arkadas


 
bosluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 66
Forumlar >> Dinler, inançlar, mistisizm >> CUMANIN ÖNEMİ bosluk
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Kutudaki yazili sayfaya git -->
Yazar CUMANIN ÖNEMİ
offline Yabancı..

Var edilmek bir sürprizdir, kocaman bir sürpriz! Yokluğun koynunda yokluğundan bile habersiz silinip gitmek üzereyken, hatta silinmeye bile gerek duymayan siliklik içindeyken, var edildin. Sen yoktun ve varlığın yokluğuna tercih edildi. Can verildi tenine, nefes verildi cesedine. Bir insan yüzüyle süzüldün âlemin eşiğinden içeriye. Hayat sahibi kılındın; hayat sofrasına buyur edildin. İnsan olman irade edildi. Sadece insanların çağrıldığı, insan olmayanın çağrılsa bile tadına varamayacağı eşsiz bir ziyafete buyur edildin.
Sürpriz! Varsın, hayattasın ve insansın.
Varlığın isimsiz bir taş kadar kalabilirdi.Üzerine basılıp geçilebilirdi meselâ. Kalbin olmazdı, kalbinin olmayışına ağlayacak bir kalbin bile olmazdı. Hiç yoktan hayat verildi tenine. Hayatın bir dağın adı konmamış bir yamacında yalnız yaşayan bir ağacınki kadar olabilirdi. Hiç ummadığın halde insanlık üflendi çamuruna. İnsan oldun diyelim; bir olan Rabbe “kul” olmanın sonsuz güveninden, her şeyin sahibine muhatap kılınmanın eşsiz ayrıcalığından yoksun olabilirdin. Tıpkı yanıp yakılmış bir ağacın kömürleşmiş dallarını ve köklerini bir arada tutmakla teselli devşirmeye çalışması gibi, kaybettiklerini kaybettiğinin farkında olmayan, yitirdiklerinin eksikliğini çekmeyen acı bir inançsızlığın ortasında kıvranıyor olabilirdin.

Hiç ummadığın hediyeler almak gibidir var olmak. Hiç hak etmediğin sofralara buyur edilmeye benzer yaşamak. Hiç beklemediğin bir tacı giyinmek gibidir hayatta olmak.

Bunu bilmişken, sonsuz minnettar olman gerekmez mi? Bunu bilmişken, iltifatlara boğulmuş bir adam gibi hep mahçup bir yüzle yürüyor olman gerekmez mi? Bunu farketmişken minnetini ifade etmek için telaşla koştuman beklenmez mi? Yoksa, verilenlerin hakkın olduğunu düşünüp daha fazlası niye yok diye sızlanan geçimsiz bir nankör olmaya mı adaysın? Yoksa, sana yapılan iltifatları az bulup “daha, daha, daha..” diye bağıran, asık suratlı, bir türlü memnun edilemeyen, hiçbir şeyi beğenmeyen açgözlü biri olmaya mı heveslisin?

Mümin olmak, varlık dairesine mahçubiyetle girmek demektir. Besmele, o mahçubiyetin ifadesidir; “Senin izninle buradayım ey Rahman, ey Rahîm. Burası benim hiç hak etmediğim bir yer; izin ver de içeri gireyim.” Mümin olmak, varlığa ve varlığına minnettar olmaklığındır. Besmeleden sonra “Hamd olsun Rabbine âlemlerin.” deyişimiz ondandır. Hiç yokken var edilenin hiç yoktan Var Eden’e ilk sözü “teşekkür” olmalı değil mi? “Ey Rabbim, beni hiç hesaplarımda yokken var eyledin, hiç ummadığım halde bana hayatı tattırdın, bu yetmiyormuş ki bir de bana insanlık lûtfettin. Sana borcumu nasıl ödeyebilirim?”

“Âlemlerin Efendisi” işte bu yüzden hamd telaşındadır, şükür sevdasındadır. Senin unuttuğun o sonsuz minnettarlığı her an yüreğinde yaşatır. Senin görmediğin o umulmadık iltifatlar karşısında sonsuz mahçubiyet duyar. O yüzden adı Muhammed’dir; en çok O hamd eder, en çok O şükreder, en çok O minnettardır. O yüzden en çok O övülür; varlığın güzelliğini sonsuz bir incelikle takdir eder, hayatın ayinesinde yansıyanlara en çok O hayran olur. O yüzden adı Ahmed’dir; âlemin güzelliğine eşsiz bir hayranlıkla karşılık verir. Bülbülün aşkıyla gülün güzelliğine sesten yapraklar eklemesi gibi, O da varedilenlerin güzelliğine hayranlığını ifade ederek âleme insanca hayranlık yankıları ekler. Güzellik muhatabını O’nun gözlerinde bulur; varlık O’nun hayranlığıyla dengini bulur.
Sanattan anlayana sanatın incelikleri gösterilmek istenir. Güzelliği hakkıyla takdir edenin önünde yeni güzellik pencereleri açılır. Yemeğin tadını anlayan yeni sofralara buyur edilir.
İşte bunun için O da, sonsuz teşekkürüne karşılık yine sonsuz teşekkürler gerektiren yeni sofralara buyur edilir. “Makâm-ı Mahmud” işte o sofraların adıdır, o pencerelerin önüdür, o tanıklıkların ünvanıdır. O’nun ellerine, gözlerine, gönlüne gelen lütuflar, feyizler, nimetler bize o sofradan akar, o ziyafetten taşar. O’nun minnettarlığına katılan her salâvatla, o eşsiz sofranın bir kenarına ilişirsin; o doyumsuz ziyafetten pay alırsın. Dudağına değen her salâvat, dudağına o sofranın kevser kadehini yanaştırır.

Not: Kanaatimce, Peygamberi[asm] gül remziyle anmak, bu sır yüzünden de anlamlıdır. Gülün sevindirmesinin sebebi, yanaklarından var ediliş sürprizini taşırmasıdır. Yapraklarının inceliği ve titrekliği, kokusunun ve renginin her dem tazeliği ve yeniliği, her an var edilme heyecanının izdüşümüdür. Bu yüzden olsa gerek, gördüğümüz her gül yenidir, ilk defa var edilmiş gibi sürprizdir, ilk defa gül görüyormuşuz gibi şaşırtır ve sevindirir bizi. Var edilişine şaşıranların/şaşırması gerekenlerin ne kadar çok salavat borçlu olduğunu hatırlatır. Salâvatlar bu yüzden parantez içlerinden çıkmalıdır; hayatın ortasında güller gibi diri durmalıdır.

23-05-2008 01:43 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

Herzaman ağırbaşlıydı dünya işleri için hiç kızmazdı.umutsuzluğa düşmezdi,kimsenin kusurunu araştırmazdı.
Affedediciliği tabi idi, intikam almazdı,hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Yemek seçmez;önüne ne korsa yerdi ,susması konuşmasından uzun sürerdi.
Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi,sade kıyafet giyer;gösterişten hoşlanmazdı.
Sıkılınca kabalaşmaz,bağırmazdı.konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.
Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü vermezdi.kendi şahsı için asla öfkelenmez öc almazdı.
Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi,kelimeleri inci dişi gibi tatlı ve berraktı.
Yanında en son konuşanı ilk konuşan gibi dinlerdi. adet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almazdı.
Herzaman hüzünlü ve mütebessim bir halle dururdu.fakirler ile beraber yemek yerdi,öyleki onlardan ayırt edilmezdi.
Sıradan değildi;ama sıradan insanlar gibi yaşardı.hiç kimseyi ne yüzüne karşı nede arkasından kınar ve ayıplardı.
Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz,onlara şeref ve değer verirdi.lüzumsuz yere konuşmaz;konuştuğunda
ne fazla ne eksik söz kullanırdı.
Bir toplulukta bulunduğu zaman birşeye gülünürse oda güler, bir şeye hayret ederlerse oda onlara uyarak hayret ederdi.
konuşurken yüzünü başka bi tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yerde oturmazdı.
birgün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti.sen dünyada garip bir kimse
yahut yolcu gibi ol.
yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü ayaklarını yerden canlıca kaldırır iki yanına salınmaz,
adımlarını geniş atar yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirvakar ve sükunetle rahatça yürürdü.
sabahları evden çıkarken şöyle derdi ; ilahi doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan , kanmaktan ve kandırılmaktan
haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım . . .

HZ.MUHAMMET (S.A.V)

23-05-2008 01:45 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

ALLAH DİYENE



Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm, Allah diyene
Akıl, kırık kanadı hiçin;
Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'...
Bağlı, perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Allah diyene...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

23-05-2008 01:48 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

[img src=http://img240.imageshack.us/img240/2120/x1pn1mp8dkygthapmb96kd1jh5.jpg]

hayırlı cumalar

Rabbimiz! Güçsüzlüğümüzü ve Senin isteklerini yerine getirmedeki yeteneksizliğimizi Sana şikayet ediyoruz. Üzüntümüzü ve tasamızı da yalnız Sana arz ediyoruz.
Özünün hakikati ve yüzünün nuru üzerine yemin ederiz ki, Sana duyduğumuz ihtiyaç, Senin zenginliğine denk! Sana olan ihtiyacımız Senin büyüklüğün kadar...
Bildirdiğin ve gizlediğin tüm isimlerini ve Kur'an-ı Kerim'i, kalbimizin baharı, gönlümüzün nuru, sıkıntımızın ilacı yap.
__________________

23-05-2008 01:50 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

Renklerin toprağından fışkıran derin coşku, yağmurlarla buluştuğunda yüreğin tufandan kurtulduğu gün;

seher soluklu Cuma…

Canın coştuğu, ruhun kanatlandığı, gönlün güllerle güldüğü günde; zaman ötesinden kokular getirir zaman…

Sürgün saatleri serinletir melekût meltemler… Mana maddenin önünde gizem kapılarını açar;

her şey anlam değerini dillendirir… Dilekler, dualar yükselir durmadan, saat-i icabeyi yakalamak için…

Cumanın kalbini yakalayanın kalbi duaları kabul olunur…

Ne isterseniz cevap verilir; düğümler çözülür, dertler dağılır, hayata renk gelir, renklere hayat…

Ubudiyet dua renkleriyle süzülür gönlün gökkuşağına…

Kulluk toprağından yükselen tefekkür çiçekleri güneşin renklerini görür ve gösterir…
Bereket yağmurlar yağar Rahmet bulutlarından… Toprağın kokusuyla, gökkuşağı renkleri coşku kuşlarını uçurtur sekine kanatlarıyla;

Dağların, denizlerin ötesinde, yıldızların yetişemediği, galaksilerin göremediği yöne doğru…

Kalp, cumanın kalbiyle bütünleşmiş, yönsüz ve zamansız iklimlerde renkleri ve kokuları geride bırakmış yitik yurdunu arıyordur; sonsuz saadet…

Latif ve Alim olan Rabbimiz dünya saadetiniz için Cuma'yı vesile kılsın, ahirette size ve tüm sevdiklerinize "Cuma Yamaçları" nasip etsin... Hayırlı Cumalar...

23-05-2008 01:51 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..


RAHMAN VE RAHİM ALLAH ADINA HER TÜRLÜ ÖVGÜ BÜTÜN ALEMLERİN RABBİ ALLAH'A ÖZGÜDÜR.

RAHMAN VE RAHİMDİR. HESAP GÜNÜNÜN HAKİMİDİR. YALNIZ SANA KULLUK EDER ; YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ.

BİZİ DOSDOĞRU YOLA İLET NİMET BAHŞETTİKLERİNİN YOLUNA ; GAZABA UĞRAYANLARIN VE SAPKINLARINKİNE DEĞİL!


Hayırlı cumalar diliyorum güzel insanlar... Kalbinizden Allah sevgisi, dilinizden şükür, yüzünüzden tebessüm, hanelerinizden huzur eksik olmasın...
__________________

23-05-2008 01:53 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

Medinede İlk cuma namazı

--------------------------------------------------------------------------------

Her vakit bir değil. Her yerin hatırası da aynı değil. Cuma günü biz müslümanlar için ayrıcalıklı. Cuma, günlerin en hayırlısı. Ve Efendimiz'in ilk Cuma namazını kıldığı yer, Kubâ , kadim ama canlı bir hatıra olarak gönlümüzde hep saklı.

Kubâ , Medine'nin kenar mahallesi. Yaklaşık bir saatlik mesafede. Hicret yolunda Rasul-i Ekrem s.a.v.'in bir müddet misafir olduğu mahalle.

O ve Hz. Ebu Bekir r.a ., yol rehberiyle birlikte zahmetlerle dolu bir yolculuktan sonra bir pazartesi günü Kubâ'ya ulaştılar. Burada yaşayan müslümanlar ve daha önce hicret etmiş olan muhacirler, hasret ve sevgiyle karşıladılar onları. Aynı havayı teneffüs etmenin huzuruyla doldular. O günden itibaren namazlarını Allah Rasulü s.a.v.'in imamlığında kılmaya başladılar. Ve hemen o günlerde O'nun önderliğinde bir mescid inşa ettiler.

Oranın hatırası bir başka

Namaza davet için henüz ezan hükmü gelmemişti; ezan okunmuyordu ama namaz vakti yaklaşınca herkes mescide geliyordu. Rasul -i Ekrem s.a.v.'in Kubâ'yı teşrifinden dört gün sonraydı; Cuma günü. Öğle vaktinde herkes yine mescitte toplandı. Rasul -i Ekrem s.a.v. de oradaydı. Kalplerde bambaşka bir sevinç ve heyecan vardı. Musab b. Umeyr r.a ., bundan önce Efendimiz'in emriyle Medine'de Cuma namazı kıldırmıştı. Ama bu Cuma farklıydı. Hicret yurdunda Efendimiz s.a.v.'in kılacağı, kıldıracağı ilk Cuma namazı. Efendimiz s.a.v. bir yükseltinin üstüne çıktı ve ilk Cuma hutbesini irad buyurdu.

Hutbe bitince mihraba geçti ve iki rekât Cuma namazını kıldırdı. Orada bulunanlar, Allah'ın Rasulü ile birlikte ibadet etmenin, rükû ve secdelere kapanmanın izah edilemez hazzını yaşıyorlardı.

Rasul -i Ekrem s.a.v ., Kubâ'da kısa bir süre kalmış olmasına rağmen, oradaki müslümanların ve Kubâ mescidinin hatırasını hayatı boyunca canlı tuttu. Genellikle Cumartesi günleri binekle ya da yaya olarak Kubâ mescidine gider, oradaki müslümanlarla buluşup iki rekât namaz kılar ve geri dönerdi ( Buharî , Müslim). Ayrıca Kubâ mescidinde kılınacak iki rekât namazın bir umre yerine geçeceğini ifade buyururdu. ( Tirmizî )

Büyük bir ihtimalle ertesi Cuma günü Efendimiz s.a.v. Kubâ'dan Medine'nin merkezine doğru yola çıktı. Bir saat civarında süren bu yolculuk esnasında, Ranuna denilen yerde öğle vakti girince, orada bulunan bir mescitte Cuma namazını eda etti.

Kubâ ve Ranuna'da kılınan Cuma namazlarından sonra, Sahabe-i Kiram bütün Cuma namazlarını Efendimiz s.a.v.' le birlikte Medine'nin merkezindeki Mescid -i Nebî'de kılmaya başladı. Medine'nin diğer mahallelerinde oturanlar Cuma namazı için oraya geliyorlardı. Cumanın haftanın en hayırlı günü ve müslümanların bayramı olduğunu, Efendimiz s.a.v.'den öğrenmişlerdi.

Öyle bir vakit ki...

Cuma ile ilgili olarak Rasul-i Ekrem s.a.v. şunları ifade buyurmu ştu:

“Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkartıldı.” (Müslim)

“Günlerinizin en faziletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salât ve selam getiriniz; zira sizin salât ve selamlarınız bana sunulur.” ( Ebu Dâvud )

“Bir kimse Cuma günü boy abdesti alarak elinden geldiğince temizlenir, saçını sakalını yağlayıp tarar veya evindeki güzel kokudan süründükten sonra camiye gider, fakat orada yan yana oturan iki kimsenin arasını açmaz (kimseye eziyet etmez), sonra Allah Tealâ'nın kendisine takdir ettiği kadar namaz kılar, daha sonra sesini çıkarmadan imamı dinlerse, o cumadan öteki cumaya kadar olan günahları bağışlanır.” ( Buharî )

“Cuma gününde bir zaman vardır ki, şayet bir müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah'tan bir şey isterse, Allah ona dilediğini mutlaka verir.” ( Buharî )

“Cuma günü olunca, mescidin her bir kapısında melekler vardır. İlk gelenleri sırayla yazarlar. İmam (minbere) oturunca defterleri kapatıp, zikri dinlemeye giderler.” (Müslim)

“Kim önemsemeyerek üç cumayı terk edecek olursa, Allah onun kalbini mühürler.” ( Ebu Davud , Tirmizî )

Rasul -i Ekrem s.a.v.'in Cumanın fazileti ve önemiyle ilgili benzeri şekilde bir hayli mübarek beyanları oldu. Buna rağmen ilginç bir olay meydana geldi.

Daha iyisi istenmez mi?

Yine bir Cuma günüydü. Uzun zamandır bazı malların ve özellikle gıda maddelerinin şehirde bulunmaması ciddi sıkıntılara sebep olmuştu. Kıtlık yaşanıyordu. Herkes Suriye'den dönecek olan ticaret kervanını bekliyordu. Mescid -i Nebî'de Efendimiz s.a.v. minbere çıkmıştı. Ayağa kalkmış Cuma hutbesini irad buyuruyordu. Tam o esnada kervanın geldiğine dair def sesleri duyuldu. Herkes kervanı karşılamaya gitti. Kala kala mescitte on iki kişi kaldı. Bu durum Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimizi oldukça üzdü. Yüce Mevlâ da şu ayetleri inzal buyurdu:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı zikre koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu sizin için daha hayırlıdır.

Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.

Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah'ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma, 9-11 )

Gelen ayetleri duyduklarında kervanı karşılamaya gidenler çok üzülmüştü. Ama artık yapacak tek şey vardı: Tevbe … Onlar da öyle yaptı. Medine'de benzeri bir olay bir daha asla yaşanmadı. Onların sayesinde, Cuma gününde dikkat edilecek hususlar ve yapılacak ibadetler en güzel şekliyle bize ulaştı.

O gün bugündür. Cuma günü ve Cuma namazı müslümanlar arasında ayrıcalığını hep korudu. Cuma namazlarında dalga dalga sokaklara taşan saflar bunun bir göstergesi. Ne var ki diğer vakitlerde bomboş kalan camiler, Cuma bereketini hasretle yâd ediyorlar.

____________________
__________________
Başlarına üzücü bir hal geldiğinde sabreden; Kendine nimet verildiğinde şükreden; Haksızlığa uğradığında olaya hoşgörüyle yaklaşarak bağışlayıp affeden; Kendi bir haksızlık yaptığında özür ve af dileyen kimseler... İşte onlar güvenli ve doğru yolu bulanların ta kendileridir
HZ.MUHAMMED (s.a.v)


23-05-2008 01:55 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..







Hayırlı Cumalar ....



23-05-2008 07:41 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

cumanın hayrı üzerinize olsun

23-05-2008 07:52 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..












HAYIRLI CUMALAR

23-05-2008 09:06 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki
Duslersokagi.com. iletisim: bilgi [ @ ] duslersokagi [ nokta ] com