Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Geri

BİR BİLSEN Kİ, SENİ SENDEN FAZLA SEVDİĞİMİ... Bu yazıyı arkadaşıma yolla
RAMAZAN AYI İLE ARAMIZ NASIL ??

Selamun aleykum muhterem dostlar.

Bir Ramazan ayının daha içinde olmanın sonsuz haz ve lezzetini duyuyoruz. Bizleri böyle mübarek bir aya eriştirdiği için, yüce Allah’ımıza sonsuz hamd-ü senalar olsun.

Gerçektende öyle bir aydayız ki, bunu layıkıyla anlatabilmek oldukça zor, hatta nerdeyse imkânsız desek abartmış olmayız. Bir kere, bu ay diğer 11 ayın sultanı, efendisi hükmündedir. Bu ayda yapılan ibadetler, iyilikler, hayır-hasenatlar, diğer aylara göre kıyaslandığında daha fazla karşılık veriliyor. Hani üniversite sınavlarına ya da herhangi bir sınava girenler bilirler; katsayı. Siz sonuçta bir puan almışsınızdır amma, gireceğiniz bölümünde ayrıca özel bir puan sistemi daha olabilir. İlk başta aldığını puanlar, ilaveten bölümün puanı ile sistemli bir şekilde yeniden yapılandırılır ve artışa neden olur. (Gerçi yakın zamandan sonra, katsayının durumu ekarte ettiler ya, o başka ) Buna benzer şekilde, misal; Ramazan ayında kıldığınız nafile bir namaz diğer aylara göre bire ondan bire yedi yüze kadar daha fazla ecir ve sevapla doluyor. Binaenaleyh, farzlar nasıl bir karşılık görür, allahülalem! Ya da bir fakire, garibe, yetime, dula, öğrenciye, yolda kalmışa v.s. yardımda bulundunuz da, gözyaşları ve minnet duygusu ile dualarını aldınız ya, artık o dua vallahülazim, size cehennem kapılarını pat diye kapattırıyor.

Ömürde kaç defa Ramazan ayı gelir ki? Ortalama 70 sene yaşayana 70 defa gelir. Onunda ilk 15 senesi çocukluk ver ergenlik dönemi olduğu için farz değildir. Geriye kaldı 55 defa Ramazan. Tabiri caizse, kişinin başına –hani derler ya- başına devlet kuşu kondu, artık değerini bilen bilir bilemeyen maalesef geri teper. Öyle bir sistem düşünün ki, yüzde bin garantisi olsun. Böyle bir şey dünyada yok. Dünyada hangi teminat olursa olsun, mutlaka günün birinde eksilme, kırılma, çatlama ile karşı karşıya kalır. Mutlaka kalır. Hadi diyelim, böyle bir teminat bulundu da, size verildi. Bununla sonsuza dek keyif süremezsiniz ki! Eninde sonunda ikinizden birinizin sonu gelecek. İşte Allah2ın kuluna vaat ettiği teminatın ne sonu gelir ne de tadı tuzu değişir. Arttıkça artar. Sonsuza kadar. Zaman mekân mevhumunu unutun bir kere o teminatı aldığınızda!

“Eğer kullar Ramazan ayındaki üstünlükleri bilselerdi bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.“ (Taberâni) diye buyuran Hz. Muhammed Mustafa sav çok ince ayrıntıları, bu kadar net özetlemiş işte. Elbette bizler kul olarak bunlara tam olarak vakıf olmasak da bir takım üstünlükleri vardır. Nedir Ramazan ayındaki üstünlükler?

Birincisi, Kur’an bu ayda nazil olmuştur. O Kur’an ki; insanların rehberi, yolda kalmışların tutanağı, şaşırmışların pusulası, hidayet rehberimizdir. Allahın kullarına en büyük mucizesi Kur’an’dır. Bir insan, Kur’an’a ne kadar saygı, sevgi, muhabbet duyuyorsa onun derecesi o nispette artar. Oysa günümüz insanın değeri dış görünüşle ölçülüyor. Verdiği değerler maddi ölçüler içerisinde. TV lerin ekranlarında boy gösteren sanatçı geçinen (!) birçok kişinin peşinden, bilhassa gençlik olarak kitleler sürükleniyor. Ne uğruna? Belli değil. Tam bir nefis hegomanyası. Tatminsizlikte sınır tanımama, özgürlük adına diyorlar. Bırakıyoruz İslam âlemini, Türkiye’mizin nüfusunu ele aldığımızda kaç kişi Kur’an okumayı bilebiliyor. Artık tecvitli (gerektiği gibi usullerle) okuma şartını koymadık henüz. Dini kavramların böylesine vurdumduymaz olduğu bir ortam geçmişte bile yaşanmadı. İnsan dindarlığını yaşamaya utanır hale geliyor. Çünkü hor görülüyor. Oysa kalbinde iman abidesi oluşmuş bir şahsiyet, göğsünü gere gere, ne desinl’ere bakar ne de gösterişlere. İşte böylesi bir ayda bizlerin geçmiş hayatımızın muhasebesini yaparak ayağımıza gelen nimeti tepmemeliyiz. Bunu yapmaya mecburuz dostlar. Var mı başka seçeneğimiz ölümden başka? Kim kalmış ki geçmişlerimizden biz bu dünyaya çivi çakalım. Sözün özü, hayatımızı Kur’an ölçüsü içine koymak, eksikliklerimizi Kur’an ile tamamlamak, hatalarımızı Kur’a ışığında görmek bizler için en büyük hedef olmalıdır. Ramazan ayı ise böyle bir gaye için, eşi bulunmaz, belki seneye bir daha gelmez çok büyük bir nimettir.

İkincisi, bu ayda farz olan oruç tutulur. Oruç ki, az önce belirttiğimiz gibi yapılan ibadetler, hayır hasenatlar bu ayda bire ondan bir yedi yüze kadar misli ile katlanarak sevap veriliyorsa, oruç bundan istisnadır. Görevli melekler yaptığımız ibadetlerin sevap notlarını tutmakla beraber, iş orucun sevabını yazmaya geldi mi Allah cc: “Onu (sevabını) bana bırakanız” buyuruyor. Bir Kuds-i Hadis Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

“Oruç benim içindir, onun için mükâfatını ben vereceğim. Oruçlu olan kişi benim için nefsânî arzularını, yemesini, içmesini benim için terk eder. Oruçlu için iki türlü ferahlık vardır. Biri iftar anındaki ferahlık, diğeri ise Rabbine kavuştuğu zamanki ferahlıktır. Oruçlunun ağız kokusu Allah cc katında misk kokusundan daha değerlidir.” (Müslim)

Bir hadisi şerifte Efendimiz sav şöyle buyurmuştur:

“Bu ayda dört şeyi çok yapın. Bu dört şeyin ikisi ile Allah’ı razı edersiniz, diğer ikisine ise sizin ihtiyacınız vardır. Allah’ı razı kılacağınız iki şey şunlardır: Allah’tan başka ilah bulunmadığına şahadet etmek (“La il’ahe illallah” demek), ikincisi (günahlarında dolayı) Allah’a karşı bolca istiğfarda bulunmak (kısaca “eğtağfirullah el aziym” çekmek). İhtiyacınız olan iki şeyde şudur: Allah’tan cenneti isteyin, diğeri ise cehennemden ona sığınınız. Her kim oruçluya (iftar anında) su verirse, Allah cc o kimseye benim havuzumdan su içirecektir ki, cennete girinceye kadar bir daha asla susamayacaktır.”

Ne güzel müjdeler değil mi?

Değerli dostlar. İnsanın ölümü ne kadar kaçınılmaz ise, ahirette karşılaşacakları hadiseler aynı mesabededir. Bu dünyada bunları bazılar umursar bazıları ise umursamaz. Elbet bundan Allah’ın bir mesuliyeti yoktur. Zira O, kullarına dünyada iken, gerek peygamberler gerekse ilahi emirleri içeren semavi kitaplar göndermiştir. Eğer aklıselim bir insan isek, en kısa sürede bakalım Kur’an-ı Kerim’e, göreceksiniz ki, ahirette kulların ne ile karşılaşacağını Allah cc eksiksiz beyan buyurmuştur. Cenabı Hak’kın kullarının hiçbir ameline ihtiyacı olmadığı gibi, kullarının hatalarından dolayı alacakları cezadan dolayı -haşa- suçlanamaz. Şimdi birisi kalkıp: “İyi de ben bilmiyordum bunları” dese, pek inandırıcı gelmez. Belki senin yemenden içmenden daha önemli olan, bilmen gereken Kur’ani ve İslami hükümler varken bilmedin de, olur olmaz her şeyi bildin ama. Tuttuğun takımın sporcularını şakır şakır sayarsın, kullandığın parfümün, içtiğin sigaranın markasını, gezip dolaştığın bataklık âlemlerin nerede olduğunu bilirsin de, iş Allah’ın emir ve yasaklarını bilmeye geldi mi “bilmiyorum” diyorsun. Değerli kardeşim, istersen öncelikle şöyle bir düşün: “Bilmiyordum” derken sence inandırıcı mı bu? Değil bana, sana inandırıcı geliyor mu? Ha, cahil bir kula bir şekilde diyebilirsin ama beni asla kandıramazsın! Hele hele, kaldı ki Allah’ı değil kandırmak, aklından dahi geçirme sakın.

Ah kardeşim! Aslında bir bilsen, seni senden fazla düşündüğümü ve sevdiğimi! Allah’ın sana ahirette vereceği nimetler var ya, senin şu fani dünyada geçici, aldatıcı şeyler ile kıyaslaması bile olamaz. Senin heves ettiğin şeyler; diyelim ki pahalı elbiselerin, yiyeceklerin, gezmezlerin, tozmaların, eğlenmelerin, daha neler neler. Bunların ne kadarını kullanırsın ki? Önüne, dünyanın en nefis yemeklerinden on tane mükellef sonra konulsa, senin yiyeceğin eninde sonunda 2 bilemedin 3 tabaktır. Gerisi olduğu kalır. Hatta onları gördükçe için kalkar midende bulanma hissedersin. İşte bunlar dünya nimetinin ne kadar değersiz olduğunu göstermiyor mu? Dünya nimetleri ancak ihtiyaç olduğu kadar kullanılır ve elde edildiğine de şükredilirse güzeldir. Oysa bir de cennet nimetlerine bakalım istersen.

Kur’an’da bahsedilen cennet bile, tam olarak tarif değildir. Asıl hakikat iş oraya girildiğinde görülecektir.

“(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.” (Bakara Suresi, 25)

Cennet nimeti olarak sunulan yiyeceklerin her biri hem estetik güzelliğe sahiptirler hem de son derece lezzetli yiyeceklerdir. Bunlardan özellikle meyveler görünüşleri, renkleri, kokuları ve kendilerine has tatları ile birbirlerinden güzeldirler.
Cennetteki yiyecek ve meyveler ise cennet ehlinin önüne kusursuz ve zahmetsiz olarak gelirler. Allah Kuran'da “(Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış.” (İnsan Suresi, 14) ayetiyle bu meyvelere ulaşmanın son derece kolay olduğunu bildirmiştir. Cennette dalından koparılan bu meyveler toz, kir olmaksızın tertemizdir ve lezzetleri de mükemmeldir. Başka ayetlerde de Allah cennet meyveleri ile ilgili olarak şöyle buyurur:
“İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz.” (Zuhruf Suresi, 72-73)
İnsan dünyada neden yemek yer, su içer? İhtiyaçtan dolayı değil mi, yani acıkır ve susar. Karnı doyduktan ve suya kandıktan sonra zevki, lezzeti kalmaz. Misal, oruçlu insana iftar sofrası nasıl görünür dersiniz? Sanki bütün sofrayı tek başına bitirecekmiş gibi hisse kapılır. Oysa Cennette yemek ihtiyaçtan değil, Allah'tan bir nimet ve ikram olarak zevk için yenmektedir. Orada iman edenler acıkma, susama gibi dünyaya dair acizliklerden arındırılmışlardır. Canı istediği anda yiyecek içecek, doyma hissi de olmayacaktır.
Bir diğer hadisi şerfite geçen konu ise:
“Cennet ehlinin en aşağı derecede olanının başucunda 10.000 (on bin) hizmetçi, her hizmetçinin elinde farklı renkte altın ve gümüşten iki sahan ve içlerinde ayrı ayrı meyveler vardır. En son yediğini de ilk iştahla yediği gibi yer..”. [Ramuz el-Ehadis-1, s. 71/5]
Sakın siz şimdi rakamlara takılmayınız. “On bin tane hizmetçi ile ne yapılacak?” der gibi. Cennete verilen sayısız nimetlerin görevini kim görecek? Siz oraya ebedi dinlenmeye gidiyorsunuz. Çalışmaya değil ki. Size lazım olan her işi, onlar sizin için, seve seve, oflamadan göreceklerdir.
Evet, çok değerli kardeşler. Bir insan sadece cenneti tarif etmeye ve yazmaya kalksa ne ömrü yeter, ne de ilmi. Zaten tariften de aciz kalır. Kulların yapacağı tarifler daha çok yeme, içe, elbise, ev, eş gibi nimetlerdir. Oysa bunların haricinde de bir takım nimetler vardır ki, bunların ne olduğunu Allah cc bildirmemiş. Sadece varlığını beyan buyurmuştur. Ki, o heyecanla cennete girip elde ettiğinde zevk-ü sefasını en iyi şekilde tatsın diye.

Sanıyorum konu biraz amacının dışına çıktı. Gayemiz Ramazan hakkında yazı yazmak idi. İşi cennete getirdik. E, Ramazan ayında tutulan oruçlar ne için peki? Başta güzel Allah’ımızın rızası ve cenneti değil mi?

İşte bu ay fırsat ayı. Bir dahaki Ramazana kavuşacağına dair hiçbir kimsede teminat yok. Oruç tutmak sadece aç kalmak, su içmemek ya da şehavetten uzak kalmak değildir. Oruç tüm beden ile birlikte, ruha da oruç tutturmaktır. Bu da, kalbin her an Allah’ı anması, gözlerin haramlardan sakınması, dilin gıybet dedikodu yapmaması, ellerin ayakların ve diğer bütün organların haram olabilecek şeylerden uzak kalması, hep oruçla alakalı şeylerdir. Bu ayda daha fazla Kur’an okumak, tesbihat ile meşgul olmak, ilim öğrenmek gerekir ki, az önce bahsetmeye çalıştığımız o eşsiz cennete neşe ile güle oynaya girebilelim.

Rabbimiz cümlemize gayret, muhabbet ihsan etsin.

Allah’a emanet olunuz.

Selamun aleykum.

SİYAMİ KAZAN
İSTANBUL
Her türlü yorumlarınız için:
siyamikazan@gmail.com

Şikayet et

Tarih: 26.09.2006 12:24 - Okuma Sayısı: 1073 - Yazının Puanı: 10 - Yazar: Bu yazıyı arkadaşıma yolla

Gösterilen Yorumlar 0 - 0 / 0

Yorum ekle

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim