Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 85
Ana Sayfa >> Nostalji >> İlişkiler >> Ya senin, Kaç uykudan geçmiş masalın?
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9
Yazar Ya senin, Kaç uykudan geçmiş masalın?
Yabancı..

bir varmış bir yokmuş

aramakken sevmek; aranmamakmış

özlemekken sevmek; özlenmemekmiş

sevmek diye bir şey varmış
sevmek diye bir şey yokmuş

acı çekmek özgürlükmüş...!
bir tercihmiş...
biri tercih etmiş...

digeri (d) gitmiş...

11-06-2007 00:41
~~YAĞMUR~~ Teröre-S
Mesajlar: 3305






Asırlar sonra uyanacak bir masalda gizlenir gibi; Haydi şimdi...



Ölelim...

17-06-2007 21:00
Yabancı..

‘Düş kendi karanlığı içinde insansızlaşan bir çember gibi...
Düş aslını yitirmiş bir kitap gibi yalınayak kaldırımlara...

Ve aslında ayrılıkları tanıdığın gibi, serseri bir bombanın küçük bir çocuğun kafasına saplanıp kalması gibi, uzun yolculuklarda kusar gibi, içini örseleyip yüreğinde karınca sürülerini boğar gibi düş...

Düş...
Düştükçe kalktım...
Kalktıkça bir yanı felçli oyunlar oynadım...
Kendimi kandırıp, kendimi kıskandım çıplak sokaklardan. Ben kimdim? İ
çimdeki öfke kime?
Sağralı bir hasta gibi gecelere aktım...
Gündüzleri çirkinleştim...
Ateşler içtim uçurumlar yudumladım...
Durmadan eskidim...
Göbeğim büyüdü, burnum uzadıkça uzadı. ..

Ama ben yalancı değildim ki...

Yaşamı bir yıldız alacasında seviyordum...
Benim doğrularım başkalarının doğrularına çarpınca burnum uzuyor, göbeğim büyüyordu....
Farklı doğrular vardı tepelerde...
Hem de çok tepelerde...
Egemen olanlaın doğrularıydı bunlar...
Bu yüzden benim doğrularım onların doğrularına çarpınca onların yarattığı biçimsel dünyanın içinde burnum uzuyor, göbeğim büyüyordu...

Tıpkı senin gibi çocuk… Senin gibi...

Şimdi herkes kendi çaresizliğini oynuyor...
El bebek gül bebek büyüyor ya birileri, sen dokununca onlara, zor geliyor gösterdiklerin...

Ben şimdi kendi D-ü-ş’ümün yalnızlığına kendi yalnızlığımı anlatıyorum...

Sen yüzünü kendine çevir çocuk...
Bak soluyorsun yine...
Başkalarının hep pisliğine katlananlara zor geliyorsun ya, bu senin berraklığındandır bilesin...

Yüzünü silme çocuk. ...
Kara sana yakışan en güzel renktir...

20-06-2007 14:44
Yabancı..

‘Söyle D-ü-ş sen hiç öldün mü?’ ...

Çöpçülerle uyanıp, faili bilinmeyen cinayetlere tanıklık eden bir çocukluğun tam ortasında durmuş, hikâyecilerin ellerini çimdikliyordum...
Tepelerinde bu şehrin, isyanlar büyüten amcalar vardı: hikâyeciler...

Geçmişten dökülen solcu günlerin içinden çıkıp, yırtık bir serüvene şiirler okuyorlardı...
Ben ellerini çimdikliyordum...
Sonra amcamın aldığı futbol topuna sevdiğim kızların isimlerini yazıyordum...

Bir dünya kuruyordum ki içinde benden başka herkes güzel ve çirkini oynuyordu...
Dikenli bir tel oluyordum...
Bana yaklaşan herkesin canını acıtıyordum...

Bayatlamış süt ve fındıkla kandırılıyordu okullar.. Okullardan tiksiniyordum...
Sonra hissiz bir karanlık kaplıyordu çevremi...
Bu karanlık ki bütün bilinmez boşluğunu bacağı sakat bir mimozaya akıtan, düşkünlerin aşkından yeşil bir kot pantolona yamalar yapan, çocukluk aşklarına kar döken yalın bi delilik...
Hem de çöpçülerle uyanıp,
faili bilinmeyen cinayetlere tanıklık eden...

Saatlerin tersine aktığı çıkmazlarda ekmek artıklarına yüzümü sürüp, toprağın doğurganlığını kıskanıyordum...

Devrimci olup insanları kurtaracaktım...
Abilerim gibi Filistin’e gidip kırık bir sapanla savaşacaktım...
Çok şey yapacaktım aslında...
Penisime elektrik verilmeseydi gözaltında hiç konuşmayacaktım...
Kedilerin başını okşayıp, köpeklere ekmek atacaktım. Büyük gemilerin en çalışkan tayfası olup, Büyükada’dan Kınalıada’ya yüzerek gidecek ve şirket-i Hayriye’yi kıskandıracaktım. ..

En iyi dostum iyileşirse ona kocaman bir bez bebek alacaktım. Beni bırakırsa da kilisede en önde oturup bir Hıristiyan gibi dua edecektim. Yirmi iki yaşında gitti en iyi dostum... Cenazesinde kiliseye gidip bir Hıristiyan gibi dua edemedim ama gözaltından çıkınca mezarına kocaman bir bez bebek bıraktım. Hoşça kal ey çiçeklerin vaftiz çocuğu, hoşça kal...


Kendimi bulup pembe şarkılarda, benliğini arayan resimlere yol gösterecektim...

Ben kimdim?
Duvarımdaki bu sessiz saatleri kimler kurmuştu da durmadan sessizliğe çalıyorlardı?
Peşimdekiler, soluğuma yüklenip beni nefessiz bırakanlar kimdi?
Şimdi sesleri çöllerde yankılanan bu cinayetleri ben işlemedim ki...
Kanları ellerinize sıçramış bu öksüzleri ben öldürmedim ki...

Ben bir bomba değilim ki...
Sadece kendime patlarım ben...
Zihnimi bir kâğıt gibi yırtıp içine baloncuklar doldurduğum günden beri sadece kendime patlarım...

Üstüme sinen karanlıkların sahipleri sizler değil misiniz?
Hatırlatın bana unuttuklarımı...
Hangi sokaklarda kaybolmuştum?
Hangi çocuklarla oynamış, sonra da mızıkçılık edip çekmiştim saçlarını?
Seviştiğim ilk günün çiğ tanesini..

Sonra düş alıp düş satan bohçacı kadınları,
gördüğüm ilk kefeni,
ilk polis dayağımı,
terk edildiğim ilk yağmurlu akşamı,
ateşi, demiri, sulanmamış çiçekleri, deliliği, sapkınlığı, düşkünlüğü, ekmeksiz evleri...

Hatırlatın bana unuttuklarımı...
Ben neden içimi kanatıyorum?
Neye varmak istiyorum?
Nasıl bir çilenin adı olmalıyım örneğin?
Aşkın sancısına gizlenip, kumdan kaleleri yerle bir eden bir barbarın ismini almalıyım belki de...

Neden bitmiyor bu sigara?
Aşkın e halini anlatabilir misiniz bana?
Neden susuyor sunuz?
Düşlerinin gerçekleştiği anlarda çırılçıplak kalmaz mı insan?
Varoluşundan sıyrılıp saydam bir camın kırılganlığına bürünmez mi?

Söyleyin hiçbir düş sahibine bu denli yakın olabilir miydi?...



Nice aradım ben kendimi pembe şarkılarda...
Ama olmadı D-ü-ş.
Olmadı, bulamadım içimi renklendiren zehri...
Askıda falakalar vardı çünkü...
Dolu dolu olmuş gözlerimden bir şeyler anlamaya çalıştılar hep...
Biraz daha dikkatli baksalardı seni göreceklerdi...

Ele vermedim seni...
Oysa henüz gerçekleşmemiştin...

Yine de rüyalarımı renklendiren şarkılar söylüyordum sana...
Saman yığınlarının tepesine çıkıp, çatıları şehirlere özgü farklı bir tezek kokusuna bulanmış gecekondulardan gelen silah seslerini topluyordum...
Trenler geçiyordu önümden...
Anadolu’ya yük taşıyan, vagonlarına kaçakların gizlendiği uzun yük trenleri...
Gözlerimi kapatıp peşine düşüyordum vagonların...

Sanki düşkün olanlara ekmek taşır gibi peşine düşüyordum yağmurun, tozun, sokak aralarının...
Koca bir dağın suretine bürünmüş çöplükler görüyordum..
Kızdırılınca bütün hışmını üzerndeki gecekondulara akıtan çöplükler...

Her şey eriyordu D-ü-ş...
Baktığım, peşinden koştuğum her şey anlamız bir boşluğa dönüşüp eriyordu...
Ölüme benziyordu her şey...
Ölüm gibi soğuk, yakın...

Söyle D-ü-ş, sen hiç öldün mü?...

Sen şimdi, masallar anlat çiçeklerine ki bombalar yağıyor masallar şehrine...

20-06-2007 15:01
~~YAĞMUR~~ Teröre-S
Mesajlar: 3305

'Aşk Sadece Masallarda Yaşanır Dediler'

yalanmış...

17-07-2007 21:47
Yabancı..

~~YAĞMUR~~ (Ab-ı Hayat) demiş ki; 'Aşk Sadece Masallarda Yaşanır Dediler'

yalanmış...


hı hııı...
aşk olmak ruhlara özgü...

17-07-2007 23:12
Sayfalar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim