Senli cümleleri çıkardım hayatımdan. sen başka havaları solarken, ben kendi sevdamı kendi cümlelerimde yaşıyorum. Seni tanımlayan kelimeleri gömdüm kendi karanlığıma, sevdamı kendi yalnızlığımda yaşıyorum.
Gerçeği söylemem gerekirse hiç olmadığım kadar sancılıyım. Yaşayamayacağım şeyleri düşündükçe bir o kadar daha büyüyor sancılarım. Direnmiştim yine de, iyi şeyler olacağına çok inanmıştım, beklemiştim. Oysa ben bekledikçe daha da uzaklaştı hayaller. Aslında pek de şaşırmamam gerekirdi bu duruma. Mutsuz olmayı hep ben hazırladım çünkü kendime.
Merakla ve korkuyla bakarken yaşama, yaptığım en güzel şey seni sevmekti. Belki de hiç yapmamam gereken şeydi seni sevmek. Ama yine de tek yapabildiğim şey seni sevmekti. Sonra baktım ki, dünyada mutlu olmak için sevmekten çok fazlasının gerektiğini.
Ah gülüm, şimdi senin ismin başka dudaklarda yankılanırken, ben artık seni andıran bir kadını seviyorum.
Anlatmamı istiyorsun demek. Merak ettiğini tahmin etmiştim. Azıcık beni dinle o zaman.
Bir kış günü…
Daha önce hiç görmediğim ancak seni anımsatan biriyle karşılaştım. Heyecanlandım önce, hayranlığımı gizlemeye çalıştıkça daha da belli etti kendini. Sonra göz ucuyla onu izlemeye koyuldum. Bir gülümseyişiyle uykularımın kaçmasına sebep olan bir yabancı gibiydi. Adını bile bilmediğim bir yabancı nasıl oluyor da seni bu kadar anımsatabiliyordu. Ne yapmıştı da bana, duygularım böyle karman çorman olmuştu. Neydi heyecanlanmama sebep olan şey? Sadece gülümsemesi miydi? Yoksa gizemliliği miydi? Hayır, hayır… Bunlar değildi. Peki, neden onu görünce bu kadar çok heyecanlanmıştım? Cevapsız sorular beynini kemiriyordu. Günler geçti ve bir gün bu yabancıyla konuşur buldum kendimi, yakınlaşmalar başladı.
İnsanın içine bir kaybetme korkusu sinmiş ise bu bir zehir gibidir. İçinizi kemiren bir korku olur. Onu kaybetme düşüncesi bile kafanızı allak bullak edebilir.
Neyse, zamanın durduğu, kelimelerin tükendiği hatta nefes almanın bile güçleştiği bir anda, artık sona gelindiğini sezdim. Sanki bir şeyler söylüyordu yüreğim. Sonra, sonrası senin bildiğin o gelişmeler oldu zaten.
Biliyorum o günün senin için çok anlamı vardır. Mutlu olmam için her şeyini verirdin, hem de için kan ağlarken. Hatırlasana en son bana ne söylediğini:
“Beni unutmaya çalış ve karşına sevebileceğin bir insan çıktığında hemen evlen.”
Evet, o kararı verirken bile kulaklarımda bu son cümlen uğulduyordu.
Şimdi nasıl mıyım?
İyiyim, içimde büyük bir acıyla beraber mutlulukta yaşıyorum. O kadar büyük bir acıya rağmen mutlu olabilmek, işte böyle bir hayatı yaşadığımı sen düşün artık.
Unutmak mı dedin?
Zaman herşeyin ilacıdır derler ya, bilemem artık. Sensiz yaşamayı öğrenebilirim, sensiz mutlu da olabilirim ancak, açtığın yara kimsenin göremeyeceği bir yerde hep saklı kalacaktır.
Onunla hayallerimiz vardı, dans edecektik yağmurlarda, güller alacaktım hiç ummadığı zamanlarda. Dudaklarının ateşinde serinleyecekti dudaklarım. Ah gene konuşturdu beni. Yine bir kısırdöngü, yine tekrar başa dönmeler. Ancak onu fazla üzmediğimi bilmek, biraz olsun teselli ediyor beni. Sessizce ve hiçbir şey yaşanmamış gibi bitti, gerisi çok önemli değil aslında.
Bir de şunu belirtmek isterim: Bir zamanlar yüreğimi çıkartıp her şeyimle hazır olduğumu ona söylediğinde, ondan daha cesur olduğumu göstermek değildi niyetim. Bir bedeni değil, yüreğini, ruhunu istediğimi anlamasını istemiştim sadece.
Gülüşlerini hatırlamakta zorlandığım gecenin en hüzünlü zamanında yazıyorum bu satırları. Her satırda hasretinin silinmeye başladığının acısını duyarak anıyorum onu yüreğimde.
Ha şunu da söyleyeyim unutmadan: Bu umutsuz çığlıklarıma bakıp ona sitem ettiğimi düşünmeyin sakın. Bana umutsuz olmamayı, bir yudum sevgiyi hiçbir şeye değişmeden hayata sarılmamı öğütleyen oydu. Onun için bana aldırmayın. Bazen hüzünleniyorum işte böyle. Onu kendim bilmesem, çoktan unutulduğumu düşüneceğim ama bu kadar kolay olmadığını anlayabilecek durumdayım.
Ne güzel düşler kurardım ona dair. Utangaç yanaklarından yuvarlanıp toprağa yağmayı dilerdim. Zamanı gözlerinde durdurup adını oluşturan her harfi yüreğime kazardım. Rüzgarın saçlarını usul usul okşayışını ne çok seyrederdim. Tenini terinden, gözlerini kirpiklerinden kıskanırdım. Oysa o pek farkına varmazdı bunun.
Odada dolaşıp dururken bazen resmi ilişiyor gözüme. Ama yapılacak bir şey yok. Aklımda, yitip gitmeyen bir o kaldı. Kocaman bir düğüm boğazımda, bir kriz, bir bitiş... Beceremiyorum. Sorunu da çözemiyorum. Aslında her şeyi halletmek için uygunum. Ne var ki hiç olmadığım kadar bencilim ve kopuğum kendimden. Yapabileceklerimin boyutunu kavrayamıyorum. Zaten aklım hala bazı şeyleri almıyor.
Tamam, gerçek olamayacak kadar güzeldi yaşadıklarımız, ama artık yeni bir şeyler yaşamak istiyorum. Bir daha gelmeyeceğini, saçlarına baharları, gözlerine yıldızları doldurup dönmeyeceğini biliyorum. Güneşi gözlerine çekip soğuyan yüreğime bir daha düşmeyeceğini de… Aslında bu artık eskisi gibi içimi acıtmıyor artık. Neden mi? Nedenlerin, nasılların cevapları çoktan anlamsızlaştı da ondan.
Keşke yaşatabilseydim, keşke mümkün olsaydı da kendi varlığımı ona adasaydım. Ancak sürekli bir şeylerin değişeceğine inanmaktan ve kendimi bazı şeylerden alıkoymaktan bıktım. Bu yüzden içimi huzurla doldurmalıyım, gözlerimi kapayıp, yeni bir aydınlığa dalmalıyım. Ve onu kazımalıyım beynimden. Yeni bir başlangıç için yavaş yavaş kanamalı içim. Akan her damlada içimden bir parça kanasa da yapmalıyım bunu. Taze mutluluklar uğruna izlemeliyim kendi kurtuluşumu.
Bebeğim, şu anda çok uzaktasın, biliyorum. ben hep seni düşündüm bugün, hiç aklımdan çıkmadın, attığım her adımda sen vardın. Öyle bir hüzün çöktü ki yüreğime, ne yapsam, ne etsem silinip atılamadı. Yürüdüm yağmur da, gözyaşlarım yağmura karıştı. Yüreğim ise sıcaktı, yanına alıp götürdüğün için o hep ılık bir sevda sıcaklığında. Seni öyle çok özlüyorum ki, istersen sor yanına aldığın yüreğime, o anlatsın seni ne çok özlediğimi. Yokluğunda neleri yitiriyorum bir bilsen. sen yoksan gülüşlerim bile içten değil. Sürekli seni arıyor gözlerim. Halbuki daha bir ay bile geçmedi senden ayrılalı. Artık senli düşlerim var. Durup dururken gözlerin geliyor gözlerimin önüne. Dudakların, duruşun, gülüşün, masum bakışın... Ah kalbim, ne kadar da özlüyormuş seni, görüyor musun? Her yağan yağmurda senin kokunu duyuyorum, her esintide soluğun diye içime çekiyorum ve her yokluğunu hissettiğimde ruhum sızlıyor, içim ürperiyor, titriyorum. Ama bunlar üşüdüğümden falan değil. Sensizlikten ve sana olan özlemimden kaynaklanıyor.
Bebeğim, ya sende durum nasıl? Oralar hala serin sanırım, belki sende üşüyorsundur. Biliyorum uzaklardasın, oysa bir ömür kadar yakınsın bana. Ne yapıyorsun kim bilir, yalnızsın belki de benim gibi şu an. Peki ya sen, sen beni özlüyor musun? Yüreğindeki özlemi durdurabiliyor musun? Gözlerinin daldığı yerde hayalimi görüyor musun? Yoksa tıpkı benim gibi sende hayallere dalıp düşünüyor musun? Yalnızlık hiç bu kadar kahredici olmamıştı değil mi? Evet bebeğim, bende senin gibiyim. Bu yüzden beni gözlerine hapset. Hapset ki yanaklarından süzülüp dudaklarında biten gözyaşı olayım. Ömrümü kalbinde tüketeyim. Ellerini ellerime kelepçeleyip, anahtarını denizlerin dibine göm. Çiçek aç kalbimde, taze bir yaprak gibi yeşil ol ya da üzerine çiğ taneleri düşmüş kırmızı gül ol.
Bir aşk hikayesinden alınmıştır adın. Leyla’sını arayan bir mecnun gibi içimdeki kayıp çocuk seni arıyor durmadan. Ama hiçbir çöl kabul etmiyor beni. Yüreğimi cayır cayır yakan hasretinmiş bebeğim. Resmin karşımda duruyor ve sen bana öyle masum baktıkça daha çok bakasım geliyor. Her sabah uyandığımda kollarının arasında ve o güzel gözlerini karşımda görme ümidiyle yaşıyorum. Kokunu yanı başımda, gülüşlerini odamın her köşesinden yankılansın istiyorum.
Seninle sevmenin tadına vardım bir kere, bundan vazgeçemem artık. Alışkanlık değil bu. Her alışkanlık terk edilebilir bir gün. Düpedüz özlüyorum seni, özlemim büyüdükçe büyüyor içimde ve durduramıyorum. Sıçrayarak uyanıyorum geceleri, yanıma bakıyorum, yoksun. Tekrar gözlerimi kapatıyorum, dönüp duruyorum sabaha kadar. Bir tek sevgilim olduğunu, var olduğunu bilmek beni sakinleştiriyor. Ama yinede zamanı seninle, sadece seninle geçirmek varken, aşkımızı tutkuyla yaşamak varken beklemek çok zor geliyor bana. Sonra ne mi yapıyorum? Tabiî ki ikimizin var olduğu bir hayatı gözlerimin önüne getiriyorum. "İşten çıkıyorum, eve geliyorum, yemek yiyoruz birlikte, sen gülüyorsun, ben gözlerinin içine bakıyorum, heyecan içinde anlatıyorsun o gün yaşadıklarını, sonra ben güzelliğinden bahsediyorum, şımartıyorum seni, çıkıp biraz yürüyoruz senle, yağmur üzerimize yağıyor, üşüyoruz, sarılıyoruz birbirimize, tenimizin ateşiyle ısınıyoruz..." Ama yoksun işte. Biliyorum bir gece daha böyle sensiz geçecek ve ben yine hayaline dalacağım.
Oysa uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... "Bitanem" diye seslenmeni isterdim. Bir kol olmanı isterdim, "Özledim" deyip sarılmanı, en karanlık yerinde düşlerimden çıkıp gelmeni isterdim. Seninle bir ırmağın kıyısında buluşmayı, saçlarının kokusunu içime çekmeyi, ılık nefesini solumayı, sana sarılmayı, kucaklayıp öpmeyi isterdim. Güneşli bir bahar günü gibi umut ışığı olmanı isterdim hayatıma. Gelsen ve yaslasam başımı omzuna, geçerdi üşümesi yüreğimin biliyorum. Bahçemde bir gül olmanı, nefes nefes koklamayı, derin derin içime çekmeyi isterdim seni. Bir göz olup gözlerime baksan, içimdeki hüznü çekip alsan nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi içimdeki çocuk. Ah! Bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı şefkatle, geçerdi ağrısı başımın biliyorum.
Ah tatlı bakışlım, bu nasıl bir şey, bir kerecik görebilsem seni, bir kerecik o sıcacık gözlerine bakabilsem yine. Bazen seni düşlemekten yorgun düşse de yüreğim, akşamları telefonda bana “Bitanem bak ben seninleyim, bak yanındayım ya” dediğinde rahatlıyorum. Çünkü kulağımda o tatlı sesin yankılandığında bana güç veriyor.
Fotoğraflarınızı herkese göstermek zorunda değilsiniz! İstediğiniz fotoğraflarınızı yükleme sayfasından sadece arkadaş listenizdeki kişilerin görebileceği şekilde ayarlayabilirsiniz.