Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Geri

ÇATLI'YA RAHMET!.. Bu yazıyı arkadaşıma yolla
ÇATLI'YA RAHMET!..

2- Efsane komutan evine ne zaman dönecek?

3- Zavallılar! Kendi varlıklarını Ülkücülere borçlu olduğunu idrak edemiyorlar!

********************************************************

ÇATLI'YA RAHMET!..

28.06.2003-TERCÜMAN

Servet Kabaklı

HABERLERİ okudunuz veya “izlediniz'... Sedat Bucak beraat etmiş... Sedat Bucak'la bir defa bile el sıkışmış değiliz. Bucak Ailesi'ni yıllardır duyarız; yazılanlardan, çizilenlerden tanırız. Sedat Bucak veya ailesinden herhangi biriyle alışverişimiz dostluğumuz da olmamıştır. Susurluk'taki o korkunç kaza üzerine bina edilen 'çete' iddialarını ve üzerinde koparılan fırtınaları, bir anda değişen

gündemi; Türkiye'nin, hatta şu zembereği boşalmışçasına yaylım ateşine başlayan bir kısım medya vasıtasıyla dünya-alemin konuştuğu bu 'pandoranın kutusu' muhabbetini biz de hatırlıyoruz. Nursun Erel kardeşimiz bizi iyi anlar... 'Anımsamıyoruz' çünkü bu nımsamak 'sözcük'ü, bize 'küçümseyerek anmak' gibi geliyor.

Evet, çok iyi hatırladığımız, acıyla andığımız bu el”m kazada, o zamana kadar bazı çevrelerce çok sevilen İstanbul'un 'başarılı' Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ile birlikte hayatını kaybeden 3 kişiden biri, bizim yaşıtımız, gönül dostumuzdu. Halen kafalarda bilmecesi çözülmeyen bu acayip kazada, diğer merhumlarla birlikte bir büyük vatan evladı, bir ülkü devi de Hakk'a yürüdü... Ölüm adlı gerçek, onu daha ilkbaharını bile yaşayamadığı hayatın bir yerinde alıp götürdü bizden... O çile adamıydı, o dava adamıydı... O adam oğlu adam, yiğit oğlu yiğitti... O 'Reis'ti... O Abdullah Çatlı idi...

Sahi bir de Susurluk'taki o uçak pistinde otomobille çarpışan kamyon ve şoförü vardı... Kamyonu müzeye koymaya kalkmış, şoförü Hasan Gökçe'yi de 'yılın adamı' seçmişlerdi birileri... Nerelerde o esmer adam, ne yapıyor, geçimini ne ile sağlıyor acaba?...

'Bir dakika karanlık!..'

SUSURLUK kazası sonrası 'devlet' ile 'çete' kelimelerinden 'devlet çetesi' tamlaması üreten Marksist-Leninist bir illegal çete, 'Devamlı aydınlık için bir dakika karanlık' diye bir kampanya başlatmıştı hatırlarsanız... Ne ilginç bir rastlantı idi ki, Türkiye'nin asıl kaymağını yiyen ne kadar 'ekmek kadayıfı kılıklı' sosyetik tabaka varsa, hepsi bu kampanyanın gönüllü tanıtıcısı, reklamcısı,

elemanı olmuşlardı. Hatta aynı illegal örgütün çok büyük bir ihtimalle 'taşeronluk' üstlenerek yaptığı suikaste kardeşini kurban veren bir holding 'ağa'sı bu örgütün organize ettiği eylemde, 'medya oburluğu' hastalığına yakalandığı için 'mum ağalığı'na

soyunmuştu.

Şöyle bir hatırlayalım... O devirde en ağır ithamlarla karşı karşıya kaldığı için istifa etmek zorunda kalan İçişleri Bakanı Mehmet Ağar,

'istifasını rica edenlerin' yerinde, şu anda DYP Genel Başkanı'dır. Susurluk kazası sonrası tam 2 dönem, aleyhte kampanyacıların aksine seçim bölgesinde 'millet vefası'na mazhar olmuştur. Sayın Ağar'ın şu anda başında bulunduğu 'Doğru Yol', şahsen bizim yolumuz değildir. Bizim yolumuz, inşaallah ezelden ebede 'Ülkü Yolu'dur. Hatta vefasıyla tanınan Sayın Ağar'la ilgili, 'ahde vefa deryasında susuz kalmak' nev'inden bir kırgınlığımız bile vardır ama yiğidin hakkını yiğide vermek lazımdır. Aylarca süren 'Aya Maya Kampanya'lara, operasyonlara rağmen 'dağ fare doğurdu' misali garip sonuçlar çıkmıştır ortaya... Türkiye için büyük hizmetler yaptıklarına inandığımız Korkut Eken ve İbrahim Şahin ile yarenleri 'devlet için kendilerini feda eden evlatlar' olarak susmayı tercih etmişlerdir. Bize göre devlete ve millete bağlılıklarıyla yaşarken abideleşen bu 'dağ gibi yiğitler' konuşsalardı,

şimdilerde ortalarda gerdan kırarak dolaşan bazı 'tosun'lar sığınacak dehliz ararlardı... Bu vesileyle, mahkemenin takd”r ettiği 6 yıllık cezayı yata yata bitirmeye çalışan Yiğit Türk Subayı Korkut Eken'e ve kampanya yoluyla ceza alıp ceza yatan diğer yarenlere gönül selamları gönderiyor, 'Allah kurtarsın' diyoruz. Bizim 'Can İbomuz' İbrahim Şahin'e de acil şifalar temenni ediyoruz. Birileri

çığlık çığlığa bağırırken, biliniz ki bu vatan evlatları 'susma haklarını kullanarak' ve karşılığında teşekkür yerine ceza alarak

Türkiye'ye hizmetlerini katladılar.

Bir hatıra...

AZİZ dostlar... Bunca yıllık meslek hayatımızda bu gözler neler gördü, bu kulaklar neler işitti, bir bilseniz?... Mesela 1991'de genel başkanlık ile birlikte başbakanlığın da el değiştirdiği ANAP Kongresi'nin arife gecesinde, 'Mehmet Özbay' kimlikli Abdullah Çatlı'nın omuzlarına masaj yapan dev cüsseli bir adam... Yalvarıyor, rica ediyor...

'- Reis, M.... Bey bir dakika görüşmek istiyor hadi gidelim ne olur!..'

'- ........ kim ki ayağına gideyim?!..'

Ve Susurluk kazası sonrası aynı masajcı, kendisine Abdullah Çatlı sorulduğunda 'tanımıyorum' diyor. Onunla da kalsa iyi... O devrin ANAP'ının Sultanahmet Meydanı'nda düzenlediği 'Susurluk'u Telin Mitingi'nin organizasyonunu yapıyor, bu unutkanlığının ve

kurttan bozma sadakatinin karşılığını da 'Bakanlık'la alıyordu...

Ne diyelim, ölüm herkes için... Mühim olan, bunca karalamaya rağmen hayırla yadedilmek...

Rahmet sana Reis!... Rahmet Sana Büyük Ülkü'nün mangal yürekli dev neferi!...

Rahmet sana dostum, kardeşim Çatlı!..

***********************************************************

http://www.yenicaggazetesi.com

Efsane komutan evine ne zaman dönecek?

Hasan Demir -

Sedat Bucak, yargılandığı Susurluk davasından beraat etti.

Savcı, Sedat Bucak ve aşiretinin devlet terör örgütlerine karşı devletin yanında, korucularla birlikte savaştığının altını çizdi. Gazeteler bu haberi “Susurluk davası kapandı” diye duyurdu.

Bence, hayır, Susurluk davası kapanmadı. Çünkü aşireti ile birlikte “devletin yanında yer alan” Bucak beraat etti ama bizzat “devlet adına” PKK ile mücadele eden kamu vicdanının “Efsane Yarbay” olarak bağrına bastığı Korkut Eken aynı davadan tam 6 yıl hapse mahkûm oldu, halen cezaevinde çile dolduruyor.

Tamamen “emir komuta zinciri” içerisinde hareket eden Eken’in dört duvar arasına tıkıldığı bir ortamda, Susurluk’un bütün sanıkları beraat etmiş olsa dahi bu dâvâ kapanmış sayılabilir mi?

Kimdir Korkut Eken? Milletimiz ona niçin “Efsane Yarbay!” sıfatını uygun görmüştür? Çünkü o önce, şerefli bir Türk subayıdır. Kara Harp Okulu’nu bitirmiştir. Komando Tugayı’nda, Hava İndirme Tugayı’nda, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’nda takım ve bölük komutanlıkları yapmıştır.

Türk milleti ne zaman nerede kritik ve zor bir göreve ihtiyaç duysa orada Korkut Eken adı mutlaka vardır.

Mesela, Kıbrıs Barış Harekatı öncesi, Ada’daki mücahitleri örgütlemiş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Ada’ya çıkabilmesi için alt yapıyı Eken hazırlamıştır. Hava İndirme Tugayı’nda görevli iken 20 Temmuz 1974 sabahı paraşütçü birlikle birlikte Ada’ya ilk atlayan üç dört kişiden biri yine Eken’dir.

1978 yılında “üstün eğitimli subay ve astsubaylardan” oluşan Özel Harp Dairesi Özel Birlik Komutanlığı’nda görev almış, burada komutan yardımcılığına kadar yükselmiştir.

1980 yılında teröristler Diyarbakır’da THY uçağını kaçırmış, Türkiye şok olmuştur. Sayın Eken burada da devreye TİM Komutanı olarak girmiş, ilk defa gerçekleştirilen “uçaktan rehine kurtarma” operasyonunda teröristleri etkisiz hale getirerek, silah arkadaşları ile birlikte rehineleri kurtarmayı başarmıştır.

1982 yılında, Polis Özel Timlerinin kurulmasında rol aldı ve rehine kurtarma timleri yetiştirdi.

İki yıl sonra, 1984’te PKK Eruh’ta ilk kanlı eylemini yapar yapmaz Korkun Eken’e bölgede görev verildi. 1986 yılına kadar sayısız sıcak çatışmaya giren Eken pek çok üst düzey PKK’lı teröristin ölü ve diri yakalanmasını sağladı. Yani o hep namlunun ucundaydı.

Bir dağ gibi sağlam ve sessizdi. Devlet, Eken’in hizmetlerini şükranla karşıladı ve kendisine en önemli madalyalarımızdan olan, “Üstün Cesaret ve Feragat” madalyasını verdi.

81 ve 86 yıllarında Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Timlerinin oluşturulması yine Eken’in aklı ve alın teri ile yoğruldu. Yine ödüllendirildi.

Eken’in her Türk subayı gibi bu vatanın birlik ve bütünlüğü için yaptığı hizmetleri burada sırası ile saymamız mümkün değil. 1987 yılında Yarbay rütbesinde iken kendi isteği ile emekli olan Efsane Yarbay Korkut Eken, 1993 yılında Özel Harekât Timlerinin yeniden techizatlandırılması ve eğitimi çalışmalarında yine baş roldeydi.

1996 yılında Susurluk’ta bir kaza oldu.

Devletine bu kadar hizmet etmiş bir insan, “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve bu teşekkülü yönetmek” suçundan yargılandı, 6 yıl hapse mahkûm edildi.

Konuşsaydı, şu hareketi şu komutanın emri ile yaptım deseydi o şimdi dışarıdaydı. Ama Eken “devlet sırrını” nâmusu gibi aziz bildi, ortalıkta teşhir etmedi. Oysa bu ülkede katrilyonları zimmetlerine geçirenler “ticari sır” diyor, kimse onlara dokunamıyor.


Demek ki ticari sır, yani para kazanma hırsı, devletin birlik ve bütünlüğünü koruma sevdasından daha dokunulmaz bir Türkiye’de yaşıyoruz biz. Eken, hiç af istemedi.

Çünkü o “Ben suç işlemedim” diyordu. Ve Eken hiç, “Pişmanım” demedi. Çünkü vatanın birlik ve bütünlüğünü korumak için namlunun önünde durmaktan pişman olacak bir karakter değildi o.

Hükûmet şimdi “eve dönüş” projesi altında teröristlere af çıkarıyor.

Jandarmayı vuranlar, polis katledenler eve dönecek, ama, Eken cezaevinde olacak. Sonra da “Susurluk davası kapandı” diye haber yapacak gazeteler.

Ben bunu içime sindiremiyorum.

Şehit anaları ve bu topraklar için ter dökmüş, kan akıtmış insanların da içine sindirebildiğini hiç ama hiç zannetmiyorum.

Kamu vicdanının rahat etmesi için Sayın Eken mutlaka yeniden yargılanmalıdır. Birileri ona “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”ni adres gösterdi.

Ama o ne dedi biliyor musunuz: “Ben devletimi yabancılara şikayet edecek adam değilim.” İşte gerçek “Adam!” budur aziz Türk Milleti...

**********************************************************

http://www.yenicaggazetesi.com

Zavallılar! Kendi varlıklarını Ülkücülere borçlu olduğunu idrak edemiyorlar!

Arslan Tekin -

Prof. Dr. Toktamış Ateş, “Cumhuriyet”te Ülkücülere kinini yine kusmuştur:

“Kendilerine ‘ülkücü’ sıfatını lâyık gören bir katiller sürüsünün, devletin resmi güçlerinin bir bölümü ile birlikte, neler yaptıklarını ve bu rezillerin bugün, utanmadan insan içinde dolaşmalarını, her gün sergilememiz gerek.

Hele bunların şu anda hapiste bulunan birkaç tanesinin, ‘af talep’ edecek kadar utanmazlığını gözler önüne sermeliyiz.” (26 Haziran 2003).

12 Eylül öncesini, Türkiye’nin şartlarını en iyi bilmesi gereken bir “Hoca”nın (“Hoca” demeye dilim varmıyor.) at gözlüğü taktığını o dönemi yaşamış aklı başında herkes görür.

5 bin insan hayatını yitirdi. Bunların kimi ülkücü, kimi solcu idi.



Bahçelievler’de 1978’de yaşanan olayı dillerine ve kalemlerine dolayan şartlı refleksliler, bir kere olsun Ülkücülerin nasıl katledildiğini, nasıl işkencelere uğratıldığını yazmamışlardır.

Ülkücüler, Türkiye’yi boyunduruğa sokmak isteyenlere karşı örgütlendikleri, karşı çıktıkları, savaştıkları için fiilen, sözle ve yazıyla saldırıya uğramışlardır.

Toktamış Ateş “Star”da yazan bir gazetecinin kitabından hareketle bu yazıyı yazıyor ama böyle yazısı ilk değil... Daha önce de birçok defa saldırmıştı. O kitabı yazan gazeteciyi yakından tanırım. Hemşehrimdir.

Aynı lisede beraber okuduk. Gazeteciliğe de mahallî gazetede beraber başladık. Çok çatışmıştık.

Çok sonra görüştüğümüzde eskileri unutup birbirimize sarıldık. “İmralı’daki Konuk” kitabımda da ona teşekkür ettim. Duruşmaların birkısmına o da girmişti ve kitap yazmak niyetindeydi.

Beni yakından tanıdığı için benim yazacağımı anlayınca vazgeçti ve elindeki bazı belgeleri bana vermek jestinde bulundu.



O gazeteci bu sıra peş peşe kitaplar çıkarıyor. Hepsi kıytırık kitaplar... Kitap sadece birtakım belge bulup koymak demek değildir. Bu kişinin kabiliyeti sınırlıdır.

Tahsili yetersizdir. Tahlil ve terkibi mümkün değildir.

Peki neden itibar görüyor? Son kitabıyla ülkücülere saldırdığı için... İşkenceyle alınmış ifadeleri, mahkeme zabıtlarını diyalog hâline getirip işte kitap demek bu kadar kolay oluyormuş. Aynı ifadeler, aynı zabıtlar bende de var. Bu ifade ve zabıtlardan ben de başka neticelere vardım! Bu memleketi sevmek bu kadar suç mu?

12 Eylül öncesi olaylarını hiçbir zaman tek başına değerlendiremezsiniz.

Bir olayı çekip ortaya koyup: “Onlar işte bu idiler!” demeniz gerçeği değiştirmez.



Toktamış Ateş “prof.” olduğuna göre ilim milim işleriyle uğraşıyordur. (Babası Prof. Dr. Ahmet Ateş’in kitaplarını ve makalelerini bilirim.

Prof. Dr. Toktamış Ateş’in yazılarına bakarak söyleyebilirim ki, o, babasının eline su dökemez!) Bahçelievler’e gelene kadar neler yaşandı neler... Tek tek saymıyorum bunları...

Nice il başkanları, nice ilçe başkanları, nice öğretmenler, öğrenciler, işçiler...

Anne-babalarıyla, çoluk çocuklarıyla işkencelerden geçirildiler, katledildiler.

Sol gruplar, kendi arkadaşlarını öldürüp, ülkücüler öldürdü, diye sizin Toktamış Ateş gibi prof.ları cüppelerini sürüte sürüte yürütmediler mi?

Toktamış Ateş, Bahçelievler Davasından yatanların dosyalarını hiç inceledi mi? İncelemediği için hepsinin haksız yere hapis yattığını bilemez... Hâdiselerle alâkası olmayanlar da içeride...

Bunları zamanında incelemiş ve uzun uzun yazmıştım. Onlar şu anda dışarıda olmalılar. Bu vesileyle söylemek istiyorum...

Geçmiş mahkeme kararları yeniden incelenmelidir. Hangi hâkimin hangi meşrepte olduğu ve hangi davalarda nasıl karar verdiği, kaç kişinin nasıl haksız ceza aldığı görülecektir.

Hele Yargıtay kararları...



O kitabı yazan gazeteci, pragmatisttir. Dün PKK’ya karşı yazmıştı, Korkut Eken’i övmüştü... Bugün Ülkücülere karşı yazıyor...

Başka türlü görünmemek için! Kitaplarını gördünüz, böyle kitap yazılmaz zaten

Şikayet et

Tarih: 23.01.2006 16:55 - Okuma Sayısı: 1460 - Yazının Puanı: 4 - Yazar: İTİN SAHİBİ VARSA KURTUN TANRISI VARisteyen silsin Bu yazıyı arkadaşıma yolla

Gösterilen Yorumlar 0 - 0 / 0

Yorum ekle

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim