Sen, hiç yazılmadın ayrılığın satırlarına.
Hiç durmadı...doğan günün şafağına karşı yüreğin...
Sen, hiç aldanmadın esen rüzgara.
Gerçeğin adı...
Sen, hiç yalan olmadın...
Şimdi bakıyorsun resimlere,
Tıpkı bakar gibi güneşine ikindinin...
Neler aldı götürdü senden, saçlarındaki o dalgalar...
Bir bilsen...
Artık uzak sana sesimdeki diz çöken yankı
Duysan bile inanma sakın,
Ve şimdi ardıman,
Unuttuğun yerde kalıp, dönüşün umudunu,
Bir dilek tut kainata inanıyorsan
Adını nergis koy, korkma erguvan koy.
İstersen içinde sakla, aldat kendini
Aldan...ve tükendikçe,
O büyük yalan...
İstersen sussun dudakların,
Ağrıyan bir tövbenin gölgesine.
Bil ki, bundan böyle
Değiştiremezsin artık hiç bir yazılanı...
Değiştiremezsin artık...hiç bir yalanı...
Bilmezsin,
Kaderimi ayakta tutandır sana yorgunluğum.
Bak yine,
Omuzlarıma vurdu batan güneşin sanıcısı.
Yüreğimde adı konulmamış volkanlar...
Uyku bile gözüme, yağmura bürünüp yağar...
Sabah, duman kokusuyla uyanırım hatıraların.
Keskin “adın” gibi,
Ve ölüm tadında doğar öksürüklerim.
İşte böyle...
Bir dilek tut kolaysa şimdi.
Adını “sen” koy istersen.
İstersen...adını ben koyayım...
Değişmez nasıl olsa sitemin tadı.
Zaten ne de,
Feleğe bir yakarıştır, acıyıp gülmen...
Ve öfkelendikçe tükenen, imrenen kendine...
Ama ben, azaldım zaman çaldıkça senden.
Bilmedin ki, ömür bittiğinde ayrılıkta çeker gider.
Dileyemezsin sabahı,
Bilmedinki, en büyük düşmanidir kara toprak sevdanin.
Bilmedinki, unutan sen değildin aslında...
Unutan...yazıldığım satırlardı...
Sen...hiç yazılmadın zaten...
Çünkü biliyordun tüm yalanları...
Çünkü sen,
Hiç yalan olmadın...
Eskisi gibi aldırmıyorsun, başladığı gibi bitiyor gün...
ürkek kısraklar gibi koşarak karanlığın içinden...
Sen hala düşler topluyorsun adresleri şüpheli ömrünün...
ıssız ve hazan vurmuş bahçesinden...
Aynı üslupla yazılmış şiirlerin verdiği bıkkınlık...
gibi, akşamı esmerliğiyle tanıyorsun artık...
Ne kaldı geriye coşkulu şiirler’den bize? ...
Gece uzak tellerde açılmış bir yırtık...
Bak! yaşlı kadınların çıkını gibi karanlık...
gizliyor her şeyi, için için büyüyor...
“Düz gitmek iyidir” diyor. bir iç ses...
Kendisi her zaman kestirmeden yürüyor...
Öcünü al kır yollarının, avlu önlerinin ...
Yak desem Neron hırsıyla bütün şehirleri...
Aynı karanlık toplamayacak mı yine...
dimağları kurutulmuş bütün köleleri...
Mevsimler değişiyor ama eskimiyor günlerin ...
üzerindeki esvap, canlı ve parlak, bin yıllık...
Bozkırlar gibi kavrulup duruyor teninde...
Gözünü her kapayışında ürperen aydınlık...
gözlerin bosluğa dalıp gider
sahipsiz bakısların benim olsun isterim
sırların acıdan ağlar örer
kendi kayboluslarım
sende dursun isterim
ağladım senin için ilk defa
ellimde parcalanmıs
bir hayat var aslında
haps oldum söylediğim yalanlara
cıkıslar hep kapanmız
ruhum dar sokaklarda
Beni koyup gitme ne olursun
Durdugun yerde dur
Kendini martilarla bir tutma
Senin kanatlarin yok
Düsersin yorulursun
Beni koyup gitme ne olursun
Bir deniz kiyisinda otur.
Gemiler sensiz gitsin birak
Herkes gibi yasasana sen
Isine gücüne baksana
Evlenirsin çocugun olur
Beni koyup gitme ne olursun
Sonun kötüye varacak
Beni koyup gitme ne olursun
Elimi tutuyorlar ayagimi
Yetisemiyorum ardindan
Hevesim olsa param olmuyor
Razıyım cezanın en ağırına
Seninle bir gece yaşasam yeter
Razıyım çıkmasam bile yarına
Seninle bir gece yaşasam yeter
Yüzlerce sevgili bulacağıma
Dünyanın sahibi olacağıma
Cennette bin sene kalacağıma
Seninle bir akşam yaşasam yeter
Sürseler dünyanın öbür ucuna
Assınlar isterse darağacına
Feda olsun ömrüm bir tel saçına
Seninle bir gece yaşasam yeter
Yüreğime garip bir hüzün çöktü bugün.
İçim düğüm düğüm,
Yok ki düğümleri çözecek gücüm..
Sen yoksun diye belki bu güçsüzlüğüm
Özledim diye belki bu hüzün..