Sevmek, hayata başkaldırı mıdır...
Mantığa; uykulu gecelere; umarsız hallere...
Sevmek bu kadar mı acıtır insanı...
O yüz nasıl oturur gözlerin önüne; ya gözler...
Hani tıkanıp cevaplayamadığın cümlelerinin dökülüşü ağır ağır ruhuna...
Herhangi bir resme bakarken bile O'nu görmek mahareti mi ?
Yüreğim...
Ellerini ellerine paralel yaptığında gördüğün çizgiler kadar çok muydu düşlerin... ?
Ya o minik avuçlarda kalan kalp çarpıntıların...
Almaya cesaret edemediğin ah'ların an'larını işgal eden...
Yaşayarak öğrenilir mi yaşamadan hayal ettiklerinin düş bozumları...
Boyası mı akıyor yüzünün;
yada akan dünlerin mi...
Yarınların...
Ipotek altında bak yine şafak ardına ısmarladıkların!
Yoksa o grimsi günden mi kalma kuşatılmışlığın...
Yalnızlığım...
O ayna'ydı ya...
Sana ruhunun şemasını çizen...
Baktığımda gördüklerimle bakmadan gördüklerim aynı kapıya çıkıyordu;
Ve sen hep yüz'de buluyordun yansımanı...
Ve hani izdüşümüydü bu sokağa düşen düşürdüklerinin..
Yaşattıklarının...
Işte tüm benzerlikler buraya kadar...
şimdi kim kime benziyor...?!
Sen sana benziyor musun...
Önemi yok!
çıkıp gitmiş gibisin bedeninden...
Bu can sana ait olmamalı...
Bu sözler sana...
Bu bakış sana...
Derinlerine dalma demiştim kaç defa...
Kaç defa kendi derinlerine...
Dalma!
Bazen yazmak istemez insan;
Kelimelerin taşıyamayacağı ağırlıklar olduğunu düşünür. Cümle
kuramaz, kurar kurar bozar. Hiçbir cümlenin tam olarak doğru anlamı
veremiyeceği kanaati yerleşir içine, her nedense.
Bazen yazmak istemez insan;
Konuşmak istemez, söyleyeceği her şeyi teker teker susmak ister.
Suskunluğa sığdıracaklarının, sözlerle; boş sayfayla ifade
edeceklerinin, yazıyla heba olmasından korkar.
Bazen yazmak istemez insan,
Düşünüp içine atmanın, susup içinde saklamanın, söylemeyip sır
olarak saklamanın daha doğru olduguna inanmaya başlar.
Bazen yazmak istemez insan;
Parmakları ile bilgisayarın klavyesi, kalemi tutan eli ile kağıt
arasında bir yabancılık keşfeder. Harflerin yerini ve şeklini unutur
bir süre.
Bazen yazmak istemez insan;
Oturup başını öne eğmek, kalkıp yürümek, derin bir nefes almak,
olamayacağı yerlerde olduğunu düşlemek, hayaller kurup ütopyalar
üretmek ister.
Bazen yazmak istemez insan;
Önüne bir kağıt alıp karalamak ister. Bu çizgilerin içinden anlamlı
sözlerin daha çok çıkacağı duygusuna kapılır. Hiçbir şey düşünmeden
yürüşe vardığı yerin, yazdıklarıyla vardığı yerden daha güvenli
olacağı fikri dolaşır beyninde.
Bazen yazmak istemez insan;
Kalemi kırmak, kağıdı yırtmak, bilgisayarı devirmek, tüm mesajları
silmek ister bazen. Susmak ister, yorulmak, dağılıp paramparça olmak
ister. Büyük bir yorgunlukla derin bir uykuya dalmak, derin bir
susuzlukla, kana kana sular içmek, dağılıp paramparça olup yeni
baştan dirilmek ister.
Bazen yazmak istemez insan;
Geçecektir, herkes gibi olacaktır. Treni kaçıracak, istasyonda tek
başına kalakalacaktır. Geçecektir.
acidan baska bisi diil kendini unutuyorsun herkesi unutuyorsun tek o ve acisikalıyor sende bi bakmsın etrafında kimsecikler kalmamış yapa yanlız kalmisin
___________Bayım
___________yokluğunuzun saçlarını kestim
________tüm parçalanmışlıklar suretinizde kare kare şimdi daha belirgin
Uzağında kaldım
kalın puntolarla
mavi mavi
birkaç beden büyük laflar etmenin,
gamzesine tebessüm kondurmanın güneşin,
takıp yıldızları ay’ın saçına seranat yapmanın ..
/ Sözüm ona hüznün siyahi modasına uymak yoktu bu kez /
Bakmayın siz !
siz’sizliğin makyajının aktığına
şehrimdeki harfler tarafımdan karakalem infazında
ve bilesiniz artık
beklemeler
tövbelerim kadar yalan
düş’lerimin akıbeti sobelenmeyi bekleyen küçük bir kız çocuğu
aklımda
tek kişilik örseli bir cinnet sahnesi
ve cebimde
zamanın huysuz kuruntusu
___kimse susmasın
bunca gürültüde
bu ağıtlar bize yakılıyor ..
yer çekimi inadında
biz’iz
biçare aşk’ın yörüngesinden ölüme sapan .
__Dizeler .. sözüm size !
_____ daha çok yalancı intiharların eşiğinden döneceğim
________elma demesinin arkasına saklanacağım onlarca ezberim olacaktı
belki de diyecektim sancılı savunmayla
"bir anlıktı
hayatın eşiğine demir atacağımı sanışım ölümü beşiğimde avuturken
sadece bir anlıktı
tüm gidişleri bir cümlede soykırıma uğratışım"
şimdi siz,
elleri bu sayfada gezinen siz
yazın
soğuk tabuta kara kara
" aslında demek istediğim .." ile başlayan tüm cümleleri "boşver" neşterinden geçirdiğimi ..
yazın
tek odalı çığlıklara kalemin ağırlığınca kabına sığmayan kirli bir dünya biriktirdiğimi,
adam edemediğimi satır arası küfürlerimi ..
Dünyanın adaletine güveniyorum !
Tüm yağmur damlalarına cinayet süs’ü verilsin,
bulutlarda öğretilsin yerli yersiz hüzünlerini dökmesin
/
Biz sizinle
kıyım kıyım
ancak bir cümlenin artığı olabilirdik
gelin ..görün ki
_kabuk bağlamış bir darbenin laneti tuttu_
yasaklanmış kitaba değdi parmak izimiz
şimdi izninizle Bayım
ilk yardımda
son bulurken
satır satır kaybımız
sürüyorum kalbi prangalı bu harfleri,
sinsice enjekte edilmiş gizli bir özneye
ya da alabildiğince yalnızlığın en dibine ..
At, savur at sevdayı bir yere fırlat
Bitti sayıp acıyı kaldır öyle yat
Sor, herkese sor acılar unutuluyor
Ağlayınca gözlerinden silinmiyor
Aşk her defasında bak bulunuyor
Bırakırım zamanı öyle biraz da
Sen olmadan da yine geçer nasılsa
Hatırla bunları sakın unutma
Diyordun ama o zaman gülüyordun
Yanımdaydın, canımdaydın
Şimdi nasıl geçer bu ömür?
Susma söyle nasıl yaşar böyle insan!
Susma konuş, hadi anlat büyük insan!
Söyle bir aşk mı çare olurdu zaman mı ?
Böyle kaldırıp atardık ya sevdayı!
Susma söyle nasıl yapar bunu insan?
Susma nasıldı anlat hadi ayrılırsam!
Söyle hayat mı çare bulurdu kendin mi?
Böyle büyük aşklar böyle mi biterdi?
At, silip at aşkları bir yere fırlat
Bitti say ki derdini kaldır öyle yat
Sor, ne olur sor sen benden ayrılırsan
Ne olur düşümde bir ömrü durdursan
Aşk her defasında bende ararsam
Bırakırım kendimi öyle biraz da
Sen olmadan da ben yaşarım nasılsa
Hatırla bunları sakın unutma
Diyordun ama o zaman gülüyordun
Yanımdaydın, canımdaydın
Şimdi nasıl geçer bu ömür?
Susma söyle nasıl yaşar böyle insan!
Susma konuş hadi anlat büyük insan!
Söyle bir aşk mı çare olurdu zaman mı böyle?
Kaldırıp atardık ya sevdayı!
Susma söyle nasıl yapar bunu insan
Susma nasıldır anlat hadi ayrılırsam
Söyle hayat mı çare bulurdu kendin mi böyle
Büyük aşklar böyle mi biterdi
Susma hani aşk insanı zaten bulurdu?
Susma hani yıllar aşka çare olurdu?
Söyle yıllar mı daha hızlı bir kurşun mu?
Böyle sensiz her gün biraz yokoluşum mu?
Sen, özlemlerindeki aşkı kovarken
Ben hüzün yolluyorum,
Sen-li ben-li olmuş bilincime.
En çok, unuttuğum sözlerini düşünüyorum.
Daha derin, daha berrak, usulca…Ve unutarak,
Çocukluğumdan kalma,
Boynuma asılı reçetemdeki aşk yasağını,
İzlediğim tüm savaş filmlerinin arasına,
Bir çocuğa uzanan namlunun ucuyla
Aşkı çiziyorum.Deli bir kızın uçurtmasına tutunmuş kaçarken ufkumdan,
Gökkuşağıma iliştirdiğin renkler kararıyor.
En siyah yerinde diniyor rüzgar.
Susamışlığıma, bir tuz tanesi olup düşüyorsun
Anılarım göçerken daha sıcak iklimlere,
Ben bi kırlangıcın yarı yıkılmış yuvasına saklamıştım ..
Bir zamanlar korkmuş yüreğimi…
Ve bi ağacın kovuğuna gizlemiştim alel-acele,
Bir mendile sarıp yarı mavi,yarı çocuk düşlerimi….
Geceydi …Uzakların yolları,
Dudağımdaki şarkıların sözleri yoktu..Yürek yüreği görmüyodu
El yordamı çöktüm bir duvar kenarına…
İçimden parça parça koparıp kalbimi,işaretler bıraktım hiç kimselere…
Ve yan yana dizip yetim cümlelerimi bir gözyaşı şişesinin içine akıttım……
Bir tanesini bile düşürmeden yerlere…
İkiden eksilen oldum,bire sığmıyorken..Cümlelerimden ve sevgilerden vazgeçtim …..
Ruhumun alevini üfleyip,kendimi kendimin üzerine çekip uykulara yatırdım bedenimi…
Geceydi..Yürek yüreği görmüyodu….
En karanlık kabuslarda bile açmadım gözlerimi dişlerimi sıktım..
Kan sızarken dudaklarımdan,bir kez olsun yakınmadım….
Sonra,kaç sonra geçti bilmiyorum,birer birer azaldı korkularım..
Birer birer açıldı örtüleri gözlerimin siyahının…
Sonra gün ışığı sızdı önce inceden,Sonra mevsim değişti kendiliğinden…
Sonra iliklerim ısındı sanki,
Ve elini yüzümde gezdirdi sıcacık bi düşün içinden bir çiçek..
Ve sanki uzanıp kirpiğimdeki nemden öptü bir melek …
Aralandı sıktığım avuçlarım,bileklerimdeki nabız çözüldü yeniden…
Uzaklara bi rüzgar esti yüreğimden“teşekkür ederim” dedi hiç kullanılmamış bir dille,çok güzel bir düşe…..
Kacıncı gece yarısından sonraydı,
Parmak uçlarımdan tutuştum.
Yastığımın altında bir hüzün gibi,
Kıpırdamadan öylece duruyordun.
Sevi kapılarımdaydı adın,
Alnıma yazılmış olmalıydın
Şarkılarım senle başlayıp,
Senle bitiyordu,
Seninle yatıp seninle uyanıyordum.
Şimdi başım resimlerine düşmüştür.
Bilmem kacıncı geceyarısından sonraydı
Adını ciğerlerime çekiyorum.
Geç yazılmış bir şiirmiydin?
Bir zaman ikimizi alıp gitmeliydi,
Her doğan güneşle batıyor,
Ve her yağan yağmurla,
Akıp gidiyordu umutlarım,
Üç dilek tuttum.
Üç zamanda,
Doğan ve batan güneş ışıklarında,
Ve yağmurda...
Sen yanıbaşımdaydın
Binlerce yıl ötedeydin,uzaktın
Bütün acıları ve hasretleri kucakladım.
Geç kalmış bir şiiirmiydin?
Adını sayıklamaktan,
Hala yorulmadım...