Allah Teala, asla kullarına zulüm yapmaz ve onların kötülüğünü istemez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.22 Deprem hadisesini ancak bu Kur'anî bakış açısıyla sağlıklı bir çerçevede değerlendirebiliriz. Şunu hemen belirtelim ki depremin acı bilançosunun altında ağırlıklı olarak beşerî ihmâller vardır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Allah tabiat hadiseleri için bazı kurallar koymuştur. İnsanların bu kanunlara uygun olarak hareket etmeleri gerekmektedir. Eğer dere yataklarına ev yaparsanız, selin evleri önüne katmasını Allah'ın bir cezası olarak değerlendiremezsiniz. Keza fay hattı üzerinde olduğu bilinen yerlere depreme dayanıklı evler yapmazsanız, depremde evlerin enkaz haline gelmesine Allah'ın cezası olarak addedemezsiniz. Bunlar insanların ihmâllerinin açık neticeleridir ve sünnetullaha uygun sonuçlardır. Nitekim Kur'an'da; "İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden, karada ve denizde fesat çıkar. Allah da belki dönerler diye, yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır."23 buyurulmaktadır.
Şu halde her doğal afeti ilâhî bir cezalandırma olarak değerlendirme Kur'an açısından doğru bir değerlendirme tarzı olmasa gerektir.
Kur'an-ı Kerim, geçmiş birtakım ümmetlerin davranışları, inkâr ve isyanları sebebiyle toplu ve şiddetli azaba uğratıldıklarını bize haber vermektedir. Mesela; Hz. Nuh, Lut ve Şuayb kavimleri işledikleri hata ve günahları sebebiyle topluca helâk edilmişlerdir. Yüce Allah, bunları kitabında ibret olsun diye zikretmektedir.
Bütün bunlarla birlikte depremleri Allah'ın belirli bir kesime cevabı ve cezası olarak görmek son derece yanlıştır. Bu tarz değerlendirme, sorumluluktan kaçmak ve suçu başkalarına atıp rahatlamak ve deprem gerçeğinin insana ilişkin maddi ve somut gerçekleriyle yüzleşmekten çekinmektir. Gerçeklerle yüzleşmek, çoğu kez insana acı verir, ancak uzun vadede insanların hayrına vesile olur. Şurası iyi bilinmelidir ki hiç kimsenin, bir toplumda meydana gelen afetin, belânın veya musibetin, yaşanan, meydana gelen, ya da süregelen herhangi bir olaya, ya da kişi veya kişilere birebir bağlı olarak meydana geldiğini söylemeye hakkı ve yetkisi yoktur. Müslümanlar, değerlendirmelerinde dinin yasakladığı aşırılıklardan ifrat ve tefritten uzak durmalıdırlar. Aksi yöndeki tutumlar kargaşa ve fitne sebebi olabilir. Bu da bir tür haksızlık ve zulümdür.
Yeri gelmişken birkaç noktayı daha vurgulamakta fayda vardır: Gerçeğe tamamen aykırı olarak, Kur'an-ı Kerim'de depremin vuku bulacağının yazılı olduğu, bazı kimselerin, Kur'an ayetlerine bakarak depremin vaktini ve yerini önceden haber verdiği söylentileri dolaşmaktadır. Bu söylentileri Kur'an ve sünnet çizgisinde temellendirmek mümkün değildir. Müslümanlar bu gibi asılsız ve mesnetsiz iddialara itibar etmemelidirler. Kur'an-ı Kerim surelerinin, ayetlerinin veya kelimelerinin sayılarından yola çıkarak ebcet ve cifir hesabı ile birtakım sonuçlar çıkarmaya kalkışmak, eskilerin tabiriyle "hurufîlik" teşebbüsüdür. Böyle bir şey dine ve Kur'an'a yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Hele hele bu, Kur'an'ın mucizevî bir kitap olduğunu ispat etmek için yapılıyorsa, bilinmelidir ki ilâhî kelâmın buna hiç ihtiyacı yoktur. O'nun bizzat kendisi büyük bir mucizedir. O, bir hidayet kaynağı ve rehberdir. Harflerden hüküm çıkarmak şeklinde zaman zaman görülen eğilim, İslâm'a yabancı olan başka kültürlerin ürünüdür. Bunun İslâm'la ilgisi olamaz. Zira gaybı ancak Allah bilir. Bu noktada İslâm, konuyla ilgili çalışan bilim adamlarının söylediklerine itibar etmemizi telkin etmektedir.
1- Suç ve Cezanın Şahsiliği Prensibi
Kur'an-ı Kerim'de herkesin kendi işlediği suçlardan dolayı ceza göreceği ifade edilmektedir. Bu genel bir prensiptir. Bu konuya temas eden ayet-i kerimeler şunlardır:
"Herkesin kazandığı kendisinedir. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez."24
"Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez."25
"Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. İnsan ancak çalıştığına ulaşır."26
"Kim kötülük yaparsa cezasını görür. Kendisine Allah'tan başka ne dost, ne de yardımcı bulur. Erkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler. Kendilerine zerre kadar zulmedilmez."27
"Herkesin kazandığı sevap kendi lehine, yüklendiği günah da kendi aleyhinedir."28
"Kim iyi amel yaparsa, kendi lehine, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir."29
Hz. Peygamber de bu konuda şunları söylemiştir:
"Kişi ne babasının, ne de kardeşinin suçundan dolayı mesul tutulamaz."30
"Dikkat ediniz, bir suçlu ancak kendi aleyhine suç işler."31
bütün dünyada yardım kuruluşları, çadır, yiyecek, ilaç, erzak yardımı için işbirliği yapıyor....
meğer bağnaz zihniyet, insanın doğal afet sonucu ölümüne bile bir kulp bulabilirmiş..
meğer insanın ölmesi değilde,
bizim gibi olmayanların, bizim gibi düşünmeyenlerin ölmesi müstahak,
bizim dinimize göre yaşamayanların ölmesi
ikaz yada adalet'miş....
Allah bunu mu öğretmiş, kutsal kitaplarda sahiden..
siz dünyanın dengesini mahfedin!
ormanları kesin
suları kirletin
daha çok petrol çıkarıcaz diye gezegeni delik deşik edin
nükleer silahlanma adı altında doğayı mahfedin
sonra da deprem ilahi adalet öylemi?
Yüce Allah kullarına beyin dağıtmış haberiniz varmı?
elınde ılk okul dıploması olmayan ınsanları ekmek parası ugruna ınsaatlarda calıstırdılar buyuk holdıngler cımantodan demırden kazandı ama devlet denetledımı bu ınsaatlar saglammı dıye yıkılanların coguda kamu bınasıydı bunları yapan mutahıtler sorusturuldumu ayetlerde yazıyormu bu ınsanlar depremde olecek dıye