arkadas


 
bosluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 46
Forumlar >> Dinler, inançlar, mistisizm >> DİNDEN ÇIKMAK NEDİR, GÜNAH NEDİR bosluk
Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5
Kutudaki yazili sayfaya git -->
Yazar DİNDEN ÇIKMAK NEDİR, GÜNAH NEDİR
offline Yabancı..

irem demiş ki; sinan kardesim güzel bi konuyu ele almissin ama yazinin bazi bölümlerine katilamayacagim.

Ama kardesim büyük bir hata yapmissin, olayi namazla kiyaslamissin. sunu söyleyeyimki hicbir günahi namaz kilmamakla karsilastiramayiz!
Namaz ile ilgili birseyi söylerken, namazin ne anlama geldigini, Rabbimiz namazi neden emrettigini ve Namazin Rabb katinda hangi derecede oldugunu bilmemiz gerekir.
namaz kilmayan birisi illaki dinden cikmaz manasinda bir cümle yazmissin, kusura bakma ama bunu bu kadar kolay söyleyemeyiz.

Cünkü Namaz Kilmamak demek cennetin kapilarina duvar örmek demektir.Namazin önemini anlamak icin sunlari mutlaka bilmek gerekir: Namaz, Rabbi tealanin Kuran-i Kerimde en cok emrettigi farz dir, Rasuli Ekremin vasiyetidir, miracin hediyesidir, Kelimeyi tevhidden hemen sonra gelir(bunlari hepimiz bilioruz tabii).
Hani yukarida okul ile bi örnek vermissin ya, bende ona benzer bir örnek vereyim. Düsünelim ki biz bi okula kayit olduk, yani belgeler imzalandi,form dolduruldu vs.vs.
biz bu okula kayit olduk ama bir defa bile okul binasindan iceriye girmedik, biz sadece o okula kayitli oldugumuzu düsünüyoruz. lakin bir gün geldi bizden okul belgesi istendi, okula belge almak icin giden biz, bi ögreniyoruz ki bizim kaydimiz coktan silinmis!.
buda aynen öyle birsey, o yüzden lütfen yazinin o kismini degistir, diger arkadaslar yanlis anlarlar vebal üzerine kalmasin.
selam ve dua ile...


Allah razı olsun muhteremim.

Namaz konusunu yeri geldikçe değişik açılardan ele aldık Allahın izniyle bu sitede. Hatta, bir çok alimlerin namaz kılmayana dinden çıktığına dair fetvalar bile var dedik. Fakat cumhur-u ulemanın görüşüne göre bu muteber değildir. Ekseri görüş, "çok şiddetli bir cezaya maruz kalacaktır" diyor. Namaz dinimizin direğidir. Allah cc bir kudsi hadiste: "Namazına (gereği gibi) ehemmiyet verene şanım üzere yemin ederim ki cennetimi söz verdim, ama ehemmiyet vermeyene bir sözüm yoktur" Hadis alimleri bunu, "cennetime sokmam demiyor da cennetime alsam bile alırım ama orada herkes gibi bir olmaz" diye tefsir ediyorlar. Zira cennette değişik mertebeler var. Hatta ve hatta cennete girdiği halde Allahın mübarek cemalini ebediyyen göremeyecek zümre vardır.

Bir başka hadisi şerifte: "Allah cc, namaz kılmayanın diğer iyilikllerine ehemmiyet vermez" buyurulmaktadır. Fakat Hz peygamberin sav hiç bir hadisinde, namaz kılmayanın dinden çıkacağına dair hadisine rastlanmamıştır. Müctehid alimler icma ve kıyas yoluyla fetva çıkarırlar.

Yine de her şeyin en iyisini bilen yalnız Allahtır.

El-hak, bizler fetva makamında değiliz elbet. Okuyoruz, öğreniyoruz çok şükür. İslam nazarında, dinden çıkmanın hükmü bellidir. Her hangi bir dini hükmünü yok saymak, alay etmek, küçümsemek, kabul etse bile bu zamanda geçmez demek ve bazı diğer hususlar v.s. bunlar dinden mürtedlik gerektirir. Rabbim muhafaza eylesin.

Yorumunuz içinde Allah razı olsun. Her halükarda yine bekleriz inşallah.

Selam ve dua ile...

08-03-2008 09:15 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

tamam sende hakli olabilrsin tabii,
ama konuyu söylede ele alabiliriz, hep günahlardan vs. bahsediyoruz ya, diyoruz sunu yaparsak günah, sunu böyle yaparsak caiz olmaz felan diye, ama günahlardan cok müslümanin neredeyse yaptigi bircok seyde sevap vardir, mesela bir kadinin evde temizlik yapmasi, cocuklarina yemek pisirmesi(hatta bu sadaka yerine gecer), e$i ile muhabbet etmesi, bir tanidigina selam vermesi gibi...
ama benim bildigim: bir insan namaz kilmazsa, müslümanin günde kazanabilecegi sevaplar yazilmaz.
hatta $öyle bir$eyde duymu$tum, bir insan namaz kilmiyor ama vatani icin can veriyorsa bu kisi $ehit olarak sayilmazmi$???
bu konuda bi bilgin varmi acaba
hayirli günler...

08-03-2008 13:23 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

irem demiş ki; tamam sende hakli olabilrsin tabii,
ama konuyu söylede ele alabiliriz, hep günahlardan vs. bahsediyoruz ya, diyoruz sunu yaparsak günah, sunu böyle yaparsak caiz olmaz felan diye, ama günahlardan cok müslümanin neredeyse yaptigi bircok seyde sevap vardir, mesela bir kadinin evde temizlik yapmasi, cocuklarina yemek pisirmesi(hatta bu sadaka yerine gecer), e$i ile muhabbet etmesi, bir tanidigina selam vermesi gibi...
ama benim bildigim: bir insan namaz kilmazsa, müslümanin günde kazanabilecegi sevaplar yazilmaz.
hatta $öyle bir$eyde duymu$tum, bir insan namaz kilmiyor ama vatani icin can veriyorsa bu kisi $ehit olarak sayilmazmi$???
bu konuda bi bilgin varmi acaba
hayirli günler...


Gerçekten güzel, bir o kadar da acı bir konuya değindiniz. Tebrik ederim sizi. Sık sık sohbet ortamları olsun rastgele olsun karşılaşıyorum. Soruyorlar: "Ne o ya, ona günah buna günah, her şeye günah diyorsunuz, hiç mi sevap işleyecek hal yapmıyoruz"

Aslında burada cümle hatası çıkıyor. HER ŞEY derlerken geriye bir kalmıyor diye anlıyorum. Adı üstünde HER-ŞEY. Bütünü yani. Tabi ki, alışkanlıklardan ötürü konuşmalar bunlar. Kişi ömrü boyunca haram yolunda ilerliyor, -nadiren olur da hayırlı bir amel ederse o ayrı taibi ki- içki içmiş, namazı terk etmiş, kötü davranmış, haram yemiş, zina etmiş, anaya babaya asi olmuş, yalan söylemiş v.s. Nerdeyse bu kişi de iyilik namıma pek bir şey görünmüyorsa bu adama göre herşey elbet günahtır, sevap işledin diyecek halimiz mi var? "Hiç mi bir iyilğim yok" derse, -amenna varsa vardır da-, iyilikler az ise günahlarda çoğunluk göze batandır.

Allah cc "kim zerre iyilik yapsa zayi edilmez, zerre kötülük yapsa karşılıksız bırakılmaz" (Zilzal suresi 7-8.ayetler) buyurmuştur.

Sizin bahsettiğiniz, mesela kadının evde temizlik yapması, çoluk çocuğuna bakması, eviyle ilgilenmesi v.s. bunlar da tabi ki ibadettir. Fakat burada şart şudur, Farz olan ameller yapılduğı takdirde. Zira Allah cc kadına "evine bakacaksın, ilgileneceksin" diye vazife emri vermiştir vermesine amma bundan evvel, kadın erkek ayırmadan "öncelikle vazife sana emir buyurduğum Farz olan amellerdir." ilave etmiştir. Allah cc kadını ya da erkeği aldığı vazifeden önce Farzlardan hesaba çekecektir. Diğerleri işin sonraki kısmıdır.

"Farzların (başta namazın) hesabını kolay veren diğelerinden çekinmesin" (H.Ş)

Şehitlik ayrı bir olay. Can vermek kolay değil. Bu imanın gücü ölçüsündedir. Ama onun için ben kesin bir şey diyemem. Her şeyin hükmü yalnız Allaha aittir.

Fakat, adam vardır, namaz niyaz ehli değildir, ibadetlerde türlü sebeplerden ötüsü pek işi olmamıştır (!) fakat iyilik severdir, temiz ahlaklıdır, hoş dillidir, kimsenin etlisine sütlüsene karışmaz, gider savaşır ölür, bu ayrı bir hadisedir.

Bir de adamın biri ne namazı var ne niyazı var, ömrü içki masalarından kalkmamış, haramzade olmuş, din-tesettür aleyhtarlığı yapmış, gitmiş askere terörle savaşırken ölmüş şehit demişler. Ne diyeyim ben şimdi. Hassas bir konu.

Fakat gerçek şehit bellidir. Ömrü boyunca Allah için yaşamış, Allah'a layık salih bir kul olmak için iman-ibadet ekseninde yaşamış, haram helal sınırını uygulamış, neslini bu yönde telkin ettirmiş ve yetiştirmiş ve Allah cc için DİN uğruna, vatan uğruna can vermiştir. Asıl bu şehittir. Diğerlerini ise biz Allaha bırakıyoruz.

Rabbim gerçek şehitlerden olmayı ihsan eylesin.

08-03-2008 14:17 | cevapla | Şikayet Et!
offline ersinfaruki27
Mesajlar: 44

128835
OKUMADAN GEÇMEYİN PİŞMAN OLURSUNUZ


Sıfır Tam Yüzde Beş
(Arifler Gecesi) / Şehit Namzeti

- Alo... Mecit sen misin?
- Evet Can.
- Haydi buluşuyoruz.
- Nerde?
- Aynı yerde.
- Tamam

Buluştular.
Yavaşça konuştular.
- Cakko çağırmış bizi...
Beraber ikimizi.
Arkadaşlar ordadır.
Geç mi kaldık acaba?
Ama zannetmem, işte;
Şu binaya girişte.
Cakko da başlamıştır.
Anlatması çok güzel
Örgüte çok faydalı.
Sen etrafı kes Mecit.
- Tamam tamam önden git.

İki-üç saat sonra,
İyice karanlıktı;
İkisi birden çıktı.

- Sigara ver yakalım.
- Çabuk ol da işimize bakalım.
- Bugün bana iki paket yetmedi.
- Sen etrafı dikizle de hiç hoşuma gitmedi.
Poşet iyi ki siyah.
Bekçi mi o eyvah!
Bırak poşeti yere!
- Korkma, korkma bekçi değil, adam olmuş teyyare.
- Bana korkak Mecit.
Ben tedbiri severim.
Hem düşün ki bak kaç sene, yakalanmadık gene.
Bize güveniyorlar.
İş bitirir diyorlar.
Öyle değil mi yoldaş?
- Doğru dedin arkadaş.

Bir vazife uğruna...
Yanyana, yürüdüler.
Mecit dedi: - Şu duvara, yazalım.
Şu duvar da müsait
Biri poşetten çıkardı boya ile fırçayı
Biri dedi: - Erkete dur, saatlerce gezdiler;
Yazdılar, çizdiler, saatlerce gezdiler;
Cami duvarına dahi, kelimeler dizdiler.

Bir başka gün yine düştü bir jeton;
Aynı ses ve aynı ton.
- Alo... Mecit sen misin?
- Evet Can.
- Haydi buluşuyoruz.
- Nerde?
- Aynı yerde.
- Tamam

Akşamdı buluştular.
- Selam
- Selam.

Toplantı erken bitti.
Dışarıya çıktılar.
İlk konuşan Mecit’ti:
- Gericiler, camiden boşalıyor.
- Ne kadar kalabalık!
- Bu geceyi bilmiyorsun galiba?
- "ARİFLER GECESİ" mi?
- "Arefe" diyorlar.
- Enterese etmiyor.
.................................
- Ben var ya Can;
Bazen düşünüyorum da...
Acaba şu durumda...
Onlar mı gerici, yoksa biz miyiz? Bir soru şuurumda.
- Bak yoldaşım bunu kaç kez söyledim...
Hem bilgimi aşıyor;
Hem aklım karışıyor.

Artık boşver, işimize bakalım.
Ver sigara yakalım.
Başladılar afişe.
Duvarlara peşpeşe.
Çok bildiri astılar;
Çok da geç kalmıştılar,
Ayrıldılar.

Anahtarı çevirdi.
Mecit evine girdi
Ailesi yatmıştı.
Sessiz ve karanlıktı.
Küçük şamdanı yaktı.
Peşinden de sigara;
Koltuğuna oturdu.
Biraz düşüne durdu.
"Yaratıcı var mı? Yok mu?" kendi kendine sordu.
Ve nasıl bulunurdu?
Yine sordu... Yine sordu... Düşünüyordu.
.................................
Yan odada uyuyordu annesiyle babası.
Kulağına gelen bu ses, babanın horlaması.

İşte dedi. "Benim bunlardan türeyişim nasıldır?"
Bunlar sebep, benim için Yaratıcı asıldır.

Sevgi denen cazibeyle, tutuşmuşlar elele
Bedenlere sevgi ve zevk, yerleştiren kim hele?

Hem de bak ki cinsiyetler, bir erkek bir dişidir.
Birbirine uygunluğu, bir bilenin işidir.

Bu aletler nasıl bulmuş annemi ve pederi?
Elbette ki bir sanat ve bir düşünce eseri.

Bir damla su ve içinde bir hücresi ben idim.
Milyonlarca hücreden ben, rahime giden idim.

Ve kırkaltı kromozom bir hücrede birleşti.
Bir aralık benim boyum, sıfır tam yüzde beşti. *

Ve bir zaman ihtimamla korunmada kalmışım.
Bir çiğnem et, sonra kemik, sonra beden almışım.

Ruh diyorlar... Evet öyle... Başucuma dikilmiş.
Öyle candan arkadaş ki, sonsuza dek vekilmiş.

Dört aylıkken kim demiş de parmağımı emmişim?
Daha anne karnındayken, emmeyi öğrenmişim.

Elim, ağzım, hiç bir uzvum, beni beslemez şimdi.
Göbeğimden bir hortumla beni besleyen kimdi?

O alemde yaşamakla, orda kalmayacaktım.
Bu dünyadan söz etseler, kâle almayacaktım.

Takılmış çok organımı, lüzum eder sanmazdım.
"Gideceğin yerde lazım." Deseler, inanmazdım.

Ahirette lazım denen aynen ibâdet gibi;
Şimdi gördüm âzâlarım biri bin devlet gibi.

Nasıl oldu anlamadım, birden işler değişti
İktidarım olmaksızın bu âleme gelişti.

Bu âleme geliş var ya, akıl ederse meyil...
Demek yine bir âleme gelmemiz işten değil.

Göbeğimde bağlanmıştı, nasıl beslenecektim?
Hazır terkip gıda var mı? Kime seslenecektim

Vâlidemde süt mü vardı? Demek Biri düşünmüş!
Bütün bunlar başlangıçta mutlak bir görüşünmüş.

Emmem için uçları var, hem de delik delinmiş.
Bu işlerin ustalığı bir muazzam el’inmiş.

Bir şey dikkatimi çekti, tam bitmişken işlerim...
Âzâlarım tastamamdı, yalnız yoktu dişlerim!

Memesini ısırırdım, çünkü çenem kuvvetli.
Demek Biri annem için benden çok merhametli.

Hatta yedi yaşımdayken, ağzım hep çürük dişti...
Kıymetini bilmezdim, onları kim değişti?

Tüm bunları okullarda, bize bir bir dediler...
İmzaları kime ait, niçin söylemediler?

Kim bunları örtüyorsa, insanlığa kalleştir.
Hiç aklımdan çıkmayan şu, sıfır tam yüzde beştir!

Şu ellerim... Hodri meydan, kim zerre hata bulur?
Daha güzel el düşünsek, akılsızlık bulunur.

Parmakların mafsalları, nasıl yerli yerince.
Mafsal kendi olamaz ki, düşünürsem derince.

Lâzım diye uçlarına, tırnağı kim takıyor?
Bir Allah’ı işaretle, her an bana bakıyor!

Damda gezen olmadıkça, kar yağsa da iz olmaz.
Bunca kudret, bunca kalem... "Bir harf kâtipsiz olmaz." **

Seven dahi sevdiğine, eliyle dokunuyor.
Beş parmakta, Allah ismi, çok rahat okunuyor. ***

Kıvrılması olmasaydı, dirseklerin, dizlerin;
Hiç mümkün mü görmemesi, kör de olsa gözlerin?

İskelet ki ayrı ayrı kemiklerden değil mi?
Yüzden artık kilo taşır, bu kudret kimin ilmi?

Aynı hücre, aynı tarla, üç ekin var uzanır...
Aynı başta kaş ve kirpik, ne uzar ne budanır.

Biri bize murâd etmiş, şu sakal-bıyık var da...
Onlar insan, biz de insan; fakat yoktur kızlarda.

Mâdem ki var hoş kokular, hoş sedâ, hoş lezzetler;
Demek bana Biri takmış, algılayan aletler.

Kokuları tefrik eden burnu bana kim takmış?
Kokmuş şeyi farketmeye, ağzım geç kalacakmış.

İnsan ilmî îzahlara ülfet etmiş uyuyor;
Kulak et, zar, kıkırdak da, kim demiş de duyuyor?

Demek Allah her varlığa, ilim ve kanun yazmış.
Eğer böyle olmasaydı, zaten ilim olmazmış.

Dil ne küçük... Hem ne büyük labaratuvar böyle?
Binbir çeşit lezzetleri, nasıl biliyor öyle!

Şu gördüğüm her şey göz’e, göz kendine hüccettir.
Göz dediğin su’dur, et’tir, görmesi kerâmettir.

Hiç bir uzvun eksiği yok, en mükemmel yeri var.
Mâdem hata yok, demek ki hata yapmaz Biri var!

Şu uykuyu kimden aldık? Sanki ölüm ötesi.
Her gün ölüp diriliriz, inanmamak da nesi?

Şu sindirim sisteminin, hangi haline şaşma?
Lîsanıyla bana der ki: Ağzına at, karışma.

İçimdeki organların mâhiyeti, et ve su...
Bir sanatkâr kurmasaydı, nasıl çalışır ya Hu?

Kimin işi her hücreye kan taşıyan borular?
Bir Kâdir’e vermeyince, boşta kalır sorular.

Diken, sinir sistemiyle acı verir gezilmez.
Sinirleri kopmuş uzuv, alev alsa sezilmez.

Şu hafıza, şu beyin, kim vermiş de almıştık?
Dört yaşımda, yaşıtımla kırk yumurta çalmıştık.

Ve şu gönül... Hayret di mi? Yüzler duygu doluşmuş.
Şu et, şu kan, şu kemikte, gönül nasıl oluşmuş???

Demek Allah sistem kurmuş, ete, kemiğe bak ki.
Bu Sanatkâr, O değilse kim sahip çıkacak ki?

Maddecide iz’an olsa, işi maddeye yıkmaz.
Maddeden ruh, maddeden us, maddeden gönül çıkmaz!

Aklı, ruhu, gönlü takan, gaz mı? Toz mu? Duman mı?
Şol gerici inanan mı? Bunlara kalp yuman mı?

Şu varlığı kim yarattı? Dersek; "tabiat" der de...
Her varlığı tek tek sorsak, yapan tabiat nerde?

Varsayımlar, teoriler... Ne gördüm, ne tanırım.
Varlığını farkettiğim, Allah’a inanırım.

Bir zi-şuur, ne hücredir, ne de hâdiselerdir.
Allah vardır! Allah birdir! Bu hayat bir kaderdir!
.................................
Vakit hayli geçmişti.
Çok sigara içmişti.
Bir an sessizce durdu.
Alnını oğuşturdu
Kendi kendine sordu;
Okuldan bir arkadaş,
Sokulup yavaş yavaş,
Bir şey demişti bana.
Yüce Kur’an’dan yana.
Hep dinden söz ederdi.
Elim O’nu iterdi.
O demişti bir âyet.
Şöyle idi nihâyet:

... "Sen Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın.
Gözünü çevir de bak... Bir aksaklık görebilir misin?
Sonra gözünü tekrar tekrar çevir.
Fakat göz;
Umduğunu bulamayıp;
Zelîl ve hakir olarak dönecektir."

Aman ya Rabbi!
Ne müthiş söz bu böyle!?
Fakat gerçekten öyle.
Bir meydan okumak ki:
Bilimlere, kâşiflere
İyilere, kötülere
Diplomalı kâfirlere
Bizi ifsâd edenlere
Hemi çağdaş cahillere
Kıyâmete dek tâ ki.

Bütün bunlar gösterir ki ahiret de hazırdır.
İlk varoluş, ikinciye, perdesi açık sırdır.

Hiç mümkün mü hiçe insin şu kâinat, hem de biz?
"Biz neciyiz? Nerden geldik? Nereye gidiciyiz?" **

Hiç mümkün mü nevbaharlar, bir gün olup solmasın?
Hiç mümkün mü soldu diye, tekrar bahar olmasın?

Yüzde bir de ölüm varsa, insan bahse katılmaz.
Ahiret bu... Mahvolmaya yazı-tura atılmaz!

İnanmışa, cennet de var, cehennem de, af da var
Îmansıza, ebediyyen cehennemlik yafta var!
.................................
Evet bunlar gerçekti
Birden içini çekti
Sigara içecekti. Vazgeçti
Biraz da terlemişti
Bu ses de ne uzaktan?
Mevce mevce geliyor.
Allah’u Ekber, Allah’u Ekber.
Lâilâhe illallah.
Demek olmuştu sabah!
Mecit’in hali neydi?
Başını öne eğdi.
O ne o? Ağlamak mı?
Yoksa mutlu sabah mı?
Hayret!
Mecit yerinden kalktı,
Ve abdest alacaktı.
Aldı evinden çıktı.
Hem bayramdı, sabahtı.
Yürüyordu.
Câmiyi görüyordu.
Ve neler söylüyordu:

Rabbim! İşte geliyorum, mahcûbum ve kederli.
Cenneti mi? Düşünmedim; sevgin bana yeterli.

Her ne kadar geç kaldıysam elimden tut ne olur.
Merhameti Sen yarattın, en çok Sen’den umulur.

Altı saat evvel astım, duvarlara afişi
Şimdi murâd ediyorum, Sana secde edişi.

Şu kalp gözüm seni gördü, başkasıyla bakışmaz
Günâhımın hepsini sil, Sana az şey yakışmaz.

Senin yolun her ne olsa ölmek bile sezâdır.
Kişilerin çizdiği yol, yarın bana ezâdır.

Hayatımda olmayışın, o gün bana ateştir.
O gün Sen’den başka herkes, sıfır tam yüzde beştir!

İfsatçılar yere batsın, dini yanlış tanıtmış
Adınıysa gizlemişler, her şey Sana kanıtmış.

Canlıları inceledik, her santim ve her milim.
İmzanı da farketmiştim, fakat ben de câhilim.

Ne Güneş’i, ne Kamer’i adına vermediler
- Oraya kim koymuş? Dedim; doğa moğa dediler.

Adından ziyâde adlar bellettirdi hocalar
Sen’den ziyâde sevildi, adı batasıcalar.

Yazdıkları; Sen’den uzak mutluluk reçetesi...
Dine karşı şu çağdaşlık, özgürlük demek nesi?

Kelimeler kazma olmuş, kafaları eşmişler...
Bir ahiret bir de Sen’i, nelere değişmişler!!!

İçimdeki boşluğu, asla benimsemedim
Sen’i bulmak istemezken, sevmeden edemedim.

Ne yapayım? Anladım ki, kırık dökük her yerim,
Hazır gözüm yaşarmışken, affediver ey Kerim.

Meğer sensiz sahte imiş, her mutluluk be ilim
Reçetende öyle demiş, Peygamberim, Sevgilim.

Şu halimden haber versen, ya Rab Peygamberime
Benim yüzüm tutmuyor da, selâm söyle yerime.

Yollarına ekeceğim iman kokulu güller...
Ölmemişse hayat bulsun, ifsât olmuş gönüller.

Ya Rab benim işim bitti, dinden uzak cepheyle
Onlar seni bilmiyorlar, onları da affeyle...

10-03-2008 16:40 | cevapla | Şikayet Et!
offline ersinfaruki27
Mesajlar: 44

128835
OKUMADAN GEÇMEYİN PİŞMAN OLURSUNUZ


Sıfır Tam Yüzde Beş
(Arifler Gecesi) / Şehit Namzeti

- Alo... Mecit sen misin?
- Evet Can.
- Haydi buluşuyoruz.
- Nerde?
- Aynı yerde.
- Tamam

Buluştular.
Yavaşça konuştular.
- Cakko çağırmış bizi...
Beraber ikimizi.
Arkadaşlar ordadır.
Geç mi kaldık acaba?
Ama zannetmem, işte;
Şu binaya girişte.
Cakko da başlamıştır.
Anlatması çok güzel
Örgüte çok faydalı.
Sen etrafı kes Mecit.
- Tamam tamam önden git.

İki-üç saat sonra,
İyice karanlıktı;
İkisi birden çıktı.

- Sigara ver yakalım.
- Çabuk ol da işimize bakalım.
- Bugün bana iki paket yetmedi.
- Sen etrafı dikizle de hiç hoşuma gitmedi.
Poşet iyi ki siyah.
Bekçi mi o eyvah!
Bırak poşeti yere!
- Korkma, korkma bekçi değil, adam olmuş teyyare.
- Bana korkak Mecit.
Ben tedbiri severim.
Hem düşün ki bak kaç sene, yakalanmadık gene.
Bize güveniyorlar.
İş bitirir diyorlar.
Öyle değil mi yoldaş?
- Doğru dedin arkadaş.

Bir vazife uğruna...
Yanyana, yürüdüler.
Mecit dedi: - Şu duvara, yazalım.
Şu duvar da müsait
Biri poşetten çıkardı boya ile fırçayı
Biri dedi: - Erkete dur, saatlerce gezdiler;
Yazdılar, çizdiler, saatlerce gezdiler;
Cami duvarına dahi, kelimeler dizdiler.

Bir başka gün yine düştü bir jeton;
Aynı ses ve aynı ton.
- Alo... Mecit sen misin?
- Evet Can.
- Haydi buluşuyoruz.
- Nerde?
- Aynı yerde.
- Tamam

Akşamdı buluştular.
- Selam
- Selam.

Toplantı erken bitti.
Dışarıya çıktılar.
İlk konuşan Mecit’ti:
- Gericiler, camiden boşalıyor.
- Ne kadar kalabalık!
- Bu geceyi bilmiyorsun galiba?
- "ARİFLER GECESİ" mi?
- "Arefe" diyorlar.
- Enterese etmiyor.
.................................
- Ben var ya Can;
Bazen düşünüyorum da...
Acaba şu durumda...
Onlar mı gerici, yoksa biz miyiz? Bir soru şuurumda.
- Bak yoldaşım bunu kaç kez söyledim...
Hem bilgimi aşıyor;
Hem aklım karışıyor.

Artık boşver, işimize bakalım.
Ver sigara yakalım.
Başladılar afişe.
Duvarlara peşpeşe.
Çok bildiri astılar;
Çok da geç kalmıştılar,
Ayrıldılar.

Anahtarı çevirdi.
Mecit evine girdi
Ailesi yatmıştı.
Sessiz ve karanlıktı.
Küçük şamdanı yaktı.
Peşinden de sigara;
Koltuğuna oturdu.
Biraz düşüne durdu.
"Yaratıcı var mı? Yok mu?" kendi kendine sordu.
Ve nasıl bulunurdu?
Yine sordu... Yine sordu... Düşünüyordu.
.................................
Yan odada uyuyordu annesiyle babası.
Kulağına gelen bu ses, babanın horlaması.

İşte dedi. "Benim bunlardan türeyişim nasıldır?"
Bunlar sebep, benim için Yaratıcı asıldır.

Sevgi denen cazibeyle, tutuşmuşlar elele
Bedenlere sevgi ve zevk, yerleştiren kim hele?

Hem de bak ki cinsiyetler, bir erkek bir dişidir.
Birbirine uygunluğu, bir bilenin işidir.

Bu aletler nasıl bulmuş annemi ve pederi?
Elbette ki bir sanat ve bir düşünce eseri.

Bir damla su ve içinde bir hücresi ben idim.
Milyonlarca hücreden ben, rahime giden idim.

Ve kırkaltı kromozom bir hücrede birleşti.
Bir aralık benim boyum, sıfır tam yüzde beşti. *

Ve bir zaman ihtimamla korunmada kalmışım.
Bir çiğnem et, sonra kemik, sonra beden almışım.

Ruh diyorlar... Evet öyle... Başucuma dikilmiş.
Öyle candan arkadaş ki, sonsuza dek vekilmiş.

Dört aylıkken kim demiş de parmağımı emmişim?
Daha anne karnındayken, emmeyi öğrenmişim.

Elim, ağzım, hiç bir uzvum, beni beslemez şimdi.
Göbeğimden bir hortumla beni besleyen kimdi?

O alemde yaşamakla, orda kalmayacaktım.
Bu dünyadan söz etseler, kâle almayacaktım.

Takılmış çok organımı, lüzum eder sanmazdım.
"Gideceğin yerde lazım." Deseler, inanmazdım.

Ahirette lazım denen aynen ibâdet gibi;
Şimdi gördüm âzâlarım biri bin devlet gibi.

Nasıl oldu anlamadım, birden işler değişti
İktidarım olmaksızın bu âleme gelişti.

Bu âleme geliş var ya, akıl ederse meyil...
Demek yine bir âleme gelmemiz işten değil.

Göbeğimde bağlanmıştı, nasıl beslenecektim?
Hazır terkip gıda var mı? Kime seslenecektim

Vâlidemde süt mü vardı? Demek Biri düşünmüş!
Bütün bunlar başlangıçta mutlak bir görüşünmüş.

Emmem için uçları var, hem de delik delinmiş.
Bu işlerin ustalığı bir muazzam el’inmiş.

Bir şey dikkatimi çekti, tam bitmişken işlerim...
Âzâlarım tastamamdı, yalnız yoktu dişlerim!

Memesini ısırırdım, çünkü çenem kuvvetli.
Demek Biri annem için benden çok merhametli.

Hatta yedi yaşımdayken, ağzım hep çürük dişti...
Kıymetini bilmezdim, onları kim değişti?

Tüm bunları okullarda, bize bir bir dediler...
İmzaları kime ait, niçin söylemediler?

Kim bunları örtüyorsa, insanlığa kalleştir.
Hiç aklımdan çıkmayan şu, sıfır tam yüzde beştir!

Şu ellerim... Hodri meydan, kim zerre hata bulur?
Daha güzel el düşünsek, akılsızlık bulunur.

Parmakların mafsalları, nasıl yerli yerince.
Mafsal kendi olamaz ki, düşünürsem derince.

Lâzım diye uçlarına, tırnağı kim takıyor?
Bir Allah’ı işaretle, her an bana bakıyor!

Damda gezen olmadıkça, kar yağsa da iz olmaz.
Bunca kudret, bunca kalem... "Bir harf kâtipsiz olmaz." **

Seven dahi sevdiğine, eliyle dokunuyor.
Beş parmakta, Allah ismi, çok rahat okunuyor. ***

Kıvrılması olmasaydı, dirseklerin, dizlerin;
Hiç mümkün mü görmemesi, kör de olsa gözlerin?

İskelet ki ayrı ayrı kemiklerden değil mi?
Yüzden artık kilo taşır, bu kudret kimin ilmi?

Aynı hücre, aynı tarla, üç ekin var uzanır...
Aynı başta kaş ve kirpik, ne uzar ne budanır.

Biri bize murâd etmiş, şu sakal-bıyık var da...
Onlar insan, biz de insan; fakat yoktur kızlarda.

Mâdem ki var hoş kokular, hoş sedâ, hoş lezzetler;
Demek bana Biri takmış, algılayan aletler.

Kokuları tefrik eden burnu bana kim takmış?
Kokmuş şeyi farketmeye, ağzım geç kalacakmış.

İnsan ilmî îzahlara ülfet etmiş uyuyor;
Kulak et, zar, kıkırdak da, kim demiş de duyuyor?

Demek Allah her varlığa, ilim ve kanun yazmış.
Eğer böyle olmasaydı, zaten ilim olmazmış.

Dil ne küçük... Hem ne büyük labaratuvar böyle?
Binbir çeşit lezzetleri, nasıl biliyor öyle!

Şu gördüğüm her şey göz’e, göz kendine hüccettir.
Göz dediğin su’dur, et’tir, görmesi kerâmettir.

Hiç bir uzvun eksiği yok, en mükemmel yeri var.
Mâdem hata yok, demek ki hata yapmaz Biri var!

Şu uykuyu kimden aldık? Sanki ölüm ötesi.
Her gün ölüp diriliriz, inanmamak da nesi?

Şu sindirim sisteminin, hangi haline şaşma?
Lîsanıyla bana der ki: Ağzına at, karışma.

İçimdeki organların mâhiyeti, et ve su...
Bir sanatkâr kurmasaydı, nasıl çalışır ya Hu?

Kimin işi her hücreye kan taşıyan borular?
Bir Kâdir’e vermeyince, boşta kalır sorular.

Diken, sinir sistemiyle acı verir gezilmez.
Sinirleri kopmuş uzuv, alev alsa sezilmez.

Şu hafıza, şu beyin, kim vermiş de almıştık?
Dört yaşımda, yaşıtımla kırk yumurta çalmıştık.

Ve şu gönül... Hayret di mi? Yüzler duygu doluşmuş.
Şu et, şu kan, şu kemikte, gönül nasıl oluşmuş???

Demek Allah sistem kurmuş, ete, kemiğe bak ki.
Bu Sanatkâr, O değilse kim sahip çıkacak ki?

Maddecide iz’an olsa, işi maddeye yıkmaz.
Maddeden ruh, maddeden us, maddeden gönül çıkmaz!

Aklı, ruhu, gönlü takan, gaz mı? Toz mu? Duman mı?
Şol gerici inanan mı? Bunlara kalp yuman mı?

Şu varlığı kim yarattı? Dersek; "tabiat" der de...
Her varlığı tek tek sorsak, yapan tabiat nerde?

Varsayımlar, teoriler... Ne gördüm, ne tanırım.
Varlığını farkettiğim, Allah’a inanırım.

Bir zi-şuur, ne hücredir, ne de hâdiselerdir.
Allah vardır! Allah birdir! Bu hayat bir kaderdir!
.................................
Vakit hayli geçmişti.
Çok sigara içmişti.
Bir an sessizce durdu.
Alnını oğuşturdu
Kendi kendine sordu;
Okuldan bir arkadaş,
Sokulup yavaş yavaş,
Bir şey demişti bana.
Yüce Kur’an’dan yana.
Hep dinden söz ederdi.
Elim O’nu iterdi.
O demişti bir âyet.
Şöyle idi nihâyet:

... "Sen Rahman’ın yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın.
Gözünü çevir de bak... Bir aksaklık görebilir misin?
Sonra gözünü tekrar tekrar çevir.
Fakat göz;
Umduğunu bulamayıp;
Zelîl ve hakir olarak dönecektir."

Aman ya Rabbi!
Ne müthiş söz bu böyle!?
Fakat gerçekten öyle.
Bir meydan okumak ki:
Bilimlere, kâşiflere
İyilere, kötülere
Diplomalı kâfirlere
Bizi ifsâd edenlere
Hemi çağdaş cahillere
Kıyâmete dek tâ ki.

Bütün bunlar gösterir ki ahiret de hazırdır.
İlk varoluş, ikinciye, perdesi açık sırdır.

Hiç mümkün mü hiçe insin şu kâinat, hem de biz?
"Biz neciyiz? Nerden geldik? Nereye gidiciyiz?" **

Hiç mümkün mü nevbaharlar, bir gün olup solmasın?
Hiç mümkün mü soldu diye, tekrar bahar olmasın?

Yüzde bir de ölüm varsa, insan bahse katılmaz.
Ahiret bu... Mahvolmaya yazı-tura atılmaz!

İnanmışa, cennet de var, cehennem de, af da var
Îmansıza, ebediyyen cehennemlik yafta var!
.................................
Evet bunlar gerçekti
Birden içini çekti
Sigara içecekti. Vazgeçti
Biraz da terlemişti
Bu ses de ne uzaktan?
Mevce mevce geliyor.
Allah’u Ekber, Allah’u Ekber.
Lâilâhe illallah.
Demek olmuştu sabah!
Mecit’in hali neydi?
Başını öne eğdi.
O ne o? Ağlamak mı?
Yoksa mutlu sabah mı?
Hayret!
Mecit yerinden kalktı,
Ve abdest alacaktı.
Aldı evinden çıktı.
Hem bayramdı, sabahtı.
Yürüyordu.
Câmiyi görüyordu.
Ve neler söylüyordu:

Rabbim! İşte geliyorum, mahcûbum ve kederli.
Cenneti mi? Düşünmedim; sevgin bana yeterli.

Her ne kadar geç kaldıysam elimden tut ne olur.
Merhameti Sen yarattın, en çok Sen’den umulur.

Altı saat evvel astım, duvarlara afişi
Şimdi murâd ediyorum, Sana secde edişi.

Şu kalp gözüm seni gördü, başkasıyla bakışmaz
Günâhımın hepsini sil, Sana az şey yakışmaz.

Senin yolun her ne olsa ölmek bile sezâdır.
Kişilerin çizdiği yol, yarın bana ezâdır.

Hayatımda olmayışın, o gün bana ateştir.
O gün Sen’den başka herkes, sıfır tam yüzde beştir!

İfsatçılar yere batsın, dini yanlış tanıtmış
Adınıysa gizlemişler, her şey Sana kanıtmış.

Canlıları inceledik, her santim ve her milim.
İmzanı da farketmiştim, fakat ben de câhilim.

Ne Güneş’i, ne Kamer’i adına vermediler
- Oraya kim koymuş? Dedim; doğa moğa dediler.

Adından ziyâde adlar bellettirdi hocalar
Sen’den ziyâde sevildi, adı batasıcalar.

Yazdıkları; Sen’den uzak mutluluk reçetesi...
Dine karşı şu çağdaşlık, özgürlük demek nesi?

Kelimeler kazma olmuş, kafaları eşmişler...
Bir ahiret bir de Sen’i, nelere değişmişler!!!

İçimdeki boşluğu, asla benimsemedim
Sen’i bulmak istemezken, sevmeden edemedim.

Ne yapayım? Anladım ki, kırık dökük her yerim,
Hazır gözüm yaşarmışken, affediver ey Kerim.

Meğer sensiz sahte imiş, her mutluluk be ilim
Reçetende öyle demiş, Peygamberim, Sevgilim.

Şu halimden haber versen, ya Rab Peygamberime
Benim yüzüm tutmuyor da, selâm söyle yerime.

Yollarına ekeceğim iman kokulu güller...
Ölmemişse hayat bulsun, ifsât olmuş gönüller.

Ya Rab benim işim bitti, dinden uzak cepheyle
Onlar seni bilmiyorlar, onları da affeyle...

10-03-2008 16:42 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

Ersin kardeşim tek kelimeyle, süpper....

Allah razı olsun...

11-03-2008 10:49 | cevapla | Şikayet Et!
offline Yabancı..

Rabbim gerçek şehitlerden olmayı ihsan eylesin. [/code]


amin.

bende aslinda onu demek istemistim.
aslinda kendimize sormamiz gerekir "ben nasil müslümanim" diye. acaba farzlarimi yerine getirebiliyormuyum, Rabbimin katinda isledigim ammeller ne kadar?, neyim ile müslümanim, yasantim islama uygunmu? islam hakkinda birilerini bilgilendirebiliyormusum veyahut islami ögrenebiliyormuyum?

konuyu biraz dagitiyorum belki ama söylemedende edemiyecegim.
bence biz(müslümanlar) basta kendim olmak üzere, kendimizi islama degil islami kendimize uydurmaya calisiyoruz ve artik müslümanmiyim yoksa degilmiyim düsüncelerine kapiliyoruz (yukaridada belirttigim gibi) bu zamanda kapilmakta zorundayiz.
biz diyoruzki: icki icerim, eglenirim, kiligima kiyafetime dikkat etmem, hanimimi döverim, agzim küfürlüdür ama tabiki MÜslümanim"
mesela asri saadete bakiyoruz, hadisleri inceliyoruz, hicbir yerinde "ben su günahi bilerek isliyorum ama müslüman oldugum kesin" diye birsey göremeyiz.
mesela hz. Aise validemiz bir kervan görüyor kervandaki kadinlari incelerken gözleri baslarindaki cok ince olan örtüye takiliyor hemen: vallahi böylesi ince örtüyü bir müslüman kadin takamaz, müslüman kadinlara bu tür örtü haramdir, ha tabii siz müslüman degilseniz o ayri" diye sert bir tavir koyuyor.
pekii biz ne yapiyoruz böylesi hadiselerden ders almayip, "ben onuda giyerim sunuda icerim ama müslümanim" diyebiliyoruz.
s.a.

26-03-2008 11:41 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek icin uye olmaniz gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: Önceki  1, 2, 3, 4, 5
Duslersokagi.com. iletisim: bilgi [ @ ] duslersokagi [ nokta ] com