Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
boşluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 5591
Forumlar >> İlişkiler >> AŞK YAZI-YORUM boşluk
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3 ... 551, 552, 553 ... 558, 559, 560  Sonraki
Kutudaki yazılı sayfaya git -->
Yazar AŞK YAZI-YORUM
offline KaRaKaRTaL
Mesajlar: 782

61744
SağNAk demiş ki;



Belki evet


Belki hayır


ama yaşarak görebilmemiz mümkün=)


yaşayarak gördüm ama bitti
çizmesi çok zor yazması kolay ama

14-10-2008 15:52 | cevapla | Şikayet Et!
offline SaĞNak
Mesajlar: 4995

135123
KaRaKaRTaL demiş ki;

yaşayarak gördüm ama bitti
çizmesi çok zor yazması kolay ama



=(


hayat bu

düşmek kalkmak koşmak durmak

ama hep yaşarak görücez...


14-10-2008 15:55 | cevapla | Şikayet Et!
offline Dert Ortağı
Moderatör
Mesajlar: 14992

66817
Sen Kadar Yaşadık / Biz Kadar Öldük

" Kambur omurgalarıma kavuşmayı özenen değil de;
Beraber ölmeye niyetlenen kadın'ıma"

Kalabalık cümlelerin arasında bir ben.
Tenhalarda beni arayan kocaman yürekli sen.
Bir de kıyısı olmayan sarı sonbahar..
Bir de siyah- beyaz fotoğrafları işgal eden bir türkü "Sonu hep hüzünlü biten"

Ben kadar yürüdük / sen kadar yaşadık ve " biz " kadar " öldük "

Sen..Ben..Bir de biz "Biz ki bu sevdaya başlamadan sonumuzu çizen iki kahramandık sırtları hiçbir zaman birbirine dayanmayacak..Biz ki tek umudun peşine takılıp ölümü birbirimizin dudaklarından içen iki kurşunduk girse de yüreğimizin en derine" Kanasa da gövdemiz gözlerimiz hiç acımayacak...İki yoksulduk biz gözlerimizde sevdamızın varlığıyla zenginleşen..Tek bir yolduk avuç içlerimizden düşüp uçurum kenarlarında ilerleyen..Rüzgara denk gelen zamanları gözyaşlarımızda eleyip mavi bir bilyenin peşinde koşan tek bir cümleydik..Yüklemi ben öznesi sen olan" Ve biz birbirimizi hiç sevmedik" Sadece dua dua yaşadık birbirimizi" Cümle cümle büyüdük birbirimizde..En sonunda ben kadar yürüdük sen kadar yaşadık ve biz kadar öldük ".

" Ben seni hiç sevmedim / sadece harf harf susayıp kana kana yaşadım seni "

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim..Sessizliğinde büyüttüm yetim kuşları..Gözyaşlarımı içime akıttım..Aktığını gördüğünde üzülmeyesin diye..Yürüdüğüm her yolun sana geldiğini bilerek başladım yolculuklara.. Nice gözü yaşlı isyankar bulutlara yataklık ettim..Sen geleceksin, senden geliyor diye yaşadım, kabullendim ve özledim..Parmak uçlarında dolaşan kan pıhtılarına özendim..Bazen de saçlarından düşen her saçın düştüğü toprağa niyetlendim..Tuttuğum her niyet, sanaydı..Umut bulduğum her söz, yüreğimi sürdüğüm her yol senin adınaydı" Bir ekin tarlasındaki başağın tanesindeki bereketini dudaklarında bildim..Dilinden, sözcük luğatinden düşen her sözü bereket bildim..Nefesini su bildim, kana kana içirdim içimin çöl deryalarına..Gözlerini azık belledim ama bir gün o gözlerine bakmaktan bıkmadım..Kirpiklerinin gölgelerinden dünyaya bakmaya doymadım, doyamadım..Sahi ben seni hiç sevmedim" Sevmek sadece bir sözden ibaret..Oysa ben seni hayat bildim..Yaşadıkça benle yaşayacak kadar sonsuz..Nefes aldıkça benle büyüyecek kadar bana elzem" Sahi ben seni hiç özlemedim..Sadece biriktirdim seni içimde..Kovaladım her bulutu..Ta ki senin özlemin dağlarında umutlar açıncaya kadar..

Olamadık / Olduramadık / Ölmedik / Ölemedik..



Vakitlerden ayaz..Yüreğimin en derininde bir sızı..Sesinin yokluğu vuruyor yüreğimin kıyılarına..Üşüyor kalemimin ucu..Düşmüyor, akmıyor tek bir satır gözlerinin hayat sığlığında..Ört beni kendinle..Yalnızlığın çıplağında düşmekteyim bir yanıma..Sür yüzünün baharını..Yoksa bir sonbahar sabahında cümlelerin enkazına devrilecek gövdem..Kapa gözlerine gözlerimi...Sonra sus "Sen ve ben aynı safta aynı niyete durmuşken biz olamadık / seni, beni çıkarıp üzerlerimizden bir cümlede kendimizi " biz " olduramadık diye yenilecek miyiz ? Elif'e gebe, dudaklarıma bir hece kalamadın diye pes mi edeceğiz ?Kavuşamadık özlemlerin dal açtığı bir sabahta ölmeliydik boylu boyunca..Ölmedik..Ölemedik..Ölemedik diye bitecek miyiz ?Unutma;

Bize ölüm ancak biz olduğumuzda müstahak"
Şimdi zaman seni delice yaşamak..
Ne bir nefes kadar yakın ne de ölüm kadar uzak..
Şimdi zaman " seni " içime yazmak..
Ne ben kadar kısa ne de ölüm kadar uzun..
Sadece yaşamak seni öylece"
Özlemin kavuşmaya gebe kaldığı an'a kadar.


---- Yerinden kalkamasa da er geç toprak mavi'ye idrak olacaktır.. Tıpkı sen de bana gelemesen de elbet sen bu cesede bir gün sevda libasını giydireceksin..Adımın ilintisine en yakın yerdesin çünkü----



21.09.2008

İsmail SARIGENE

15-10-2008 00:04 | cevapla | Şikayet Et!
offline Dert Ortağı
Moderatör
Mesajlar: 14992

66817


GİRDAP

Bu bir sevda şiiri değildir.
Ancak bazen çok değer verdiğiniz bir insanın gönlüne ulaşmakta zorlanırsınız. O zaman da tertemiz duygularla seslenirsiniz yüreğine. Belki açar da kapıları sizi içeri buyur eder diye. İşte bu da öyle bir gönüle gönülden seslenişin tezahürüdür.


Hadi çık gel artık karanlıklar içinden
Gönlümdeki aydınlığa.
Ben ufkunda güneşler açtırayım,
Sen dolunay gibi doğ gecelerde.
Ben huzura ereyim mehtabının ışığında;
Sen kapkara denizlerde
Yine gölgene sığın.

Ne kelimeler kafidir
çıkarmaya gözlerinden gizemi,
ne kitaplar dolusu nesirler…
gel de açılsın artık hazanım,
goncalar güle dönsün.
gel ki,
ruhumdaki bu yangın
büyümeden sönsün.

Varlığın bir rüyadır
Beni alıp götüren.
İçimde kopan tufan
Alır gider ümitleri.
Bunca koştuğum kalır yanıma kâr;
Yazdığım her kelime
Beni buhrana sokar…

Dilensem alır mıyım bilmem
Gözlerinden sevdanı.
Yalvarsam ulaşır mı
Saltanatına yakarışlarım?
Bilmem,
Bu ateşlerde
Sen mi yanarsın,
Yoksa ben mi yanarım?

Ben hiç gömülmemiştim
Böyle çaresizlik batağına.
ruhum vaz geçmiyor mihrabından,
pencerenden kaldır artık
şu garip örtüleri….
bırak da dolayım gönül kabına,
yalnızlık elbiseni soyun da gel,
gel ki doyayım mehtabına…

nasıl anlatsın bu dil?
bu garip yürek nasıl dayansın?
ya dinsin ruhumdaki fırtına;
ya da bedenim bu ateşte yansın.
düştüğüm girdaplardan çıkar,
bir damla su uzat
kurumuş dudaklarıma,
firakımdan ellerin yansın.
tükensin efkârım soluklarında
umutlar birbaşka bahara kalsın...




Turan AKBULUT(LEYSEYUP)

15-10-2008 10:55 | cevapla | Şikayet Et!
offline SuskunRUHUM........ ...
Mesajlar: 4756

64573



Ey gökyüzü ! Aydınlık mısın benim kadar ?
Ve karanlık, hasret yakarmış, kavuşmak varmış ...
Güneşten sıcak, sudan cıpLak, sanırım hiçbir şey yok aramızda
Aşktan başka.....

Vay hayat... Ey hayat...

Denizde vardı oltam bir balık tuttum zannetim
Baktım hepsi rüyaymış, mekanım yanmış bir orman
Ve tek seçimse çaresizlik, buna inanma
Göz gördüğünden korkmaz, eski bensem bir çiçek olsam da solmam
Anlatsın biLen kimse, hep çeken bilir demişler
Çekense susmuş hep konuşmuş çekmeyen kim varsa
AnLatsın derdi çeken, hüzün kaplı yüzlerinde kırışmakta dertler
Bir de ellerinde kürek kazma
Ve der ki şeytan yazma, ben uysam neyle anlatırım
Neyle anlarım ben anlatmazsam hangi sazla
Mürekkebim dilimde, kağıdım aynam,
Gönlü saydam olan anlar anca işte sayfam
Her gün intihar eşikte ve umutLar beşikte
Bu dünya kapkaranLık, ışık başka yerde
Herkes peşimde, herkes sandığım kadar iyi oLsaydı keşke
En azından ay bekLerdi üstümde yaLnız gecede

Başka seveceksin, başka türlü, başka şekiLde, başka biçimde
Güneşten sıcak, sudan çıplak
MartıLarın kanadı gibi, tutsak

Hiç kimsenin kalbi yok
Bu benim kendi alın yazım, seveceğim

Hiç kimsenin şansı yok
Bu benim kendi alın yazım seveceksin başka yolu yok
Seveceksin başka yolu yok...

Naklen mutluluk istiyoruz, naklen huzur istiyoruz, naklen sevgi istiyoruz
Naklen ...
Niye varız?

Aşktan başka .....

16-10-2008 01:32 | cevapla | Şikayet Et!
offline SuskunRUHUM........ ...
Mesajlar: 4756

64573
Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum...

Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…


Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum...

Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri





alıntı...


16-10-2008 01:36 | cevapla | Şikayet Et!
offline SaĞNak
Mesajlar: 4995

135123




Hırçın ruhum
Yırtar bedenimi ,
Bilirim ki vakitsizdir ölüm
Gözlerinde açan ala baharların
Mor menekşesiyim
Bu kavşakları göstermek için gelmedim dünyaya
Işıklı caddelerde can çekişirim


Bu yabancı renkler kamaştırır gözümü
Ben doğduğum gibi yalnız ölmeliyim
Kimse tutmamalı ellerimden keskin ayazlarda
Sessizce yapraklarıma sarılıp
Yavaş yavaş çürümeliyim
Ben onuru cebimdeki son parayla kilo işi almadım
A y a k t a y s a m,
H a l a _ k o k l a n a b i l i r_ b i r _ m i s i m _ v a r s a
Ve biri
Ç e v i r i r s e _ b a ş ı n ı _ b a n a

Demek ki bu hazanı hak etmemişim…

Sığmaz içim içime
Boşalır yüreğimden sevda karası ırmaklar
Beni saksıyla zincirleme
Göremezsin göz yaşlarımı
Duyamazsın sesimi
A n l a r ı m



16-10-2008 10:46 | cevapla | Şikayet Et!
offline SaĞNak
Mesajlar: 4995

135123

16-10-2008 11:06 | cevapla | Şikayet Et!
offline Dert Ortağı
Moderatör
Mesajlar: 14992

66817
Aşk Makamında Aşka Ulaşmak


Sûz-i dilden bî-haberdir sanmayın cânâneyi
Mum gibi arzû eder o şûle-i sûzâneyi
Aşk odu evvel düşer âşıka sonra mâşuka
Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi





Bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettir. Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?



Sözün var olduğu günden beri, en fazla sarf edildiği alan aşktır. Aşk üzerine söylenmiş sözlerin sınırı yoktur. Belki söylenmemiş söz de yoktur; ama her dönemde başka türlü söylenmekten dolayı çoğalan söz vardır. Söz nötr bir varlıktır, üst derecesi kelam, alt derecesi laftır. Sözün kelam derecesinde konusu aşktır. Söze en güzel manayı aşk verir. Bütün boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz. Bir cümleyi aşkla yazın; görün cümle ne kadar güzelleşir. Usulen yazılan cümleden muhatabın alacağı pek bir şey yoktur..


Hayatin aşktan yoksun olduğu hiçbir zaman gösterilemez ki. Bitkinin hayati olsun, insanin hayati olsun, dünyanın hayati olsun, bütün hayatların her kademede aşka ihtiyaçları vardır..

Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir. Göz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fonksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür. Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür. Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir..

“Yalnızca bir türlü aşk vardır; ama görüntüleri binlerce türlüdür” der bir bilge. Üç çeşidini söyleyelim: Aşk beşeridir; şakayla baslar, sorumluluk getirir. Gözden girer, gönülde yasar. Surete meyledenler ziyandadır. Aşk platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir. Zihinden girer, gönülde yaşar. Siretini süslemeyenler yol şaşırır. Aşk İlahidir; imanla başlar, vahdete götürür. Gönülde doğar, gönülde yasar. Sırrı saklamayanlar, başını verir.

Aşk, Allahu Teala’nın “Bilinmeyi istedim kainatı yarattım” buyurduğu noktada başlar. Ve oradan bir ırmak gibi birdenbire coşkuyla akar, binlerce yola ayrılır, binlerce ırmak oluşur. Bir bastan binlerce baş oluşur. Onun için bir türlü aşk vardır. Varlığımızı sürdürdüğümüz medeniyet birikiminin içinde aşkın bütün çeşitleri mevcut. Bugün dahi mevcut, biz hangi boyutunda yasıyorsak aşkın, o türlüsünü tadıyoruz demektir.

Beşeri aşkın (mecazi aşkın) İlahi aşka dönüşmesi tabii bir seyir. Pek çok mutasavvıf İlahi aşk için beşeri aşkı ilk basamak olarak görür. Çünkü Allah güzeldir, güzelliği sever. Mevcudattaki o İlahi kudretin eserine bakarak ancak bir izden asıla gidebilir, görüntüden orijinale geçebilir manasında beşeri aşkı ilk basamak olarak görmüşlerdir ve atlamışlardır oradan.

İşte; Leyla ile Mecnun. Leyla’nın bir beşer olarak aşkını Kays’in biriktirmesi… Kays içinde büyüyen o aşkla ileride bir eşikten atlayarak Leyla ile bütünleştirmesi… Buradan da ileri giderek başka boyutlara yol alması… Artık o Hallacın “enel hak” dediği noktadır, o Nesimi’nin cübbemin altında “Allah’tan gayrisi yoktur” dediği noktadır. Gerek baş verirsiniz gerek derinizi yüzerler. Sırları ifşa etmek noktasında aşk biter.

Salt sırdır aşk. Aşk bir kişilik sırdır, iki kişiye müsaadesi yoktur. Zaten aşk tekildir. Sevilen hiçbir zaman aşkın içinde değildir. Aşkın içinde seven vardır o kadar. Sevilenin haberi bile olmayabilir aşktan, olması önemli de değildir üstelik. Aşk tekil olduğu için sırları da, kederleri de, acıları da, firkati de, hicranı da, gözyaşı da, ateşi de tekildir. Yani içinde bulunduğu ateş sadece bir kişiyi yakar, gözyaşı da bir kişiden akar, ayrılığı bir kişi çeker. Aşkı bunlar çoğaltır, aşkın “eksilmeyen fakat artan” özelliği ayni zamanda buradan beslenir. Gözyaşı aşkı artırır, hicran, hasret bu duygular aşkı devamlı büyütür, katmerler, yuvarlar bir çığ gibi. Yani aşk, acı çekmeyi bastan göze almayı gerektiriyor. Aşkın bir tarifi de acı ve bütün bu acılardan duyulan mutluluk. Onun ötesinde de insanin kabiliyeti. Aşk her gönülde ayni kıvamda varolamaz. Gönül medeniyetindeki gönüllerimiz aşkı değişik boyutlarda alacaktır, o zaman işin içine sırrı da girer. Yani benim sırrım benim kalbime sığacak olan kadardır, daha ötesini kaldıramaz. Sır, acı ve hasret varsa aşk vardır ve o aşk tekildir bir kişiyi ilgilendirir.

Biz aşkı genel kabulümüzde “beşeri aşk” derken bir zaaf olarak algıladık “İlahi aşk”i da bir hedef olarak gördük. Beşeri aşkın ve İlahi aşkın ikisinin de ayni anda ve ayni bünyede tezahürü bir geçiş itibarıyla mümkündür.

Ahsenü’l-Kasas buyurulmuş Yusuf Suresi’nde; aşkı anlattığı için bu sure. Mevlana “Zeliha o hale gelmişti ki…” diyor, “… çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adi Yusuf’tu onun için. Yusuf’un adini başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. Mum ateşte yumuşadı, dese; sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. Bakin ay doğdu, dese; söğüt dalı yeşerdi, dese (…); başım ağrıyor, dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese hep ayrı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi, birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüz binlerce şeyin adini ansa, maksadı da Yusuf’tu onun, dileği de…”

Hiçbir insan bir kadına aşık olmayı veyahut da bir kadının bir erkeğe aşık olmasını, “beşeri aşk” dediğimiz duyguyu yadsıyamaz, ayıplayamaz. Ne din, ne de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah’a aittir çünkü. Gönül ki Allah’ın evidir, aşkın her çeşidine itibar eder.



Bütün milimetrekarelerinde ayni sevgili olmayan bir gönül aşkı bilir mi acep?!. Bir kuru yakınlaşmayı, ilgiyi, arzuyu aşk sanarak yaşanılan ömür adına va veyla ve va esefa!.. Bir Cemal’e kul, bir Ahmed’e köle, bir Leyla’ya deli ve bir ışığa pervane olmayanın aşkı mi vardır, ya akli mi vardır ki!.. Alem bir ask için yaratılmış ve “Aşk imiş her ne var alemde!…

“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl
Muhammedisiz muhabbetten ne hasıl.”.

Sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk. Aşk acıdır, hasrettir. Hicran ve hayrettir, firkat ve gurbettir. Gözyaşı ve ahtır; tazarru ve münacattır. Aşk ölümdür, can vermedir, kurban olmadır. Canların birbirinde kaynayıp erimesidir; canların can özünde yitirilmesi ve aranmamasıdır aşk. Parçalara böldükçe demiri, mıknatısı güçle bütün parçaların yine birbirlerini aramalarıdır. Arama gücünü yitiren, zayıflatan, küçülten parçalar bırakır; ancak birbirini kovalamayı. Tasın içinde saklı olan ateştir aşk; bir kıvılcım çakınca kuşatır bütün evreni. Atom çekirdeği etrafında saniyede iki bin kilometrelik hızla dönen elektronların karıdır bu. Kudretin ve İlahi san’atin özündeki cevherden beşeri estetiğe akıp gelen ilhamdır o. Bir şehre Ussak bir köye Asıklar adini vermektir. Aşk ki şiirde Su kasidesi, mimaride Selimiye, musikide Ferahfeza’dir. Aşk, haddehanelerden dökülen ateş, manaya gebe sözdür. Aşk, meşktir..

“Kim aşık olur da iffetini muhafaza eder, halini gizler ve bu yüzden ölürse şehit olarak vefat eder.” diyen bir hadis-i şerif rivayet ediliyor.
Kalplerimizin incelmesi, yüreklerimizin güzellikleri tatması ve tanıması açısından her insanin aşka ihtiyacı vardır. Bunu yasaklayamazsınız. Fakat gizlilik esastır. Aşık olan insan aşkını herkese ilan edemez, bu ayıp bir şeydir. Çünkü sevgilinin adi onun için kutsaldır. Sevilen insanin eskiden beri adinin ulu orta söylenmesi aşık’ı incitir. Aşık olmak değil, aşkı söylemek ayıptır. Çünkü aşk bir sırdır dedik. Aşkı mutlaka kötü yorumlamamak lazımdır. Çünkü aşk olgunlaştırıcıdır. Gönlümüzle, Allah’ın işaretlerini görebilmemizi sağlayacak en önemli vasıtalardan birisidir aşk. Gönlü açmak ancak sevmekle olur. Aşktan kaçış ta yoktur, siz istediğiniz kadar yasaklayın o, kişiye bir gün gelir. Seyh Galib’in dediği gibi “Birden bire bu aşkı bu tuhfe bulanındır.” (Tuhfe:hediye)

Önce beşeri aşkın rafine edilmesi lazım, İlahi aşka yükselmesi için. Bir insanin esine veyahut da bir başkasına beslediği aşk-i mecazi var. Daha sonra bu insan Aşk-i İlahi‘ye yükseliyor. Bu hal ailesine karşı olan aşkında bir düşme göstermeyecektir. İlahi aşkın içerisinde beşeri aşkın cüzleri zaten mevcuttur. İlahi aşka vasıl olmak bilakis beşeri aşkların temelini sağlamlaştırır. Denizin içinde damla vardır; ama deniz damladan ibaret değildir. Bugün aşkla ibadet edebilen bir insan, yarin ibadet eder gibi aşık olabilir. Bugünkü isini aşkla yapan da, ayni isi yarin aşk ile yapamayabilir.

Aşk sayesinde insan ebedilik kazanır ve lamekan olur. Aşk bir hiçliktir tasavvuf neşvesinde. Fakat o hiçlikte kendinizi “hiç” hissettikçe var olursunuz ve hiçlik büyük bir varlığa sebep olur. Can verirsiniz; ama can verdikten sonra yaşamaya başlarsınız, kendinizi feda edersiniz feda olduktan sonra şöhret olursunuz..

“Güzelsiz olmazız amma oluruz etsiz ekmeksiz”..

Beşeri boyutta aşkın mekanı ve zamanı çok kısıtlı, insanlar sadece birisinin gözlerini görebiliyor. “Küçüksu’da gördüm seni, gözlerinden bildim seni” gözlerinden başka bir yerinden de bilmesi mümkün değil zaten. Böyle bir kıyafet, böyle bir toplum yapısı, sokakta olmayan bir kadın. Beşeri aşkın sadece gözyaşı getirdiğini, sadece acı getirdiğini, dolayısıyla bizim şairlerimizin de “sevgili” diye hitap ettikleri insanların ancak kokularını duyabildikleri; saba yeli sevgilinin saçının kokusunu getirdiği zaman, acısının en fazla olduğu, yoldan geçecek diye günlerce yolda beklemek, bir haber gelecek diye bir süzgün bakışına, bir gamzeli bakışına muhatap olurum diye günlerce uykusuz kalmak. Bütün bunlar içerisinde beşeri ilişki ve birliktelik çok sınrlı. Bu sınırlılık aşkın bir gömlek daha yükselmesini sağlayabiliyor. İçinizde büyütüyorsunuz, hasretin çoğalması aşkın da çoğalması demek..
“Eyitti ol peri bir gün düşüne gireyim bir seb, Sevincimden nice yıllar geçiptir görmedim uyku” : O sevgili bir gün bana dedi ki hadi gönlün olsun rüyana gireceğim bir gece, bu sözü duyduğumdan sonra sevincimden nice yıllar geçiyor hala uyku uyuyamadım. Böyle bir tek söz, bazen bir çift göz ömür boyu süren bir aşkın merkezidir. Böyle bir toplumda o güzellikten, o sözden yola çıkan insan İlahi aşka gidebiliyor.

Aşkın en büyük özelliği ruh terbiyesine müsait olması. Seven daima niyazda, sevilen daima nazda. Sonuçta insanin yaratılısındaki özü, mutlak suretle hissetmesini sağlayacak bir acı ve kederle kalbi yumuşatmak, mumları eritmektir. Kalp mumlaşıp mum da eriyince ister istemez bir yanış, “Hamdım, pistim, yandım” olur. Yanma son noktadadır. Artık çeşitli tecellileri kabul etmeye hazırız; hoşgörü, affetme, sabır ve hatta bütün ömrünüz boyunca ulaşacağınız duyguları kapsar. Bunu yapmadıkça, kalp çiğ kalır, ister istemez meseleleri de hazmetmek zor olur. Onun için ayrılık vardır, acı ve hasret vardır. Aşkta vuslat yoktur, vuslat olduğu an aşk yoktur. Vuslat aşkın düşmanıdır üstelik.

Bugünün nişanlılıkları üç ay, evlilikleri iki-üç sene sürüyor. Çünkü aşk diye yaşanılan şeyler riyakarca yürütülen bir oyundan ibaret. Her iki taraf da gerçek yüzlerini gizliyorlar, karşı tarafa hoş gelecek geçici bir hale bürünüyorlar. Oğlan bir simit alıp gelesiye kadar, kız yeni bir sevgili bulabiliyor mu kendine, ona bakmak lazım. Bu kadar vazgeçilebilir duygulara aşk diyebiliyorlarsa onu sorgulasınlar.

Aşk sorgulanmalıdır; bir ilgi midir, bir sevgi midir, bir tutku mudur. Anormalliktir; ama bu anormalliğe geçiş sürecinde bizim duygularımızı hangi derecede, hangi merhalede tuttuğumuza bağlı. Bir üstünlük, bir ayrıcalık vesilesi yani. Oysa bugün hepsine aşk diyoruz, hatta cinselliğe bile aşk deniyor, aşk yapmak aşk adına çok küçültücü bir şey üstelik. İnsanin bir ilgiyi aşk sanması; onun askıdır; fakat aşkın ancak bir nebzesidir. İçinde aşk yok değil mutlaka vardır; ama askın ne kadarıdır iste ona bakmak lazımdır. Mutlak aşktan herkes ancak nasibi kadarını alabilir.

Bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması, patolojik olması, anormal olması gerekir. İştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda düğümleniyorsa; derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere, sen bir mecliste adi anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insani, iste odur aşk. O ki, göz kapakları kapandığında karanlıkları son bulmuyorsa, ne cür’et aşktan söz edile!?.

Eskiler “Ah mine’l-Aşk” yani “Ah aşkın elinden!…” demişler. Galiba biz de “Ah Bine’l-Aşk ” yani “Ah aşka ulaşmak!…” demeliyiz.





İskender PALA

17-10-2008 21:10 | cevapla | Şikayet Et!
offline sondakika(gökay)
Mesajlar: 15016

151583
BEN YAZAMIYORUM

18-10-2008 01:43 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek için üye olmanız gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: Önceki  1, 2, 3 ... 551, 552, 553 ... 558, 559, 560  Sonraki

Yardim Fotoğraflarınızı herkese göstermek zorunda değilsiniz! İstediğiniz fotoğraflarınızı yükleme sayfasından sadece arkadaş listenizdeki kişilerin görebileceği şekilde ayarlayabilirsiniz.


Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim