Dün gece resimlerle oynadım. Küçükken çekilmiş fotoğraflarımı büyüklerin yanına yapıştırıp baba olduğumu hayal ettim, kendim gibi bir çocuğum olsun diye. Geçmişteki sevgililerimin resimlerini kesip annemin portreleriyle yer değiştirdim tek tek. Hiçbiri annem olamazdı. Bir kaç fotoğrafı yaktım küllerinide serptim diğerlerinin üstüne. Unutmak istediklerimdi hepsi. Karlı havalarda çekilmiş olduğum resimlerden daha güzeldi gördüklerim. Elimde olmadan şahit olduğum bir kaç görüntü vardı, onlara kıyamadım. Çok vaktimi aldı bu oyun, sabahın geceyle kardeş olduğu bir saatte ben yeni portreler çiziyordum. Hayatımda hiç var olmayan yeni anılar yaratıp hayaller kuruyordum üzerlerinde ama hepsi cansız bir beden gibi sadece solmayı bekleyen yapraklardı. Albümlerin yapraklarını hızlı bir şekilde çevirdiğimde yüzlerimizin birbiriyle birleştiği görüntüler çıktı ortaya, sen ben, ben babam, babam kardeşim, annem sevgilim, sevgilim bebekliğim, bebekliğimde dedem olmuştu bir anda. Yaşlandım yada yaşlanmış hissettim kendimi. Eskiden oynadığım oyuncaklarım vardı resimlerde, şimdi nerdelerdir kim bilir. Hayvan sever biriymişim onu fark ettim. Eski köpeğim, muhabbet kuşum, kedim, karakız bile ordaydı. Şimdi hiç hayvanım yok içimde yaşattığım insanlık içgüdüleri haricinde. Yanlızım yada yapayanlız. Yeni bir sevgili resmi yok, bir şehir, bir ev yada araba, yeni arkadaşlar yok, eğer köşe başında her gece şarap içen yaşlı adamı saymazsak tabi. Kaybettim kendimi şehrin bozuk mozaiklerden döşenmiş bir mahallesinin tozlu sokaklarında tek başına geceye göğüs geren kahverengi taş binasının tavan arası tek pencereli güneş görmeyen bir odasında. Dün gece büyük bir oyun oynadım resimlerle, ölümü yanı başıma yapıştırdım, hayatı ise karşımdaki duvara. Kelimelerin anlamsızlaştığı kelime oyunlarından birinin tam ortasında buldum kendimi. Yaşam öldü, dirilenler ölüydü, ölüyken yaşadılar, yaşlanmadan öldüler, ölmüşlerdi sevdikleri uğruna, kardeş gibiydiler ölmeden önce, onlar ölü bildiklerimden, ölsem yeridir, ölmesemde severdim, ben severken ölmüşüm, yaşam bizi öldürdü, yaşamaktır ölüm, sensiz ölürüm yada ölümdü seni bana sevdiren, şeklinde cümleler kurar oldum. Dün gece hayatımın oyununu oynadım. Hiç bir zaman sahip olamadığım bir fotoğraf çerçevesi çizip içine hiç çektiremediğim bir fotoğraf koymaktı niyetim. Kendimi pervaz kenarında çektim, bedenim karşı komşunun şaşkın bakışlarına aldırmadan yarısı boşlukta. Kendimi tavana asılmış ilmekleri severken çektim, sevmeselerde onlar dokunuşlarımı. Doğal gazı açık bıraktım ve buğulu yansımalarını çektim camın üzerinde. Bileklerimin kesilmeden önce güzelliklerini, yutmadığım ne işe yararlar bilmediğim dolaptaki ilaçları çektim, kanepeyi, kırık camları, yoldan geçen insan azmanlarını, ateşi ve suyu çektim. İçinde ben olmayan ve ölümü çağrıştıran her şeyi çekip yanıma, yaşamı ise karşımaki duvara.... Dün gece canım pahasına bir oyun oynadım resimlerle, içinde ben olmayan benler çizdim. Bensiz bir dünya çizdim kendime yada dünyasız bir ben. Karanlığın gözlerimi dağladığı bir esnada vurdum neşteri kan yollarıma. Kansız yada cansız yatarken son kez bir resim çektim içinde ölüm olmayan, yaşama titreyerek uzanan ellerimin yaşam duvarına dokunmaya çalışmalarını. Hayat bir duvar kadar ruhsuzdu, hayat tutmadı beni. Hayat bir yaşam değildi. Ölmekti asıl yaşam. Ölürken resmini görmekti...
(Yorumlarsanız,puanlarsanız çok mutlu edersiniz...) |