Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 88
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> Biyografi Paylaşımı
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki
Yazar Biyografi Paylaşımı
Yabancı..

Wolfgang Amadeus Mozart

(Salzburg, 1756 - Viyana, 1791)
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik dehalarından biri olarak kabul edilen Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756’da Salzburg Başpiskoposu’nun Yardımcı Müzik Direktörlüğü görevini yapan, kemancı ve besteci Leopold Mozart’ın oğlu olarak dünyaya geldi.

Müzikte çok erken bir gelişme göstererek 3 yaşında piyano çalmaya ve 5 yaşında beste yapmaya başladı. Ablası Maria Anna da (1751–1829) başarılı bir yorumcuydu. Leopold yetenekli çocuklarını Avrupa’ya tanıtmaya karar verdi. İlk olarak 1762’de Münih ve Viyana’ya gittiler. Mozart bu tarihte ciddi bir eğitim almamasına karşın keman çalmaya da başlamıştı. 1763’ten 1766’ya değin süren ilk uzun turnede Münih, Augsburg, Frankfurt, Cologne, Brüksel, Paris ve Londra’ya gittiler. Paris’te Versailles Sarayı’nda 15. Louis ve Londra’da III. George tarafından kabul edildiler. Mozart Londra’da J.C Bach, Abel ve Manzuoli ile çalışma imkânı buldu. Hollanda ve Avusturya ziyaretlerinin ardından, Mozart ailesi 1766’da Salzburg’a geri döndü. 1767’de ikinci kez Viyana’ya gitti. 1769’a değin Bastien und Bastienne ve La Finita Semplice adlı iki opera besteledi. 1769’da, babası Mozart’ı İtalya’ya götürdü. Artık Mozart’ın dehası herkes tarafından kabul ediliyordu. Martini, Nardini ve Jomelli ile çalışma imkanı buldu. Allegri’nin Miserere adlı eserini ilk kez dinledikten sonra eksiksiz olarak yazması İtalya’da Mozart’a olan hayranlığı daha da artırdı. Aralık 1770’te Mitiridate, re di Ponto operası Milano’da gösterildi ve büyük başarı kazandı.

1777’de babasının sağlığı el vermediği için, Mozart turnelerine annesi ile devam etti. Münih, Augsburg ve Mannheim’in ardından 1778’te Paris’e geldiler. Annesi aynı yılın Temmuz ayında öldü. Paris o dönemde Piccini ile Gluck arasındaki çekişmeye odaklanmış olduğu için, Mozart’a fazla ilgi gösterilmedi.

Mannheim’da bulunduğu sırada 18 yaşındaki Aloysia Weber’e aşık oldu. Aloysia ile İtalya’ya gitmek istedi; ancak reddedildi. Morali bozuk ve sinirli bir şekilde Salzburg’a dönen Mozart artık keman çalmayacağını, sadece klavyeli enstrümanlar ve aryalar üzerinde çalışacağını söyler; ancak Sinfonia Concertante isimli keman ve viyola için konçertoyu besteler.

1781 yılında Salzburg Başpiskoposu’nun oyunları sonucu görevden alınır. Buna çok sinirlenen Mozart, hakarete uğradığını ve intikamını alacağını söyler; ama böyle bir durum olmaz. Viyana’ya yerleşen Mozart bu kez Weber ailesinin ortanca kızı Constanze’ye aşık olur ve evlenir. Weber ailesi Bohem tarzı yaşamaktadır. Constanze de aynı Mozart gibi elinde para tutmayı beceremez. Yine de bu evlilik Mozart’ı babasının baskısından kurtardığı için iyi olmuştur. Evliliğinin ardından Mozart verimli bir döneme girer. Her türde şaheser eserler verir. Le Nozze di Figaro (1786), Don Giovanni(1787) ve Cosi fan tutte (1790) operalarını besteler. Bu dönemde iyi gelir elde etmesine rağmen parayı elinde tutmayı bilemez. 9 yılda 11 kez ev değiştirir. Ayrıca mason olur. Müziğinin en g

02-12-2006 20:34
Yabancı..

Müziğinin en güzel örneklerinden biri olan The Magic Flute operasını besteler.

Mozart ömrünün son dönemlerinde yine sıkıntılı günler geçiriyordu. Requiem üzerinde çalıştığı sıralarda böbrek yetmezliğinden 5 Aralık 1791’de öldü. Mezarının üzerine herhangi bir yazı yazılmadığı için tam olarak nereye gömülü olduğu bilinmemektedir. Requiem ise, öğrencisi Franz Xavier Sussmayr tarafından tamamlandı.

Mozart çok küçük yaşlardan itibaren saraylarda konserler vermiş, normal bir çocukluk yaşayamamıştır. Müzikte çok erken olgunluğa ulaşmasına karşın diğer konular göz önüne alındığında çocuk kalmıştır. Bunda yeteneklerini sömüren babasının da büyük payı vardır. Herkesten daha yetenekli olduğu için, diğer müzisyenler tarafından pek sevilmemiş, ömrünün büyük bölümünü iyi maaşlı bir iş arayarak geçirmiştir. Disiplinden uzak bir şekilde büyüyen Mozart’ın elindeki para da su gibi akıp gitmiştir.

Mozart’ın müziğinde mükemmel bir denge, berraklık ve duygusal yoğunluk vardır. Özellikle sonatlarında başka hiçbir bestecinin eserlerinde bulunmayan düzeyde tema bolluğu görülür.

Mozart eşsiz yeteneğiyle bütün müzik formlarında eserler verdi. 41 senfonisi, 27 piyano, 5 keman, 2 flüt, 4 korno, 1 klarinet konçertosu, 20 piyano sonatı vardır. Buna karşın Mozart’ın en başarılı eserleri operalarıdır. Canlı opera kişileri oluşturmakta başarısını ise ondan sonra yalnızca Verdi yakalayabilmiştir.



02-12-2006 20:35
C A N E
Mesajlar: 1421

DENİZ GEZMİŞ
[i][b]1965'ten sonra Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini çeşitli kentlerde, liseyi İstanbul'da okudu. 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'te Türkiye İşçi Partisi(TİP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı.

Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu(TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı.

2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkiim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M.Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.

İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart'ta girişmis olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş , bu eylemi

03-12-2006 13:48
Yabancı..

munzur demiş ki; KOMÜNİST ÖNDER

İBRAHİM KAYPAKKAYA'NIN HAYATI

İbrahim KAYPAKKAYA, 1949 yılında, yoksul bir ailenin çocuğu olarak Çorum'un bir köyünde dünyaya geldi. Babası yoksul bir emekçiydi. Annesi ile babası İbrahim 2-3 yaşında iken ayrıldılar.
İbrahim KAYPAKKAYA, ilkokul 1. ve 2. sınıflarını Karamahmut köyünde, üçüncü sınıfı Ortakışla köyünde, dördüncü ve beşinci sınıfları da Alacaköy'de okudu.
İbrahim KAYPAKKAYA, daha çocukluk yaşlarından itibaren herşeye meraklı idi, bilgi açlığını gidermek için önüne çıkan her fırsattan yararlanıyordu. Verilen her işi yapmaya çalışıyor, sorumluluk almaktan korkmuyordu. Okulundan arta kalan zamanlarda bütün işlerde ailesine yardım ediyordu, koyun gütmeye giderken bile yanına defter, kalem, kitap almayı unutmazdı. İbrahim KAYPAKKAYA, daha o yaşlarda bile yaşıtları arasından sıyrılıyordu, fakat o, bunu hiçbir zaman kuruntu kaynağı yapmaz, arkadaşlarını küçümsemezdi. Arkadaşları arasında da çalışkanlığı, bilgisi, ağırbaşlılığı, yardımseverliği ve fedakârlığı ile sayılıp sevilirdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, ilkokulu bitirince öğretmen olmayı kafasına koydu, devlet parasız-yatılı sınavlarına girip kazandı ve Ankara-Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na yatılı öğrenci olarak alındı. O, yatılı okulda okurken, yazları ve diğer ara tatillerde köyüne dönüyor ve ailesine yardımcı oluyordu. Çalışırken yorulmak bilmezdi. Köydeki diğer öğrenci arkadaşları köylüye karışmaz, işe katılmazken o, elinden ne iş gelirse ailesine ve köylüye yardım ederdi. Öğrenci oluşunu, köylünün yaptığı işleri yapmamak anlamında bir ayrıcalık olarak görmezdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, ilk devrimci düşüncelerle Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda tanıştı. Araştırıyor, soruyor, okuyordu, siyasal olarak geliştikçe davranışları ve ilişkileri de değişiyordu.
Bu gelişme sayesinde İbrahim KAYPAKKAYA'nın adı çevre köylerde bile duyulur oldu. Tabii gericilerin, yobazların gözüne batmaya da başlamıştı. Okulda "yeşili sevmiyorum" başlığı ile yazdığı bir kompozisyon yüzünden öğretmenlerden biri ona çok kızmış ve "peki kızılı mı seviyorsun" diye hayli eziyet çektirmişti.
İbrahim KAYPAKKAYA, Hasanoğlan'dan "pekiyi" derece ile mezun oldu. Ve sınavları kazanarak İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen okuluna kayıt oldu. Bu okula başladığında, devrimci fikirler karakterinin bir parçası olmuştu bile. Buradaki siyasal gelişimi çok hızlı bir seyir izledi, kısa zamanda devrimci öğrenciler arasında sivrildi, onlarla tartışan, onlara öğreten, onları güçlendiren ve örgütleyen bir devrimci olarak ön plâna çıktı. Fakat o, köyüyle olan ilişkisini hiçbir zaman kesmedi, her fırsatta köyüne döndü, oraya dergi, gazete, kitap götürdü, yeni dostluklar ve ilişkiler kurdu. Bu faaliyetleri neticesinde İbrahim KAYPAKKAYA, polis tarafından "fişlendi".
O, artık Çapa'daki devrimci çevrenin önde gelen liderlerinden biriydi. İlk bildirisini, Çetin Altan'a bir gezi sırasında gericiler tarafından saldırılması üzerine kaleme aldı. Ve onun devrimci saflardaki ilerleyişi günbegün hızlanan bir tempo izledi, nerede bir konferans, açık oturum, forum, tartışma, seminer varsa İbrahim oradaydı, dinliyor, not alıyor, sorular soruyordu. Ders çalışmaya çok az vakti olmasına rağmen başarılı bir öğrenciydi.
Arkadaşlarını eğiten İbrahim, onları okuldaki çalışmayı örgütlü yürütme konusunda ikna etmişti. Bunun sonucunda Fikir Kulüpleri Federasyonu'na bağlı olarak Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü kuruldu ve İbrahim başkanlığa seçildi. İbrahim KAYPAKKAYA derneğin kuruluş bildirisini kaleme aldı ve bu bildiri okulda dağıtıldı. Bu bildiri ile okuldaki bütün yurtsever, devrimci ve ilericiler, yobazlara ve faşistlere karşı birlik olmaya ve mücadeleye çağrılıyordu. Buna karşı okul yönetimi hemen harekete geçti. İbrahim ve diğer kurucu üyelere "1 ay okuldan uzaklaştırma" cezası verildi, bununla da yetinmeyip, İbrahim ve arkadaşları savcılığa ihbar edildi.
İbrahim, bu bir ay sırasında arkadaşlarının evlerinde kaldı. Bütün zamanını devrimci mücadele için kullanıyordu. Bütün davranışlarına önder bir devrimcinin alçakgönüllüğü hakimdi.
Artık dergilere yazılar yazmaya başlamıştı. Öğrencilik dönemi boyunca sırasıyla Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık gibi dergilerde yazıları çıktı. FKF'nin 2. Kurultayı'na Çapa'dan delege olarak katıldı.
Bu gelişmeyi okul yönetimi ve gericiler her türlü yöntemle engellemeye çalışıyorlardı. Gericilerin taşlı-sopalı saldırıları artmıştı. İbrahim, bu gelişmelere karşı bildiriler yazdı ve bizzat dağıtımında görev aldı. Bu olay üzerine okul disiplin kurulu toplandı, İbrahim ve arkadaşlarının "Parasız Yatılı Öğrenci"lik hakları ellerinden alındı. İbrahim ve arkadaşları bu gerici kararı tanımadıklarını ve buna uymayacaklarını açıkladılar, bunun üzerine faşist gericiler dışardan takviye alarak okulun önünü kestiler, İbrahim ve arkadaşlarına saldırdılar, bu olayda faşistler silah da kullandı, buna rağmen İbrahim ve arkadaşları faşistleri püskürtüp okula girdiler. Bunun üzerine müdür, polis çağırıp İbrahim ve arkadaşlarını okuldan attırdı.
İbrahim KAYPAKKAYA, okuldan atılınca bir süre bir otelde çalıştı, patronla kavga edince oradan ayrıldı. Geçimini matematik dersleri vererek sürdürmeye çalıştı. Tüm bu zor şartlara rağmen geçimini sağlayacak parayı kazandıktan sonra gerisine aldırmıyor, zamanını ve enerjisini devrimci çalışma için kullanıyordu.
İbrahim KAYPAKKAYA, 6. Filo'ya karşı eylemler ve Kanlı Pazar gibi olaylarda en önde yürüyor, fabrika ve köylerde örgütleme çalışmaları yürütüyordu. 69-70 yıllarında İbrahim KAYPAKKAYA, Türk Solu dergisinde işçi ve köylü eylemleri ile ilgili bir dizi haber ve yorum yazdı.
Okuldan atılma ile ilgili kararı Danıştay bozmuştu, buna göre İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşları okula geri alınmalıydılar, fakat yönetim İbrahim KAYPAKKAYA için bu kararı uygulamadı. Atılan dokuz öğrenci okula alındı. İbrahim KAYPAKKAYA alınmadı.
70 yılı mücadelenin daha da geliştiği ve sertleştiği bir yıl oldu. Şehirlerde ve kırlarda kitlelerin devrimci mücadele ruhu gittikçe yükseliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA, Trakya Değirmenköy'de toprakları için ağaya karşı mücadele eden köylülerin arasındaydı. İbrahim KAYPAKKAYA ve bu direnişte yer alan diğer devrimci önder Cihan Alptekin, bu direnişten dönerlerken polis tarafından tutuklandılar ve işkenceden geçirildiler.
Yükselen mücadele 15-16 Haziran'da doruğa ulaştı. İbrahim KAYPAKKAYA, bu büyük direnişin sıra neferlerinden biriydi. Gece sabahlara kadar bildiri basıyor, gündüz kavganın en yoğun olduğu yere koşuyordu. Demir-döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Petriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, Derby… işçileri, bu büyük devrimciyi yakından tanıyorlar ve kendilerinden biri olarak görüyorlardı.
15-16 Haziran büyük işçi mücadelesi, İbrahim KAYPAKKAYA'nın siyasal mücadelesi açısından önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu mücadeleden çıkarılması gereken dersler bağlamında yürütülen tartışmada, İbrahim KAYPAKKAYA o döneme kadar içinde bulunduğu örgütün —PDA/TİİKP— merkezi ile ters düştü. Tartışmalar içinde merkezin Halk Savaşı çığlıkları ile üzeri örtülen reformist-legalist bir çizgi izlediğini gördü.
İbrahim KAYPAKKAYA, 71 başlarında Çorum ve köylerinde araştırma çalışmalarına çıktı. Bu tarih aynı zamanda 12 Mart faşist cuntasının tezgâhlandığı tarihti. Yükselen devrimci başkaldırışı durdurmakta yetersiz kalan göstermelik parlamenter araçları bile çok gören faşist devlet, kolları sıvadı ve sıkıyönetim ilan edildi. Grevler, kitle eylemleri, mitingler yasaklandı, bütün devrimci dergiler, kitle örgütleri kapatıldı. Devrimci avına başlandı, binlerce devrimci tutuklandı, onlarcası katledildi. İbrahim KAYPAKKAYA da arananlar arasındaydı. 12 Mart'ın değerlendirilmesi konusunda yürütülen tartışmada da, İbrahim KAYPAKKAYA, TİİKP'nin merkezindekilerin revizyonist bir hat izlediklerini açıkça gördü.
İbrahim KAYPAKKAYA, bir süredir Çorum'daydı. Bu bölgedeki uzun çalışmaları sonucu "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" konulu bir inceleme hazırladı. İbrahim KAYPAKKAYA, sıkıyönetim sonrası çekildiği bu bölgede arkadaşları ile sürekli okuyup-tartışıyor, kafasında yeni bir örgüt taslağı oluşturuyordu. Sonra bu bölgeden ayrılıp Kuzey Kürdistan'a geçmeye karar verdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, 72 yılı başlarında TİİKP revizyonistleri ile örgütsel bağları koparıp TKP/ML'nin kurulmasına önderlik etti.
İbrahim KAYPAKKAYA, bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24 Ocak 73'e kadar esas olarak Malatya, Tunceli, Antep yörelerinde devrimci mücadeleyi örgütledi. İbrahim KAYPAKKAYA, yorulmak bilmez bir enerji ile köy köy dolaşıyor, yoksul köylüler ile uzun sohbetler ediyor, onlara destansı bir üslupla Çin, Vietnam ve Ekim Devrimlerini anlatıyordu. Dolaştığı bölgelerdeki yoldaşlarının en küçük sorunları ile bile ilgileniyor, onlara sorunlarını çözmede yol gösteriyordu, Kürtçeyi çat-pat sökmüştü, Malatya yöresinde kitlenin ileri kesimlerine hitap eden "okuma grupları" oluşturmuştu.
Sıkıyönetim tüm ağırlığı ile devam ediyordu, direnenler de vardı, teslim olanlar da. İbrahim KAYPAKKAYA, sıkıyönetim işkencelerinden başeğmeden çıkan Ömer Ayna'nın resmini yoldaşlarına gösterip "devrimci olmanın ilk koşullarından birinin işkenceye dayanmak olduğunu" söylüyordu. Malatya yöresinde yürüttüğü çalışmalar neticesinde tuttuğu notları sistemleştirip "Malatya'da Sınıfların Tahlili" başlıklı bir inceleme hazırladı.
72 yılı Mayıs ayının altısında Deniz ve arkadaşları idam edilmişlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA'nın çalışma yöresinin yakınlarında da THKO'dan Sinan Cemgil ve iki artadaşı girdikleri çatışmada şehit düşmüşlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra çevre köylerde araştırma yaptı ve Kahyalı köyü muhtarı Mustafa Mordeniz'in ihbarcı olduğunu ortaya çıkardı. Bu ihbarcı İbrahim KAYPAKKAYA ve iki yoldaşı tarafından tutuklanıp sorgulandı, suçlu görülerek kurşuna dizildi. Böylece devrimin adaletinin iki elinin devrim düşmanı ihbarcıların yakasında olduğu, ihbarcıların af edilmeyeceği dosta düşmana gösterildi. Çevredeki köylülerin ve tüm devrimcilerin büyük coşkusu ile karşılanan bu eylem sıkıyönetimin azgınca sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilmişti. Bu eylem İbrahim KAYPAKKAYA'nın devrimci dayanışmadan ne anladığını, onun silahlı mücadele çizgisini, silahlı eylem hedefleri konusundaki görüşlerini de pratikte gösteren bir eylemdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti, aynı bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Muzafer Oruçoğlu da gelmişlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA, bu bölgede yoldaşları ile eğitim çalışmaları yaptı, onlara geliştirdiği yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı.
Aynı günlerde İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarının bu bölgede olduğu haberini alan Fehmi Altınbilek yönetimindeki faşist devlet güçleri köy köy, dağ taş İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını arıyorlardı. Bu bölgedeki devlet güçleri takviye edildi, halkın üzerinde tam bir faşist terör estiriliyordu.
İbrahim KAYPAKKAYA, bir ara İstanbul'a döndü, sonra Malatya'ya uğrayıp tekrar Tunceli yöresine geçti.
O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiçbir iz sonuç vermemişti. Halk, İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını kendilerinden biri olarak gizliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşları her fırsatta halkın üzerindeki baskıları teşhir ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de geceyarısı dağdan Tunceli'ye inmiş, karakolu ve lojmanı bombalamıştı.
23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiyecek almak için Vartinik'teki kömden ayrıldılar, akşama geri döneceklerdi. Ama yollar alabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabaha doğru köme varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi, çevreyi süzmeye koyuldular ve uzaktan jandarmaların kömü sardıklarını gördüler, köm kuşatılıyordu.
1973 yılının Ocak ayının 24. sabahıydı. Ali Haydar ve Süleyman yoldaşlarını uyarmak için köme fırladılar, kuşatma yarımay şeklindeydi. Ali Haydar kömü en son terketti, ne yazık ki seti aşamadı, orada vuruldu kaldı. İbrahim KAYPAKKAYA, ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışıyordu fakat o da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu, hemen cebindeki adresleri çıkartıp yoketti. Muzaffer, Süleyman ve Hüseyin kuşatmanın boş tarafından kaçmayı başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim ve Ali Haydar'ı bırakıp kaçanların peşine düştüler.
İbrahim KAYPAKKAYA, belli bir süre sonra kendine geldi, kafası saçma yaralarından kan içindeydi, biraz ilerde yerde yatan Ali Haydar'ı gördü, can yoldaşını kaybetmenin hüznü ile içi burkuldu ve bir intikam yemini içip sendeleyerek oradan uzaklaşmaya çalıştı. Bir mağara buldu ve iki gün burada kaldı. Köylerde terör estiriliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA, bu süre içinde değişik köylere uğradı, bazılarından yardım alamadan geri döndü, bazılarında sıcak ilgi ve yardım ile karşılaştı. Vurulduğunun beşinci günü uğradığı köyün öğretmeni azılı bir gericiydi, İbrahim KAYPAKKAYA'yı ihbar etti, ev kuşatıldı ve İbrahim KAYPAKKAYA tutuklandı.
İbrahim KAYPAKKAYA, Gökçe Karakolu'na kadar buzlu derelerin içinden yaya sürüklendi, ilk ifadesi karakolda alındı, faşistler onu hemen konuşturup işini bitirmek istiyorlardı. Fakat İbrahim KAYPAKKAYA hiçbir örgütsel konuda ifade vermedi. Bundan sonra bitmek bilmeyen işkenceler başladı. İbrahim KAYPAKKAYA, Şubat başında önce Tunceli'ye ordan Elazığ'a, oradan da Diyarbakır'a götürülüp Savcı Yaşar Değerli'ye teslim edildi. İbrahim KAYPAKKAYA, burada gittikçe ağırlaşan yaraları yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastaneye yatırıldı, cellatlar İbrahim KAYPAKKAYA'nın onlara gerekli bilgileri vermeden ölüp gitmesine razı değildiler. İbrahim KAYPAKKAYA, burada donma/kangren sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında İbrahim KAYPAKKAYA iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı, faşistler onu konuşturmak için akla gelebilecek her türlü işkence yöntemini deniyorlardı, fakat tüm çabaları boşa çıktı, İbrahim KAYPAKKAYA şaşmaz bir kararlılıkla hiçbir örgütsel faaliyeti hakkında bilgi vermedi, işkenceciler bu durum karşısında çılgına dönüyorlardı.
Mayıs ayı başlarıydı, nedense birkaç gündür işkence yapmıyorlardı. Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. "Herhalde sorgulamalar bitti" diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duyguları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiriyordu. Bu dönem yazdığı şiirlerden bir tanesi şöyleydi:



"DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR

…gider …gider, nice koçyiğitler gider

Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir

Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki

Yüreğimiz kabına sığmamakta

Örsle çekiç arasında yoğrulduk

Hıncımız derya gibi kabarmakta"



İbrahim KAYPAKKAYA, bazı özel istekler yüzünden ve görüşebilmek için babasına da mektup yazmıştı. Babası oğlunun mektubunu alınca çok sevinmişti, aylardır haber alamadığı oğlu demek ki yaşıyordu. Hemen onun istediği şeyleri yerine getirip 19 Mayıs günü Diyarbakır'a doğru yola çıktı. Bundan önce de Diyarbakır'a gitmiş fakat onu İbo'suyla görüştürmemişlerdi. Fakat Ali KAYPAKKAYA'yı Diyarbakır'da oğlunun ölüm haberi karşıladı. Oğlunun intihar ettiğini söylediler. Tabii ki o bu palavralara inanmadı, onun tanıdığı oğlu intihar etmezdi. Oğlunun cesedini almaya gittiğinde cesedin üzerindeki kurşun izlerini gördü, bunların ne olduğunu sorduğunda görevliler suskunlukla cevap verdiler. İbrahim KAYPAKKAYA'yı konuşturamayacağını anlayan faşistler onu 18 Mayıs günü kurşuna dizmişlerdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, genç yaşta faşist cellatlar tarafından kurşuna dizildi, o işkencelerde ser verip sır vermedi, o bir komünist olarak yaşadı ve bir komünist olarak öldü.

Anısı mücadelemize rehber olsun!



03-12-2006 14:42
oAsis
Mesajlar: 516

haluk levent...

26 Kasım 1968 yılında Adana'da doğdu. İlk ve ortaokulu Sabancı İlk Öğretim Okulu'nda okudu. Ortaokul sıralarındaki taklit yeteneği onu tiyatro çalışmalarına yöneltti. Liseyi Adana Atatürk Lisesi'nde okudu. 'in tiyatro faaliyetleri lise yıllarında da devam etti. Liseden sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği'ni kazandı, bir yıl okudu fakat devam etmedi. Sonra Ankara Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı'nı kazandı ancak yine bir yıl devam etti. İkinci yılında Orta Doğu Üniversitesi Fizik Bölümü'nü kazandı yine devam etmedi. Bu kez Ankara Üniversitesi Muhasebe Bölümü'nü kazandı ancak ısrarla yine devam etmedi ve son olarak Bilkent Üniversitesi Dil Öğretim'e kaydını yaptırdı.

Bu arada ticaretle de uğraşan işlerinin iyi gitmemesi üzerine İstanbul'a geldi. Özellikle Ortaköy'de barlarda çalışarak geçimini sağlamaya çalışan 1992 yılının sonlarına doğru ilk albümü "Yollarda Bulurum Seni" yi Nokta Müzik''e yaptı ve o albüm 600,000 adet sattı. Bu albümle birlikte tanınan sayısız hayır konserine çıktı. Buradan elde edilen gelirlerle yüzlerce insana dializ ve solunum makinesi aldı.1989 yılında çekte tahrifat suçu işlediği gerekçesiyle 9 ay 15 gün cezaevinde yattı. Cezaevi günlerinde kendisini sevenlerin yalnız bırakmadığını söyleyen cezaevi çıkışından sonra konserlerine devam etti. Albümleri satış rekorları kıran son olarak askere giderken "Yine Ayrılık" adlı albümünü çıkardı. Bu arada çevreci özellikleri ile de bilinen genç sanatçı destek amacıyla 11 saat sahnede şarkı söyleyerek kırılması güç bir rekor denemesinde de bulundu.


03-12-2006 14:52
Yabancı..


CAN DÜNDAR
16 Haziran 1961 yılında Ankara’da doğdu.
1982 yılında A.Ü. S.B.F. Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu.
1979’den itibaren sırasıyla Yankı, Hürriyet, Nokta, Haftaya Bakış, Söz ve Tempo’da çalıştı.
1986’da İngiltere’de “London School of Journalism”i bitirdi.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Siyaset Bilimi dalında yüksek lisansını 1988’de, aynı bölümünde doktorasını 1996 ‘da tamamladı.
Televizyona 1988’de TRT’de başladı. 1989’da “32.Gün”de çalışmaya başladı. Mehmet Ali Birand ve Bülent Çaplı ile birlikte 1991’de “Demirkırat”ı, 1994’de “12 Mart”ı yaptı.
1992’de “Cumhuriyet’in Kraliçeleri”ni, 1993’de “Sarı Zeybek”i hazırladı.
1993-94 yıllarında Birand’la birlikte “Çapraz Ateş”i yaptılar.
1994-95 yıllarında “Gölgedekiler” belgesel dizisini hazırladı.
1996-97’de hazırladığı 10 bölümlük “Aynalar” belgeseli Show Tv’de yayınlandı. Yine Show Tv’de 2 yıl süre ile “40 Dakika” haber programını hazırlayıp sundu.
1998’de “Yükselen Bir Deniz”i hazırladı.
1999’da “İsmet Paşa” belgeselini Bülent Çaplı ile birlikte hazırladı.
"Zaten Tiyatro Dediğin Nedir Ki?" isimli Devlet Tiyatroları belgeselini 1999’da hazırladı. Köy Enstitüleri için hazırladığı belgesel 2000 yılında ATV'de yayınlandı. 2000 yılında NTV'ye 10 bölümlük “4.Nesil” ve “İş Bankası” belgesellerini , 2001’de CNN Türk’e “Halef” belgeselini hazırladı.
2002 Ocak ayında hazırladığı Nazım Hikmet belgeseli CNN Türk kanalında yayınlandı.
2002’de 3 bölümlük Fenerbahçe’nin tarihinin anlatıldığı “Bahçedeki Fener” belgeselini hazırladı.
2003 yılında “Bir Yaşam İksiri”belgeselini ve “O Gün” belgesel dizisini , 2004’te “Yüzyılın Aşkları” ve “Karaoğlan”ı hazırladı.
2005 yılında "Yetiştik Çünkü Biz!.." Mülkiye Belgeseli'ni hazırladı.
2006 Şubat'ında Adnan Menderes-Ayhan Aydan aşkını anlatan "Tatarım" belgeselini yaptı.
Köşe yazarlığı 1994'te Aktüel'de başladı. Aynı yıl günlük köşe yazıları yazmaya başladığı Yeni Yüzyıl gazetesinde 5 yıl çalıştı. 1999 Ocak'ından 2000 Aralık sonuna kadar Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.
2001 Ocak ayından beri Milliyet Gazatesinde köşe yazılarına devam etmekte.
1994-2005 yılları arasında Aktüel dergisinde köşe yazıları yazdı.
Basılı Kitapları; “Demirkırat” , “12 Mart”, “Sarı Zeybek”, “Gölgedekiler”, “Hayata ve Siyasete Dair”, “Yağmurdan Sonra”, “Ergenekon” , “Yarim Haziran”, “Benim Gençliğim”, “Köy Enstitüleri”, “Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor”, “Nereye?”, “Uzaklar”, “Yükselen Bir Deniz”, “Savaşta Ne Yaptın Baba?”, “Büyülü Fener”, “Bir Yaşam İksiri”, “Atatürk Aramızda”, “Sedat Alp: İlk Türk Hititoloğun Yaşam Öyküsü”, "Kırmızı Bisiklet", “Yıldızlar”, “Duvar”, “Nazım”, “İlk Durak-İETT”, "Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç", "Yüzyılın Aşkları", "Karaoğlan" .
Can Dündar evli ve bir çocuk babası.

03-12-2006 18:33
C A N E
Mesajlar: 1421

ORHAN GENCABAY


4 Ağustos 1944 yılında Samsun'da doğdu. Müziğe 6 yaşında Klasik Batı Müzikçi Emin Tarakçı Hoca’dan keman ve mandolin dersleri alarak başladı. 7 yaşında Türk Müziği’ni ve bağlamayı kucakladı. 10 yaşında beste çalışmalarına başladı. 13 yaşında babasının teşvikiyle Türk Sanat Müziği ve tamburla tanıştı.

Samsun'daki ve İstanbul'daki halk evleri, müzik cemiyetleri ve müzik derneklerinde çalıştı, kurucularından oldu. İstanbul Belediye Konservatuarı’na girdi ve icra heyetinde bulundu.

16 yaşından itibaren caz ve rock müziği ile ilgilendi. Batı nefesli sazlarından oluşan orkestralarda tenor saz çalarak görev yaptı.

20 ve 22 yaşlarında Ankara ve İstanbul Radyo Evi TRT sınavlarına girdi, üst düzeyde başarıyla kazandı. 1967 yılında İstanbul Radyo Evi’nde bir süre çalıştı ve ayrıldı.

1000'e yakın bestesi olan Orhan GENCEBAY, 400'e yakın bestesini kendi sesiyle seslendirdi.

90'a yakın filmde Müzik Direktörlüğü yaptı. 36 sinema filminde başrol oynadı, televizyon için diziler ve Show programları yaptı... Orhan GENCEBAY'a göre Türk Müziği’nin daha zengin bir hale gelmesi için müziğimizin tüm geçmişi ve çeşitleriyle yeniden ele alınıp analiz edilmesi gerekiyordu. Türk Müziği’nin buna ihtiyacı vardı ve bu analizi aslında müzik enstitüleri yapmalı, buradan çıkan sonuçlar akademik öğretiler olmalıydı.

Orhan GENCEBAY, bu düşünce ile müzikte kendine göre araştırmalar ve serbest çalışmalar yaptı. Bu yaptığı çalışmalara başkaları “Arabesk” ismini verdiyse de Orhan GENCEBAY, bu değerlendirmeyi yanlış diyerek kabul etmedi. Orhan GENCEBAY'a 1999 yılında Devlet Sanatçısı unvanı verildi. 1968 yılında kendi sesiyle yorumladığı ilk 45’lik plaktan bugüne kadar yasal olarak yaklaşık 60 milyon plak ve kaset tirajı olan Orhan GENCEBAY'ın yasal olmayan korsan yapımlarla beraber 150 milyon tirajı olduğu tahmin ediliyor.

Orhan GENCEBAY'ın dokuz üniversite tarafından verilen uluslararası Montu Doktorası var. Orhan GENCEBAY'ın bestelerinin her biri kaset ve plak satış rekorları kırarken, aynı zamanda başrolünü oynadığı sinema filmleri de hasılat rekorları kırmıştır.

GENCEBAY besteleri Akdeniz ülkelerinde, Orta Doğu’da, Orta Asya'da, Avrupa'da Türklerin bulunduğu her yerde dinlenmiş ve adaptasyonları yapılmıştır. GENCEBAY hakkında 20’ye yakın kitap yazılmış, ansiklopedilerde yer verilmiş ve bir çok üniversitede GENCEBAY'la ilgili tezler hazırlanmış ve araştırmalar yapılmıştır.


04-12-2006 12:50
-©£§Ã'®-
Mesajlar: 651

Rafet El Roman

--------------------------------------------------------------------------------

25 Ağustos 1968 Edirne doğumlu Rafet El Roman, 1970 yılında ailesi Almanya'ya işçi olarak gittiğinde 7 yaşına kadar Uzunköprü Ömerbey köyünde anneannesi ile birlikte yaşadı. 1.sınıfı köyde okuduktan sonra Almanya'ya ailesinin yanına gitti. Öğrenimini Almanya'da tamamladı.

16 yaşında ilk söz ve bestelerini yazmaya başladı. 17 yaşında Midnight Entertaintment film şirketine figuran olarak başvurmasıyla sinema hayatının ilk adımını atmış oldu. Hayatının en büyük iki tutkusunun müzik ve sinema olduğunu anlayan Rafet El Roman, bu yıllarda tüm kazancını, yine bu iki sanat alanında yaptığı yatırımlara endeksler.

1987'de ilk uzun metrajlı filmi "Defender"da başrolü oynadı. Bu film, Rafet El Roman'ın senaristlik ve yönetmenlik alanında da ilk deneyimlerini yaşadığı filmdi.

1988'de ilk sahne çalışmalarına başladı. 1992 yılında Saarlaendischer Rundfunk Radio Kurumu tarafından Almanya'da "Yılın En İyi Yeteneği" seçildi. 1994 yılında Frankfurt Kültür Festivali'nde Media Artist Avard - Medya Sanat Ödülü aldı. 1995'de Türkiye'ye gelerek ilk solo albümünü çıkardı. "Gençliğin Gözyaşları" adlı albüm bir milyonu aşan satış rakamlarına ulaştı.

1997 yılında "EN GÜZEL GÜNLER SENİN OLSUN" adıyla ikinci albümünü çıkardı. 1998'de Avrupa'da ilk solo albümü piyasaya çıktı. 1998 yılında "Propaganda" filmi ile Kemal Sunal, Metin Akpınar gibi Türk sinema tarihinin dev isimleriyle birlikte başrol oynadı.

1999'da "HAYAT HÜZÜNLÜ" adlı üçüncü albümüyle yine büyük bir başarı yakaladı.

2000 yılında Rafet El Roman, Mehmet Ali Erbil ile Euro 2000 şampiyonası için milli takıma yazdığı "BIR GOL DAHA" şarkısını seslendirdi. 2000 yılında "DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR" adlı sinema filminde Müjde Ar'la birlikte başrol oynadı.

2001 yılında Aşkın Nur Yengi ile, söz ve müziği Rafet El Roman'a ait olan "PEŞİNDEYİM" adlı şarkıda düet yaptı.

2001 yılında "HANIMELİ" adlı 4. albümünü çıkardı.

2002 yılında, 5. albümü "5 NR AŞK" adlı albümünü hayranlarının beğenisine sundu.

2004 yılının yaz aylarında, "SÜRGÜN" adlı 6. albümünü yaptı ve bu albumle çok büyük bir satış grafiği yakaladı, bir çok hit şarkısıyla 2004 yılının en beğenilen albümlerinden biri oldu Sürgün.

2005 yılında, "KALBİMİN SULTANI" adlı 7.albümünü, 10.Sanat Yılı Şerefine müzik severlerin beğenisine sundu, album ilk çıktığı hafta büyük bir satış grafiği yakalayarak, listelerin bir numarası oldu.

Rafet El Roman, 2000 yılında kurduğu RER Müzik adlı müzik yapım şirketiyle, müzik piyasasına yeni isimler kazandırmayı amaçlıyor. Ayrıca, hayatı sinema ve müzik üzerine kurulan Rafet El Roman'ın en büyük hedefi, senaristliği ve yönetmenliğini yapacağı film projesini hayata geçirmek.

10-12-2006 16:47
-©£§Ã'®-
Mesajlar: 651

Funda Arar

--------------------------------------------------------------------------------

1975 yılında Ankara'da doğan sanatçı, ilk öğrenimini Ankara'da, orta ve lise öğrenimini babasının görevi nedeniyle Muğla ve Adapazarı'nda tamamladı.


Müziğe olan ilgisi ve yeteneği küçük yaşlarda fark edilen Arar, ilkokul 3. sınıftan itibaren mandolin ve solfej dersleri almaya başladı. 1992 Yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı sınavını ilk 5'in içine girerek kazandı. Okulu bitirdikten sonra iki yıl boyunca müzik öğretmenliği ve sahne çalışması yaptı. Yaklaşık bir buçuk yıl albüm çalışmalarını sürdüren başarılı sanatçı, titiz bir repertuar seçiminden sonra stüdyoya girerek "Sevgilerde" adını verdiği albümünü 2000 yılı Mart ayında tamamladı.


Funda Arar’ı müzikseverler, Necip Fazıl Kısakürek'in şiiri "Kaldırımlar"la tanıdı. Albümde Kaldırımlar'ın Yanı sıra Behçet Necatigil'in "Sevgilerde", Gülsüm Cengiz'in "Yağmur", Şeyda Kılınç'ın "Ay Doğmadan Gel" şiirleri de yer almaktaydı. Başarılı sanatçı özellikle Kaldırımlar'daki güçlü sesi ve usta yorumuyla dikkatleri çekti.


2001 yılının Şubat ayında ise Kıraç ile birlikte yaptığı düet albüm ile müzikseverlerin karşısına çıktı. İlk klibi çekilen şarkı "Sevgiliye" oldu bu albümde. "Sevgiliye" albümünün bir başka özelliği ise Funda Arar'ın bestecilik yönünü ortaya koyan ilk çalışma olmasıydı. Sözleri ve Müziği Funda Arar'a ait "Seni Düşünürüm" ün klibinin yayına girmesiyle birlikte çok daha geniş kitleler onu tanıdı.

10-12-2006 16:48
-©£§Ã'®-
Mesajlar: 651

Michael Jackson

--------------------------------------------------------------------------------

Tam adı Michael Joseph Jackson olan dünyanın en ünlü pop şarkıcısı Michael Jackson, 29 Ağustos 1958'de Amerika'nın Indiana kentinde dünyaya geldi. Birbirinden yetenekli kardeşleriyle birlikte olduğu "Jackson 5"ın en küçük üyesi olan Michael Jackson, 70'lerin en popüler şarkıcı starlarından biri; yalnızkense 80'lerin en büyük pop starıydı.


Michael Jackson, Jackson 5'dayken belki de tek ilgi odağıydı. 11 yaşındayken Motown etiketiyle tek başına çıkış yaptığı zaman kazandığı başarı inanılmazdı; ardı ardına gelen dört, bir numara hit'lerinden ilki 'I Want You Back' ile solo bir sanatçı olarak göze batmaya başladı ve asıl başarısını 1971'deki 'Got to Be There' ile yakaladı. Ardından 1972 tarihli yenilenmiş 'Rockin' Robin' ve 'Ben' geldi.


Michael Jackson ve Jackson 5, 70'lerin başında düşüşe geçti, grup Epic'e geçti. Jackson geçici olarak solo kariyerini iptal ederek ismi "Jacksons" olarak değişen grubun liderliğine soyundu. Grup kendi birikimi ve materyalini kullanarak eski popülerliğini kısa sürede kazandı. Jackson 1979 solo kariyerine hislice söylenmiş, olgun dans şarkıları derlemeleri 'Off the Wall' ile geri döndü; 'She's Out of My Life', 'Don't Stop 'til You Get Enough'. Bu çalışmalar daha önceki grup ve solo çalışmalarını da geride bırakıp dört tane bir numara hit'i çıkarttı.


Jackson, tekrar Jacksons'la kayıt yapmaya ve turneye çıkmaya başladı, ancak bir sonraki solo albümü 1982'deki 'Thriller' müzikal bir fenomen oldu. Tüm zamanların en büyük albümlerinden biri olan albüm; sadece Amerika'da 20 milyon sattı ve yedi Top 10 hit'i çıkardı. Açıkça Jackson kendi kardeşlerini geçmişti, ama onlarla bir albüm daha yaptı ve 1984'te turneye çıktı.


Bir sonraki albümü 'Bad' 1987 yılında çıktı. Amerika'da altı milyon satan albümün çıkışının hemen ardından Jackson, albümü destekleyen bir dünya turnesine çıktı. Albümden çıkan yedi single'dan altısı Top 10 hit'i olurken bunlardan sadece beş tanesi bir numaraya kadar yükselebildi.


1991'de Michael Jackson büyük bir reklam / tanıtım kampanyasıyla gelen 'Dangerous'la geri döndü. 1992 yılının ortalarına doğru yaklaşık dört milyon satan albümden 'Black and White', 'Remember the Time', 'In the Closet' ve 'Jam' gibi hit'ler çıktı. Jackson, bu albümün arkasından ikinci dünya turuna çıktı. 1992'de Avrupa'da başlayan turne 1993 yılına kadar sürdü. Hakkınca onlarca kirli dedikodu çıkmasına rağmen Jackson'ın kariyeri hep temiz kaldı. 1993'e kadar imajında büyük hasarlar oldu. Jackson çocuk taciziyle suçlandı, ancak tüm iddiaları reddeden Jackson, 1994'e kadar tüm bu davalardan kurtulamadı.


Mahkemenin ardından 1994'te 'History' üzerine çalışmalarına başlayan Jackson, 20 Haziran 1995 günü bir yeni albüm, bir de greatest hits'ten oluşan derlemeyi piyasaya dürdü. Yine aynı yıl, Mayıs 1994'te gelmiş geçmiş en ünlü rock efsanesi kabul edilen Elvis Presley'nin kızı Lisa Marie Presley ile evlenen Jackson, bu evliliğini ancak 19 ay sürdürebildi ve çift, 1996 yılının başında ayrıldı.


1996 yılında 'History' adlı albümünün tanıtımı için dünya turnesine Jackson, 1997 yılında da konserlerine devam etti. Bu sırada ''Blood on the Dancefloor - HIStory in the Mix' adlı albümünü piyasaya sürdü ve bu kasette 5 yeni şarkı ve 8 remix yer aldı. Albüm kısa sürede Avrupa'da 1 numara oldu ve en çok satan remix albümü oldu. Çocuk taciz suçlamaları ve bu taciz suçlamalarındaki medyanın yoğun baskısı, Debbie Rowe ile sürpriz ikinci evliliği yapması bile onun, hayranlarının kalbindeki "Pop'un Kralı" unvanını yok edemedi.


2001 yılında otuzuncu sanat yılını kutlayan Jackson, yine aynı yıl, uzun süren sessizliğini 'Invincible' adlı albümüyle bozdu. Fakat Jackson'un bu albümü dünya çapında eski albümlerine göre pek beğenilmedi. Jackson, evlat edindiği 2 çocuğuyla birlikte hayatına ve stüdyo çalışmalarına devam etmektedir

10-12-2006 16:50
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim