HİÇ SİZE DELİ DEDİLER Mİ?
Es-Selamun Aleykum pek muhterem dostlar.
İlmin keyfiyeti ve sonsuzluğu her ne kadar Allah’a cc aitse de, kullarına da düşen kendi çapınca ilmin peşine düşmektir. İşten artan vakit zamanlarda bulabildiğimiz fırsatlarda bunu âcizane değerlendirme gayreti içindeyiz inşallah. Hakikaten şu internet gerçekten de büyük nimetmiş. Her ne kadar da bazıları farklı emellerde kullansalar da. Bir kere, sanal ortamda gerçektende ilim sahaları mevcut. Ulaşımı kolay. Size istediğiniz bilginin muhtevasını sunuyor. Değerli âlimlere ve bunların çok bir çok değerli eserlerine farklı yollarla ulaşmak mümkün. Allah cc emeği geçenlerden razı olsun. İlim dediğiniz sadece kitap değil ki. Her çağın teknik durumu faklıdır. Eskiden bilgisayar yoktu dolayısıyla internet yoktu, kitap yüklü evler vardı. Oysa şimdi bilgisayar denilen nimet ile saatler sürebilecek araştırmaları, en güzel tasnifiyle bulabiliyorsunuz, kıyaslama yapabiliyorsunuz. Bu çağın gereği böyle imiş. Kim bilir ileride nasıl bir şeyler çıkacak? Değerlendirebilene, her şey Allah’ın yolunda kullanılabiliyormuş demek ki! Allah cc cümlemizi her nimetiyle dini İslâm’a, ümmet-i muhammede hizmet edenlerden kılsın. Neyse biz asıl konumuza gelelim inşallah.
Bazen oluyor ki, dostlardan kimileri (şikâyet ediyorlar demeyelim de) biraz serzenişe mi giriyorlar ne? Bir şeyin altını öncelikle çizerek aydınlık getirelim inşallah. Şu var ki kul, Allah cc için vardır. Birbirimize daima yardımcı olma eğiliminde olmamız gereklidir. Hata aramak şöyle dursun, aklımızın ucundan dahi geçmez. Rabbimiz yine de bu gibi kötü hallerden cümlemizi muhafaza eylesin. Gayemiz eksiklerimizi beraber tamamlamaktır. Marifet yolunda beraberce birbirimize yardımcı olarak, Allah’ın yardımı ve mürşidi kâmilimizin bereketli himmeti ile hedefe varmaktır. Hani, demişler ya; “Düşeceksen yolda düş ki, hiç olmazsa biri tutar kaldırır yine yoluna devam edersin. Amma yolun kenarındaki uçuruma düşersen, ya ölürsün ya da birisinin seni görmeme ihtimali vardır ki, kaybolur gidersin.” İşte bu hesap, gayemiz yollarda takılan bizleriz. Birbirimizin elinden tutup birbirimize destek olmaktır. Bunu da sırf Allah için yapmalıyız.
İşi nereye mi getirmek istiyorum? İşte dedik ya, dostlardan bazen gelen serzenişler neticesinde araştırdık ki, bazı ayetlerde ilginç bir şey gözlemledim: Allah Rasülüne sav, kâfirler Mecnun yani deli demişler.
Bu durum Kur’an’ın birkaç ayetinde belirtilmiş. (Hicr-6, Şuara-27, Saffat-36, Duhan-14, Zariyat-39/52) (Buraya sadece sûre isimleri ve ayet numaraları veriyoruz ki, sizlerinde Kur’an’a bakarak araştırma teşvikiniz artsın diyedir. Rabbim hakiki mânâ da cümlemize lütfeylesin inşallah.)
Bazılarında da Onun mecnun olmadığı Rabbi tarafından açıklanmış: (Tur–29, Kalem–2/52, Tekvir–22) ayetlerinde geçmektedir.
Bazen çaprazlama, hatta tersine çalıştırarak düşünmek kanaatimce tefekkür ufkumuzu açıyor. Aklıma değişik bir şey geldi: İman ederek idrakine vardığımız gerçekler, bizden fiile dökülünce yani amel etmeye başlayınca, Hakikat, yaşamı toplumda ortaya konunca, çoğunluk tarafından garipsenmek, dışlanmak da Nebevi bir vakıa olsa gerek ?!... Acaba hiç böyle düşünmüş müydünüz?. Konuyu daha da açayım: Siz dininizi yaşamak istiyorsunuz, ilmi araştırmalara girdiniz, kütüphanelere gidiyor, sohbetlere devam ediyorsunuz, değişik çevrelerden farklı nurlu simaları dost edindiniz, baktınız ki çevrenizden bir takım kişiler size tavır alıyor. Sanıyorsunuz ki “Acaba hata mı ediyorum?”
***
Pek değerli Kardeşim! Diyorsun ki; filan kitaplara eğilip okuduklarım olan hakikat parıltılarını dillendirince ailem bana tavır aldı. Ya da dinimi birazcık yaşamaya başlaman patronu sinirlendirmiş. Veya gayretli kardeşim! Eski dostların senden sıkılır olmuş, öyle mi?... Ve bu gibi haller seni üzüyor üstelik. Yani sen değerli bacım, tesettüre bürünmüşsün arkadaşların sana artık üzülüyormuş!!! Ya da genç delikanlı kardeşim, sende sakal bırakmak istedin ve bıraktın. Ama ailen sana akıl almaz tavırlar aldılar. Bağırdılar çağırdılar. Bu yaşta da sakal, namaz, takke, başörütüsü de neyin nesiymiş, yaşlanınca bırakırsın, gibiler filan!!! Madem yaşlanınca bırakılıyor, neden kendileri bırakmadılar, tesettüre girmediler öyleyse, o ayrı bir mevzu.
Öyleyse iyi düşün şimdi ve bak diyeceklerime..
Âlemlerin Efendisine deli ve sihirbaz demişlerken, koca bir şehir, kabile Ona tavır almışken, taşlamışlarken, savaşlarda mübarek yüzlerine zarar vermişken… sen ne bekliyordun?.. Güle oynaya, suya sabuna dokunmadan hakikate varacaksın, etrafın alkışlayacak, aferin iyi yapmışsın diyecek öyle mi?.. Deseler di Hz. Muhammed’e sav derlerdi !.. O ki, âlemler O’nun hürmetine yaratılmış. Allah cc, O’nun bir tek kılına zarar geldiğinde, dileseydi yeryüzünde bir tek ot bitirmez, bir damla yağmur yağdırmazdı. Cebrail as gelmedi mi, güllerin gülünün yanına Taif’de taşlandığında: “Ey Allah’ın rasülü. Emret, bu şehrin altını üstüne getireyim. Rabbimden müsaade aldım.” Merhametin pınarı, gül kokusunun kaynağı, O efendiler efendisi sav ise ne buyurdu: “Aman ya Cebrail. Belki içlerinden iman eden birisi çıkar. Bugün olmazsa yarın inşallah.” Ve dua buyurmadı mı “Ya rabbi bilmiyorlar. Bilselerdi yapmazlardı!”
Bir diğeri de Hz İbrahim as’ın kıssasıdır. O ki tek başına bir imparatorluğa karşı durdu iman kuvvetiyle. Memrud ve ordusu onunla başa çıkamadı. Peki, hakikatte Nemrud kiminle savaştı? İbrahim as her ne kadar peygamber ise de, sonuçta o da insandı. Onunda bir dayanağı vardı? Kimdi O? Nemrud öyle bir büyük ateş yaktırdı ki, askerler hararetinden yaklaşıp da İbrahim as’ı elleriyle tutup atamadılar. Bir mancınık yaptılar, onunla atacaklardı. Yapılan her hazırlıkları İbrahim as görmüyor muydu? Gözleri önünde elleri bağlı olduğu halde birçok hazırlık yapıldı. Odunlar yığıldı dağlar gibi. O ise gayet sakin ve vakurlu bir halde idi.
Az sonra O’nu mancınığa yerleştirdiler. Karşısında gürül gürül yanan ateş. Onda ise ne büyük tevekkül, ne engin teslimiyet! Ve mancınığın ipi kesilir kesilmez havada ateşe doğru uçuşan İbrahim as’ın yanına Cebrail as geldi:
“Ya İbrahim. Rabbim beni sana yardım etmem için gönderdi. Sen dile, Mikail’e söyleyeyim öyle yağmur yağdırsın ki, senin için ateşi söndürelim.”
“Buraya sen isteyerek mi geldin rabbim mi gönderdi?”
“Hayır! Ben Rabbime niyaz ettim, ‘gidip peygamberin İbrahim’e yardım edeyim’ diye, o da izin verdi”
“Öyleyse o beni görmüyor mu? Elbet O bana vekildir, O ne güzel vekildir. Dostun dostla arasına girme.”
Ya Rabbi, bu manzarayı ifade edecek bir harf, kelime yok. İbretle seyretmek, hayranlıkla bu imana gıpta etmekten başka.
Ne oluyor peki bu sahnede? Rabbimiz yalnız mı bıraktı onu ateş ile baş başa, HAYIR:
“Ey ateş! İbrahim için serin ve selamet ol.”
Evet, sen ey değerli kardeşim. Ailenden fırça yedin, baskı gördün diye hemencecik bayrağı aşağıya indiriverdin. Ne olur yapma böyle. Şunu ne olur kavra artık. Senin dinini yaşama isteğine Allah cc nasıl ki sayısız sevaplar ecirler ihsan ediyorsa, sana gelen sillelere, sıkıntılara da ayrıca ecirler gelmektedir. O Allah cc öyle hoşnud oluyor ki senden. Hoşnudluğu nerden belli peki? Sana daha çok ızdıraplar yüklüyor. Yakın akrabalarının yetmedi sana musallat olması, arkadaşların başlıyor bu sefer. O da olmadı iş çevren v.s.
“Yeter artık! Ben o kadar dayanabilir miyim?” deme lütfen ne olursun. Kim var destekçin senin, KİİİİM? O’nu kim mağlup edebilir? Kim söz geçirebilir O’na? Kim ki O’na savaş açarsa bilsin daha ilk başta kaybetmeye mahkûmdur, kaybetmiştir de. Kim ki O’na dost olmuş, korkmasın. Bu dünyada her şey serbest bırakılmış, zorlama yok. Sen yaşama eğilimindesin, onlar ise sana karşı çıkma. Peki, hep böyle mi sürer sanırsın, onlarda hep böyle mi sürecek sanırlar? Sakın sahipsiz sanmayalım kendimizi. Dar bilgimizdeki Allah’ı artık büyütelim gözümüzde, gönlümüzde, kalbimizde. O Allah’ı cc, Hz. Peygamber sav’ın buyurduğu gibi “Ya Rabbi! Ben seni yeterince sena etmekten (övmekten) acizim. Sen kendini nasıl sena etmişsen öylesindir.” Bizler Allah’ı daha yeterince tanıyamadık dostlar tanıyamadık. Tanıyamayız da. Ancak dar kalıp akıllarımızdaki bilgileri genişletme zamanı ne zaman gelecek?
Sana tavır alanlar ya, inan ki bilselerdi yapmazlardı. Öyle gün gelecek ki, onlar seninle yüzleşeceklerdir. Senin başında, peygamberleri ve melekleri gıpta ettirecek nurdan bir tacın olacak, hayran hayran bakarak “Kim bu peygamber?” denilecektir. Onların ise, utanç ve üzüntülerinden başları yerde olacaktır. Oysa sen peygamber de değildin. Sadece Allahın emirlerini kalben ve amelen tasdik edip yaşamak isteyen ve bu uğurda çilelere gık çıkarmadan katlanan birisisin. Şu ayetlere çok dikkat et:
“Bir nice yüzlerin ağaracağı (beyazlayacağı) ve bir nice yüzlerinde kararacağı günü hatırlayınız…” Âl-i İmran / 106
“Ve amma o kimselerin ki yüzleri ağarmıştır, onlar Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.” Âl-i İmran / 107
“Sonra kıyamet gününde (Allah), onları rezil eder ve der ki: "Kendileri hakkında (müminlere) düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar derler ki: "Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir.” Nahl / 27
"Kendilerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar. (Melekler onlara şöyle der:) "Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir." Nahl / 28
"(Müminlerle uğraşanlar) kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rablerinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı" Nahl / 33
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Şüphe yoktur, sizlere yaptıklarınız karşılığı kıyamet günü ödenir. Artık kim ateşten uzaklaştırılır cennete girdirilirse o kurtuluşa ermiş olur. Ve dünya hayatı ise aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.” Âl-i İmran / 185
“Ve Allah kime hidayet nasip ederse işte asıl hidayete eren odur ve kimi saptırırsa Allah’tan başka yardımcı bulamazsın ve kıyamet günüde onları körler sağırlar dilsizler yüzleri üzerine haşr ederiz. Onların varacakları yer cehennemdir.” El-İsra / 97
“Ve hepside kıyamet günü, O’nun huzuruna tek tek geleceklerdir” Meryem / 95
“Ve elbette ki onlar kendi ağırlıklarını ve kendi ağırlıklarıyla beraber nice ağırlıkları da yükleneceklerdir. Ve elbette (müminlere) iftira ettikleri şeylerden kıyamet günüde hesaba çekileceklerdir.” Ankebut / 13
...
Ne olur, lütfen üzülme! Bak, ayetlerle bir şeyi fark ettik; Çevrenin seni garipsemesi de yolun önemli kavşaklarından… Hatta daha da ileri gideyim istersen; Çevren ne kadar dengesiz diyorsa sana, demek ki senin o derece dengeye girmekte olduğuna inan!... Ateş olmayan yerden duman çıkmaz değil mi? Ateş var ki duman çıkıyor. Sende öyle bir yaşama azmi olsun, sende iman parıltıları baş göstersin ki, umursama onları. Artık günümüzde iman parıltıları unutulmaya yüz tuttuğu için tuhaflarına gidiyor onların. Amma yine de onlar için duayı ihmal etme. Tekrar ediyoruz ki, bilselerdi yapmazlardı.
…
İçinde herkesten farklı idrakler, hissedişler yaşasan da, yine de etrafı üzmemeye gayret et sen. İslam; denge ve ölçüdür… Tepkilere aldırma!... Çok daralırsan ayeti say ki, sana iniyormuş gibi oku:
“SEN RABBİNİN NİMETİ SAYESİNDE DELİ DEĞİLSİN!” (Kalem–2)
Sana düşen yılmadan ama kimseyi kırmadan, Allahtan kendin için yardım talep etmen, onlar için hidayet talep etmen gerekir. Yapılan ne olursa olsun sakın dünya ile sınırlı kalır sanma, sanmasınlar.
Unutmayın, Allah cc tek hüküm koyandır. O birdir, O tektir, O yegane sevilecek olandır. Hesap sorandır. Mazlumun dostudur. Gariplerin sığınağıdır. Dostlarına savaş açanlara O düşmandır. O kime savaş açmışsa artık onun için tek kurtuluş çaresi yine O’nun rahmetidir. Yoksa bitmiştir onun ve onların hali, ebedi hüsran ebedi perişanlık. İçinde öyle güven duygusu olsun ki O’na, ne gibi sıkıntı olursa olsun, ister zerrece küçük ister dağlar kadar büyük, hemen O aklına gelsin, bak neler olacak o zaman neler! Ne aşılmaz dağlar aşılacak, ne geçilmez setler geçilecektir. O seni zerrene kadar görüyor. İzliyor. Korkma, metin ol, O’nu an, O’nu zikret. O sana senden de yakındır. O merhamet sahibidir, ğafurdur, rahimdir. Onu bulan ne kaybetmiştir, onu kaybeden ne kazanmıştır? !!!
Ya Rabbi! Ne olursun, kardeşlerimize, senin yolunda ilerlemek, sana kulluk etmek isteyen kim olursa olsun, kereminle, lütfün ile onlara iman kuvveti ver. Kalplerine muhabbet ihsan eyle. Ayaklarını dini İslam’da sabit kıl. Bizleri mahçup ve mahzun kılma.
Sözümüzü Hz Mevlana ks’nun bir sözüyle tamamlayalım inşallah:
“Kardeş! Sen duadan ay-rıl-ma. Kabul edilmiş edilmemiş, bununla bir işin yok senin!” (Mesnevi)
Allah cc bu yolda sana gayret, tevfik, muhabbet, ihlâs, ilim, amel ihsan eylesin. Seninle uğraşanlara bir an önce kalp gözü açıklığı ihsan ederek hidayet lütfetsin.
Âmin Ya Mûîn.
Allaha emanet olunuz.
Selam ve dua ile değerli dostlar.
|