Dayanılmaz bir kader çizgisinin en ucunda sallanırken buldum kendimi.Hiçlerin veya kimselerin bakışları arasında ölümle yüz yüze ıslak bir elveda derken…
Çocuksu kahkahalar atıp mahallenin en huysuz teyzelerinin sinirlerini bozduğumuz günlerden sonra hiç bu kadar korkmamıştım ve utanmamıştım…Sessiz film izler gibi şimdi anımsadıkça o halimi kendimi kaybediyorum bir anda.Hiçlerde hiç kimseye güvenmez bakışlarımla seni arıyorum çaresizce değil sadece,umutsuzca hem de…
Bir balık lokantasındaki balıklar kadar umutsuz…
Bir cafede ki tavla zarları kadar yorgun…
Ve bir sahilde denize umarsızca atılan ve sevdiği akrabalarından koparılan ve sadece dalgalara muhtaç olan o ufak taşlar kadar çaresiz…
Bir istasyon bir tren ve birkaç yolcu…
Bir minibüs bir şoför birkaç yolcu…
Bir roman bir kahraman bir amaç bir de yazar…
Ama ya biz?
Bir sen bir ben bir de alınyazısı…
Ayrılık, başkalarının elleri ,tenin…
Ayrılık deva bulmaya çalıştığım yarım yamalak dostluklarım ve yalandan aşklarım…
Bir anda o çocukken oynanılan evciliklerdeki lider olabilmek hayalini kurmak geldi içimden.Elimden hiç bir şeyin gelmediği ama hiçlerin,sessizliğine seni terk ettiğim günden beri ıskaladığım “her şeyi istediğim gibi yönlendirme” becerim koltuk değneğinde ve çaresiz şimdi…Ben ondan medet umarken o çoktan muhtaç kalmış kendime…
Kimliksiz ve damsız girilemeyen yerlerde senin uzakta olduğunu,aslında benimle olduğunu anlatamadıkça yasaklandı rüyalarım…Ağız tadıyla kutlayamadım 18 yaşımı,göstermek yetmedi giriş yaşımın tuttuğunu…
Hele ki bazen yanımdayken de uzakta olduğunu hissettikçe aslında surat asardım.Sonra dönerdin bana.Bana rağmen sonra zamanla sevdiğini anladığım sonraki zamanlarda ise ben uzaktaydım sen kollarımın altında…
Şimdi kırık dökük cümlelerle ve Türkçe öğretmenlerimin öğrettiği cümle kurma kurallarını çiğneyerek…
Şimdi ellerin ayıp saydığı ama sen ve ben söz konusu olduğunda birbirimize yabancı olmadığımızı taktiklercesine sarılışlarımızı ve o sarılmalardan kalan anılarla…
Ve yine ellere kurban gittiğimiz büyüklerin sözlerini dinlemek zorunda kaldığımız zamanlara inat…
Haykırıyorum…
Kahroluyorum…
Ve şimdi ölüyorum…
Yalnız ben zaten ölüydüm” bu yüzden zıt kutuplardaki fiziki çarpışımı anlatmaya çalışarak-ki fizik dersimin zayıflığını belli etmemek adına çalışsam da başaramadım galiba- “diriliyorum…
Kalkıp ayağa şimdi kaderin uçlara getirdiği yerden,senden tek kalan “son bir gücümle” uzatıyorum hiçlere kimselere ve geçmişe inat ,sitemkar cümleler ile yeniden geleceğe…
Bahanelerim son kalan silahım…
Hayallerimin tohumları ise hırdavatlarım…
Ben geliyorum ve sen kayboluyorsun denize atılan taşların bıraktığı dalgalar gibi..Yavaş yavaş ve sakin…O atılan taş gibi dibe gömülüyor ama kenarda bir bekleyenin olmadığı için sahile vuramadan kalıyorsun…
Konuya cevap verebilmek için üye olmanız gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..
Fotoğraflarınızı herkese göstermek zorunda değilsiniz! İstediğiniz fotoğraflarınızı yükleme sayfasından sadece arkadaş listenizdeki kişilerin görebileceği şekilde ayarlayabilirsiniz.