nasıl seni istemek elimde değilse, bazen de an oluyor içini de istiyorum, çok.... hani o teninden ziyade, inip kalkan göğsünden ziyade, yüzüme değen soluğundan ziyade, vücut ağırlığından ziyade, asıl ağırlığını adının.... başka şeyler de göster bana; çok haylaz bir gülümseme, kabuklaşmış korkuların,yalnız kalmışlığın, ıslanmışlığın, yanmışlığın ve izini çoktan kaybettiğin aşkların gölgesinde; zaman zaman bir köşede ağlamış çocukluğunu ve gerçek yüzünü de istiyorum gözlerimde...
o benden gittiğin günlerde, hani o eski anılarını özleten; bana yabancı, sana tanıdık, senin içinde benim dokunamadığım neye dokunduğunu bilmediğim, -gözleri renkli miydi unuttuğum- o kadın geliyor aklıma ansızın.. düşeyazıyorum ellerinden.. oysa tutmak için nelerden vazgeçtim onları.. biri ayağımı kaydırıyor farkında olmadan, omuz atıyor bir diğeri, neye çarptığına bakmadan.. bense kalabalıkları yararak yürüyorum...
ellerimi yararak düşünüyorum; 'neydi yazamadığım; içimden geçipte, içimi delipte kelimelere yazamağıdığı neydi ellerimin? ' kanatıyorum parmaklarımı, sonra kanımı emiyorum.. içime bir ateş düşüyor, utanıyorum muhtaçlığımdan.. ve ona yazdıklarını düşünüyorum.. evet hiç okumadım onları, içim üşür okuyamam biliyorum... ama ne diledin, gözbebeklerin büyüdü mü korkularından... nasıl seslendin ona merak ediyorum.. ve benim nerde durduğumu o esnada.. içinde nerede yerim olduğunu.. yerim olup olmadığını o an... ve şimdi.. belki sonra..
ve evet merak ediyorum benim o esnada nerde olduğumu.. sen ona dair kelimeler ararken, ben sana mecunun ezberinden, yüzyıllık ağıtlar yakıyordum kimbilir.. aynı kelimelerle kağıtlara saklıyorduk adının 'aşk' daki harflerini belkide... belki elim yanıyordu tutamıyordum sigarayı elimde, dudağıma tersten götürüyordum, yanmıyordu canım, sigaradan; dudağının değmesinden çok korkmuyordum.. rüyalarımda seninle sevişirken ben, tüm olup bitenleri tersten görüyordum..
aksi gibi bir geceliğine rüyama gelip 'sadece' sarılıp 'seviyorum seni' dediğin gece mi yoksa ona 'affet' diyordun.. o an uyuyordum belki ama önce bir bira, bir bira daha... ahh! ! ! bazen kafam dağılsın diye kitap okuyordum, bu kez alakalı alakasız herşey sana benziyordu, yoruluyordum... seninle sevilşilmiş ve eskimiş rüyalardan uyanıp ğlıyordum belki..
işte tam o sırada senin içinden ona cümleler akarken, sen onları yakalamaya çalışırken ben hangi tenhada, hangi çıkmazda, acaba hangi türküyü yakıyordum kimbilir.. elimde isli kokusu, kibrit kokusu kirpiklerimde.. ve ağlıyodum büyük ihtimalle..
evet ne önemi var artık.. mantık diye birşey var, mantık! ! ne kadarda çocuğum ne kadar da bilmiyorum o tüm bildiklerini.. yazık bana, ama öğrenirim değil mi? ? öğrenirim.. ya sen neden içimdesin benim.. hem de her istediğinde.. hiç sorgulanmadan.. ya ben neden tarafından sevilmeyeyim? bir şeyim mi eksik, çok şeyim mi fazla... söyle neden sana her defasında ateşler içinde geleyim... ne vereceksin bana bi söyle.. bi, de bana; ben şuyum de, buyum de.. neysen seni öyle de severim.. bi bilsem en çok nerde kabahatliyim.. sen kalk şiirler yaz.. ben oturup kalayım.. sen ayağımdan dermanları al, yoluna yol kat.. ben burda sen gel diye bekleyeyim..
ne olur yine de çok uzağa gitme.. belki kaybolursun ya da üşenir geri gelmezsin... ya ben o zaman ne ederim? ? ? yine de gitme.. sevme başkalarını.. içime ateş düşüyor, dokunurken sen.. birden aklıma geliyor.. şiir, şiirler.. bir halta benzemese ne olur.. sana onu yazdıranla benim meselem..
oysa ben.. doğrganlığımla ağzın arasında, ağzımla ağzın mesafesindeki doğmayacak çocukların gibi -ki adım da bu yüzden yok belki- hiç olmadan ölüyorum.. hiç olmuyorum, olmuyorum da, herşey de olamıyorum.. senin o bi anlık hevesin ben de bir hayat demek, ki ben bunu o (yaşlanmaktan çocukça korkan) olgun aklına sokamıyorum.. zaten vazgeçtim artık... beni nasıl seviyorsan yanında işte öyle kalıyorum..yalan da söylemiyorum vallahi acımıyor canım.. sen yanımdasın ve ben sen de mutluysan mutluyum..
bi daha ki sefere, alnına dek çıktığında ateşin söndürmek üzere, dudaklarımı büzdüm bekliyorum konuşmayacağım artık.. ve bir gün tüm bunlara rağmen gidip yine o şiire benzemeyen şiirlerinden yazacaksın birilerine, bana bi banyo yapıp gitmek düşecek.. saçlarımı kurutmayacağım.. korkma bırak beni gideyim öylece, üşümem.. zaten o an başka hiçbirşey içim kadar, sana üşüdüğüm kadar üşümeyecek dünya üstünde.. sen bir harf yazdıkça ben bir adım atacağım.. geride kalacaksın bi o kadar.. yemin ederim bu kez adını anmayacağım..ve o unutma mecburiyeti..
sonra.. sonra.. belki çok sonra... ben de belki biri tarafından şiirle kutsanacağım.. tam da sana şiirler yazarken hala.. ama söyleyeceğim herkese önce, senin gibi yapmayacağım... 'dur' diyeceğim 'gelme' 'ben artık sadece kendimi yakacağım..' bir daha yanan birini görürsem de; yemin ederim dönüp bakmayacağım.. bana seni hatırlatmasın diye.. biri aşıksa, biri şairse, biri seviyorsa birilerini hem de hiç sevişmeden, yanıyorsa.... orada bir dakika durmayacağım.. çünkü suyumu da, giderken sana bırakacağım..
ah! ! ! elim bağrımda kalacak biliyorum, bi öncekinden alışkın olmam gerek oysa ama üzgünüm yapamıyorum.. yine de ne olur bir daha şiirler yazma.. ne olursun yazdıysan da söyleme bana.. seninle sevişseler bu kadar kesmez etimi.. dilimi de kesmez hem o zaman.. bütün bir gün hiç sevişmeyecek olsan da, yine de görmek için koşma ona..
beni sevmiyorsan, ama önemliysem madem.. ve gerçekse bu aşık olmaktan.. sen haklıysan; aşk yoksa ve ben sana aşık değilsem, -değilsin biliyorum- tamam bana aşık olma.. ama ne olur, dur artık, şiirler yazma..
|