen grubuyla bir irtibati olmadigini soyluyor.

38 sayfalik fezlekenin ''tahlil'' baslikli bolumu, insani bir kez daha dusunmeye zorluyor: ''Musteki Rafet Yilmaz gerek tarafimiza verdigi ifadede, gerekse kendi el yazisiyla yazdigi mektuplarda polis akademisi basta olmak uzere emniyet teskilatinin bircok kademesinde bulunan sahislarin Fethullah Gulen grubunun gorusleri dogrultusunda faaliyet gosterdigini aciklamistir. (Ek: 9-11) Bu orgutlenmenin yapilanmasi, egitim faaliyetleri ve illegalitesi hakkindaki hususlarda itiraflarda bulunmustur. (Ek:9)

Rafet Yilmaz'in verdigi bilgiler isiginda itiraf ve mektuplardaki konular uzerinde tarafimizdan genis bir arastirma calismasi yapilmis ve ifadelerinin dogrulugu elde edilen belge ve tanik ifadelerinden anlasilmistir. Elde edilen bilgi ve verilere gore operasyona yonelik daha genis bir inceleme ve tespitin yapilmasi amaciyla, makamin emirleri uzerine konu Istihbarat Daire Baskanligi'na aktarilmis, bu birinin yaptigi arastirmalarda da Rafet Yilmaz tarafindan verilen bilgilerin dogru oldugu saptanmistir. (Ek: 20-21).

Devletin temel nizamini dini inanc ve esaslar uzerine oturtmak amaciyla faaliyet gosteren ve stratejik amacina ulasmak icin bir orgut yapilanmasi icerisine giren, siyasal iktidari bir ihtilal hareketiyle ele gecirmek icin teorik ve pratik egitim asamasina giren bu orgutun temel hareket noktasi Said Nursi tarafindan kurulan ve onun cesitli fraksiyonlarindan biri olan Fethullah Gulen tarafindan organize edilmektedir. Teori, bir siyasi hareket icin gereklidir. Amaca ulasmak icin pratigin esas hareket noktasi olarak kabul edilir. Bu grubun nihai hedefi olan siyasi iktidari ele gecirmek amaciyla cesitli orgutlenme bicimlerine girdigi gozlemlenmektedir. Orgut icinde calismis Rafet Yilmaz'in da ifade ettigi gibi mevcut durumdaki amacin, hedefe ulasacak ve devlet kademesindeki belli kadrolara yeterli eleman yetistirmek oldugu ifade edilmektedir. Bu amacla, devletin varliginin temel koruyucu ve kollayicisi olan emniyet teskilatinda da amaca uygun bir orgutlenmeye gidildigi musahede edilmektedir.

Tarikat yuvalari...

Kuyruklari sikisinca ne yapacaklarini sasirip saga sola saldirmaya kalkisiyorlar. Yillardir din ve inanc ozgurlugunu maske olarak kullandiklari icin, gercek kimlikleri ortaya ciktiginda ''saskin ordek'' gibi suya daliyorlar.

Aslinda hepsi zavalli. Kendi cikarlarindan baska bir sey dusunmuyorlar. Kuplerini doldurup geleceklerini garantiye aliyorlar. Kirgizistan'da ''dolar'' ve ''mark'' lari yiyip bitirip, saga sola ''hayir isleri'' yaptiklarini yayiyorlar. Ellerinde ibrikle bakan kapilarinda bekliyorlar.

Ama devlet icinde orgutluler. Birbirlerini kollamak birinci gorevleri. Egitimde kilit noktalara kendi adamlarini yerlestiriyorlar. Ozellikle ANAP ve DYP icinde kadrolasiyorlar.

Kim bunlar?

Tarikatcilar...

Akevleri Kooperatifi'nin eski baskani Suleyman Karagulle ''Islam ekonomi duzeni'' maskesi altinda bir ''seriat duzeni'' ni savunuyor yillardir. Zaman gazetesinden ''Komik Fehmi'' nin kayinpederi oldugunu da Cumhuriyet okurlari cok iyi biliyor.

Akevler Kooperatifi Yonetim Kurulu uyelerinden ve hakem listesinde yer alan (9.2.1987'de Izmir 2. Is Mahkemesi'ne verilen belge) Hira Karagulle (Suleyman Karagulle'nin oglu) su anda Kirikkale Universitesi Muhendislik Fakultesi dekanidir. Yine hakem listesinde yer alan Doc. Dr. Mehmet Tekelioglu, Celal Bayar Universitesi Muhendislik Fakultesi dekanidir. Naci Otmanboluk de su anda Balikesir Muhendislik Fakultesi dekanidir.

Bu kisiler yillarca Izmir 9 Eylul Universitesi'nde eski ANAP'li bakanlardan Ekrem Pakdemirli' nin olusturdugu makine muhendisligi bolumunde yuvalandilar. Yillarca ''tarikat'' iliskilerini burada surdurduler. Ataturk devrim ve ilkelerine, laik cumhuriyete karsi ogrencilerin beyinlerini yikadilar. YOK icinde dal budak saldilar, ''Gardropcu Ataturkculerle'' isbirligi yapip 12 Eylul'un ''cuntaci pasalarinin'' himayesinde filizlenip boy attilar.

Gunlerdir bu tiplerin gercek yuzlerini sergilemeye calisiyoruz. Kanli Sivas olaylarinin ardindan ne denli ikiyuzlu ve ''kani icici'' olduklarini ortaya koyuyoruz.

Tek korkulari var bu seriat ozlemcilerinin: Foyalarinin ortaya cikmasi. Biz de bu tiplerin ''gercek Musluman olmadiklarini'' , sagi solu dolandirdiklarini, topladiklari paralari yediklerini anlatinca da ''seylerini yirtip'' bagiriyorlar:

''Yalan dolan yaziyor Cumhuriyet gazetesi...''

Biz de diyoruz ki:

''O zaman bizi tekzip edin, mahkemeye verin. Ama once Amerika'dan, Almanya'dan, Suudi Arabistan'dan gelen mark ve dolarlari kimler gonderiyor, isimlerini aciklayin...''

Yanit veriyorlar:

''Hayir vermeyiz. Ancak hakem heyetine veririz...''

Turkiye'de bagimsiz adalet karar verir bu tur yolsuzluklara, hakemler degil...

Akevler Kooperatifi'nde magdur olan 14 kisinin avukati Ahmet Sahin, 1987 yilinda bu olayi nasil anlatmisti; bir kez daha animsatalim:

''Kooperatif, ortak olarak kabul ettigi kisilerin arsalarini el altindan satmistir. Ortaklar ev sahibi olmak icin girdikleri kooperatifte, arsalarinin gercek degerlerinden daha dusuk gosterilerek satildigini yillar sonra anlamislardir. Bir de garip bir hakem heyeti var kooperatifin. Yasaya gore eger ortakla kooperatif arasinda bir anlasmazlik olursa bunu soz konusu hakem heyeti cozecek. Gelin gorun ki bu hakem heyetinin tumu Akevler Kooperatifi'nin yoneticisi. Listenin basinda da Suleyman Karagulle var...''

Tuzaklarla dolu Akevler Kooperatifi'nin baglantisi egitime dek uzaniyor. Orgutlu okullar, ogretmenler, YOK icinde filizlenen ''kara irtica'' yardimci docentleri dekan yapiyor, profesorluge getiriyor.

Bikip usanmadan anlatacagiz bu tipleri...

Nasil orgutlendiklerini, gencecik insanlari nasil Ataturk ve laik cumhuriyet dusmani olarak yetistirdiklerini belgeleriyle, mahkeme tutanaklariyla sergileyecegiz.

Fethullah Gulen Hocaefendi'ye gelince...

Eski defterin sayfalarini tek tek cevirmeye baslayalim isterseniz. Bir de Ozel Yamanlar Lisesi'ne, Istanbul Fatih Lisesi'ne, Nilufer ve Serhat ozel liselerine bir bakalim.

Manisa'nin Spil Dagi'nda, Fethiye'de, Avsa'da, Bolu'da kurulan ''tarikat kamplari'' ni kimler yonetiyor, parasal kaynaklari nereden geliyor, bir arastiralim...

Iyi olur degil mi? 7.8.1993

Tarikat belgeleri...

Bu panik niye?

Tarikat okullarina iliskin haberlerin Cumhuriyet'te yer almasi seriatci cevreleri yeniden telaslandirdi. Uc gundur yerlerinde duramiyorlar. Aciklama ustune aciklama yapip kendilerini savunuyorlar. Diyorlar ki:

''Biz bolgedeki okuma imkani bulamayan zeki cocuklara cagdas egitim ortami saglamak amaciyla ozel erkek fen lisesi aciyoruz...''

Hangi amacla aciliyor bu ozel liseler? Yoksul, ama zeki cocuklarin okul giderlerini kimler karsiliyor? Ilkokulu bitiren bu cocuklar askeri liselere nasil sokuluyor? Bu okullarda okuyan cocuklara seriat duzeninin bir gun mutlaka kurulacagini kimler anlatiyor?

Istanbul Ozel Fatih Lisesi, Spil Dagi'nda kamp kuruyor. Istanbul'dan kalkip Manisa'ya gelmenin ne oldugunu bilmeyen yok. Ellerinde, Arapca yazilmis pankartlar. Sozde Spil Dagi'nda ders calisiyor ogrenciler. Istanbul'dan 500 kilometre otede kamp kurmanin ne demek oldugunu anlatmaya da gerek yok. Zaten Fatih Lisesi'ni herkes taniyor.

Bursa Nilufer, Ankara Samanyolu, Izmir Yamanlar, Van Serhat liseleri de ''ayni amacli'' ozel okullar. Elbet bu saydigimiz okullari Milli Egitim Bakanligi mufettisleri denetliyor. Ancak Milli Egitim Bakanligi'nin yoneticilerinin buyuk cogunlugu ''tarikatci'' ve onlarin korumasi altinda saydigimiz okullar.

Isterseniz bir ornek verelim:

Izmir Ozel Yamanlar Lisesi'nin binalari ''seriat yuvasi'' olarak adlandirilan Akyazili Dershanesi'nindir. Selale Ozel Egitim Yayincilik Ticaret Limited Sirketi, Akyazililar Dershanesi'nden bu binalari kiralamistir. Ozel Yamanlar Lisesi, Selale Limited Sirketi tarafindan yonetilmektedir.

Akyazili Dershanesi'nin Maltepe Askeri Lisesi'ne sahte saglik raporuyla ogrenci soktugu da Izmir DGM tutanaklarindan anlasilmaktadir. Ogrencilerin ifadesi ve iddianamede bu acik secik bellidir. O zaman anlasiliyor ki Selale Limited Sirketi'yle Akyazililar Vakfi arasinda organik bir bag vardir.

Fethullah Gulen Hoca'ya gelince:

Fethullah Hoca, 1975 yilinda Kemalpasa'nin Yigitler Koyu'ndeki ''Nurcu Kampi'' ni yoneten kisidir. O tarihte yakalanmis ve yargilanmistir. Yine Fethullah Gulen, ANAP icinde kimi eski bakan ve milletvekilleriyle siki iliski icinde olmustur.

Kimse bunlara dur diyemiyor

Kimi vakiflarin kurdugu ozel okullar. Bu okullarin arkasinda olan kurum ve kuruluslar. Okullara parasal destek
veren tasrali isadamlari. Tum bunlarin arkasinda olan ''malum gazete'' ile malvarligi trilyonlari buldugu soylenen
bir hoca. Tehlike giderek tirmaniyor. Gazeteleriyle, televizyonlariyla laik cumhuriyete karsi tavirlarini giderek
arttiriyorlar.

PKK terorunu sihlarla, seyhlerle, hocalarla, tarikat liderleriyle cozmeye calisan ve durmadan teori ureten
karayobazlar, kendi kisisel cikarlariyla birlikte hedeflerine adim adim ilerliyorlar. Simdilerde Terorle Mucadele
Yasa Tasarisi'nin anayasaya aykiri oldugunu one surenler, TCK'nin 163. maddesinin hortlayacagini yazip ciziyorlar. Universiteleri medrese ve tekke yapmak isteyenler, sozde bilim adamlarini da konusturup kamuoyu olusturma amacindalar.

Simdi DGM tutanaklarina bir goz atalim... Esas: 1987/86-Karar: 1988/72 sayili dosyadan bir bolum: ''...Toplanan delillere ve dosya icerigine nazaran suclari sabit gorulen bu saniklarin eylemleri, sanik vekillerinin savunmalarinda belirttiklri gibi munferit olarak Maltepe Askeri Lisesi ogrencilerine Nur Risalesi okumaktan ibaret degildir. Gerek suclari sabit gorulen bu saniklar ve gerekse daha once haklarinda ayni suctan mahkumiyet karari verilip kesinlesen Ibrahim Belge ve Nihat Ozdemir organize bir teskilat olusturup bilincli olarak gorev taksimi yapmislar, kendilerinin benimsedigi Nurculugu ileride yuksek mevkilere gececek
genclere asilamak icin faaliyete gecmisler ve bu faaliyetleri cumlesinden olarak: Once ortaokullarin son siniflarinda okuyan ve basarili olan fakir aile cocuklarini tespit etmisler, onlara sizleri fen liselerine ve askeri liselere sokacagiz diye kurs vermeye baslamislar, bu arada yavas yavas onlara Nur risaleleri okumak, dini konularda konusmalar yapmak suretiyle Nurculugu benimsetmeye baslamislar. Maltepe Askeri Lisesi'ni kazanan ogrencileri bizzat Izmir'e getirmisler, Izmir'de karsilamislar, onlara yatacak yer temin etmisler, raporlari ile mesgul olmuslar, ogrencileri once ozel doktora muayene ettirmisler, rahatsizligi tespit edilenler yerine saglam ogrencileri muayeneye gondermek suretiyle sahte saglam raporlari alip ogrencilerin Maltepe Askeri
Lisesi'ne girmelerini temin etmisler, okula baslamalarindan sonra da ogrencileri rahat birakmayip onlari Konyalilar, Ankaralilar gibi gruplara ayirip aralarinda pay etmisler, ogrencileri cesitli semtlerdeki evlere dikkat cekmemek icin kiyafetlerini onceden degistirerek kendi vasitalari ile goturmusler, o evlerde onlara Nur Risaleleri okumuslar, aciklamislar, bu duzenin iyi olmadigini, ileride bu duzeni degistirip seriat duzeni getireceklerini, ileride yuksek mevkilere geldiklerinde bu konuda kendilerine yardimci olacaklarini, simdiki subaylarin dinsiz oldugunu, kendilerinin dinlerine bagli yetismelerini, laik duzeni kaldirip Islami devlet kurmak
icin bunun sart oldugunu asilamaya baslamislardir.''

DGM tutanaginda ayrica ''Bu duzen iyi bir duzen degildir. Ileride bu duzeni de degistirerek seriat duzeni getirecegiz'' diyen Fatih kod adli Ibrahim Belge 'den soz edilmekte ve soyle denilmektedir.

''Biz bu toplantilarda Fethullah Hoca'nin kasetlerini de dinledik.''

Tarikat kamplari yurdun dort bir yaninda gencecik insanlarla dolu. Ataturk ve laik Turkiye Cumhuriyeti dusmani seriatcilar bu kamplarda ortaokul ve lise cagindaki ogrencilerin beyinlerini yikiyorlar.

Kimse bunlara ''dur'' diyemiyor. Kimse kanli Sivas olaylarindan ders cikarmiyor... 8.8.1993

Medrese egitimi mi?

Bugun kimi universitelerde laik duzene ve bilime meydan okuyan rektorler ve ogretim uyeleri kimden destek goruyor; bu kisileri kimler koruyup kolluyor?

Universiteler, laik cumhuriyetin birer bilim kurumu olduguna gore, oralara yerlesen ogretim uyeleri, cagdisi kafalariyla bu ulkenin genclerini hangi amaclari dogrultusunda egitecekler?

Son bir yil icindeki gelismeleri dikkatle izlemenizde oldukca yarar vardir. Biz bu kosede bikmadan, usanmadan Turkiye'deki ''tarikatci gelismeleri'' aktarmaya calisiyoruz. Bu gelismelerin laik cumhuriyete karsi bir eylem hazirligi oldugunu, bu isin de bilim kurumlari olan universitelerden baslatildigini yaziyoruz.

Salt universiteler mi?

Hayir!

Kimi vakiflarin kurdugu ozel okullar. Bu okullarin arkasinda olan kurum ve kuruluslar. Okullara parasal destek veren tasrali isadamlari. Tum bunlarin arkasinda olan ''malum gazete'' ile malvarligi trilyonlari buldugu soylenen bir hoca. Tehlike giderek tirmaniyor. Gazeteleriyle, televizyonlariyla laik cumhuriyete karsi tavirlarini giderek arttiriyorlar.

Sanliurfa'daki Harran Universitesi'nde olup bitenleri acaba bu ulkenin Basbakani, Milli Egitim Bakani, YOK Baskani biliyor mu?

30 yildir Nurculugun gelismesinde buyuk caba harcadigi one surulen Abdulkadir Badilli ile Diyanet Isleri Baskanligi'nca kurulan Istanbul'daki Haseki Egitim Merkezi'nde ''fikih ve hadis'' dersleri veren eski Sanliurfa Muftusu Halil Gonenc' e Harran Universitesi neden ''Fahri Ilahiyat Doktoru'' unvanini vermistir?

Harran Universitesi Rektoru bir medresenin ya da tekkenin basinda degildir. Rektorun kimligini bilim adamlari cok iyi bilmektedir.

Turkiye Cumhuriyeti Harran Universitesi'nde yasanan bu cagdisi olay, insanin tuylerini diken diken etmektedir. Iki Nurcu, Turkiye Cumhuriyeti Harran Universitesi'nden onursal doktora aliyor ve tum basin gozlerini kapayip olup bitenleri sadece izliyor.

Neyin adina?

Dusunce ve inanc ozgurlugu icin mi, yoksa demokrasi ve insan haklarina saygili olduklari icin mi? Universiteler bir donem, demokratik duzene darbe duzenleyen Kenan Evren' e de onursal hukuk doktorlugu vermek icin yarisa baslamislardi. Ayni yontemi, 1983 sonrasi Turgut Ozal' a, birkac ay once de Cumhurbaskani Suleyman Demirel' e uygulamislardi.

Turkiye'de PKK teroru ulkeyi ne denli bolmek istiyorsa karayobazlar da gazeteleri ve televizyonlariyla laik duzeni devirmek icin o denli harekete geciyorlar.

Tehlike giderek buyuyor...

Dumlupinar Universitesi Senatosu'nun bildirisini okudunuz, pek cok universitede olup bitenleri bu kosede zaman zaman izlediniz...

Universiteleri medrese ve tekke yapmayi amaclayan bir dusunce, bilim kurumlarina giderek egemen oluyor. Laik bilim kurumlari Said-i Nursi' nin muritleri tarafindan kusatiliyor. Nurcular onursal doktora verilerek odullendiriliyor. Ataturk' un kurdugu laik Turkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamit konuluyor.

Adamlar acik acik soyle diyor:

''Guneydogu'ya ayri bir egitim modeli uygulansin...''

Nedir bu model?

Said-i Nursi'nin egitim anlayisi...

Van'daki Serhat Ozel Lisesi, Akyazililar Vakfi'nindir. Bu okulda neler olup bittigini belki Milli Egitim Bakanligi mufettisleri bulup cikarirlar.

Sadece Van'daki Serhat Ozel Erkek Lisesi mi?

Soyle bir arastirilsin, tarikatlarin kurdugu ozel liseler bir bir saptansin, goreceksiniz neler cikacak...

Elbet bir de universitelere el atilmali. YOK, bilim yuvalarinin ne hale geldigini kis uykusundan uyanip gormeli.

Oralarda, bilim kurumlarinin nasil cagdisi bir yapiya kavusturuldugunu saptamali. Evet, dun 10 Kasim'di. Bagimsizlik savasimizin, 1923 Devrimi'nin onderi Mustafa Kemal'in olumunun 55. yiliydi.

Iste Atam, olumunden 55 yil sonra, bize emanet ettigin laik Turkiye Cumhuriyeti'nin gorunumu boyle. Seni cok uzdum biliyorum.

Ama gercek de bu.

Ne yapayim?.. (11.11.1993)

Kurnaz tilki...
Tarikatcilar isi azittikca azitiyorlar. Laik cumhuriyete karsi saldirilarini giderek yogunlastirirken PKK terorunun kokunu kazimak bahanesiyle ''tarikatlara'' yol gosteriyorlar.

Amaclari PKK terorunu onlemek icin cozum uretmek degil...

Nedir amaclari?

Laik cumhuriyeti yikip yerine dini esaslara dayali ''seriat devleti'' ni kurmak...

Yeni bir slogan urettiler simdilerde:

''Muslumanlar kardestir...''

Hayir!

''Insanlar kardestir...''

Diyorlar ki:

''Boyle bir ortamda daha cok Naim hocalara ihtiyac var...''

PKK terorunu sihlarla, seyhlerle, hocalarla, tarikat liderleriyle cozmeye calisan ve durmadan teori ureten karayobazlar, kendi kisisel cikarlariyla birlikte hedeflerine adim adim ilerliyorlar.

Simdilerde Terorle Mucadele Yasa Tasarisi'nin anayasaya aykiri oldugunu one surenler, TCK'nin 163. maddesinin hortlayacagini yazip ciziyorlar. Universiteleri medrese ve tekke yapmak isteyenler, sozde bilim adamlarini da konusturup kamuoyu olusturma amacindalar.

Ne diyorlar?

Soyle:

''Saglikli ortamlarda Muslumanlarin gelismesinden urkenler, Muslumanlari terorle ayni kefeye koymak istiyorlar. Yani getirilecek 8. madde teknik olarak 163'ten daha tehlikeli..''

TBMM'ye verilen Terorle Mucadele Yasa Tasarisi'nin 8. maddesindeki eski bicimine bakalim once...

''Hani yontem, maksat ve dusunce ile olursa olsun, Turkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ulkesi ve milletiyle bolunmez butunlugunu bozmayi hedef alan yazili ve sozlu propaganda ile toplanti, gosteri ve yuruyus yapilamaz. Yapanlar hakkinda 2 yildan 5 yila kadar agir hapis ve 50 milyon liradan 100 milyon liraya kadar agir para cezasi hukmolunur...''

Eski bicimi boyle...

Ya yeni bicimi?

Sadece ''cumhuriyetin laik niteligini'' tumcesi eklenip soyle oluyor 8. madde:

''Hangi yontem, maksat ve dusunce ile olursa olsun, Turkiye Cumhuriyeti Devleti'nin seklini, cumhuriyetin laik niteligini...''

Tarikatcilarin sadece ''laik cumhuriyet'' tumcesi uzerinde durup 8. maddeyi TCK'nin 163. maddesiyle esdeger kilmalarinin nedenini hic dusundunuz mu?

Kepenk ve kontak kapama eylemlerini bile ''suc ogesi'' sayip teror kapsamina alan Terorle Mucadele Yasasi'nin eski bicimine goz yuman tarikat odaklari ''laik cumhuriyet'' denildiginde neredeyse ayaklanacaklar...

Iste bunlarin demokrasi ile kisi ve temel hak ve ozgurluklerine bakisinin en somut ornegi bu yazdiklarimiz...

''Laik cumhuriyet'' denildigi zaman ''Muslumanlara baski yapiliyor'' yaygarasini basan bu karayobazlar gazeteleriyle, televizyonlariyla ortaligi ayaga kaldiriyorlar. Ardindan da ''laikligin tarif edilmesi gerekir'' diyorlar.

Yuzlerine ''demokratiklesme'' maskesi takanlarin amaclarinin ne oldugunu Cumhuriyet okurlari cok iyi bildigi icin uzun uzun anlatmaya gerek yok. Laik cumhuriyetten korkan ve bu nedenle ''Boluculerle dindarlari ayni kefeye koyuyor'' diyenlere bir cift sozumuz var.

Biz soyle diyoruz:

''Antidemokratik yasalarla, baskilarla gazetelere getirilen yasaklarla teror onlenemez. Terorun recetesi demokratiklesmedir...''

Haydi bakalim sizler bu konuda neler dusunuyorsunuz, soyleyin?

Hocalari, seyhleri, sihlari Guneydogu'daki PKK terorunu cozmek icin yola cikarmaya, tarikat vakiflarini Milli Egitim'e bulastirmaya calisan ''karayobazlar'' medrese ve tekke egitimini gundeme getirmek icin yarisa gectiler.

Terorle Mucadele Yasasi'nda yer alan ''laik cumhuriyet'' tumcesini kaldirmak icin harekete gecen bu cevrelerin tek amaci vardir unutmayin:

''Laik cumhuriyeti yikmak...''

Bu nedenle halk deyisiyle ''farfara'' yapiyorlar. Demokratiklesmeyi kendilerine ''siper edip'' kurnaz bir tilki gibi ortalikta dolasiyorlar.

Farkinda misiniz? 14.11.1993

Tarikatlara ödün üstüne ödün verildi
Fethullah Efendi'nin okullarinda kaliteli egitim veriliyormus. Kaliteli egitim veriliyor diye adamin cumhuriyet, laiklik ve Ataturk dusmanligini gormezden mi gelecegiz?.. Bir dusunceye en buyuk zarar, o dusuncenin yaninda yer alinarak verilir. Takiyyeci Fethullah da oyle yapiyor.

Fethullah'la Turk cumhuriyetlerinde seriat, Iran seriati onlenemez; zira Fethullah'in kendisi bizzat Iran yanlisi ve Iran'in yapmak istediginin aynisini yapiyor. Okullara Turkiye'den bol miktarda gerici yayin goturulmus. ogrenciler ; bu yayinlarla kosullandirilip yetistiriliyorlar.

F ethullah Gulen cemaatinin Orta Asya cumhuriyetlerindeki okullarinda neler oluyor. Bugun bu konuya girecegim. Ogretmen Secaattin Elikci yillar once Fethullahci okullari anlatiyor.

Ataturk, Turkiye Cumhuriyeti'nin ulasmak istedigi hedefi cagdas uygarlik olarak gostermistir. Cagdas uygarliga ulasmadaysa akla ve bilime oncelik tanimistir. Buyuk onder gelismenin onundeki en buyuk engelin gericilik oldugunu acikca belirtmistir.

Gericiligin yuvalanma, buyume, gelisme ve guclenme yerleri, hic kuskusuz, cesitli tarikatlara bagli tekke ve zaviyelerdi. Cumhuriyetin bu karanlik yuvalariyla bir olamayacagini bilen ve anlayan buyuk dahi, birer miskinlik ve tembellik yuvasindan baska islevi olmayan bu ortacag kurumlarini ikileme bile dusmeden kararli bir sekilde kapatmis, tarikatlarla ilgili olarak da su ozdeyissel sozleri soylemistir:

''Efendiler ve ey ulus, biliniz ki, Turkiye Cumhuriyeti seyhler, dervisler ve mensuiplar memleketi olamaz. En dogru, en gercek tarikat uygarlik tarikatidir. Uygarligin buyrugunu ve istedigini yapmak insan olmak icin yeterlidir.''

Simdi, birtakim politikacilar, devlet yoneticileri Ataturk'un Genclige Hitabesi'ndeki aymazlik ve sapkinlik uyarisina aldirmadan tarikat seyhlerine odun ustune odun veriyorlar. Devleti ele gecirme savini sik sik yineleyen bir tarikati ilimli(!) olarak tanimliyorlar. Oysa ki Siyasal Islam'in ilimlisi olmaz. Her turlu tarikatin nihai eregi devleti ele gecirmek ve ortacag yasalarini, yasam bicimini topluma dayatmaktir. Bu tarikatlardan herhangi birisinin basarili egitim vermesi, onun yasadisi emellerinin gormezlikten gelinmesini zorunlu kilmadigi gibi, onu mesru da kilmaz.

Devletin en onemli can damarlarina sizmasini bilen tarikatin lideri, muritlerine acele edilmeden ve zayiat verilmeden hedefe ulasmaktan soz ediyor. Sayin Basbakan da kendisine bu durumla ilgili sorulan soruya ''Itham edilen tarafin yanitina gore tavir alinacagini'' soyluyor. Hayret dogrusu!.. Ne ithami? Adam her seyi acik secik soyluyor, ortada tiyatro oynatilmiyor. Dublor de yok. Olayi carpitmaya, ulusun gozunden kacirmaya calisanlar alemi aptal, kendilerini de dahi mi zannediyorlar?..

Neymis efendim? Fethullah Efendi' nin okullarinda kaliteli egitim veriliyormus. Kaliteli egitim veriliyor diye adamin cumhuriyet, laiklik ve Ataturk dusmanligini gormezden mi gelecegiz?.. Bir dusunceye en buyuk zarar, o dusuncenin yaninda yer alinarak verilir. Takiyyeci Fethullah da oyle yapiyor. Birtakim politikacilari, devlet adamlarini aldatarak en buyuk emellerini yurtdisinda, ozellikle de Orta Asya'da gerceklestiriyorlar. Bu okullarda Ataturk vitrin, bayragimiz, dusuncelerinin ambalaji, marsimiz ve dilimiz de arac olarak kullaniliyor. Oralarda seriat Arapcayla ogretildiginde kotu, Turkceyle verildiginde iyi mi olacak? Boyle
sahte kuramlarla goz boyayiciligin cambazligini yapanlar gercek Ataturkculere dinozor diye saldirmiyorlar mi?


adasim odemek istemedigini gorunce, himmet davasi (cemaat icindeki bir cesit seriat mahkemesi- F.B.) acmislar, odemeye mecbur birakmEsnaftan zorla para topluyorlar

Somutlamak gerekirse, radikal Islamci Selam gazetesi, Eylul 1997'de Gulen hakkinda birkac gunluk dizi yazi
yayimladi. Bagnaz Islamci Akit gazetesindeki bir kose yazari, ''Papa-Gulen'' bulusmasini sert bir dille ve Islami
zeminde elestirerek; ''Islam siyaseti, her turlu makyalevizmin ustundedir'' mealinde bir ibare kullandi. Kadiri
tarikati mursidi Haydar Bas, cemaatin yayin organi Yeni Mesaj gazetesinde, Papa bulusmasi munasebetiyle, Gulen ve Cemaatine acik bir mektup yazdi.

Arastirmaci-yazar Faik Bulut , Fethullah Gulen'in maskesini dusurdu. Bulut, o nedenle Fethullahcilardan yogun tepki aldi... Faik Bulut, "Kim Bu Fethullah Gulen" kitabinda (Ozan Yayincilik) gozlemlerini soyle aktariyor; Fethullah Gulen ve cevresi, son yillarda kamuoyunu en cok mesgul eden bir camiayi temsil eder. Sabah gazetesinde Gulen hakinda yazi dizisi yapan Hulusi Turgut'un saptamasina gore, ''Turkiye ve yurtdisinda yaklasik 20 bin medrese ve okulu'' bulunan Nur hareketi hakkinda olumlu ya da olumsuz gorus belirtenler olmasi cok olagan. Bu gelismenin olumlu yani cokca tartisildi basin ve medyada. Fakat, yaratilan
''imaji'' olumlu bulmayip, kuskuyla bakanlarin varligi da bir gercek. Okullarin acilma gayesi, Altin Nesil' in ne yapacagi, gelecekteki rolu, Gulen ve cevresinin gercek amaci vs. gibi meseleleri irdeleyip sorgulayanlar bulunuyor bu toplumda. Son ornegini, RP'nin yayin organi konumundaki Kanal 7 televizyonunda ''Sozun Ozu'' adiyla program yapan Nazli Ilicak' in 23 Subat 1998 gunku acik oturumuna katilan Istanbul Buyuksehir eski Belediye Baskani sosyaldemokrat Nurettin Sozen' in soyledikleri teskil ediyordu. Sozen, ''okullarin amacina iliskin kuskularini'' dile getirdi. 25 Subat 1998 gunu Kanal D'de Guneri Civaoglu tarafindan hazirlanan ''Durum'' programinda konusan emekli general Kemal Yavuz, ad vererek, ''Fethullah Gulen'in kim ve ne adla, hangi yetki ve sifatla Papa ile bulustugunu, Vatikan'daki Turkiye Buyukelcisi'nin nasil bir gerekceyle kendisini resmi
protokolle karsilayip agirladigini'' sordu. ''Kuskucu'' kesimin sadece laik ve Kemalist askeri cevrelerden geldigini soylemek olanaksiz. Tersine, kimi Islamci/dinci cevrelerle bazi ulkuculer kafalarindaki sorulari acikca seslendiriyor.

Ulkuculere gore, Gulen'in ''Turklugu yayiyorum, Turkce'yi dunyaya ogretiyorum'' gerekcesiyle yurtdisindaki cemaat okullarini savunmasi, tatmin edici ve samimi degil. Cunku, orada ogretilen Turkce olmaktan ziyade Ingilizcedir. Gulen, gecen yillarda ''basortusu teferruattir'' kabilinden bir soz soyleyince, basta ''turban takma'' mucadelesi veren ogrenciler olmak uzere, hem Refahli kesimlerden hem radikal Islamcilardan acik-kapali elestiriler aldi. Islamci Cuma dergisi, tepkisini, habere elestirel yaklasimini kapak konusu yaparak disa vurdu. Somutlamak gerekirse, radikal Islamci Selam gazetesi, Eylul 1997'de Gulen hakkinda birkac gunluk dizi yazi yayimladi. Bagnaz Islamci Akit gazetesindeki bir kose yazari, ''Papa-Gulen'' bulusmasini sert bir dille ve Islami zeminde elestirerek; ''Islam siyaseti, her turlu makyalevizmin ustundedir'' mealinde bir ibare kullandi.

Kadiri tarikati mursidi Haydar Bas, cemaatin yayin organi Yeni Mesaj gazetesinde, Papa bulusmasi munasebetiyle, Gulen ve Cemaatine acik bir mektup yazdi. Sakarya'da bulunan Naksi dergahinin bir kurulusu olan Hakikat dergisi, ''dinlerarasi diyalog'' u baslatan Gulen ve cevresini kastederek, ''Nurcular'' deyimine kafiyeli bicimde, ''Narcilar'' (cehennemlikler, cehennemde yanacak olanlar) ibaresini kapaktan anons etti. (bkz; Hakikat, Kasim 1996)

Nurcular nasil para toplar?

Ayni dergahin ve Hakikat Vakfi' nin kurucu yoneticisi Omer Ongut ise Gulen ve cemaatini kastederek, para/ bagis toplama meselesinde su iddialara yer verdi: ''Fethullah (Gulen) boyle degildi. Davetlerden, ziyafetlerden kacinirdi, yemezdi. Allah-u Teala da onu muhafaza ederdi. Bunu biliyorum. Ama sonra bu haramlara karisti. Nam ve sohret icin oruclu orucsuz insanlara gosteris davetleri verdi. Mini etekli hanimlar hizmetinde sohret, nam ve gosteris...'' (bkz; Omer Ongut, Hakiki Muslumanlar ve Sahteleri, s. 18, Hakikat Nesriyat, 1996, Istanbul).

Sakaryali Naksi seyhi Ongut Hoca, ''Onlar ahiret karsiliginda dunya hayatini satin alan kimselerdir'' (Bakara: 86) mealindeki ayete dayanarak, Gulen cevresini, ''Boyle haram mahallere iftar ismini vermis'' olmak ve ''iftarlari alet ederek mini etekli hanimlarla oruclu olanlarin da orucunu bozmak'' la (bkz; age, s. 18-19) sucluyor.

Omer Ongut'un Nur cemaatine iliskin suclama ve iddialari bununla kalmiyor, kendi deyimiyle ''misallere'' yani orneklemelere dayaniyor. Soyle ki: ''Bir taraftan iftar verecegiz diye oltayi atiyorlar. Bir taraftan halki kaz gibi yoluyorlar. Diger taraftan, keyfi yollarla israf ediyorlar. O da haram, bu da haram; bunlarin neresi Islam?

Yemege davet ediyorsunuz, gelenlerden para topluyorsunuz veya senet aliyorsunuz, senedi odeyemeyenleri de icraya veriyorsunuz.

Hadi din kurdunuz, Allah'tan korkmuyorsunuz. Halktan da utanmiyorsunuz. Biraz yemek verdim diye kisinin hanesini sonduruyorsunuz. Bir de bunu Islam dinini alet ederek yapiyorsunuz. Bu, Islam dininde hic gorulmus mudur? Bu, ancak Nurculuk dinine yakisir.

Eskiden padisahlar ve zenginler davet ederlerdi. Gelenlere dis kirasi diye para verirlerdi. Siz hem davet ediyorsunuz, yemeginizi yiyenin de dislerini sokuyorsunuz. Bu Islam dini ile nasil bagdasir? Hic boyle bir sey gorulmus mudur? Ancak bu, kurdugunuz Nurculuk dininin, dinden cikmis turemelerinde goruluyor. Bu narcilik mi, Nurculuk mu?

Size ibret maksadi ile birkac misal veriyoruz. Bunlar icab ettigi zaman mahkemede hepsi aciklanacak. Gayemiz halki, boluculerin gaspciligindan kurtarmaktir.

1) Izmir'de bir gun bir arkadas Nurcularin davetine icab ediyor. Dedi ki: 'Her zaman oldugu gibi cazgirlarin 'benden bu kadar, benden bu kadar' fasli bittikten sonra tahsildarlar makbuzlarla ve hazirlanmis senetlerle cikiyorlar. Sira ile. Sira bize geldi. Bana da 'ne veriyorsun' demiyorlar. Sormadan, 'bu, su kadar verir' diye kendileri yaziyorlar. Bu cok buyuk bir rakamdi. Bana da halkin icinde imzalattilar. Ben, isteksiz imzaladim. Bundan rucu (geri donme/vazgecme) edebilir miyim?'

Edersin. Zira, isteksiz verilen sey zaten haramdir. Fakat (bagis diye imzalattirilan senedin bedelini) vermezsen, hemen icraya verirler. Eskiden eskiyalar dagda soyarlardi. Bunlar da masada soyuyorlar...''

2) ''Cankiri'dan diger bir arkadas dedi ki: 'Bizden de talepte bulundular, bir seyler vaadettik. Gunu geldi, tahsildarlar geldi. 'Ben boyle vaadetmemistim' dedim. Bu, 'bu yuku kaldirir' demisler, bir o kadar daha ilave ederek vaadettigimin ustunde (bir meblag) yazmislar. Istemedigim halde, benden aldilar.'

3) Izmit'ten bir arkadas dedi ki: 'Gazeteci olmam hasebiyle davetlerine gidiyorum. 'Benden su kadar, benden bu kadar' derken bir arkadasin da kiymetli bir saati var. Her toplantida 'benden de su saat' diyor. Fakat ikinci toplantida gene ayni saat cikiyor...'

4) Yine Izmir'den bir kardes anlatti: 'Bir alis-veris neticesinde vakif tarafindan bana ciro edilen birkac senedi elden tahsil ettim. Tahsile gittigimde borclulardan biri; 'Bu, esasinda benim borcum degil. Beni yemege cagirdilar ve orada yemek sonrasi acik arttirma seklinde; 'benden su kadar, ondan bu kadar' diyerek cazgirlar vasitasiyla bu senetleri aldilar. Inanin su an bu senedi odeyecek gucum yok. Ama bulup bulusturdum, borc aldim, sana veriyorum' dedi. 'Bu parayi nicin vermistin' dedigimde, 'zekat olarak' verdigini soyledi. Ben de zekatin bu sekilde verilemeyecegini soyledim. 'Vallahi mahcubiyetimden verdim' dedi.'

5) Ankara'da iki arkadasa senet imzalatmislar. Senetleri odemeyince icraya vermisler. islar.

Yine, bir kardesimiz nakletti: 'Simsarlar esnafi davet etmeden evvel okullarinin salonlarini gayet guzel susluyorlar. Gelecek olanlar zengin ise, suslemeye daha bir onem veriliyor. Her simsar sehrin bir bolgesini aliyor ve orada tanidigi esnaf, tuccar... Gozune kestirdigi kisileri davet ediyor, ilk once yemekler yeniyor; sonra, ozel olarak hazirlanan ust kata cikiliyor. Burada video ile yaptiklari icraatlari anlatip ovunuyorlar: 'Biz soyle hizmet ederiz, boyle buyuk cemaatiz' kabilinden. Sonra simsarlardan biri esnaftanmis gibi kendini gostererek, 'Bunlar buyuk is yapiyorlar, benden su kadar milyar' diyor. Her toplantida boyle acilisi
yapan birini bulunduruyorlar. Bir simsar da hep 'milyarlik' acilis yapiyor. Sonra her misafire kagit veriliyor ve odeyecegi parayi yazmasi isteniyor. Herkes bir sey yazdiktan sonra, kagitlar toplaniyor ve mikrofonun basinda duran simsara hepsini veriyorlar.

Simsar basliyor herkesin adini ve yazdigi miktari okumaya. Boylece her seyi ilan ediyorlar. Bu sirada baska bir simsar mikrofondan duyulacak sekilde tanidigi kisiler icin soyle bagiriyor: 'O daha fazla verebilir. 5 milyon mu yazmis; yapin 8 milyon'. Tabii bu arada 5 milyon taahhut eden kisi kipkirmizi kesiliyor. Sirayla butun isim ve meblaglar okunuyor, planli oyunlar tezgahlaniyor ve is geliyor senetleri imzalamaya. Herkese, verecegi miktara gore senet imzalattiriyorlar. Sonra zamani gelince de kurt gonullu olarak paralari almaya gidiyorlar.'

Onlarin butun faaliyetleri Nurculuk dinini kuvvetlendirmek icin; halk ise, bunlarin Islam dininde oldugunu zannediyor.

Bunu yalnizca Nurcular yapmiyor, Suleymancisi da Refahcisi da yapiyor... (bkz; Ongut, age, s. 20-27)

Yeri geldi, deginelim; iddialarin dogru olup olmadigini saptayacak durumda degiliz. Ancak, bizzat Omer Ongut Hoca'yla gorusmemizde, bize, ''bunlarin bir kismi dava konusu oldu, ama bir sey tutturamadilar'' dedi.

Benzer bir olayi, Adiyamanli isadamlarinin Ocak 1998'teki toplantisina katilip, ''Fethullah Hoca cevresinden bazilari, bir gecede trilyon topladi; ben de 500 milyon TL verdim'' diyen kisi anlatti. ''Peki, neden verdin, onca evsiz barksiz kurt gocmeni var, onlara yardim edemez miydin?'' sorusuna, ''Vallahi, nasil oldugunu ben de anlayamadim.'' seklinde yanit verdi. Kuskusuz, bu da tanik olmadigimiz bir iddia, ama iddialarin benzerlik tasimasi ilginc.

Hoca'nin okullarinin hikayesi

Fethullah Gulen, emekli bir vaiz. Resmi kayitlarda "emekli maasi'' ile geciniyor. Bu yuzden, onca okulun yasal sahibi degil, olamaz.

Gelgelelim, yakin-uzak cevresi veya kendine gonul vermis kimselerin kurdugu okullarin, ''kendi nasihat ve tavsiyesi'' ile hayata gecirildigini belirtiyor Gulen. ''Okullari devlete devretmeye hazirim'' diyecek kadar da sahipleniyor. Ayrica, basin ve medyadaki dizi yazi/programlar da ''Fethullah Gulen ve Okullari'' adiyla kamuoyuna duyuruluyor. Bu yuzden, kurucusu olmasa bile, ''fikir babasi, tesvik edicisi, manevi oncusu'' oldugu yolunda genel bir mutabakat var kamuoyunda.

Bu bir yana, Gulen'e atfedilen okullarda okuduktan sonra, ''gercegi gorup'' oralarda faaliyetleri anlatan iki ogrencinin basin aciklamasi, toplumda yanki yaratti.

Okullarda neler oluyor?

Peki, ya tartismaya neden olan okullara iliskin iddia/anlatim/suclamalar ne? Onu da, anilan iki ogrenciyle yapilan soylesiyi iceren ve Istanbul Universitesi basimevinde 1998'de basilan, ''Hoca'nin Gorunmeyen Yuzu: Okullari'' isimli kitaptan alintiliyoruz:

''Bugun ortaya cikarak, yillarca birlikte yasadigim bu cemaatin aldatmacalarini ortaya koymanin altinda iki onemli neden var:

1. Onlarla birlikte oldugum sure boyunca yapilan baski ve zorlamalar sonucu, iki bucuk yil depresyon tanisiyla tedavi gormus olmam... Benzer bir durumu halen yasamakta olan bir diger ogrencinin babasini tanimam. 2. Din adina korkunc bir somuru duzeni kurarak, insanlari aldatan ve toplumu ortacag karanligina goturmek isteyen bu salgina, vatanini ve degerlerini seven bir kisi olarak dur diyebilmek...

Okulun en basarili ogrencisi olarak 2. ve 3. siniflarda Imam-Hatip Ortaokullari bilgi yarismasinda yer aliyordum. Son sinifta okulun yakininda bir evde yasayan bazi agabeyler, bizimle ilgilenmeye basladilar. Bizi evlerine davet ederek, 'derslerimize yardim edecekelerini' soyluyor, ayrica bize cok hos ikramlarda bulunuyorlardi.

1989-90 ogretim yili boyunca evlerinde bize ders veren bu agabeyleri, siniftaki bir arkadasim araciligi ile tanidim. Saatlerce bize ders anlatir, bilmediklerimizi ogretir, bu arada sohbet ederlerdi. Bu agabeylerin, bizi calistirmalari karsiliginda maddi hicbir sey istememeleri bizim icin bulunmaz firsatti. Verdikleri derslere devam eden 6-7 ogrenciydik.

Birgun geldi, 'neden boyle bize iyi davrandiklarini' sordugumuzda; 'Bizler okullarimizi bitirdigimizde ogretmen olmak istiyoruz. Sizlere ders anlatarak deneyim elde ediyoruz' dediler.

Sozunu ettigim agabeyler, bana ilimli olmayi ogrettiler: Bizlere verilen egitimin amaci Imam-Hatip okullarinda da, Fethullah cemaatinde de ayniydi. Yani, Islami bir toplumu yaratmak... Islam devleti kurmak. Bu amaca ulasmada yol ve yontem farkliydi. RP ve onun gibi tanimlayabilecegimiz radikal gruplar,kendilerini soylem ve faaliyetleriyle ortaya koyarken; F. Gulen cemaati, cok daha yumusak ve ilimli bir goruntu cizmeye calisiyordu. Toplumsal tepki ve engellemeyle karsilasmamak icin, bize ogretilen yontem 'nabza gore serbet verme' anlayisi idi.

Diger insanlar, 'Islamda kadinla tokalasmak haramdir' deyip kadinlarla tokalasmazlarken ve bir bakima zihniyetlerini acikca ortaya koyarken, bizim cemaatin elemanlari-insanlari tarafindan kabul gormek icin -kadinlarla birarada olmaktan kacinmazlar...

Bu durumu baska bir ornekle daha aciklamak istiyorum: Mesela, Isik Evleri'nde kalan biz Nur talebeleri icin, coca-cola icmek kesinlikle haramdir. Fakat cemaate yeni girecek veya yeni girmis insanlarin evine gittigimizde, bize ikram edilen cola'lari, 'haram ' diyen agabeyler, bizden once davranir icerlerdi. Daima uyumlu ve ilimli bir goruntu vermek tedbir olarak vasiflandirilir.

Agabeylerle oldugumuz 9-10 ay suresinde, bizden hicbir sey istemediler. Oylesine siki bir tedbir uyguluyorlardi ki, o insanlari onca sure taniyor olmamiza ragmen, namaz kildiklarini, Zaman gazetesi ve Sizinti dergisi okuduklarini, Fethullahci olduklarini anlamamistik. Bunlari, geriye donusumuzun artik olmayacagi bir zamanda ogrendik.

Bu uzun zaman diliminde gazetelerini, kitaplarini, namazlarini, ibadetlerini bizden siki bicimde sakladilar. Daha sonra bu yontemi biz de ogrencek ve yeni gelenlere, bize ve dostlugumuza alisincaya kadar, hicbir sey belli etmeyecektik. Bu gizlilige, 'hizmette temel egitim' yani 'tedbir' deniyor.

Cemaat mensuplarina herhangi bir onyargi ile bakilmamasi, onlarin tehlike olarak gorulmemesi icin, bu yonteme basvuruyorlar. Bu yontem 'Isik Evleri' icin cok gerekli.

Ayrica, kamuoyu icinde cok olumlu bir goruntu veriyorlar. Gercek yuzlerini gostermezler.

Bizi Izmir'e getiren ve o cok guvendigimiz agabeylerin gercek yuzunu gormeye basladik. Bize, kalacagimiz yurt icin cok guzel seyler anlatmislardi. Oysa, kalacagimiz yurt daha insaat halindeydi. Ve yurdun bitirilmesi icin, bizim de isciler gibi gunlerce calismamiz gerekiyordu.

Bize, 'Ataturk Lisesi'nde okuyacaksiniz' demislerdi, oysa beni Buca Lisesi'ne, N'yi ise Sirinyer Lisesi'ne kayit yaptirdilar.

Yeni yasam, yeni bir dunya...''

Donmemek uzere butun gemileri yakmis; butun belgeleri onlara vermistik. Okullara kaydimiz yapilmisti... Agabeyler de zaten bunu cok iyi biliyorlardi. Boylece ailelerinden cesitli vaatlerle kopartilmis, dunyayi tanimayan, hicbir sey bilmeyen bir suru zavalli cocuk... Artik, bu tarihten sonra bizim icin yeni bir yasam basliyordu: Fethullahcilik.

Gercek boyle... Sonra da kati bir disiplin ve Said-i Nursi'nin ogretileri ile dis dunyadan tamamen kopuk, Fethullah Hoca'nin gorusleri dogrultusunda bir sisteme dahil ediyorlar, hizmete sokuyorlar...

Bu cemaatin kendisiyle misyon edindigi 'Ilay-i Kelimetullah' yani Islami dunyanin her yanina ve her insanina goturmeye, Allah'in dini olan Islami ve anayasa hukmunde olan Kur'an-i Kerim hukumlerini hem fen hem de toplumsal yasamda etkin kilmaktir. Diger adiyla 'Kur'an hizmeti'..

Tedbir ise, Kur'an hizmetini yaparken bu hizmete hic kimse tarafindan zarar verilmesin, bu is yarim kalmasin diye alinan birtakim onlemlerdir. Bu onlemlere, diger adiyla takiyle ya da tev'il yoluna gitme de denir. Orneklemek gerekirse, cok ilimli ve yumusak gozukmek, kod isimleri kullanmak, yeni ogrencilerden uzun bir sure asil kimliklerini saklamak gibi...

Kendine, 'Hakki tutup kaldirma' ya da 'Islami yeniden herseyi ile hem bireyin hem de toplumun tum yasamina etkin ve egemen kilma' diye tanimlayabilecegimiz bir misyon yukleyen bu cemaat, kod isim kullanmayi 'tedbir' acisindan zorunlu gormektedir.

Nihai hedefe ulasana kadar, her yontem ve yol mubahtir. Bunun icine yalan soylemek de, insanlari aldatmak da girer. Yeter ki, 'hizmet' kesintiye ugramasin. Hizmet denilen calismanin en buyuk ozelligi, sessiz ve derinden olmasidir. Bu gizlilik de guclu oluncaya kadar devam edecektir. Gulen'in deyisiyle, bunun olcusu, 'Gelinen hicbir noktadan, hicbir guc tarafindan geri adim attirilmayacak kadar guclu olmaktir'. Cemaatin temel felsefesi budur...

Agabeyler, kapmak icin ogrencinin evine tanisma yemegine gitiklerinde, sayet evin reisi icki iciyorsa, Agabey de ona eslik ediyordu. Bir defasinda arkadasimin evine gitmistik. Yemekte icki vardi; agabey, arkadasimin babasina katilmak icin orada icki de icti. Gozlerime inanamadim. Daha sonra, sordugumda, 'hizmet icin' dedigini hatirliyorum.

Disarida entelektuel gorunmeye calisilir, pantolon giyilir, kravat takilirdi. Evlerde ise salvar giyer, sarik takarlardi. Yani disarida tedbir uygulanirdi... ( Gorustugumuz eski bir cemaat mensubu boyle bir olaya rastlanmadigini, disarda modern icerde salvar giyinmenin cok lokal bir davranis olmasi gerektigini belirtti).

Cemaat medyayi iyi kullaniyor
Fethullah Gulen cemaatinin cok uzun yillar kapali ve sessiz kalip, sonra birdenbire kamuoyunun gundemine
girmesi, kuskusuz, cok ince bir politikanin sonucudur. Fethullah Gulen, 30 yila yakin bir zamandir bu cemaati
olusturmus. Hicbir gazeteci, ciddi bicimde, bu cemaatin yetistirdigi genclerin dunyasina girmeyi dusunmemis. Cok saglikli bir arastirma, bazi seylerin Turkiye'de ne kadar ters gittigini ortaya cikarabilirdi.

206 kitle orgutunu catisi altinda toplayan Sivil Toplum Kuruluslari Birligi (STKB), anilan o

16-04-2007 19:13
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim