arkadas


 
bosluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 12
Forumlar >> Dinler, inançlar, mistisizm >> Bu fani ömür bitti; az önce! bosluk
Sayfalar: 1, 2  Sonraki
Kutudaki yazili sayfaya git -->
Yazar Bu fani ömür bitti; az önce!
offline TuTSaK
Mesajlar: 744

73379







Kendimize göre ne kadar emîniz. Hayatımızda hiç kimseyi

aldatmadık! Belki alenen kimseyi aldatmadık, oyalamadık. Fakat farkına

varmadan oyaladığımız, aldattığımız birisi var: Kendimiz...

Her zaman sığındığımız bir kelime: “Biraz sonra yaparım.” Dilimizde küçük bir

cümle… O anda rahatlatıcı bir ilaç gibi.

Çocukken alışmışızdır; annemiz çağırdığında, “Biraz sonra giderim.” “Ödevlerimi

yarın yaparım.” Derken gençlik zamanımız geldi. Ertelemekten hiçbir şey

yapamadık! Kazandığımız bir tek kuytu kafes var: “AZ SONRA!”Yememizde,

içmemizde kısacası fânî ömrümüzde hiç aksama yok. Hatta sipariş verdiğimiz bir

yemek on dakika gecikse kıpır kıpır olur, yerimizde duramaz, “Vücûdumuzun

gıdası!” deriz. Peki, ya rûhumuzun gıdası olan namazımız, ibâdetlerimiz gecikince

neler oluyor? O kadar huzursuz oluyor muyuz? Niye huzursuz olalım ki, ilâcımız

hazır: “AZ SONRA!”

“Bugünün işini yarına bırakma!”,”Bir günün öncekinden daha mükemmel olsun!”

düsturlarına rahatlıkla göz yumabiliyoruz! Derken bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür


geçip gidiyor…

Az bir ömür olan dünya hayatı için “Az sonra!” denilebilir. Fakat ilim veya ibâdet


cihetinde bu kafes bizi hüsrâna sürüklüyor. Söz gelimi ibâdetteki sabrımızı sağa

sola dağıtırsak, merkezi zayıflatırız. Yani o andaki vakti öldürür, nefis düşmanının

silahını kuvvetlendiririz.

Gençliğini hep ertelemekle geçiren bir insan sayısız nimetleri kaybeder. Başta

Peygamberimiz (sav)’in, “Sancağımdan başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet

gününde ALLAH’a ibâdet ile büyüyen gençler benimledir.” mükâfatından mahrum

kalır. “İhtiyarlayınca yaparım!” der, ömür biter!

İşlediği bir kusurda tövbesini erteleyen kimse kiri birikmiş çamaşır gibidir.

Bedîüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi “Günah, kalbi siyahlandıra siyahlandıra

nûr-ı îmânı kalpten çıkarır.” Tövbesiz bir seher vakti, bir Berat, bir Kadir, geçer

giderken diğer Berata kadar belki ömrü biter. Beynimizde yine aynı efsunlu bir

levha: “BİR DAHAKİ SENEYE!”
Hiç düşündük mü? Sahâbe-i Kirâm, Kur’ân ve sünneti yaşamakta bizim gibi

değillerdi. Doğrusu biz onlar gibi hiç olamadık! Onlar, kızgın kumlarda namaz

kıldılar, oklar arasında tövbe ettiler. Hatta bazı sahâbeler îman ettiler, cihat

ettiler, bir namaz vaktine dahi erişemeden şehit oldular.

Rahmetli dedem anlatırdı: Bir gün dokuma tezgâhında çalışan bir işçi,

patronundan namaz kılmak için izin ister. Îman ve itâatten nasipsiz zavallı patron,

işçiye der ki: “Namaz kazâ olur, iş kaza olmaz!” Bu hâtıra zaman zaman aklıma

gelir. Bizim namazımız, ilmimiz gibi uhrevî hayatımız hep kazalarla süslü, hep

ertelemelerle dolu. Oysa dünya hayatımız dakik mi dakik. Dünyamızla ilgili neleri

erteliyoruz Hak aşkına? Uhrevî işlere gelince, “Ebedî dünyada kalacak gibi”

nazlanıyoruz maalesef! “Hiç kat î senedimiz var mı ki gelecek seneye belki yarına

çıkacağız!”
Ne bir dakika geri ne bir dakika ileri; ertelenmeyen ölüm zamanı gelince kimse

demiyor, diyemiyor: “AZ SONRA!”

Daha önce hiç karşılaşmadığımız ve îfâ etmediğimiz gibi aceleci bir tavırla

işlemlerin tamamlanıyor. Ertelediğin amellerin, ilimlerin, tövbelerin ile baş başa

kalıyorsun! O anda, yepyeni bir nidâ yükseliyor:

İrfan mektebi dergisinden....

21-09-2008 12:36 | cevapla | Şikayet Et!
offline TuTSaK
Mesajlar: 744

73379
aşk militanı demiş ki;




21-09-2008 13:43 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

TuTSaK demiş ki;

<img src="http://img122.imageshack.us/img122/1452/sureler99gk0.png" border="0">




Kendimize göre ne kadar emîniz. Hayatımızda hiç kimseyi

aldatmadık! Belki alenen kimseyi aldatmadık, oyalamadık. Fakat farkına

varmadan oyaladığımız, aldattığımız birisi var: Kendimiz...

Her zaman sığındığımız bir kelime: “Biraz sonra yaparım.” Dilimizde küçük bir

cümle… O anda rahatlatıcı bir ilaç gibi.

Çocukken alışmışızdır; annemiz çağırdığında, “Biraz sonra giderim.” “Ödevlerimi

yarın yaparım.” Derken gençlik zamanımız geldi. Ertelemekten hiçbir şey

yapamadık! Kazandığımız bir tek kuytu kafes var: “AZ SONRA!”Yememizde,

içmemizde kısacası fânî ömrümüzde hiç aksama yok. Hatta sipariş verdiğimiz bir

yemek on dakika gecikse kıpır kıpır olur, yerimizde duramaz, “Vücûdumuzun

gıdası!” deriz. Peki, ya rûhumuzun gıdası olan namazımız, ibâdetlerimiz gecikince

neler oluyor? O kadar huzursuz oluyor muyuz? Niye huzursuz olalım ki, ilâcımız

hazır: “AZ SONRA!”

“Bugünün işini yarına bırakma!”,”Bir günün öncekinden daha mükemmel olsun!”

düsturlarına rahatlıkla göz yumabiliyoruz! Derken bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür


geçip gidiyor…

Az bir ömür olan dünya hayatı için “Az sonra!” denilebilir. Fakat ilim veya ibâdet


cihetinde bu kafes bizi hüsrâna sürüklüyor. Söz gelimi ibâdetteki sabrımızı sağa

sola dağıtırsak, merkezi zayıflatırız. Yani o andaki vakti öldürür, nefis düşmanının

silahını kuvvetlendiririz.

Gençliğini hep ertelemekle geçiren bir insan sayısız nimetleri kaybeder. Başta

Peygamberimiz (sav)’in, “Sancağımdan başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet

gününde ALLAH’a ibâdet ile büyüyen gençler benimledir.” mükâfatından mahrum

kalır. “İhtiyarlayınca yaparım!” der, ömür biter!

İşlediği bir kusurda tövbesini erteleyen kimse kiri birikmiş çamaşır gibidir.

Bedîüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi “Günah, kalbi siyahlandıra siyahlandıra

nûr-ı îmânı kalpten çıkarır.” Tövbesiz bir seher vakti, bir Berat, bir Kadir, geçer

giderken diğer Berata kadar belki ömrü biter. Beynimizde yine aynı efsunlu bir

levha: “BİR DAHAKİ SENEYE!”
Hiç düşündük mü? Sahâbe-i Kirâm, Kur’ân ve sünneti yaşamakta bizim gibi

değillerdi. Doğrusu biz onlar gibi hiç olamadık! Onlar, kızgın kumlarda namaz

kıldılar, oklar arasında tövbe ettiler. Hatta bazı sahâbeler îman ettiler, cihat

ettiler, bir namaz vaktine dahi erişemeden şehit oldular.

Rahmetli dedem anlatırdı: Bir gün dokuma tezgâhında çalışan bir işçi,

patronundan namaz kılmak için izin ister. Îman ve itâatten nasipsiz zavallı patron,

işçiye der ki: “Namaz kazâ olur, iş kaza olmaz!” Bu hâtıra zaman zaman aklıma

gelir. Bizim namazımız, ilmimiz gibi uhrevî hayatımız hep kazalarla süslü, hep

ertelemelerle dolu. Oysa dünya hayatımız dakik mi dakik. Dünyamızla ilgili neleri

erteliyoruz Hak aşkına? Uhrevî işlere gelince, “Ebedî dünyada kalacak gibi”

nazlanıyoruz maalesef! “Hiç kat î senedimiz var mı ki gelecek seneye belki yarına

çıkacağız!”
Ne bir dakika geri ne bir dakika ileri; ertelenmeyen ölüm zamanı gelince kimse

demiyor, diyemiyor: “AZ SONRA!”

Daha önce hiç karşılaşmadığımız ve îfâ etmediğimiz gibi aceleci bir tavırla

işlemlerin tamamlanıyor. Ertelediğin amellerin, ilimlerin, tövbelerin ile baş başa

kalıyorsun! O anda, yepyeni bir nidâ yükseliyor:

İrfan mektebi dergisinden....




çok güzel bir form olmuş

21-09-2008 17:28 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

aşk militanı demiş ki; evet 3 kişilik olmuş ama olsun...


olsun belki okuyupta yorum yapmayanda vardır.

21-09-2008 17:31 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

TuTSaK demiş ki;

<img src="http://img122.imageshack.us/img122/1452/sureler99gk0.png" border="0">




Kendimize göre ne kadar emîniz. Hayatımızda hiç kimseyi

aldatmadık! Belki alenen kimseyi aldatmadık, oyalamadık. Fakat farkına

varmadan oyaladığımız, aldattığımız birisi var: Kendimiz...

Her zaman sığındığımız bir kelime: “Biraz sonra yaparım.” Dilimizde küçük bir

cümle… O anda rahatlatıcı bir ilaç gibi.

Çocukken alışmışızdır; annemiz çağırdığında, “Biraz sonra giderim.” “Ödevlerimi

yarın yaparım.” Derken gençlik zamanımız geldi. Ertelemekten hiçbir şey

yapamadık! Kazandığımız bir tek kuytu kafes var: “AZ SONRA!”Yememizde,

içmemizde kısacası fânî ömrümüzde hiç aksama yok. Hatta sipariş verdiğimiz bir

yemek on dakika gecikse kıpır kıpır olur, yerimizde duramaz, “Vücûdumuzun

gıdası!” deriz. Peki, ya rûhumuzun gıdası olan namazımız, ibâdetlerimiz gecikince

neler oluyor? O kadar huzursuz oluyor muyuz? Niye huzursuz olalım ki, ilâcımız

hazır: “AZ SONRA!”

“Bugünün işini yarına bırakma!”,”Bir günün öncekinden daha mükemmel olsun!”

düsturlarına rahatlıkla göz yumabiliyoruz! Derken bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür


geçip gidiyor…

Az bir ömür olan dünya hayatı için “Az sonra!” denilebilir. Fakat ilim veya ibâdet


cihetinde bu kafes bizi hüsrâna sürüklüyor. Söz gelimi ibâdetteki sabrımızı sağa

sola dağıtırsak, merkezi zayıflatırız. Yani o andaki vakti öldürür, nefis düşmanının

silahını kuvvetlendiririz.

Gençliğini hep ertelemekle geçiren bir insan sayısız nimetleri kaybeder. Başta

Peygamberimiz (sav)’in, “Sancağımdan başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet

gününde ALLAH’a ibâdet ile büyüyen gençler benimledir.” mükâfatından mahrum

kalır. “İhtiyarlayınca yaparım!” der, ömür biter!

İşlediği bir kusurda tövbesini erteleyen kimse kiri birikmiş çamaşır gibidir.

Bedîüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi “Günah, kalbi siyahlandıra siyahlandıra

nûr-ı îmânı kalpten çıkarır.” Tövbesiz bir seher vakti, bir Berat, bir Kadir, geçer

giderken diğer Berata kadar belki ömrü biter. Beynimizde yine aynı efsunlu bir

levha: “BİR DAHAKİ SENEYE!”
Hiç düşündük mü? Sahâbe-i Kirâm, Kur’ân ve sünneti yaşamakta bizim gibi

değillerdi. Doğrusu biz onlar gibi hiç olamadık! Onlar, kızgın kumlarda namaz

kıldılar, oklar arasında tövbe ettiler. Hatta bazı sahâbeler îman ettiler, cihat

ettiler, bir namaz vaktine dahi erişemeden şehit oldular.

Rahmetli dedem anlatırdı: Bir gün dokuma tezgâhında çalışan bir işçi,

patronundan namaz kılmak için izin ister. Îman ve itâatten nasipsiz zavallı patron,

işçiye der ki: “Namaz kazâ olur, iş kaza olmaz!” Bu hâtıra zaman zaman aklıma

gelir. Bizim namazımız, ilmimiz gibi uhrevî hayatımız hep kazalarla süslü, hep

ertelemelerle dolu. Oysa dünya hayatımız dakik mi dakik. Dünyamızla ilgili neleri

erteliyoruz Hak aşkına? Uhrevî işlere gelince, “Ebedî dünyada kalacak gibi”

nazlanıyoruz maalesef! “Hiç kat î senedimiz var mı ki gelecek seneye belki yarına

çıkacağız!”
Ne bir dakika geri ne bir dakika ileri; ertelenmeyen ölüm zamanı gelince kimse

demiyor, diyemiyor: “AZ SONRA!”

Daha önce hiç karşılaşmadığımız ve îfâ etmediğimiz gibi aceleci bir tavırla

işlemlerin tamamlanıyor. Ertelediğin amellerin, ilimlerin, tövbelerin ile baş başa

kalıyorsun! O anda, yepyeni bir nidâ yükseliyor:

İrfan mektebi dergisinden....


ALLAH razı olsun

21-09-2008 19:08 | cevapla | Şikayet Et!
offline Z0R
Mesajlar: 13466

157570
son dakika(gökay) demiş ki;

ALLAH razı olsun
bu konu acandan

21-09-2008 19:39 | cevapla | Şikayet Et!
offline SpiNd@R
Mesajlar: 30

ölüm insanlar için bir nimettir ama biz bunun farkında değiliz ebedi yaşayacağimizi sanıyoruz ve sadece bu dünyaya çalışıyoruz uyanın uyanın ramazan ayı bizi uyandırmaya gelmiş uyanın gaflet uykusundan ..........................

21-09-2008 21:02 | cevapla | Şikayet Et!
offline TuTSaK
Mesajlar: 744

73379
Allah sizdende razi olsun.. okuyan gozlerinize saglik

21-09-2008 21:19 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

tabii

21-09-2008 21:20 | cevapla | Şikayet Et!
offline TuTSaK
Mesajlar: 744

73379
aşk militanı demiş ki; çoğul kullanma istersen sadece bana gözlerine sağlıkta diyebilirsin..






özellikle senin gözlerine saglik ozaman

21-09-2008 21:20 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: 1, 2  Sonraki
Duslersokagi.com. iletisim: bilgi [ @ ] duslersokagi [ nokta ] com