Forumlar >>
Dinler, inançlar, mistisizm >> ADANMIŞ RUHLAR HACI KEMAL ERİMEZ

| Sayfalar: Önceki 1, 2, 3, 4 Sonraki |
|
|
| Yazar |
ADANMIŞ RUHLAR HACI KEMAL ERİMEZ |
Yabancı..
|
|
[img src=http://www.haciata.org/images/photoalbum/c5.jpg] | 09-09-2008 18:17 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
|
[img src=http://www.haciata.org/images/photoalbum/c7.jpg] | 09-09-2008 18:18 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
[img src=http://www.haciata.org/images/photoalbum/cenazeNamazi.jpg]
FATİH CAMİİ | 09-09-2008 18:19 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
|
[img src=http://www.haciata.org/images/photoalbum/c3.jpg] | 09-09-2008 18:20 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
|
[img src=http://www.haciata.org/images/photoalbum/c4.jpg] | 09-09-2008 18:21 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Eksper Kemâl… Veli, Melek Kemâl...
Abdullah Aymaz, Zaman
02.03.2003
Merhum Hacı Kemal Erimez Ağabey, İncirliova Çarşı Camii İmamı Şahabeddin Varol'dan çok bahsederdi.
"Çok yer, çok latifecidir ama altın gibi bir kalbi vardır. Efendimizi (sav) rüyasında çok görür. Bir sefer cami içinde aşikar temessülüne şahit olmuştur." derdi. Zaten İncirliova denilince iki isimden bahsederdi. Birisi Şahabeddin Hoca, birisi de Eksper Kemal Bey… "O bir veli idi. Kerâmetine şahit oldum... Zaten sokaktan geçerken, onun edepli ve terbiyeli halini gören kadınlar, "Bu Eksper Kemal yeryüzünde Allah'ın bir meleği" derlerdi. Bir gün meyhanede içip kafayı çeken bir grup sarhoş, gelişigüzel küfrediyorlardı. Beni görünce bana, İslam mürşid ve büyüklerime de küfürlü laflar etmeye başladılar. ben de eski demokratlardanım. Siyasi bir yönüm vardı. Menderes'i zamanında karşılamış, koskocaman bir dana kurban etmiştik. Herkes bilir. Belki adamlar karşı partidendi... Ama işte küfrediyorlardı. ben de İslami yaşayışa yeni girmişim, heyecanlıyım. Ne yapacağımı da bilmiyorum. Eski dönemimde olduğu gibi kafam attı. Eve gittim. Silahımı belime taktım meyhaneye doğru gitmeye başladım. Soğukkanlı, sabırlı davranacak halim yoktu. Bir anda karşıma Kemal Bey çıktı. Yüzüme baktı, sanki her şeyi anlamıştı. 'Ne oldu sana ağabey? sen ne yapıyorsun?' diyerek kolumdan tuttu oradan yani beladan beni kurtardı."
Hacı Kemal Erimez, Şahabeddin Hoca'nın başından geçmiş bir olayı şöyle anlatmıştı: "Şahabeddin Hoca temiz bir insan olduğu için İncirliova'nın imkanları geniş bir yerlisi, tek kızı ile onu evlendirir. Hoca zengin bir aileden değil. Zamanla mallar o kişinin kızına yani hocanın hanımına kalır. Şehrin gelişmesiyle, tarlalar bile çok kıymetli arsalar olur. Yenge bütün malları hocanın üstüne yaptırır. Alım–satımda sıkıntı olmasın, hoca dilediği gibi hareket etsin diye böyle yapar. Ama bir gün hocanın rüyasında mahşer kurulmuş herkes malının mülkünün hesabını vermektedir. Orta yerde ateşten kıpkırmızı hale gelmiş demir bir saç vardır. Herkes onun üstüne çıkmaktadır. 'Peynir, ekmek, don, gömlek' diyen fakirler bir solukta hesaplarını verip kurtulmaktadır. Fakat kızgın saç üstünde malının mülkünün hesabını bilemeyenler azap çekmektedir. Yavaş yavaş sıra kendisine gelmekte, hoca da mahşer meydanında malları devretmek için asıl sahipleri olan hanımını aramaktadır; ama sürüklenip kızgın saçın yanına yaklaşmaktadır. Tam sıra kendisine gelince uyanır ve yanı başında uyuyan hanımını tutup 'İşte malların hepsi bunun. Bütün malların sahibi bu!' demektedir. Ne olduğunu anlayamayan hanımefendi de kan ter içinde konuşmalarına devam eden hocayı zorla kendisine getirir. Hemen o gün üzerindeki bütün malları resmen hanımına devreder.'
Şahabeddin Hoca diyor ki: "Hacı Kemal Ağabey'in son zamanlarında kendisiyle telefonla konuşuyorduk. Bayramda geleceğini söylemişti. Ramazan–ı Şerif'in sonlarına doğru bir gece rüya görüyorum. Medine'deyim. Ravza ile Baki Mezarlığı'na yakın birbirinden büyük iki ev gördüm. Hatta bahçelerinde kocaman marul yetişmiş, ondan koparıp yedim. İncirliova öğretmeni Necati Tamer kardeşimiz vardı. Evlerin küçüğü o rahmetlininmiş, büyüğü de Hacı Kemal Ağabey'e aitmiş. İkisini de ziyaret ettim. Hacı Kemal'in evinde asırlık büyük ağaçlar da vardı. Rüyamda yine evlerin fiyatını da sordum. Necati Bey'in evinin beş milyara, Hacı Kemal'in evinin ise on beş milyara olduğunu öğrendim. Çok sevindim. 'Burada da bir evimiz var.' diyordum. Uyandım ama evler kafamda o kadar yer etmiş ki, sanki fotoğrafları duvarda asılı gibi duruyordu, gözümden hayali bir türlü akşama kadar gitmiyordu. İkinci gece yine rüyamda evde hanım, ben, oğlum gözleri âmâ ağabeyim var. (Ağabeyim otuz yıldır geceleri uyumaz, ibadetle meşgul olur.) Sahur yemeğine kalkmışız. Kapımızın zili çaldı. Bir de ne göreyim Efendimiz (sav) 'Esselamu Aleyküm' diyor. 'Ve aleyküm selam. Buyur ya Resulallah' dedim. Söylediği söz ' Müşriklerden rahatsız oldum, buraya emin bulduğum için geldim.' buyurdu. (Epey zaman önce Fethullah Gülen Hocaefendi, Hacı Kemal Bey'le fakirhaneye misafir olmuş salonumuzda oturmuşlardı.) Efendimiz (sav) onların oturduğu aynı yere oturdu. Beraber yemeğe başladık. Bizim yemeğe has kesik ve kese yoğurdundan yedik. (Kesiği pek severiz. Hakikaten ben üç gün ekmekle kesik yemiştim.) Sofra da Efendimiz (sav) âmâ olan ağabeyimin yanına oturdu. Yukarıda asılı lamba, sanki sofranın içinde imiş gibi parıl parıl parlıyordu. Sofra nurlara gark oldu. yemek bitince dedim ki: 'Ya Resulallah, dün ben Medine–i Münevvere'ye gelmiştim. Necati Bey'le Kemal Bey size yakın ev almışlar, onları ziyaret ettim.'Aldılar.' dedi. ben 'Bugün de siz ziyarete geldiniz, memnuniyetimi tariften acizim. Size sarılıp doya doya öpmek istiyorum. Ya Resulallah müsaade eder misiniz? dedim. Müsaade etti. Öyle sarıldım ki, önce sakalına sonra yanaklarına yapıştım. Böylece uyandım."
Böylece Şahabeddin Hoca, Hacı Kemal Erimez'in Efendimiz'e (sav) yakınlığını da bir şekilde ifade etmiş oluyor. Sonra da şöyle diyor: 'Hasılı Hacı Bey çok iyi insandı. Onu benim kadar anlayan insan azdır, sanırım. O yüksekliğine yüksek, genişliğine gayet geniş, derinliğine çok derin hoşgörülü, güzel, anlayışlı, iyiliksever, abide bir şahsiyetti.'
Güzel insanlar, güzel arkadaşlarını böyle anlatıyorlar…
| 09-09-2008 18:25 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Hacı Kemal gibi on adamım olsaydı...
2006 yılında 4. Türkçe Olimpiyatlarında yarışmaya katılan öğrencilerin her birisine biner dolar veren hayırsever ağabeyimize Miraç Gecesi'nde, Londra'daki bir programda, bir öğrenci gelip "Sizi, olimpiyatlardan tanıyorum. ben de katılan öğrencilerdenim.
Bana da bin dolar verdiniz. Ama benim ihtiyacım olmadığı için ben de onu sizin adınıza zekat olarak verdim." dedi.
Evet hayırdan hayır; güzellikten güzellik doğuyor ve yayılıyor...
***
Kur'an-ı Kerim melekler için "Gece gündüz usanmadan, ara vermeden tesbih ve ibadet ederler." (Enbiya Sûresi, 21/20)
"Melekler, gece gündüz Allah'ı tenzih, tesbih ederler ve asla usanmazlar." (Fussilet Sûresi, 41/38) buyuruyor.
Üstad, talebelerine "Yılmayınız, usanmayınız." diyor.
Yunus Emre, "Biz her gün yeniden doğarız / Bizden kim usanası" diyor.
Bir hoca arkadaşımıza "Her gün on saat kitap okuyorsunuz, usanmıyor musunuz?" diye soruluyor. O da "Usanmaz olur muyum? Ama ben hemen başka konudan bahseden bir kitaba geçiyorum." diye cevap veriyor.
Melekleşme yolunda, aslında meleklerde olduğu gibi yorulma, yılma, bıkma, usanma olmaz.
Bunun için de kendimizden, yani cismaniyetten, nefis ve enaniyetten sıyrılmamız için yapacağımız işler için önümüze ciddi hedefler koymamız ve onları tahakkuk ettirmek için aşk ve şevkle gayretler göstermemiz gerekiyor.
Zaten yüce bir hedefe yönelip kilitlenme niyeti çok mühim. Cenab-ı Hak bu güzel niyet için, yani bu ulvî hedefe ulaşma yolundaki niyetimize göre bizi misafiri kabul ediyor ve himayesine alıyor. Ama böyle bir hedef ve niyeti olmayanlar, dolap beygirleri gibi hep bir kuyu etrafında döner dururlar. Halbuki böyle cismaniyete bağlı dar beşeriyete mukabil, insan için çok güzel melekî enginlikler onu beklemektedir...
Bu işi tek başına yapamayacak olanların, o güzel yola girmiş olanlarla yol ve yörünge birliği yapıp kolektif şuurdan istifade etmeleri gerekir.
Bilhassa belli yaştan sonra, Rabbanîlerden, iç derinliğe sahip olanlardan olmaya çalışmak gerekiyor. Yani insanın büyük cihada yani kendi nefsiyle uğraşıp ibadette derinleşmeye ihtiyacı var.
***
Arkadaşımız Bahattin Bey dedi ki: "Bir gün merhum Turgut Özal Hakkari'den Van'a gelmişti. Oradan Ankara'ya dönecekti. Van'da Serhat Koleji'ne uğradı. Askerî erkân da vardı. 'Bu okul çok mühim' diyerek, kolejimizin Güneydoğu'daki çok önemli misyonunu anlattı. 'Buradan dünyanın her tarafına yetişen öğrenciler gidecek.' dedi. Sonra 'Bu okulun yapılmasında çok emeği geçen bir Hacı Kemal vardır. Eğer benim öyle on tane adamım olsa dünyayı parmağımda oynatırım.' dedikten sonra bana döndü, 'Hacı Kemal'e söyle. Bak işte burayı ziyaret ettim.' dedi."
Hayır hizmetlerine Avrupa'da ciddi şekilde sahip çıkıp koşturanlardan birisi, "Birkaç gün üst üste hizmet peşinde koşturmaktan evimle pek ilgilenemedim. Hanım dedi ki: 'Normalde sana çok kızmam lâzım; ama ben şimdi Hacı Ata kitabını okuyor, Hacı Kemal Erimez'in hayatını hayranlıkla takip ediyorum, onun için sana hiçbir şey söyleyemiyorum.' Hayatı bile, anlayacağınız, bizi fırçadan kurtarıyor!" diye lâtîfe yaptı...
Bazen böyle tek başına yazı konusu olmayacak parça parça notlarım oluyor. Hebâ olup gitmelerini istemediğim için zaman zaman sizlerin müsamahalarınıza sığınarak onları böyle bir araya getirip sizlere takdim etmek istiyorum.
| 09-09-2008 18:29 | | Şikayet Et! |
|
downtown Mesajlar: 15777
 |
|
Yabancı..
|
--------------------------------------------------------------------------------
Ben kimim?
Neredeyim?
Nereden gelip nereye gidiyorum?
Varlığımın mânâsı nedir?
Dünya nedir?
İnsan niçin yaratılmıştır?
Kâinatta niçin bitmek tükenmek bilmeyen bir faaliyet vardır?
Neden atomlar ve yıldızlar durmaksızın haraket etmektedirler?
Her an etrafımızda meydana gelen yıkılış ve yapılışların hikmeti nedir?
Bütün bu ve benzeri soruların cevaplarını bulma yolunda kâinatın her tarafına yayılmış işaretleri okuyup anlamak için bir yolculuğa ne dersiniz?
İşte bu sayfalarda böyle bir yolculuğa çıkmış Bediüzzaman Said Nursî'nin, yolculuğunu anlattığı seyahatnamesi ve düşünmeye yöneltmek istediği diğer yolcular için bir el kitabı olan Risâle-i Nur Külliyatını;
kâinattaki isimlerinin tecellilerinden haraketle Yaratıcıyı tanımak için onunla birlikte yolculuğa çıkan kişilerin düşünce ve hislerini bulabilirsiniz.
Ya da maddeci felsefenin, imanı hedef alan saldırılarının yoğunlaştığı çağımızda "tahkikî iman" olarak adlandırılan, ilme ve araştırmaya dayalı imanı kazanma ve kazandırma yolcululuğuna ne dersiniz?
Eğer cevabınız evet ise doğru yerdesiniz.
Gelin, hep beraber, insanları olduğu kadar bütün yaratılmışları da dost ve kardeş olarak gören güzel insanların sohbetlerine katılarak yaratılış gayemizi anlamaya ve Yaratıcımızı tanımaya çalışalım.
| 09-09-2008 18:33 | | Şikayet Et! |
|
Yabancı..
|
Hacı Kemal Erimez, bu ad, yâddan silinmez.
Tanımıyorsanız eğer, yazdıklarım bilinmez.
Onunla tarihî bir yolculuk gerçekleşti.
Bu yolculuktan sonra tarihimiz birleşti.
Yaş yetmişe dayanmış, heyecan son noktadaydı.
Yetmişlik delikanlı, Asya'da doruktaydı.
Geceleri uyumaz, iniltiyle inlerdi,
Hıçkırığını duyanlar, hastadır zannederdi.
Bazen giderken yolda, kalbi ona 'dur' derdi.
Öyle kalakalırdı tam yolun ortasında
O ise hiç aldırmaz, yola devam ederdi.
Hep hizmet düşüncesi ve heyecanı vardı,
Onda bu hali gören, deli olmuş sanırdı.
Hizmet düşüncesiyle gidiyorken bir yere,
Şekeri çok yükselir, aldırmazdı bir kere.
Tansiyon yirmilere ulaşır, asabi bir hal alırdı,
Bütün bunlara rağmen hepsine dayanırdı.
Daima söylediği, "Tek kanatlı kuş uçmaz",
Hem madde, hem mana der, hiç itiraz olmazdı.
Bağnazlığı hiç sevmez, karamsarlık bilmezdi.
Heyecandan duramaz bir şey anlatmak için,
Başkasına benzemez, o çok farklı biriydi.
Temizlikte çok titiz, görünüşü şirindi,
Müslüman'a yakışan hasletle bezenmişti.
Bir an boş vakit olsa, heyecan sarar onu,
Yerinde hiç duramaz, vakti nakit bilirdi.
Beklemez birisine, bir şeyler demek için,
Hastalığa aldırmaz, hemen koşar giderdi.
Bir başka birisinin tahammülü çok zordur,
Hacı Kemal Abi'yi, bu asla etkilemezdi.
Eğer gidilen yerin, merdivenleri çoksa,
Basamakları tek değil, iki iki çıkardı.
Ben ondaki bu hale, şaşkın şaşkın bakarken.
"Abi, hangisi sensin, biraz önce yoldaki, ya şimdiki mi?" derdim.
"Evladım haydi durma, ele geçen belki bu,
Son bir fırsattır" derken, ardına da bakmazdı.
Yoluna devam eder, küheylanvârî yürür,
Yorulmak nedir bilmez, efe gibi giderdi.
Boşa geçen bir vakit, taşırırdı sabrını,
Kızgınlık hali bile, ona çok yakışırdı.
Görüşülen kimseler, can kulağıyla dinler.
Ne yapar nasıl eder, kendini sevdirirdi.
Konuşma sırasında, ateşîn hatip gibi,
Bir yanardağdı sanki, çok değişik biriydi.
Adeta his kesilir, değişirdi ses tonu,
Sesine kulak verenler, mutlak anlardı onu.
Eğer konuştukları, ma'kes bulmazsa orda,
Hıçkırığa boğulur, etkilerdi sonunda.
Aah! Benim Hacı Abi'm, sensiz ben çok yalnızım.
Sana geçerdi yalnız benim sitemim, nazım.
Asrımızda bir eşi, bilmem var mıydı onun,
Hacı Abi, yalnızız, doldurulmaz boşluğun.
O günlerden bugüne, değişen bir şey yok,
Daha her şey bitmedi, yapılacak iş pek çok
Yetim çocuk gibiyiz, yalnızız yokluğunda.
Hizmet devam ediyor yetim gibi olsak da
Her zaman duacınız, ruhun bundan haberdar
Makamın cennet olsun, yükselsin arşa kadar
Kabrin pür-nur olsun içi baharla yaz
Komşuluğun olsun Resulullah'la serfiraz.
__________________
| 09-09-2008 18:35 | | Şikayet Et! |
|
Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya
tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..
|