Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 61
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> YILMAZ GÜNEY (paylaşıma değer)
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Yazar YILMAZ GÜNEY (paylaşıma değer)
Yabancı..

Dengesiz Prenses demiş ki;


bilmioduk
şimdi ögrendin işte
bilmemek ayıp değil ögrenmemek ayıp

19-12-2006 15:58
Yabancı..


19-12-2006 15:58
Yabancı..

KENDI AĞZINDAN YAŞAM ÖYKÜSÜ


Bir sanatçi olarak "Yilmaz Güney" diye bilinirim.
Asil adim Yilmaz Pütün'dür.
Adim, zorluklar karsisinda egilmez,
umutsuzluga kapilmaz, yilginliga düsmez ve
basegmez anlamina gelir; soyadim Pütün ise
das meyvesinin kirilmaz çekirdegi demektir.
1937 yilinda, Türkiye'de, bir güney sehri olan
Adana'nin Yenice köyünde dogdum. Annem
Kürt, ve Babam Zaza asilli bir ailenin ogluyum.
Topraksiz bir köylü ailenin iki çocugundan biri.
Annem dindardi ve okuma yazma bilmezdi.
Hâlâ sag... Babam ise okuma yazmayi askerde ögrenmisti.
Annem gibi o da hiç okula gitmemisti.
1976'da ben Kayseri Cezaevi'ndeyken öldü. Mezarini göremedim...
Dokuz yasimdan bu yana hayatimi çalisarak kazandim.
Ilk isim dana gütmekti. Liseyi Adana'da bitirdim.
O yillar Doruk adinda bir sanat dergisi çikardim.
Sanata merakliydim ve hikayeler yaziyordum.
1955'te bir hikayemden ötürü takibata ugradim. Hakkimda dava açildi.
1957 yilinda Istanbul'a, Iktisat Fakültesi'nde ögrenim görme hayalleriyle
geldim. Fakat devam edemedim.
1955'ten beri süren takibat ve mahkeme sonuçlanmisti
ve ben baslangiçta yedi buçuk yil agir hapis ve iki buçuk yil sürgün cezasina çarptirildim.
Daha sonra temyiz mahkemesi karari bozdu, yeniden görülen mahkeme sonucu cezam bir buçuk yil agir hapis ve alti ay sürgün cezasina çevrildi. Ögrenimim yarim kalmisti. Önümdeki tek yol, kendimi hayatin okulunda, hayatin kabul ettigi ve dayattigi ögretmenler araciligi ile egitmekti.
Öyle yaptim...
Kitaplar, sinema, is, cezaevi, acimasizlik,
hayatin kati kurallari, toplumsal baskilar,
kahpelikler, yigitler... Karsilastigim zorluklari
yenmek için direnmek ve kararlilik...
Ögretmenlerimden biri zor'dur...
1961 Mayisi'nda cezaeviyle tanidtim.
1962 Araligi'nda cezam bitti. Muhafazakarligiyla
ünlü Konya dehrine sürgüne gönderildim. Konya
sinirlarindan çikamazdim. Her akdam polise imza
vermeliydim. En çok imzayi polis defterine attim.
180 defa...
1968'de askere gittim. 1970 Nisan'inda döndüm.
Hayatimdan çalinan iki yil...
1971 Mayis'inda on binlerce aydin, sanatçi,
yazar gibi ben de gözaltina alindýim.Hakkimda
hiçbir delil yoktu. Sadece kusku.
Bir hafta gözaltinda tutulduktan sonra serbest
birakildim; resmi olmayan bir emirle,
sözlü bir emirle ve tehditle Nevsehir'e
üç ayligina yine sürgün edildim.
Bu kez polise imzaya gitmiyordum,
polis beni distan kolluyordu.
1972'de, Mart'sn 16'ssnda,
devrimcilere yardsm gerekçesiyle tutuklandim.
Mahkeme sonucu 10 yil agir hapis ve
sürgün cezasina çarptirildim.
Ecevit hükümetinin 1974 genel affiyla serbest birakildim.

19-12-2006 16:00
Yabancı..

Bugün ise Ecevit cezaevindedir.
1974 Eylül'ünde, bir cinayet olayina adim karisti
ve 19 yila mahkum edildim.
Cezaevindeyken Güney adli bir kültür-sanat dergisi
çikardim. Onüç sayi sonra sIki yönetimin yeniden
gelmesi üzerine, dergimiz kapatildi ve hakkimda
yazilarimdan ötürü on ayridava açildi. Suçum,
komünizm propagandasi yapmak, milli duygulari
zayiflatmak, halki suç islemeye tesvik etmek, suç
sayilan fiileri övmek ve devletin içte ve
dista itibarini sarsmak...
Istenen ceza toplami yaklasik 100 yil...
1981 Ekim'inde, izinli çiktigim Isparta
yari-açik cezaevine dönmedim.
Sonra da yurt disina çiktim.
1981 Ekim'ine kadar, yaklasik oniki yilimi çesitli
cezaevlerinde geçirdim.
Bu oniki yil içinde, ikisi yari-açik olmak üzere onbes cezaevi tanidim
Ülkemden ayrildiktan sonra ilk aylarda üç davanin sonuçlandigini,
sonuçta, toplam 20 yil aðýr hapis,
7 yila yakin da sürgün cezasi aldigimi ögrendim...
Öbür davalarim devam etmekte; ancak henüz hangileri sonuçlandi,
ne kadar daha ceza aldim, bilmiyorum...

Yılmaz Güney

19-12-2006 16:01
kardelence
Mesajlar: 1421

ilgilenen herkese...özellikle dengesiz prensese....

19-12-2006 16:02
Yabancı..


19-12-2006 16:03
Yabancı..

KARDELEN (barışım) demiş ki; ilgilenen herkese...özellikle dengesiz prensese....



canım benim...

Yılmaz Güney'in hayatını pek fazla bilmiodum doğrusu...


19-12-2006 16:05
kardelence
Mesajlar: 1421



9 Eylül 1984 tarihi, Türkiye’nin ender yetiştirdiği komünist sanatçılardan birisi olan Yılmaz Güney’in aramızdan ayrıldığı tarihtir. Yaşamını devrim ve sosyalizm davasına adayan, “Halkın sanatçısı, halkın savaşçısıdır” şiarı temelinde yaptığı devrimci sanatla Türkiye halklarının gönlünde taht kuran Yılmaz Güney’in ölümünün üzerinden yirmi yıl geçti.
Kimi insanlar vardır, bedenen aramızdan ayrılsalar da geride bıraktığı eserleriyle yaşarlar… Bizimledirler; o büyük davanın gerçekleşmesi mücadelesindedirler. Bu insanlar, bu yanlarıyla yaşayan birçok “ölüden” daha canlıdırlar… Saygıyla anılır adları… Yılmaz Güney işte öldükten sonra yaşayan bu insanlardan birisidir.
Bu insanları anmanın en iyi ve en doğru yolu onların savunduğu siyasi görüşleri sahiplenip savunmakla, eserlerini yaşatmak ve yaygınlaştırmakla; mücadelelerini sürdürmekle olur. Bizim Yılmaz Güney’e yaklaşımımız da, onu anmamızın temelinde de bu düşünce vardır.
Ölümünün 20. yıldönümünde Yılmaz Güney’i anmak demek onun siyasi düşüncelerini, bu siyasi düşünceleri doğrultusunda yürüttüğü sanatsal çalışmasında ortaya çıkardığı ürünleri sahiplenmek demektir.
Onu anmak demek, hakim sınıfların her türlü engeline rağmen yapıtlarını, düşüncelerini kitleler arasında yaygınlaştırmak, özellikle gençlerin onu tanımalarını, sahiplenmelerini sağlamak demektir.
Onu anmak demek, onu tek yanlı olarak, sadece “iyi bir sinemacı” olarak görüp göstermek isteyenlere karşı mücadele etmek, onun sanatına yön veren şeyin siyasi görüşleri olduğunu propaganda etmek demektir.
Onu anmak demek, onu kendi dar siyasi-grupçu çıkarları için savunmak peşinde olanlara, gerçekte ondaki özü kavramaksızın onun isminden yararlanmaya çalışanlara karşı mücadele etmek demektir.
Onu anmak demek, onun hangi ulusa ait olduğunu onu sahiplenmenin-savunmanın merkezine koyanlara karşı mücadele etmek demektir; Yılmaz Güney’in enternasyonalist yaklaşımının savunucusu olmak demektir, onun çeşitli ulus ve milliyetlerden işçilerin-emekçilerin mücadelesinin savunucusu olduğunu söylemek, buna uygun pratiğini sürdürmek demektir.
Onu anmak demek, onun sanatını kitlelere ulaştırmak, onun açtığı yoldan ilerlemek demektir. Sanatı devrim mücadelesinde bir silah olarak kullanmak demektir.
Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi olarak biz, Yılmaz Güney’i bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da sanatıyla, sanatına yön veren doğru siyasi görüşleriyle andık, anacağız. Onu mücadelemizde yaşattık, yaşatıyoruz; bundan böyle de yaşatmaya devam edeceğiz.

19-12-2006 16:06
kardelence
Mesajlar: 1421

Yılmaz Güney savunduğu esasta komünist düşünceler temelinde davranan, bu komünist düşüncelere uygun olarak bir sanatsal çalışma yürüten Türkiye’nin yetiştirdiği ender komünist sanatçılardan birisidir.
Ancak o, daha çok sinemacı kişiliğiyle tanınıyor, tanıtılıyor. Burjuvazi de özellikle buna vurgu yapıyor, çünkü onlar Yılmaz Güney’in sinemasının dayandığı temelleri biliyor, bu temellerin kitleler tarafından kavranmasını istemiyorlar.
Diğer yandan milyonlarca işçi ve emekçi de onu sinemacı yönüyle tanıyor, onun yapıtlarında kendini buluyor, seviyor, sahipleniyor.
Evet, Yılmaz Güney büyük bir sinemacı…
Ama bu kadar değil…
Yılmaz Güney, aynı zamanda sanatına yön veren devrimci, komünist bir dünya görüşüne sahip siyasi bir kişiliktir. O; sorunlara doğru yaklaşımın en temel halkasını yakalayan, sorunların çözümüne Marksizm-Leninizm bilimi çerçevesinde yaklaşan birisidir. O, gelişmelere proleter sınıf bakış açısıyla yaklaşır, onları bilimsel sosyalizmin süzgecinden geçirerek değerlendirir, çözümler sunar. Onun sanatsal yaratıcılığının da temelinde bu yan vardır.
Yılmaz Güney, bir sanatçının değerlendirilmesinde de temel kıstas olarak bu yana vurgu yapar. O; “genel anlamıyla sanatçının niteliğini belirlerken, toplumsal pratiğinin, yani siyasal ve kültürel çalışmalarının, toplumsal tutum ve ilişkilerinin ve eserlerinin hangi sınıfların hizmetinde olduğuna bakmalıyız” derken tam da bunu ifade ediyordu. O, çok doğru bir şekilde sanatta tarafsız kalınamayacağını vurguluyor, burjuvaziyle proletarya arasındaki mücadelede sanatın-sanatçının muğlak tavır takınamayacağını, hangi tarafta olmasına karar vermesi gerektiğini söylüyordu.
Yılmaz Güney’in kültür ve sanat anlayışının temelinde diyalektik materyalizm vardır. O, toplumun sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde bulunduğunu, sınıflararası mücadelenin bu değişimde belirleyici bir rolü olduğunu savunur. Yılmaz Güney, kültür ve sanatın toplumdan doğduğunu ve toplumu değiştirmenin bir aracı olduğunu ortaya koyar. O, bu noktada da sorunu diyalektik bir temelde ele alır ve “Değiştirmek için bilinçli mücadelenin gerekli olduğu” doğru düşüncesini savunur. O, “sanatın bir çeşit yabancılaşma eylemi” olduğunu, sanatın “kökünü hayattan, gücünü ve etkinliğini ise hayata hesap sormaktan, meydan okumaktan aldığını” söyler. Yılmaz Güney, toplumun geçmişinde varolan kültür ve sanat birikiminde ileri olan yanlara sahip çıkmakta, geri olan yanlara karşı mücadele yürütür.
Yılmaz Güney kültür ve sanatta tezli ve taraflıdır. Ama O, sanatında slogancılığa karşıdır, sanatı kuru bir ajitasyon-propaganda aracı olarak, “bir slogan bileşimi” olarak görmez.
Yılmaz Güney’in sanat anlayışının temelinde enternasyonalizmden yanadır; özde ve biçimde devrimcidir. O, bu konumuyla proleter kültür ve sanatın savunucusu durumundadır. O, devrimci sanatın kendine özgü bir dili ve karakteri olduğunun bilincindedir, buna uygun davranır.
Yılmaz Güney, kapitalist toplumda sanatın ve sanatçının konumunu doğru bir şekilde gözler önüne serer, sosyalizmin kültür ve sanat alanında gelişmenin toplumsal temellerini hazırladığını doğru olarak tespit eder ve savunur.
Yılmaz Güney, sanatçının siyasal kişiliğinden soyutlanamayacağını savunur. “Sanatsal çabalar, çalışmalar sınıf mücadelesinden ve bunun bir ifadesinden siyasal mücadeleden kopuk ele alınamaz. Ben bir kavga adamıyım, sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş savaşının sinemasıdır. Bugüne kadar, gücümün ve bilincimin elverdiği oranda kavganın içinde yer aldım. Bu nedenle, sanatçı kişiliğimin yanında siyasi bir kişiliğim de var ve bunlar birbirinden ayrı değildir” derken hem sanatla siyasal mücadedele arasındaki bağıntıyı kuruyor, hem de bu bağlamda kendi konumunu ortaya koyuyordu.

••••

Komünist sanatçı Yılmaz Güney ana hatlarını ortaya koyduğumuz bu doğru görüşleri savunduğu, bu görüşlerini kendi sanatsal yaratıcılığının temeli yaptığı, buna uygun davrandığı için hakim sınıfların engelleriyle karşılaştı. 47 yıllık yaşantısının 11 yılı hapishanelerde geçti, birçok kez tutuklandı, hakkında koğuşturmalar yürütüldü. Ancak O, komünist görüşlerinden, bu temelde yarattığı sinemasından ödün vermedi. Bu tavrıyla “halkın sanatçısı, halkın savaşçısı” olduğunu defalarca kanıtladı.
Evet, komünist sanatçı Yılmaz Güney’i ölümünün 20. yıldönümünde ana hatlarını ortaya koyduğumuz bu doğru görüşlerinin varlığına ne kadar vurgu yapılsa azdır. Çünkü içinden geçtiğimiz dönem, devrimci değerlerin ayaklar altına alındığı, herşeyin pazara/paraya endeksli hale geldiği, getirildiği; sanatın ve sanatçının sistemin temel dayanakları olarak şekillendirilmeye çalışıldığı, en küçük bir devrimci sanatsal muhalefetin ve çıkışın baskı ve zorla engellenmeye çalışıldığı vs. vs. bir dönemde doğru, tutarlı tavır takınmanın da mümkün olduğunu, bunun olabilmesi için doğru bir dünya görüşüne sahip olmak gerektiğini; Yılmaz Güney’in bu tür tutarlı tavırlar takınan, siyasi düşüncencelerine uygun davranan çok önemli bir örnek kişilik olduğunu vurgulamak önemlidir.
Elbette ki bununla kendimizi sınırlayamayız. O’nun eserlerinin kitleler içinde yayılması çabasını yürütmek, onu savunmanın, sahiplenmenin önemli bir parçasıdır. Kitleleri, onun savunduğu doğru dünya görüşü temelinde mücadeleye kazanmak görevi bugün proleter sanatın savunucularının en temel görevleri arasındadır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Yılmaz Güney’i savunmak demek aynı zamanda O’nu sadece sinemacı yanıyla savunmaya çalışanlardan, siyasi kimliğini gözlerden gizlemek isteyenlerden, O’nun isminden yararlanmaya çalışan asalaklardan, Yılmaz Güney’e “ayı dostluğu” yapmaya çalışanların elinden kurtarmayı da gerektiriyor.
Bu görev de biz proleter sanatın savunucularının omuzlarındadır.

••••

Ölümünün 20. yıldönümünde Yılmaz Güney, siyasal görüşleriyle, sinemasıyla, roman, öykü ve şiirleriyle aramızda, mücadelede… O’nun yarattığı eserler gerçeklerin bilinçlere kazınması görevini bugün de yerine getiriyor, getirmeye devam edecek!
Güney dergisi olarak ölümünün 20. yıldönümünde Yılmaz Güney’i anarken, onu siyasi görüşleriyle, eserleriyle bütünlük içinde sahipleniyor, savunuyoruz.
O mücadelemizde…
O bizimle!

Eylül 2004


19-12-2006 16:07
Yabancı..

"Çirkin Kral" efsanesi de 1970'lere gelmeden önceki filmlerde doğuyor.
Kafasında hep sosyal içerikli, insanları uyandırmaktan yana filmler yapmak var ama ilk dönemde yapamıyor. Sinemada Yılmaz'la ilgili "yeni gerçekçilik" dönemi Umut'la başlar. 1970'den sonra yaptığı filmlerin hepsi güncel. Umut'ta çektiği arabacı Cabbar'ın öyküsü, yoksulluk ve çaresizlikten defineye aramaya başlayan bir insanın sonunda deliye dönmesinin gerçekçi dille sinemaya aktarılmasıydı. Hayatı yakalamıştı Yılmaz. Arkadaş, Sürü, Duvar'a baktığınızda Türkiye'nin bugün de gerçeği orada anlatılanlar.

19-12-2006 16:09
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim