Forumlar >>
Dinler, inançlar, mistisizm >> Bu fani ömür bitti; az önce!
Sayfalar: 1 , 2 Sonraki
Yazar
Bu fani ömür bitti; az önce!
TuTSaK Mesajlar: 744
Kendimize göre ne kadar emîniz. Hayatımızda hiç kimseyi
aldatmadık! Belki alenen kimseyi aldatmadık, oyalamadık. Fakat farkına
varmadan oyaladığımız, aldattığımız birisi var: Kendimiz...
Her zaman sığındığımız bir kelime: “Biraz sonra yaparım.” Dilimizde küçük bir
cümle… O anda rahatlatıcı bir ilaç gibi.
Çocukken alışmışızdır; annemiz çağırdığında, “Biraz sonra giderim.” “Ödevlerimi
yarın yaparım.” Derken gençlik zamanımız geldi. Ertelemekten hiçbir şey
yapamadık! Kazandığımız bir tek kuytu kafes var: “AZ SONRA!”Yememizde,
içmemizde kısacası fânî ömrümüzde hiç aksama yok. Hatta sipariş verdiğimiz bir
yemek on dakika gecikse kıpır kıpır olur, yerimizde duramaz, “Vücûdumuzun
gıdası!” deriz. Peki, ya rûhumuzun gıdası olan namazımız, ibâdetlerimiz gecikince
neler oluyor? O kadar huzursuz oluyor muyuz? Niye huzursuz olalım ki, ilâcımız
hazır: “AZ SONRA!”
“Bugünün işini yarına bırakma!”,”Bir günün öncekinden daha mükemmel olsun!”
düsturlarına rahatlıkla göz yumabiliyoruz! Derken bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür
geçip gidiyor…
Az bir ömür olan dünya hayatı için “Az sonra!” denilebilir. Fakat ilim veya ibâdet
cihetinde bu kafes bizi hüsrâna sürüklüyor. Söz gelimi ibâdetteki sabrımızı sağa
sola dağıtırsak, merkezi zayıflatırız. Yani o andaki vakti öldürür, nefis düşmanının
silahını kuvvetlendiririz.
Gençliğini hep ertelemekle geçiren bir insan sayısız nimetleri kaybeder. Başta
Peygamberimiz (sav)’in, “Sancağımdan başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet
gününde ALLAH’a ibâdet ile büyüyen gençler benimledir.” mükâfatından mahrum
kalır. “İhtiyarlayınca yaparım!” der, ömür biter!
İşlediği bir kusurda tövbesini erteleyen kimse kiri birikmiş çamaşır gibidir.
Bedîüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi “Günah, kalbi siyahlandıra siyahlandıra
nûr-ı îmânı kalpten çıkarır.” Tövbesiz bir seher vakti, bir Berat, bir Kadir, geçer
giderken diğer Berata kadar belki ömrü biter. Beynimizde yine aynı efsunlu bir
levha: “BİR DAHAKİ SENEYE!”
Hiç düşündük mü? Sahâbe-i Kirâm, Kur’ân ve sünneti yaşamakta bizim gibi
değillerdi. Doğrusu biz onlar gibi hiç olamadık! Onlar, kızgın kumlarda namaz
kıldılar, oklar arasında tövbe ettiler. Hatta bazı sahâbeler îman ettiler, cihat
ettiler, bir namaz vaktine dahi erişemeden şehit oldular.
Rahmetli dedem anlatırdı: Bir gün dokuma tezgâhında çalışan bir işçi,
patronundan namaz kılmak için izin ister. Îman ve itâatten nasipsiz zavallı patron,
işçiye der ki: “Namaz kazâ olur, iş kaza olmaz!” Bu hâtıra zaman zaman aklıma
gelir. Bizim namazımız, ilmimiz gibi uhrevî hayatımız hep kazalarla süslü, hep
ertelemelerle dolu. Oysa dünya hayatımız dakik mi dakik. Dünyamızla ilgili neleri
erteliyoruz Hak aşkına? Uhrevî işlere gelince, “Ebedî dünyada kalacak gibi”
nazlanıyoruz maalesef! “Hiç kat î senedimiz var mı ki gelecek seneye belki yarına
çıkacağız!”
Ne bir dakika geri ne bir dakika ileri; ertelenmeyen ölüm zamanı gelince kimse
demiyor, diyemiyor: “AZ SONRA!”
Daha önce hiç karşılaşmadığımız ve îfâ etmediğimiz gibi aceleci bir tavırla
işlemlerin tamamlanıyor. Ertelediğin amellerin, ilimlerin, tövbelerin ile baş başa
kalıyorsun! O anda, yepyeni bir nidâ yükseliyor:
İrfan mektebi dergisinden.... 21-09-2008 12:36 | | Şikayet Et!
TuTSaK Mesajlar: 744
aşk militanı demiş ki;
21-09-2008 13:43 | | Şikayet Et!
Yabancı..
TuTSaK demiş ki;
<img src="http://img122.imageshack.us/img122/1452/sureler99gk0.png" border="0">
Kendimize göre ne kadar emîniz. Hayatımızda hiç kimseyi
aldatmadık! Belki alenen kimseyi aldatmadık, oyalamadık. Fakat farkına
varmadan oyaladığımız, aldattığımız birisi var: Kendimiz...
Her zaman sığındığımız bir kelime: “Biraz sonra yaparım.” Dilimizde küçük bir
cümle… O anda rahatlatıcı bir ilaç gibi.
Çocukken alışmışızdır; annemiz çağırdığında, “Biraz sonra giderim.” “Ödevlerimi
yarın yaparım.” Derken gençlik zamanımız geldi. Ertelemekten hiçbir şey
yapamadık! Kazandığımız bir tek kuytu kafes var: “AZ SONRA!”Yememizde,
içmemizde kısacası fânî ömrümüzde hiç aksama yok. Hatta sipariş verdiğimiz bir
yemek on dakika gecikse kıpır kıpır olur, yerimizde duramaz, “Vücûdumuzun
gıdası!” deriz. Peki, ya rûhumuzun gıdası olan namazımız, ibâdetlerimiz gecikince
neler oluyor? O kadar huzursuz oluyor muyuz? Niye huzursuz olalım ki, ilâcımız
hazır: “AZ SONRA!”
“Bugünün işini yarına bırakma!”,”Bir günün öncekinden daha mükemmel olsun!”
düsturlarına rahatlıkla göz yumabiliyoruz! Derken bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür
geçip gidiyor…
Az bir ömür olan dünya hayatı için “Az sonra!” denilebilir. Fakat ilim veya ibâdet
cihetinde bu kafes bizi hüsrâna sürüklüyor. Söz gelimi ibâdetteki sabrımızı sağa
sola dağıtırsak, merkezi zayıflatırız. Yani o andaki vakti öldürür, nefis düşmanının
silahını kuvvetlendiririz.
Gençliğini hep ertelemekle geçiren bir insan sayısız nimetleri kaybeder. Başta
Peygamberimiz (sav)’in, “Sancağımdan başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet
gününde ALLAH’a ibâdet ile büyüyen gençler benimledir.” mükâfatından mahrum
kalır. “İhtiyarlayınca yaparım!” der, ömür biter!
İşlediği bir kusurda tövbesini erteleyen kimse kiri birikmiş çamaşır gibidir.
Bedîüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi “Günah, kalbi siyahlandıra siyahlandıra
nûr-ı îmânı kalpten çıkarır.” Tövbesiz bir seher vakti, bir Berat, bir Kadir, geçer
giderken diğer Berata kadar belki ömrü biter. Beynimizde yine aynı efsunlu bir
levha: “BİR DAHAKİ SENEYE!”
Hiç düşündük mü? Sahâbe-i Kirâm, Kur’ân ve sünneti yaşamakta bizim gibi
değillerdi. Doğrusu biz onlar gibi hiç olamadık! Onlar, kızgın kumlarda namaz
kıldılar, oklar arasında tövbe ettiler. Hatta bazı sahâbeler îman ettiler, cihat
ettiler, bir namaz vaktine dahi erişemeden şehit oldular.
Rahmetli dedem anlatırdı: Bir gün dokuma tezgâhında çalışan bir işçi,
patronundan namaz kılmak için izin ister. Îman ve itâatten nasipsiz zavallı patron,
işçiye der ki: “Namaz kazâ olur, iş kaza olmaz!” Bu hâtıra zaman zaman aklıma
gelir. Bizim namazımız, ilmimiz gibi uhrevî hayatımız hep kazalarla süslü, hep
ertelemelerle dolu. Oysa dünya hayatımız dakik mi dakik. Dünyamızla ilgili neleri
erteliyoruz Hak aşkına? Uhrevî işlere gelince, “Ebedî dünyada kalacak gibi”
nazlanıyoruz maalesef! “Hiç kat î senedimiz var mı ki gelecek seneye belki yarına
çıkacağız!”
Ne bir dakika geri ne bir dakika ileri; ertelenmeyen ölüm zamanı gelince kimse
demiyor, diyemiyor: “AZ SONRA!”
Daha önce hiç karşılaşmadığımız ve îfâ etmediğimiz gibi aceleci bir tavırla
işlemlerin tamamlanıyor. Ertelediğin amellerin, ilimlerin, tövbelerin ile baş başa
kalıyorsun! O anda, yepyeni bir nidâ yükseliyor:
İrfan mektebi dergisinden....
çok güzel bir form olmuş 21-09-2008 17:28 | | Şikayet Et!
Yabancı..
aşk militanı demiş ki; evet 3 kişilik olmuş ama olsun...
olsun belki okuyupta yorum yapmayanda vardır. 21-09-2008 17:31 | | Şikayet Et!
Yabancı..
TuTSaK demiş ki;
<img src="http://img122.imageshack.us/img122/1452/sureler99gk0.png" border="0">
Kendimize göre ne kadar emîniz. Hayatımızda hiç kimseyi
aldatmadık! Belki alenen kimseyi aldatmadık, oyalamadık. Fakat farkına
varmadan oyaladığımız, aldattığımız birisi var: Kendimiz...
Her zaman sığındığımız bir kelime: “Biraz sonra yaparım.” Dilimizde küçük bir
cümle… O anda rahatlatıcı bir ilaç gibi.
Çocukken alışmışızdır; annemiz çağırdığında, “Biraz sonra giderim.” “Ödevlerimi
yarın yaparım.” Derken gençlik zamanımız geldi. Ertelemekten hiçbir şey
yapamadık! Kazandığımız bir tek kuytu kafes var: “AZ SONRA!”Yememizde,
içmemizde kısacası fânî ömrümüzde hiç aksama yok. Hatta sipariş verdiğimiz bir
yemek on dakika gecikse kıpır kıpır olur, yerimizde duramaz, “Vücûdumuzun
gıdası!” deriz. Peki, ya rûhumuzun gıdası olan namazımız, ibâdetlerimiz gecikince
neler oluyor? O kadar huzursuz oluyor muyuz? Niye huzursuz olalım ki, ilâcımız
hazır: “AZ SONRA!”
“Bugünün işini yarına bırakma!”,”Bir günün öncekinden daha mükemmel olsun!”
düsturlarına rahatlıkla göz yumabiliyoruz! Derken bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür
geçip gidiyor…
Az bir ömür olan dünya hayatı için “Az sonra!” denilebilir. Fakat ilim veya ibâdet
cihetinde bu kafes bizi hüsrâna sürüklüyor. Söz gelimi ibâdetteki sabrımızı sağa
sola dağıtırsak, merkezi zayıflatırız. Yani o andaki vakti öldürür, nefis düşmanının
silahını kuvvetlendiririz.
Gençliğini hep ertelemekle geçiren bir insan sayısız nimetleri kaybeder. Başta
Peygamberimiz (sav)’in, “Sancağımdan başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet
gününde ALLAH’a ibâdet ile büyüyen gençler benimledir.” mükâfatından mahrum
kalır. “İhtiyarlayınca yaparım!” der, ömür biter!
İşlediği bir kusurda tövbesini erteleyen kimse kiri birikmiş çamaşır gibidir.
Bedîüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi “Günah, kalbi siyahlandıra siyahlandıra
nûr-ı îmânı kalpten çıkarır.” Tövbesiz bir seher vakti, bir Berat, bir Kadir, geçer
giderken diğer Berata kadar belki ömrü biter. Beynimizde yine aynı efsunlu bir
levha: “BİR DAHAKİ SENEYE!”
Hiç düşündük mü? Sahâbe-i Kirâm, Kur’ân ve sünneti yaşamakta bizim gibi
değillerdi. Doğrusu biz onlar gibi hiç olamadık! Onlar, kızgın kumlarda namaz
kıldılar, oklar arasında tövbe ettiler. Hatta bazı sahâbeler îman ettiler, cihat
ettiler, bir namaz vaktine dahi erişemeden şehit oldular.
Rahmetli dedem anlatırdı: Bir gün dokuma tezgâhında çalışan bir işçi,
patronundan namaz kılmak için izin ister. Îman ve itâatten nasipsiz zavallı patron,
işçiye der ki: “Namaz kazâ olur, iş kaza olmaz!” Bu hâtıra zaman zaman aklıma
gelir. Bizim namazımız, ilmimiz gibi uhrevî hayatımız hep kazalarla süslü, hep
ertelemelerle dolu. Oysa dünya hayatımız dakik mi dakik. Dünyamızla ilgili neleri
erteliyoruz Hak aşkına? Uhrevî işlere gelince, “Ebedî dünyada kalacak gibi”
nazlanıyoruz maalesef! “Hiç kat î senedimiz var mı ki gelecek seneye belki yarına
çıkacağız!”
Ne bir dakika geri ne bir dakika ileri; ertelenmeyen ölüm zamanı gelince kimse
demiyor, diyemiyor: “AZ SONRA!”
Daha önce hiç karşılaşmadığımız ve îfâ etmediğimiz gibi aceleci bir tavırla
işlemlerin tamamlanıyor. Ertelediğin amellerin, ilimlerin, tövbelerin ile baş başa
kalıyorsun! O anda, yepyeni bir nidâ yükseliyor:
İrfan mektebi dergisinden....
ALLAH razı olsun
21-09-2008 19:08 | | Şikayet Et!
Z0R Mesajlar: 13466
son dakika(gökay) demiş ki;
ALLAH razı olsun
bu konu acandan 21-09-2008 19:39 | | Şikayet Et!
SpiNd@R Mesajlar: 30
ölüm insanlar için bir nimettir ama biz bunun farkında değiliz ebedi yaşayacağimizi sanıyoruz ve sadece bu dünyaya çalışıyoruz uyanın uyanın ramazan ayı bizi uyandırmaya gelmiş uyanın gaflet uykusundan .......................... 21-09-2008 21:02 | | Şikayet Et!
TuTSaK Mesajlar: 744
Allah sizdende razi olsun.. okuyan gozlerinize saglik 21-09-2008 21:19 | | Şikayet Et!
Yabancı..
TuTSaK Mesajlar: 744
aşk militanı demiş ki; çoğul kullanma istersen sadece bana gözlerine sağlıkta diyebilirsin..
özellikle senin gözlerine saglik ozaman 21-09-2008 21:20 | | Şikayet Et!
Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..