Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 88
Ana Sayfa >> Nostalji >> Off Topic >> Biyografi Paylaşımı
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9  Sonraki
Yazar Biyografi Paylaşımı
Yabancı..

Nasreddin Hoca



--------------------------------------------------------------------------------
Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

FIKRALARININ ÖZELLİKLERİ

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden çok ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin genel özelliğidir. Bu özellikler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.

Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.

KARAKAÇAN Nasreddin Hoca fıkralarında dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez.Karakaçan onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakteri de simgeler.

02-12-2006 10:30
Yabancı..

İbrahim Çallı ( 1882)



--------------------------------------------------------------------------------
1882 yılında o zamanlar İzmir'e bağlı bulunan Çal kasabasında doğdu. (Çal kasabası bugün Denizli iline bağlıdır.) 1906'da Şeker Ahmet Paşa'nın desteğiyle Sanayi-i Nefise'ye giren İbrahim Çallı, 1910 yılında buradan mezun olduktan sonra Hikmet Onat ve Ruhi Arel'in de aralarında olduğu bir grupla Paris'e resim öğrenimine gönderildi. Ünlü ressam Paris'te L'Ecole des Beaux Arts'da Fernard Cormon atölyesinde eğitim gördü.

I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda dönen ressam, sanatın köklü gelişmelerden yana olduğunu her fırsatta belli etmiştir. Çallı, Sanayi-i Nefise'ye hoca olarak girdikten sonra Hikmet Onat, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, Avni Lifij, Namık İsmail de okulda hocalık yapmaya başladılar. Çallı, iyi bir ressam olmanın yanı sıra iyi bir öğretmen olduğunu da kanıtlamıştır.

Yetiştirdiği öğrenciler arasında Şeref Akdik, Refik Ekipman, Saim Özeren, Elif Naci, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu gösterilebilir. 22 Mayıs 1960 yılında mide kanamasından ölen İbrahim Çallı, Cormon atölyesinde dört yıl klasik eğitim almasına rağmen, serbest bir teknikle resim çalışmalarına devam etmiştir. Sanatçının eserleri arasında portreler, nüler, peyzajlar ve natürmortlar daha ağırlıktadır.

02-12-2006 10:31
Yabancı..

Abidin Dino ( 1913)



--------------------------------------------------------------------------------
1913 yılında doğan Abidin Dino, Robert Kolej'deki öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi Arif Dino'nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı. İlk desen ve yazıları 1931 yılında Artist dergisinde yayınlandı. D grubunun kurucuları arasında yer aldı. Önce SSCB, sonra da Paris'te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu.

Türkiye'ye dönüşünde çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picasso'nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaşmıştır.

HAKKINDA YAZILANLAR

A'dan Z'ye Abidin Dino Derleme Yapı Kredi Yayınları

“...Geçmiş günlerden bahsetmek zor iş zaten. İnsanoğlu acayip bir nesne. Yani ben hesapça kendimden bahsediyorum, ama hangi kendimden yani? Hesapça kendim denilen o sınırdan söz ederken sanki başka birini anlatıyormuşum gibi bir duygu geliyor. Yani kim? Kim o çocuk? Yani içimde kalmış birşeyler... Genç, delikanlı... Ve hep de bir zorlanma oldu. Bir tek kişi olmaya razı değildim. Belki resimlerime de yansıdı bir ölçüde bu. Hep aynı kişi olmama illeti. Hani ikide bir başka döneme giriyorum ya ... Belki hep başka kişi olma gayreti var içimde.”



02-12-2006 10:32
Yabancı..

Özdemir Asaf ( 1923)



--------------------------------------------------------------------------------
1923 yılnda Ankara'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nde okudu. Kabataş Erkek Lisesi mezunu. Hukuk ve iktisat öğrenimini yarıda bırakarak gazeteciliğe başladı. Mütercimlik yaptı.1981 yılında öldü.

ESERLERİ
Şiir kitapları; Dünya Kaçtı Gözüme, Sen Sen Sen, Bir Kapı Önünde, Yuvarlağın Köşeleri, Yumuşaklıklar Değil, Nasılsın, Çiçekleri Yemeyin, Yalnızlık Paylaşılmaz, Benden Sonra Mutluluk adlarını taşımaktadır.



02-12-2006 10:34
Yabancı..

Sabahattin Ali ( 25.02.1907)- (01.04.1948)



--------------------------------------------------------------------------------
25 Şubat 1907'de Gümülcine / İğridere'de doğdu. İlköğrenimini Üsküdar, Çanakkale ve Edremit'te yaptı (1921). Balıkesir Muallim Mektebi'ni bitirdi (1927) ve aynı yıl Yozgat Cumhuriyet İlkolulu'na öğretmen oldu. Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla 1928'de Almanya'ya gitti, 1930 yılı Martında yurda döndü, Aydın ve Konya'da öğretmenliğini sürdürdü. Nazım Hikmet'le tanışarak, onun çalıştığı Resimli Ay'da öykülerini yayımlamaya başladı.

Hey anavatandan ayrılmayanlar
Bulanık dereler durulmuş mudur?
Dinmiş mi olukla akan o kanlar?
Büyük hedeflere varılmış mıdır?
Asarlar mı hâlâ hakka tapanı?
Mebus yaparlar mı her şaklabanı?
Köylünün elinde var mı sabanı?
Sıska öküzleri dirilmiş midir?
Cümlesi belî der Enelhak dese,
Hâlâ taparlar mı koca terese?
İsmet girmedi mi hâlâ kodese?
Kel Ali'nin boynu vurulmuş mudur?
Koca teres kafayı bir çekince
....................
İskendere bile dudak bükünce
Hicabından yerler yarılmış mıdır?

dizeleriyle Atatürk'e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı( 1932), bir yıla hüküm giydi, Konya ve Sinop Hapishanelerinde yattı, 1933'te memuriyet kaydı silindi. Cumhuriyet'in onuncu yıl dönümünde çıkarılan afla hapisten çıktı(29 Ekim 1933). Yeniden memur olabilmesi için bağlılığını ispatlaması istendi ve bu amaçla 15 Ocak 1934 tarihli Varlık'ta (13. Sayı) "Benim Aşkım" başlıklı,

Sensin kalbim değildir, böyle göğsümde vuran,
Sensin "Ülkü" adıyla beynimde dimdik duran
Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran
Seni çıkartsam ömrüm başlamadan bitiyor
Hem bunları ne çıkar anlatsam bir düziye
Hisler kambur oluyor dökülüyor yazıya
Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi'ye
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.

dörtlüklerini de içeren Atatürk'e övgü şiiri yayımladı ve karşılığında MEB Talim Terbiye Dairesi Mümeyyizliği'ne atanarak işsizlikten kurtuldu (30 Eylül 1934). 1937'deki askerliğini takiben, önce Ankara Musiki Muallim Mektebi Türkçe öğretmenliğine, ardından çevirmen, öğretmen ve dramaturg olarak çalışacağı Devlet Konservatuarı'na atandı (1938). 1945'de Yeni Dünya gazetesinin, 1946'da Marko Paşa'nın neşrine katıldı. Marko Paşa'daki yazıları yüzünden çeşitli kovuşturmalara uğradı, bunlardan birinden yedi aya hüküm giydi. 1948'de Zincirli Hürriyet'teki bir yazısından dolayı yine hakkında kovuşturma açılınca nakliyeciliğe başlayan Sabahattin Ali, 1 Nisan 1948 tarihinde yurt dışına kaçma girişimi sırasında öldürüldü, cesedi öldürülüşünden iki buçuk ay sonra (16 Haziran 1948) bulundu.

ESERLERİ
Hikaye Kitapları: Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk
Romanları:Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna.
Şiir:Dağlar ve Rüzgar
Oyun:Esirler

Hakkında Yazılanlar
1.Sabahattin Ali Mustaf Kutlu Dergah Y.
2.Sabahattin Ali Dosyası Kemal Sülker
3.Sabahattin Ali Filiz Ali Laslo- Atilla Özkırımlı
4.Sabahattin Ali Olayı Kemal Bayram
5.Boğaz'daki Aşiret
Mahmut Çetin
Edille Yayınları

"Boğaz'daki Aşiret" başlığı ister istemez "Boğaz Neresi" ve "Aşiret Kim" sorularını akla getiriyor. Evet Boğaz, bildiğimiz Boğaziçi. Genelde kırsal kesimle alakalı bir kavram olan aşiret kelimesi ise Boğaziçi"nde bir kast oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz Boğaz'daki Aşiret yer yer Türk Solu tarihi, yer yer de
Batılılaşma Tarihi'nin belirli dönemlerini resmediyor. Aileler arasında evliliklerle kurulan bağların, sanata, ticarete, eğitime, bürokrasiye ve giderek bir yabancılaşma zihniyeti şeklinde hayata nasıl yansıdığı eserdeki ipuçları yardımıyla daha iyi görülecektir zannediyoruz.

Boğaz'daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur. Eser bu sebeple dört bölüm olmuştur. Aile büyüklerinin asıl isimleri seçilerek de Konstantin'in Çocukarı, Detrois'in Çocukları, Sotori'nin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı bölümleri ortaya çıktı.

Boğaz'daki Aşiret! şenlikli bir kitap. Ali Fuat Cebesoy'dan Nazım Hikmet'e, Oktay Rifat'tan Refik Erduran'a, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık zinciri.

Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan "Boğaz'daki Aşiret"in, batılılaşma tarihinde oynadığı roller... Kimlerin kimlikleri, Çıldırtan çizelgelerle soyağaçları. Ve dipnotlar! Onlar hiç bu kadar sevimli olmamışlardır.



02-12-2006 10:35
Yabancı..

Rosa Luxemburg



--------------------------------------------------------------------------------
Hakkında yazılanlar

1.Rosa Luxemburg
Leo Jogiches Maria Seidemann
İletişim Yayınları / Aşklar – Çiftler Dizisi

“Büyük bir deha, sosyalist düşüncenin dünya çapında bir kuramcısı ile sıkı bir "teşkilatçı"nın belalı aşkı... Kendini her şeyiyle aşkına adamaya hazır duygulu bir kadınla soğuk, hesaplı ama bir yandan da öldüresiye kıskanç bir adamın eziyetli beraberliği... Rosa ile Leo'nun trajik ilişkisinin arka planında, dünyanın -ve özellikle Avrupa'nın, Orta ve Doğu'sunun- 19./20. yüzyıl dönümünde geçirdiği müthiş altüst oluş var; tabii bu süreçte sosyalist hareketin yaşadığı olağanüstü altüst oluş ve altüst ediliş var! En basit demokratik ve insani talepleri bile bastırılan sosyalistlerin, işçilerin, Yahudilerin, kadınların zor hayatı var. Bu mihnetin bilediği "yeni bir dünya kurma coşkusu içinde, yeraltında yürütülen gizli siyasal çalışma ile açık kitlesel sosyalist partilerin kurumlaşması arasındaki gerilim var. Devrimci bir hayat tarzı kurma arayışları ve bunun insan hayatları üstündeki, "aşk ahlakı" üstündeki sarsıcı etkileri var. Leo Jogiches ve hele Rosa Luxemburg gibi müstesna iki insanın müstesna bir zaman kesitindeki hayatları ve ilişkileri, hem çok fazla tarih, hem çok fazla dram anlatılıyor. Aşklar ve Çiftler, ünlü şahsiyetler arasında yaşanmış aşk hikayelerine dair bir dizi: İkisi de "ünlü", ikisi de birer "karakter" olan iki insanın, sıradışılıklarını, "deliliklerini" yansıtan ilişkilerine dair. Şöhret ve masalın ardındaki gerçek insanlara dair.”




02-12-2006 10:35
Yabancı..

Stefan Zweig



--------------------------------------------------------------------------------
YURTSUZ GÖÇMEN STEFAN ZWEIG
İslam Gemici

Avusturyalı yazar ve muhabir Stefan Zweig, 28 Kasım 1881'de Viyana'da doğdu. 18 yaşına geldiğinde, Viyana Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bilimleri Fakültesi'ne girdi. Yüksek öğrenimini burada yaptı.
Zweigilk şiirlerini 1901'de "Gümüş Teller" adıyla yayınladı. Bu epik eser, ona, tarihsel minyatürleri ve biyografi yazıları ile aynı derecede şöhret kazandırdı.
1902'de "Yeni Özgür Basın Gazetesi"nde, uzun yıllar devam edecek bir işe başladı. Theodor Herzl ile buradayken tanıştı ve dost oldu. Aynı yıl, Paul Verlaine ve Baudelarie'in şiirlerini Almanca'ya tercüme etti. Aynı yılın yaz mevsiminde yaptığı Belçika seyahatinde Emeli Verhaeren ile tanıştı ve 1904'e gelindiğinde, Verhaeren'in şiirlerini tercüme etti. Yine aynı dönemde, "Hipolyte Taine'in Felsefe" başlıklı doktora tezini vererek, yüksek öğrenimini tamamladı.
1907-1909 yılları arasında Seylan, Gwaliar, Kalküta, Benores, Rangun ve Kuzey Hindistan'ı gezdi. Bunu, 1911'deki Newyork, Kanada, Panama, Küba ve Portoriko'yu kapsayan Amerika Seyahati izledi.1914 yılında Belçika'ya Emile Verhaeren'in yanına gitti. 1. Dünya savaşı, Stefon Zweig Belçika'dayken patlak verince, Viyana'ya döndü. Savaş Bakanlığı, Zweig'i " Savaş Arşivine" memur olarak tayin etti. Bu görevi sırasında " Yabancı Ülkelerdeki Dostlara Açık mektup'u yazdı ve yayımladı.
Zweig, 1917-1918 Yıllarında Herman Hesse, Fritz Von Uruh, James Joyce, Ferrucio Buroni ve Anette Kolb ile görüştü. 1920 yılına gelindiğinde, Frederike Von Winternit ile Viyana'da evlendi. 1927'de Almanya'nın Münih şehrinde "Duygu Karmaşası", " Yıldızın Parladığı Anlar" ve " Tarihsel Baş Minyatür" adlı kitapları yayımlandı. Yine 1927'nin 20 şubat tarihinde "Rilke'ye Veda" başlıklı konuşmasını yaptı. Bir yıl sonra ise , Ünlü yazar Kont Leo Tolstoy'un 10
0. Doğum Yıldönümü Kutlamaları'na katılmak üzere Sovyetler Birliği'ne gitti.
1931'deki seyahati Fransa'ya oldu. Cap d'Antibes'te Joseph Roth ile buluştu.
Tarihler "1993"ü gösterirken, Nazilerin yakmağa başladıkları kitaplar arasında 5. Zweig'ın eserleride yer alıyordu.1934 yılında,Nazilerle Stefon Zweig arasındaki çatışmalar doruk noktasına ulaşınca, Zweig'dan "savunma" istendi ve hemen arkasından, Zweig'ın Kapuzineberg'deki evi basılarak, silah araması yapıldı. Eğer evde silah bulunmuş olsaydı, Zweig'ın hapsi boylayacağı kesindi. Bu uğraşmalar üzerine Zweig, ailesini bile yanına almadan yurdu terketti ve Londra'ya yerleşti. Bu esnada "Rotterdamlı Enasmus'un Zaferi ve Trajedisi" adlı eseri yayımlandı.
Zweig 1937'de karısı Frederike'den ayrılıp ve bir yıl sonra Portekiz'e giderken yanında Lotte Altman adında bir kadın vardır. O sıralarda Avusturalya, Alman Reich'ına katılır ve Zweig da Ingiliz vatandaşlığına geçmek için müracaat eder.
1939'da " Kalbin Sabırsızlığı" adlı romanı yayımlanır ve Zweig da, Portekiz seyahatine birlikte çıktığı Lotte Altman ile evlenir. 1940 yılının temmuz ayında, karısı Lotte ile birlikte önce Newyork'a ve sonra da konferanslar vermek üzere Brezilya, Arjantin ve Uruguay'a giderler. Aralıkta Newyork'a geri dönerek "Amerigo-Tarihi Bir Hatanın Öyküsü" adlı kitabı yazmağa başlar. 1941'de "Brezilya-Geleceğin Ülkesi" isimli kitabı yayımlar. Brezilya daha sonraları Stefon Zweig'ın hayatında çok önemli bir yer tutacaktır. Bu kitabın yayımlanmasının ardından Zweig ve eşi, Brezilya'nın Petropolis şehrine yerleşirler. Orada "Bir Satranç Öyküsü"nü kaleme alır. Bu kitabın önemi şuradan kaynaklanmakta: "Bir Satranç Öyküsü", satrançı gerek pratik gerek felsefi olarak çözümlemiş biri,yani Zweig tarafından yazılmıştır Satrancı derinlemesine çözümlemiş bu kitabı okurken, Trevenian'ın "Şibumi" isimli romanında anlatılan "Go" oyunu ve yazarın bu oyunu, hayata bir uygulamaları hatıra geliyor.
Zweig romanda, ilginç bir satranç maçını, okuyucunun anlayıp takip edebileceği şekilde anlatırken, Şunun farkına varılıyor: Bir Satranç Öyküsü" kitabı da, tıpkı bir satranç karşılaşmasında olduğu gibi, hamlelerden ve açılımlılardan oluşuyor. Bu kısa roman da, anlatım aşama aşama gelişirken, yine başka bir enterasan durum çıkıyor okuyucunun karşısına: "Out of Africa" romanıyla ünlenen Danimarka'lı yazar Karen Blixen'in de keşfedip, "Ölümsüz öykü" hikayesinde uyguladığı, "Doğu Anlatım Biçimi" yani "öykü içinde öykü" şeklinde bir ifade tarzını kullanıyor S. Zweig...
Genel olarak "Doğu Anlatım Biçimi" diyebileceğimiz bu tarz anlatım, Batı Roman'ında kullanılan flaşbektençok farklı... Veya şöyle diyelim: Flaşbek, "Öykü içinde öykü öykü içinde öykü" biçimindeki anlatım bir versiyonu...
Zweig'ın bu eserinde de "Binbir Gece Masalları"nın anlatım biçimi, yazarın, Arjantin'e giden gemide karşılaştığı ilginç bir karekter nedeniyle karşımıza çıkıyor. Yazar, okuyucusuna bir gemi yolculuğu ve gemide yaşananları anlatırken, birdenbire enterasan bir doktor "tak"diye olaya karışıyor. Daha sonra, doktor öyküsünün, ne gemi yolculuğuyla ne de diğer insanlarla hiç bir bağlantısı yok. Bu 2. öykü, bizi bambaşka ve fantastik bir dünyaya götürüyor. "Bir satranç Öyküsü" aynen "Ve Şehrazat, Şehriyar'a demiş ki..." diye başlayıp, binlerce sayfa tutan hikayelerin anlatıldığı çizgiyi takip ediyor. Bu, aslında hoş birşey... Çünkü, bize ait ve değişik bir anlatımşekli kullanılıyor. Bu durum da, okuyucu "giriş, gelişme, sonuç" biçimindeki kuru ifade biçiminin tekdüzeliğindenkurtarıyor ve bambaşka dünyalara taşıyor.
Stefon Zweig, 1941'de Montaig ne üzerineçalışmaya başlar ve " Dünün Dünyası-Avrupa Anıları" adlı otobiyografisini kaleme alır.
Zweig 22 Şubat1942'de karısı Lotte ile birlikte intihar eder ve devlet töreniyle Petropolis Mezarlığına gömülür.
S.Zweig'ın başlıca eserleri: Gümüş Teller (şiir), Erika Ewald' ın Aşkı (4öykü), Denizdeki Ev (oyun), Kılık Değiştirmiş Komedyen (oyun), Yakıcı Sır (kısa öyküler), Avrupa'nın Kalbi, Koku (öykü), Amok, Bir Aşkın Öyküleri, Duygu karmaşası (öyküler), Yıldızın Parladığı Anlar, Beş Tarihsel Minyatür, Marie Antoinette, Vasat Bir Karekterin Portesi, Rotterdamlı Erasmus'un Zaferi ve Trajedisi, Kalbin Sabırsızlığı (roman), Bir Satranç Öyküsü (1942, Buenos Aires), Amerigo- Tarihi Bir Hatanın Öyküsü, Dünün Dünyası-Avrupa Anıları, Avrupa'nın Mirası, Kalvin'e Karşı Costellio veya Zobalığa Karşı Özgür Düşünce, Dünyanın Fikir Mimarları (3 Cilt).
Bir Satranç Öyküsünü kaleme alışı, Zweig'ın 60. doğum gününü kutladığı döneme rastlar. Zweig daha Salzburg'dayken satranç oynardı. Petropolis'e yerleşince, bir kitabı alır ve karısı Lotte ile "beyük ustalar"ın oyunlarını oynamaya başlarlar. Bu sırada, "Bir Satranç Öyküsü"nü yazma düşüncesi doğar.
S. Zweig, bu son nesir çalışmalarını "hariçte bir çalışma" olarak değerlendirir. Bu öykünün, birçok okuyucuya soyut geleceğini düşünüyordu. Fakat "Bir Satranç Öyküsü", yazarın en başarılı eserlerinden biridir. Konu evrenseldi: Zeki bir insan, vahşi zorbalığın eğemenliğine karşı, özgür kalmakta nasıl direnebilir?
Bir Satranç Öyküsü'nün finali, yazarın, 1942 yılı başlarındaki ruh halini yansıtır. Umutsuzluk içindeki Zweig, en sevdiği yazarlar olan Goethe, Homeros ve Shakespeare'de teselli arıyordu.
Okumak için bir şeyler ararken, tesedüfen Montaigne'in "Denemeler'ine rast gelir ve okur. Montaigne, ölüm karşısında özgür olmakistiyordu. Zweig da, Naziler'denkurtuluş için tek çare olarak ölümü görüyordu.
1942'nin 14 Şubat günü, karı- koca Zweig'lar Ernest Feder ile beraber, meşhur Rio Karnavalı'nı seyretmeye gittiler. StefonZweig, neşeli ve huzurlu görünüyordu. Rio de Jonerio'da karnavalın yapıldığı salı günü , "Singapur Olayı" ile gazete manşetlerini okudu: "Daha Fazla Direnmek Imkansız ! Ingiltere'de Derin Üzüntü!" Başka bir haberde de şunlar yazılıydı: "Süveyş Kanalını Hedef Alan Alman Hucumu, Libya'da!"
Zweig, bu manşetler karşısında geçirdiği şoku, çevresin- dekilere belli etmemek için boşuna uğraştı. Aniden, karnavalı seyretme isteği yok oldu, ve hemen karısı ile birlikte Petropolis'e döndü.
23 Şubat 1942 sabahı, Rua Gonselves Dias, 34, Petropolis adresindeki yatak odasının kapısı, öyleye kadar açılmadı.Bu durumdan şüphelenen hizmetçiler, polise haber verdiler.Yatak odasına giren polisler, sırtüstü yatan Stefanile elini onun göğsüne koymuş olan Lotte'yi buldular. "Veronal" adındaki ilaçtan almışlardı. Titizce düzenlenmiş masanın üstünde, pulları bile yapıştırılmış olan veda mektupları duruyordu. Ayrıca, Petropolis Vali-si'ne hitaben yazılmış, "Deklarasyon"başlıklı bir mektup vardı:
"Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce, son bir görevi yerine getirmeğe kendimi mecbur hissediyorum: Bana ve çalışmalarıma, böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya'ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün, bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve benim lisanım konuşulduğu dünya, bana göre mahvolduktan, ve manevi yurdumAvrupa'nınkendi kendisini yoketmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayıdaha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu.
Ama 60 yaşından sonra, yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı. Benim gücüm ise, uzun yıllar süren yurtsuz gücüm sırasında tükendi. Böylece, ruhsal çalışması, her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor.
Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardındangelecek olan sabahınkızıllığını hala görebilirler!Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum."
Stefon Zweig ve karısı, işte bu son mektubu ve yazılmış yüzlerce sayfalık eserleri geride bırakarak hayata veda ettiler.
Intiharın derinlemesine incelemesine burada girecek değilim. Fakat gerek S. Zweig, gerekse bu şekilde dünyadan ayrılan Virginia Woolf, Jack London gibi sanatçılarda şunu gözlemlemek mümkün: Kişisel egoları çok güçlü. Ayrıca "umutsuzluk" olgusu hayatlarının son dönemine hakim. Bu ikisi bir araya gelince de,intihar kaçınılmaz oluyor.


02-12-2006 10:37
Yabancı..

Stalin



--------------------------------------------------------------------------------
HAKKINDA YAZILANLAR

1.Stalin/Çatışkıların Adamı
Kenneth Neill Cameron
Ceylan Yayıncılık

Bu kitap Sovyetler Birliği'ni ve modern tarihi eleştirel yollardan yeniden şekillendiren bir adamı herkesin anlayabileceği şekilde değerlendirmektedir. Özellikle nükleer savaşın "Sovyet tehdidi" bahanesiyle meşrulaştırıldığı bir dönemde yayımlanmıştır. "Oldukça makul bir kitap"ta efsane ile gerçeği birbirinden ayırmayı gözeten Cameron, hem kör bir övgüden hem de iftiradan kaçınmaktadır: onu sempatiyle değerlendirmekte ama eleştiriden kaçınmamaktadır. Cameron'un kitabı yalnızca biyografi de değildir: Stalin'in düşünce tarzının eleştirisi kitaba derinlik ve özel bir ilginçlik kazandırmaktadır. Kitapta Cameron, Stalin'in rahip okuluna gitmesini (annesinin isteğiyle); şiirlerini; Çarlık Rusya'sında işçileri örgütlemek için yaptığı çalışmaları; zaman zaman mahkumiyetlerini, sürgünlerini ve kaçışını; parti liderliğine yükselişini; Rus devrimindeki ve iç savaş sırasındaki rolünü; sanayileşme ve kolektivizasyon sırasındaki liderliğini; Troçki ve Buharin ile mücadelesini ve Lenin ile olan karmaşık ilişkisini anlatmaktadır. II. Dünya Savaşı'nın Stalin'i dünya çapında tanınan, anıtlaşmış bir gücü ve gerçek bir kahramanlığı temsil etmektedir. Yazar, Kruşçev'in 1956'daki gizli raporunda yer alan Stalin eleştirisini ve Stalin'in 1930'ların sonundaki siyasal baskılar konusundaki tutumunu incelemektedir. Kitap, Mareşal Jukov'un Stalin değerlendirmesini ve Stalin'in diyalektik materyalizm yorumuyla ondan etkilenen modern Sovyet filozoflarının yorumlarını içeren eklerle sona ermektedir. Yazar, halk mücadelelerinden yana tutum alırken, tüm varsayımları yeniden incelemeye de hazır olan kışkırtıcı bir düşünürdür.”




02-12-2006 10:37
Yabancı..

Şefik Hüsnü Değmer ( 1887)- (1959)



--------------------------------------------------------------------------------
1887 yılında Selanik'de dünyaya geldi. Orta öğrenimini M.Garaud Koleji'nde yaptı. Yüksek öğrenim için Paris'e giderek Fen ve Tıp Fakültelerinde okudu. Sinir ve ruh hastalıkları eğitimleri gördü. Paris'te bulunduğu sırada Jön Türklerin faaliyetleri ile yakından ilgilendi. Türkiye'ye döndüğünde 1912 Balkan Savaşı'na katıldı. Daha sonra I.Dünya Savaşı'na katılarak Çanakkale Cephesinde tabip yüzbaşı olarak görev yaptı. 1919'da ilk sayısı Berlin'de çıkan Kurtuluş dergisini yayınlayan grubun başına geçerek 20 Eylül 1919'dan itibaren dergiyi İstanbul'da yayınlamaya başladı. Dergi çevresiyle birlikte 22 Eylül 1919'da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası'nın kuruluşunu sağladı. TKP'nin 10 Eylül 1920'de Bakü'deki 1. Kongresinde listeden Merkez Komite üyeliğine ve Merkez İcra Komitesi 1. Sekreterliğine seçildi.

1921 yılı başlarında Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesinden sonra Türkiye Komünist Hareketi'nde yaşanmaya başlayan dağınıklık ortamında Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası'nın 15 Ağustos 1922'de Ankara'da toplanan ikinci kongresinde; bazı araştırmacılara göre, gıyabında Merkez Komitesi Büro Üyeliği'ne seçildi. Kurtuluş dergisinin hükümetçe kapatılmasından sonra Haziran 1921'de grubuyla birlikte
Aydınlık dergisini çıkarmaya başladı.

1923 yılı 1 Mayıs kutlamalarının ardından, dağıttıkları bir bildiri nedeniyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. Kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. 1 Ocak 1925'de İstanbul'un Akaretler semtindeki evinde TKP'nin ikinci kongresini topladı. Kongrede MK üyeliğine ve TKP Genel Sekreterliği'ne seçildi.

Şubat 1925'de Şeyh Sait İsyanı üzerine çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu'na dayanılarak Aydınlık başta olmak üzere partinin bütün yayın organları kapatılıp kadro ve üyeleri tutuklanmaya başlayınca yurt dışına çıktı. Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından gıyabında 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı. Yurt dışındayken TKP'nin Viyana'da bir dış bürosunu oluşturdu. Bu büroda 1926 Mayısında TKP konferansını topladı. Ülkede Vedat Nedim Tör sekreterliğinde faaliyet gösteren İcra Komitesi'nin yetersizliğinin iddia edildiği konferansın arkasından 1927 yılı başlarında kimlik ve kılık değiştirerek Türkiye'ye döndü, kendi sekreterliğinde ikinci bir İcra Komitesi kurdu.

Kendisinden habersiz ayrı bir İcra Komitesinin kurulup faaliyete geçtiğini anlayan Vedat Nedim Tör’ün elindeki bütün parti evrakıyla birlikte polise başvurması üzerine 1927 Komünist Tevkifatı başlatılınca tutuklandı. Yargılama sonucunda 18 ay hapse mahkum oldu. Yozgat Cezaevinde yattı. Nisan 1929'da tahliye oldu. Hemen yurtdışına çıktı. Bu tarihten 1939 yılına kadar Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yaşadı. 1929-1935 yılları arasında Komintern'in Yürütme Komitesi üyeliğini yaptı. Komintern'in yayın organlarında daha çok dünya komünist hareketi üzerine yazıları çıktı. 1939'da Türkiye'ye dönünce; Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki rütbe ve nişanlarıyla Tabip Yüzbaşı olarak 1941-1943'de yedek askerlik yaptı. 1945'de Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle "Sınıf temeline dayalı parti kurma yasağı"nın kaldırılması üzerine; legal sosyalist parti olarak Türkiye Sosyalist Partisi'nin kurulması konusunda TKP'nin Plenumunda tüm kadro olarak anlaşmaya varılmışken, TSP'nin kuruluşundan bir ay sonra Haziran 1946'da Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi'ni kurdu. Altı ay sonra her iki partinin kapatılmasıyla birlikte tutuklandı. 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1950 affıyla hapisten çıktıktan sonra TKP yöneticisi olarak 1951'de tekrar tutuklandı. Yargılama sonunda 5 yıl hapse mahkum edildi. Hapis cezasından sonra sürgün cezasını çekmekteyken Manisa'da 1959 yılında öldü.


02-12-2006 10:38
Yabancı..

Troçki ( 1879)- (20.08.1940)



--------------------------------------------------------------------------------
1879 yılında doğdu.1897’de mücadeleye Narodnik düşünceleri savunarak atıldı. Sürgün koşullarında okuduğu marksist klasiklerin etkisiyle bir süre sonra kendisini ‘Sosyal Demokrat’ olarak ilan etti. 4 Mayıs 1917’de ülkeye döndüğünde geçici hükümete karşı Bolşevik Parti’ye yakın bir tutum aldı.

Eylül 1917’de RSDİP Merkez Komite’sine seçildi ve sovyet başkanlığına getirildi. Troçki; Lenin’in ölümüne kadar geçen sürede Sovyet devrimine önemli etkiler yaptı. Lenin, devrimin ardından, devrimin koruyucu gücü olarak düzenli bir ordunun kurulması görevini ona verdi ve Troçki Kızılordu’yu örgütledi.

Ancak Troçki, Lenin’in ölümünden sonra başlayan iktidar mücadelesinde 1927’de partiden atıldı. Sürgüne gönderilince muhalefetin liderliğini yaptı. Bir sürede İstanbul’da yaşadı.Troçki, Norveç’ten sonra gittiği Meksika sürgününde Stalin'in emriyle 20 Ağustos 1940’da öldürüldü.


02-12-2006 10:38
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim