Led Zeppelin, heavy metal'in babasıydı. Bugün dinlediğimiz türlü türlü müziğin temelinde hep onların etkileri var. Biz onları çok tanıyıp dinlemesek de, bizim yüz verdiğimiz şarkıcılar ya bir dönem onlarla beslenmiş ya da hala onlardan esinleniyorlar. 'Dinozor'dan kastımız işte bu. Ve Led Zeppelin tam bir dinozor grup. Bu yüzden de dinozor müzik grupları dizimizin ilkinin onlar hakkında olmasını fazla fazla hak ediyorlar.
Led Zeppelin'e sadece bir rock grubu demek doğru olmaz. Onların özelliği sadece blues'u gümbür gümbür yorumlamaları değildi; mitolojiyi, mistisizmi ve başta İngiliz folk müziği olmak üzere birçok türden müziği kendi müziklerine başarıyla kaynaştırmalarıydı. Gizemli ama samimi bir havaları vardı. Röportaj vermezler, bu yüzden basın tarafından da sevilmezlerdi; haliyle haberleri sürekli gazetelerde çıkmazdı. Grubun hayranlarıyla tek iletişimi albümler ve konserlerdi; düşünürseniz belki de en doğru olanı yani.
Albümlerinin konseptleri olurdu ve popüler olma potansiyeline sahip şarkıları single olarak çıkarmazlardı. Led Zeppelin'i diğer gruplardan ayıran en önemli fark ise müziklerinin derinliği ve çeşitliliğiydi; Eric Clapton'un Cream'i ya da Jimi Hendrix'in Experience'ı gibi blues yapmaya da meyilliydiler.
Led Zeppelin, 1960'larda İngiltere'nin en güçlü gruplarından The Yardbirds'ün küllerinden doğmuş. Gitarist Jimmy Page, Yardbirds'e geç katılmış ama grubun 1967'de çıkan son albümü "Little Games"in üzerinde büyük etkisi olmuş. Aynı yıl, Yardbirds'den bağımsız bir iş için çalışırken John Paul Jones ile tanışmış. Jones, daha sonra yapacağı işlerde kendisiyle çalışmayı çok isteyeceğini söylemiş. O sıralarda ortada böyle bir şey olmasa bile, Jimmy Page düşündüğünden çok daha kısa sürede yeni bir grup kurmak durumunda kalacakmış. Nasıl olduğunu göreceğiz…
1968 yazında, Keith Relf ve James McCarty gruptan ayrılmış. Page ve basçı Chris Dreja, grubun isim hakları ve sonbaharda çıkacakları turda tatmin etmeleri gereken onbinlerce hayranın beklentileriyle kalakalmış. Yapacak bir şey yokmuş, Jimmy Page yeni bir vokalist ve davulcu aramaya başlamış. Terry Reid adlı bir şarkıcı ile anlaşır gibi olmuş ama son anda bir anlaşmazlık yaşamışlar.
Ağustos ayında grubun hala bir solisti yokmuş ve endişeler artmaya başlarken Terry Reid, Robert Plant adlı bir vokalisti dinlemelerini önermiş. O sırada "Hobbstweedle" adlı bir grupta şarkı söyleyen Robert Plant, 1968 Ağustosu'nun sonunda gruba katılmış. Efsane ikilinin birleşme hikayesi de işte böyle.
Robert Plant'in gruba katılmasıyla Chris Dreja ayrılmış, kadro bir türlü toparlanamıyormuş gördüğünüz gibi. Grubun sıfırdan tekrar kurulması gerekiyormuş. Jimmy Page, John Paul Jones'un kendisi ile çalışmayı ne kadar istediğini hatırlamış ve davetinin sonucunda artık bir basçıları varmış.
Robert Plant, Jimmy Page'e eski grubunun bateristi John Bonham'ı davulcu olarak almasını tavsiye etmiş. John Bonham, o sıralarda kendisine daha iyi paralar öneren gruplar olmasına rağmen Robert Plant'le olan dostluğu sebebiyle eylül ayında gruba katılmış ve böylece The Yardbirds'ün söz verdiği konserler için ekip tamamlanmış. "New Yardbirds" ismini alan grup, söz verilen bütün konserleri tamamlamış, ancak artık orijinal Yardbirds ile Jimmy Page dışında hiçbir alakaları kalmadığı için bu ismi kullanmalarının bir anlamı yokmuş, bu sebeple adlarını Led Zeppelin olarak değiştirmişler. Konserler boyunca bir ayda toparladıkları şarkıları 30 saatte kaydederek kasımda ilk albümleri "Led Zeppelin I"i bitirmişler.