Ateşe konulmuş iki çaydanlık gibiydik birbirimizden habersiz sen olgunluğu buharlaştırırken usul usul, ben aşkı demliyordum yavaş yavaş
Aynı toprağa atılmış iki tohum gibiydik.. sen dallarını güneşe uzatırdın;
bense sana sarmaşık olma hülyasındaydım..
Gözlerini bir kez görmüşlüğüm vardı ikincisi şeytandandı ve ben bu hikayede adı geçsin istemedim şeytanın..
Ben en arkasında otururdum sınıfın.. sen en önünde..
gelir, dersini alır ve giderdin.. bense gelir, aşkı alır ve kalırdım boş sınıflarda%
Her daim temiz , mutedil giyinirdin.. gösterişsiz... onlarca gencin arasında herhangi biri olacak kadar sıradandın ve ama bazen yüzünü farklı bir telaş kaplar ve her şeyi; okulu, hayatı, beni çiğneyerek çıkardın mescidin yukarı uzanan basamaklarından%
Sınıfın camında titreyen iki damlaydı gözlerim.. güneşi bekler gibi beklerdi seni; buharlaşıp kaybolmak için% camdan geldiğini görünce oturur yerime ; her bastığın yeri tahmin eder, her çıktığın basamağı sayar, sınıfın kapısına geldiğinde ve sınıfa girmene iki saniye kaldığında; ben bakışlarımı yine camdan dışarı atardım kalbimde garip bir mutmain olmuşluk hissiyle%
Arkadaşlarımla lafları havada çarpıştırıp, sözleri herc ü merc ederken, bir taraftan da senin yalın sesini süzmeye çalışırdım anlamak için; fırtınanın ortasında savrulmayı beklerken dua eden bir kuş gibi sessizleşir, dikkat kesilirdim.. çünkü sen Ondan bahsederdin..
Ders kitaplarının arasında mutlaka kırmızı ciltli, sarı yapraklı kitapların olurdu cep boy ve sen onları bir köşeye çekilip ve kaşlarını indirip, içine çeker gibi okurdun..bu tabloyu inancıma önsöz yapar saklardım%
Hiçbir lafa atılmaz, hiçbir kavgaya katılmazdın gülümser geçerdin atılan sloganlara bir elif gibi dik ve onurluydun.. ve ben seni harekesiz okurdum sessiz
Sonra mevsimler geçti, yıllar devrildi, yağmurlar senin saçlarını tararken benim kirpiklerime dolandı
Sevdik,çok sevdik..
Bedenlerden yükselen ruhları
Toprağa emanet ederken geri
Yüreklerimiz ezilmekte sessiz çığlıklarla..
Sona eren yaşanacakları, astık zamana..
Hayaller çare olur mu yürek yangınlarına...
Sevdanın en farklı en olmaz şekline bürünenlerdik
Taa içimizden seven, sevdasını gizlemeyi bilen..
Diken diken batarken gerçekler gözlerimize
Yine de vazgeçmeyenlerdik.. inadına sevenlerdik
Elimizi kanayan yerlere koyduk
Ve inandık..tüm saflığımızla..
Ve sevdik..taparcasına
Ve kanadık.. ölürcesine
Ve sonunda sevgili..
Kan kaybından yitirdik sevdayı..
Gözyaşlarımız eşlik ediyor cinnet gecelerine
Beynimizde rutubet kokan aşk kırıntılarını ısırıyor hüznümüz
Yalnızlığın en izbe en köhne yerlerinde
Mırıldandıklarımız hep acılı "sevdalinkalar"
Katili olduk düşlerimizin
Yargısız infazlarda dilimiz
Yüreğimize taktığımız çalıntı kelepçelerle
Bir arpa boyu bile yol gidememişiz
Bana bir masal anlat "yürek sızı'm", içinde hüzünler olsun...
içinde ağıtlar...
içinde gözyaşı olsun..
mutlulukla bitmesin ama masalın sonu..
çünkü ben..
ne zaman mutluluğu istesem, kaçıp saklandı karanlıklarına hayatımın.
Kandırılmış saflığımla, kimsesiz hüzünlerin esiriyim...
Beni ağlat.. bana bir masal anlat..
Hadi..
bir masal anlat bana. Ve ağlat beni..
Sırtımda ki kambursun şimdilerde sevgili. Başımda ki kusursuz ağrı,sinir kat sayım üzerinde ki muazzam etkisin..
Düş kırıklıklarımıbozuk paralarımla birlikte dolduruyorum ceplerime. Sevdana dair bütün cümlelerini kurulmamış sayıp, yokluğunu pencereden aşağıya salıyorum usulca. Yalanın çirkin yüzünü gösterdin zamanında. Güzel'in, içinde çirkini taşıyabileceğini gördüm sende. Ve söylenmiş sözlerin anlamsızlığını. Ya da edilmiş yeminlerin tutarsızlığının somut kanıtını sundun önüme...
Şimdi sevgili...
Iskalıyorum senden sonra, hayatı. Mutsuzluğun mutlu ettiği bir insan yaratmış olmanın huzuruyla...
Rahat uyu şimdi sıcak yatağında.
Ben soğuk düşlere alıştım ne de olsa...