Padişahlık döneminde Hazine'deki paralar suyunu çekmeye başlayınca, padişah vezirini çağırıp sormuş:
- Durum iyi değil Padişahım. Ne yapacağız, Hazine'yi nasıl dolduracağız...?
- Efendim, pazarda tavuk satanlardan birer akçe alalım.
Öneri padişahın hoşuna gitmiş. Ancak, oturup hesap kitap yapıldığında, bu paranın da ‘yetmeyeceği' fark edilince, yeni bir öneri ortaya atılmış:
- Kafası kel olanlardan da birer akçe alalım.
Bunun da yetmeyeceği görülünce ‘karısından korkanlardan da birer akçe' denmiş. Ardından, ferman çıkarılıp, herkese duyurulmuş ve uygulama da başlatılmış.
Günlerden bir gün, padişahın vergi toplama memurları pazarda dolaşırken, 3 akçeye tavuk satan bir adamı tespit edip, kenara çekmişler:
- Bir akçesini Hazine'ye vereceksin.
Adamcağız itiraz edecek gibi olmuş, ancak tartışma çıkınca kafasındaki kavuk düşmüş,
o da ne...?
Adamın başı kel:
- Bir akçe de kel olduğun için vergi vereceksin...!
- Aman beyler, durun ne yapıyorsunuz. Altı üstü birkaç akçem var, onu da size verirsem eve gidince karıma ne derim...?
- Vaay... Seni kılıbık, demek karından da korkuyorsun. İşte padişahımızın fermanı, bir akçe de kılıbıklık vergisi...!
|